(AİHS m. 3, 6, 13, 29, 34, 35, 41, 44) (2709 S. K. m. 125) (765 S. K. m. 243, 245) (FERHAT KAYA V. - TÜRKİYE DAVASI) (UYAN - TÜRKİYE DAVASI (NO. 2)) (KARAYİĞİT - TÜRKİYE DAVASI) (ÇELİK VE İMRET - TÜRKİYE DAVASI) (HACI ÖZEN - TÜRKİYE DAVASI) (AKSOY - TÜRKİYE DAVASI) (ABDÜLSAMET YAMAN - TÜRKİYE DAVASI) (BATI VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (MÜDET KÖMÜRCÜ - TÜRKİYE DAVASI (NO. 2)) (SERDAR GÜZEL - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 36716/07)
KARAR
STRAZBURG
5 Kasım 2013
İşbu karar AİHSnin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Mesut Deniz / Türkiye davasında,
Başkan,
Guido Raimondi,
Yargıçlar,
Danute Jociene,
Peer Lorenzen,
Andras Sajö,
Işıl Karakaş,
Neboja Vucinic,
Helen Keller,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Vekili Lawrence Earlynin katılımıyla Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 15 Kasım 2013 tarihinde yapılan kapalı müzakereler sonrasında, aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (36716/07 nolu) davanın temelinde, Türk vatandaşı Bay Mesut Denizin (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM veya Mahkeme) 03 Ağustos 2007 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuran İstanbulda görev yapan avukatlar F. Yolcu ve H. Karakuş tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (Hükümet) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru, 23 Nisan 2010 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiştir. Ayrıca, başvurunun kabul edilebilirliğine ve esası hakkında aynı anda karar verilmesine karar verilmiştir (29 § 1 maddesi).
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran 1975 doğumludur ve Sincan Cezaevinde tutulmaktadır.
5. Başvuran, 5 Ekim 1999 tarihinde, Samsun ilinin Havza ilçesinde, rutin kimlik kontrolü esnasında polis memurları tarafından yakalanmış ve gözaltına alınmıştır. Yakalama ve el koyma tutanağına göre başvuran, bir kafeteryanın iki metre yüksekliğindeki balkonundan atlayarak polisten kaçma girişiminde bulunduktan sonra, saat 13.30 sularında polis memurları tarafından yakalanmıştır. Tutanağa göre başvuran birden çok kez kendisini yere attığından, çeşitli yaralanmalara maruz kalmıştır. Başvuranın özellikle sırtında, sol omzunda, her iki kolunda ve alnında morluklar ve çizikler mevcuttu. Yakalama ve el koyma tutanağında, başvuranın çantasında sahte kimlik belgeleri ile diğerlerinin yanı sıra (inter alia), bir kalaşnikof tüfek, mermiler, gece görüş dürbünü ve bir telsiz bulunduğu belirtilmiştir.
6. Ardından başvuran, Samsun Emniyet Müdürlüğüne götürülmüştür.
7. Başvuran, aynı gün saat 15.05 sularında, Samsunda bir doktor tarafından muayene edilmiş ve doktor başvuranın yorgun olduğunu gözlemlemiştir. Doktor ayrıca, başvuranın vücudunda şu yaralanmaları tespit etmiştir: Alnın sağ ve sol kısımlarında, sağ ve sol skapulada ve lomber bölgede ekimozlar, boynun sağ ve sol kısımlarında hiperemik lezyonlar, sol bisepste hiperemi ve ekimozlar, sağ bisepste hiperemi ve her iki baldırda ekimozlar.
8. Başvuran, 6 Ekim 1999 tarihinde, saat 09.25 sularında Samsun Adli Tıp Kurumunda bir doktor tarafından muayene edilmiş ve doktor başvuranın yorgun ve halsiz olduğunu, vücudunda çeşitli türde ve renkte yara ve bereler bulunduğunu gözlemlemiştir. Doktor, 5 Ekim 1999 tarihli tıbbi raporda belirtilenlere ek olarak, başvuranın vücudunda şu yaralanmaları tespit etmiştir: Alnın orta kısmında, sol zigomatik bölgede, kafada, sol klavikulada, abdomenin sol kısmında, her iki uylukta, sağ dirsekte ve her iki kol bileğinde farklı büyüklüklerde ekimozlar, şişlikler ve çizikler. Rapora göre ayrıca, her iki meme ucunun alt kısmında kanama, penis başında ve peniste hiperemi mevcuttu.
9. Başvuran, 7 Ekim 1999 tarihinde saat 10.30 sularında, Samsun Adli Tıp Kurumunda bir doktor tarafından muayene edilmiş ve doktor başvuranın vücudunda 6 Ekim 1999 tarihli önceki tıbbi raporda kaydedilenlerin dışında başka bir yaralanma tespit etmemiştir.
10. Aynı gün, başvuran Ankara Emniyet Müdürlüğüne gönderilmiştir.
11. Başvuran, 12 Ekim 1999 tarihinde Ankara Adli Tıp Kurumunda bir doktor tarafından muayene edilmiş ve doktor, önceki raporlarda belirtilen yaralanmalara ek olarak, orta parmağın palmar yüzünde ödem ve ayak başparmağında hassasiyet gözlemlemiştir. Doktor Ankara Hastanesi Üroloji ve Nöroloji Anabilim Dallan tarafından ek muayeneler yapılmasını talep etmiştir.
12. Başvuran, yakalandığı ve ardından Samsun Emniyet Müdürlüğü ve Ankara Emniyet Müdürlüğünde gözaltında tutulduğu esnada çeşitli şekillerde kötü muameleye maruz kaldığını iddia etmiştir. Başvuran, Samsun Emniyet Müdürlüğündeki muameleye ilişkin olarak, dövüldüğünü, elektrik şokuna maruz kaldığını, kollarından asıldığını, kendisine tazyikli su sıkıldığını, cinsel organının ve parmaklarının sıkıldığını, buzlu yüzeye yatmaya zorlandığını ve bir polis memuru tarafından hortumla tecavüze uğradığını iddia etmiştir.
13. Başvuran, polis tarafından gözaltında tutulmasının ardından, eski Türk Ceza Kanunu uyarınca kendisine yasa dışı bir terör örgütüne üye olma ve anayasal düzeni yıkmaya çalışma suçlamaları yöneltilmiş ve tutuklanmıştır.
14. Başvuranın avukatları, belirtilmeyen bir tarihte, başvuranın 5 ve 6 Ekim 1999 tarihleri arasında Samsun Emniyet Müdürlüğünde tutulduğu sırada çeşitli şekillerde kötü muameleye maruz kaldığını ileri sürerek Samsun Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunmuşlardır. Avukatlar, başvuranın talimatları veren kişi ile olaya dahil olan kişilerin bazılarını teşhis edebileceğini beyan etmişlerdir. Avukatlar, başvuranın ayrıca Ankarada da kötü muameleye maruz kaldığını ve bu hususa ilişkin olarak ayrı bir suç duyurusunda bulunacaklarını belirtmişlerdir.
15. Başvuran, 9 Haziran 2000 tarihinde, yakalandığı ve ardından hem Samsun hem de Ankara Emniyet Müdürlüklerinde tutulduğu esnada kötü muameleye maruz kaldığını iddia ettiği bir yazıyı Cumhuriyet savcısına göndermiştir. Başvuran, Havza Emniyet Müdürlüğü ve Ankara Emniyet Müdürlüğünde tutulduğu sırada kendisine gösterilen muameleyi detaylı bir şekilde anlatmıştır. Başvuran, Samsun Emniyet Müdürlüğünde talimatları veren kişiyi ve ayrıca olaya dahil olan kişilerin bazılarını teşhis edebileceğini yinelemiştir. Başvuran, Ankara Emniyet Müdürlüğünde tutulmasına ilişkin olarak sadece, orada da kötü muameleye maruz kaldığını belirtmiştir.
16. Başvuranın avukatının talebi üzerine bir adli tıp uzmanı, başvuran hakkında düzenlenen tıbbi raporlara dayalı olarak, Ankara Tabip Odasına görüşünü sunmuştur. Adli tıp uzmanı bu raporda, yakalama tutanağında kaydedilen yaralanma bilgilerinin, tıp alanında yetkin kişilerce düzenlenmemesinden ötürü, herhangi bir tıbbi değerinin olmadığını ileri sürmüştür. Adli tıp uzmanı ayrıca, 12 Ekim 1999 tarihli tıbbi raporda talep edildiği üzere başvuranın Ankara Hastanesi Üroloji ve Nöroloji Anabilim Dallarına sevkedilmemesini eleştirmiştir. Adli tıp uzmanı, tıbbi raporlarda kaydedilen yaralanmaların kesin nedeninin belirlenmesinin mümkün olmadığı sonucuna varmıştır.
17. Başvuran, belirtilmeyen bir tarihte cezaevinde açlık grevine başlamıştır. 2001 yılında ise akli dengesini yitirmeye başlamıştır. Ankara Numune Hastanesi Sağlık Kurulu tarafından düzenlenen, 19 Nisan 2002 tarihli rapora göre, başvuran psikotik belirtiler göstermiştir. Uzmanlar bu belirtilerin açlık grevine mi (Wernicke-Korsakoff sendromu) şizofreniye mi bağlı olduğunu saptayamamışlardır.
18. Samsun Cumhuriyet Savcısı, 2000 yılında belirtilmeyen bir tarihte başvuranın iddialarına ilişkin bir soruşturma başlatmıştır.
19. Samsun Cumhuriyet Savcısı, 14 Kasım 2001 tarihinde, başvuranın fotoğraflar aracılığıyla teşhis ettiği polis memuru H.Ö.yü, eski Türk Ceza Kanununun 245. maddesi uyarınca kötü muamelede bulunmakla suçlayan bir iddianameyi Samsun Asliye Ceza Mahkemesine sunmuştur.
20. Samsun Asliye Ceza Mahkemesi, 21 Mart 2002 tarihinde davanın esasına ilişkin ilk duruşmayı gerçekleştirmiştir.
21. İlk derece mahkemesi, 17 Temmuz 2002 tarihinde, kötü muamele suçlamalarını reddeden sanık polis memurunun ifadesini dinlemiştir.
22. Başvuran, 28 Şubat 2003 tarihinde, istinabe müzekkeresi uyarınca, ifadesini vermek üzere Ankara Ceza Mahkemesi önüne çıkarılmıştır. Ancak akli dengesinin yerinde olmadığı anlaşıldığından, başvuranın ifadesi alınamamıştır.
23. Samsun Asliye Ceza Mahkemesi, 16 Nisan 2003 tarihinde H.Ö.nün suçunu sabit bulmuş ve kendisine üç ay hapis cezası ve üç ay süreliğine görevden uzaklaştırılma cezası vermiştir. Ardından mahkeme, cezayı para cezasına çevirmiş ve cezanın infazını ertelemiştir.
24. Yargıtay, 5 Aralık 2005 tarihinde, polis memurunun eski Türk Ceza Kanununun 243. maddesi uyarınca işkence ile suçlanması gerektiğine ve dolayısıyla davanın bir ağır ceza mahkemesi tarafından görülmüş olması gerektiğine karar vererek, 16 Nisan 2003 tarihli kararı bozmuştur.
25. Samsun Asliye Ceza Mahkemesi, 11 Ekim 2006 tarihinde, görevi kapsamında olmadığı gerekçesiyle davayı Samsun Ağır Ceza Mahkemesine göndermiştir.
26. Samsun Ağır Ceza Mahkemesi, 22 Kasım 2006 tarihinde yargılamaları başlatmıştır.
27. H.Ö., 6 Nisan 2007 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi önünde ifade vermiş ve kendisine yöneltilen suçlamaları reddetmiştir.
28. Başvuran, 30 Temmuz 2007 tarihinde, istinabe müzekkeresi uyarınca görevlendirilen Ankara Ağır Ceza Mahkemesi önünde ifade vermiştir. Başvuran, avukat yardımından yararlanma hakkından feragat etmiştir. Başvuran, Samsun Emniyet Müdürlüğünde kötü muameleye maruz kaldığını ve tamamen emin olmamakla beraber sanığın, kendisine kötü muamelede bulunan polis memurlarından biri olabileceğini vurgulamıştır. Bu bağlamda başvuran, yaklaşık on iki polis memurunun kendisine kötü muamelede bulunduğunu; ancak olayın sorumlularını teşhis etmesi kendisinden istendiği esnada açlık grevinde ve bunalımda olduğunu ve sağlık sorunlarından muzdarip olduğunu ileri sürmüştür. Başvuran, sanığın, kendisine kötü muamelede bulunan kişilerden biri olup olmadığından emin olmadığını vurgulamış ve sorumlu kişilerin yargılanmasını istediğini belirtmiştir. Başvuran ek olarak, yargılamalara müdahil olmak istemediğini belirtmiştir.
29. Samsun Ağır Ceza Mahkemesi, 26 Eylül 2007 tarihinde H.Ö.yü, aleyhindeki suçlamalardan beraat ettirmiştir. Mahkeme verdiği kararında, başvuranın 5 ile 6 Ekim 1999 tarihleri arasında kötü muameleye maruz kaldığının adli tıp raporları tarafından ortaya konmasına karşın, başvuranın sanığı olayın sorumlusu olarak resmen teşhis edemediğine ve dolayısıyla sanığı mahkûm etmek için yeterli delil bulunmadığına karar vermiştir.
30. Başvuranın avukatı, 7 Ocak 2010 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararına itiraz etmiştir. Avukat özellikle, başvuranın Wernicke-Korsakoff sendromundan ve şizofreniden muzdarip olmasından ötürü, avukat yardımından yararlanma hakkından feragat etmesinin ve davaya müdahil olmamasının sonuçlarını anlayabileceğinin değerlendirilemeyeceğini ve dolayısıyla mahkemenin kendisine bir avukat tayin etmiş olması gerektiğini iddia etmiştir. Avukat ek olarak, başvuranın sanığı teşhis edebilmesine imkan sağlamak üzere, başvuranla sanığın birbirleriyle karşılaştırılmasına izin verilmiş olması gerektiğini ileri sürmüştür. Başvuranın avukatı itirazını desteklemek üzere, Ankara Numune Hastanesi Sağlık Kurulu tarafından düzenlenen 19 Nisan 2002 tarihli raporun bir nüshasını ibraz etmiştir.
31. Başvuranın avukatı, 11 Ocak 2010 tarihinde Samsun Ağır Ceza Mahkemesinden, kararın başvuranın yasal temsilcisine tebliğ edilmiş olması gerektiğinden, kararın başvurana tebliğ edilmesine yönelik önceki kararını iptal etmesini ve başvuranın karara itiraz etmesine imkan tanımak üzere, yargılamalara müdahil olmak istemediğine ilişkin beyanını dikkate almamasını talep etmiştir. Başvuranın avukatı başvurusunda ayrıca, başvuranın avukat yardımından yararlanma hakkından feragat etmiş olmasına rağmen, kendisinin Wernicke-Korsakoff sendromundan muzdarip olması dolayısıyla, istinabe mahkemesi tarafından başvurana bir avukat tayin edilmiş olması gerektiğini iddia etmiştir.
32. Samsun Ağır Ceza Mahkemesi, 19 Ocak 2010 tarihinde, yargılamalara müdahil olmaması nedeniyle başvuranın, 26 Eylül 2007 tarihli karara itiraz edemeyeceğine karar vermiştir.
33. Başvuranın avukatı, 5 Şubat 2010 tarihinde Samsun Ağır Ceza Mahkemesinin 19 Ocak 2010 tarihli kararını Yargıtay önünde temyiz etmiştir.
34. Yargıtayın web sitesinden elde edilen bilgilere göre, 4 Mayıs 2012 tarihinde üst mahkeme, başvuranın itirazını reddetmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA
35. Olayların meydana geldiği esnada kötü muamelenin kovuşturulmasına ilişkin yürürlükte olan iç mevzuat ve uygulamaya dair tüm bilgiler Batı ve Diğerleri / Türkiye, no. 33097/96 ve 57834/00, § 96-98, AİHM 2004-IV (alıntılar) kararında bulunabilir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMENİN 3, 6 ve 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
36. Başvuran Sözleşmenin 3, 6 ve 13. maddeleri uyarınca, Samsun Emniyet Müdürlüğünde polis tarafından gözaltında tutulduğu esnada kötü muameleye maruz kaldığını ve yerel makamların, kötü muamele iddialarına ilişkin etkin bir soruşturma yapmadığını iddia etmiştir.
Mahkeme söz konusu şikayetlerin, sadece 3. madde açısından incelenmesi gerektiği kanaatindedir. 3. madde şu şekildedir:
Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
37. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmemesi gerekçesiyle başvurunun reddedilmesi gerektiğini iddia etmiştir. Bu bağlamda Hükümet başvuranın, sanık polis memurları aleyhine başlatılan ceza yargılamalarına müdahil olması gerektiğini belirtmiştir. Hükümet ayrıca, başvuranın kötü muamele şikayetlerine ilişkin olarak idari hukuk yollarından faydalanmadığını ileri sürmüştür. Hükümet özellikle, başvuranın Anayasanın 125. maddesi uyarınca idarenin kusursuz sorumluluğu ilkesi temelinde tazminat talep edebileceğini ifade etmiştir.
38. Mahkeme benzer ilk itirazları önceki davalarda incelediğini ve reddettiğini kaydetmektedir (bk. Ferhat Kaya / Türkiye, no. 12673/05, § 30, 25 Eylül 2012; Uyan / Türkiye (no. 2), no. 15750/02, § 48, 21 Ekim 2008; Karayiğit / Türkiye (k. k.), no. 63181/00, 5 Ekim 2004; ve İlhan / Türkiye (BD), no. 22277/93, § 61, AİHM 2000-VII). Mahkeme somut davada, önceden vardığı sonuçlardan farklı bir sonuca varmak için herhangi özel bir gerekçe görmemektedir. Dolayısıyla Mahkeme, Hükümetin ilk itirazını reddetmektedir.
39. Mahkeme, başvurunun bu kısmının, Sözleşmenin 35/3 (a) maddesinin anlamı dahilinde açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Mahkeme ayrıca, başvurunun bu kısmının başka herhangi bir gerekçeyle kabul edilemez olarak nitelendirilemeyeceğini kaydetmektedir. Dolayısıyla, başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
B. Esas Hakkında
1. Sözleşmenin 3. Maddesinin Esas Yönü Işığında Davalı Devletin Sorumluluğu
40. Hükümet, başvuranın kötü muamele iddialarını ispatlayamadığını belirtmiştir. Hükümet, başvuranın vücudunda tespit edilen yaralanmaların kendi eylemleri sonucunda oluşmuş olabileceğini, yakalama ve el koyma tutanağına göre, söz konusu yaralanmaların başvuranın yakalanması esnasında meydana geldiğini ileri sürmüştür.
41. Başvuran, Samsun Emniyet Müdürlüğünde tutulduğu esnada, işkence olarak nitelendirilebilecek çeşitli türde kötü muamelelere maruz kaldığını iddia etmiştir. Başvuran özellikle, tekmelendiğini ve tokatlandığını, elektrik şokuna maruz kaldığını, kollarından asıldığını, kendisine soğuk tazdikli su sıkıldığını, penisinin ve parmaklarının sıkılıp büküldüğünü, ayak parmaklarının ezildiğini ve buzlu yüzeyde yatmaya zorlandığını ileri sürmüştür.
42. Mahkeme, Sözleşmenin 3. maddesinin demokratik toplumların en temel değerlerinden birini yücelttiğini, hiçbir istisnaya yer vermediğini ve Sözleşmenin 15§2 maddesi uyarınca 3. maddenin ihlaline izin vermediğini vurgulamaktadır (bk. Selmouni/Fransa (BD), no. 25803/94, § 95, AİHM 1999-V). Mahkeme, bir kimsenin sağlıklı durumda gözaltına alınıp, serbest bırakıldığında yaralandığının anlaşıldığı durumlarda, Devletin, bu yaralanmalara neyin sebep olduğuna dair makul bir açıklama getirmekle ve mağdurun iddialarının, özellikle bu iddialar tıbbi raporlarla destekleniyorsa, doğruluğu üzerinde şüphe uyandıracak kanıtlar sağlamakla yükümlü olduğunu yinelemektedir. Bu yükümlülük yerine getirilmediği takdirde, Sözleşmenin 3. maddesi uyarınca bariz sorunlar açığa çıkmaktadır (bk. diğer makamların yanı sıra, yukarıda anılan Selmouni, § 87, ve Çelik ve İmret/Türkiye, no. 44093/98, § 39, 26 Ekim 2004). Mahkeme bu tür delilleri değerlendirirken, makul şüpheden uzak kanıt ilkesini benimsemiştir. Ancak böylesi bir delil, yeterince sağlam, açık ve tutarlı çıkarımların veya olgulara ilişkin benzer ve aksi ispat edilemez varsayımların bir arada var olması sonucunda ortaya çıkabilir (bk. Hacı Özen/Türkiye, no. 46286/99, § 46, 12 Nisan 2007).
43. Ayrıca, mahkeme kararının dayanacağı olaylar, gözaltında tuttukları kimselerde olduğu gibi, tamamen ya da büyük ölçüde yalnız yetkili makamların bilgisi dahilinde ise, gözaltında meydana gelen yaralanmalara ilişkin sağlam varsayımlar ortaya çıkacaktır. Aslında ispatlama yükümlülüğünün, tatminkar ve ikna edici bir açıklama getirmeleri için yetkili makamlara ait olduğu değerlendirilebilir (bk. yukarıda anılan Hacı Özen, § 47).
44. Somut davanın koşullarına dönüldüğünde Mahkeme ilk olarak, Samsun Ağır Ceza Mahkemesinin 26 Eylül 2007 tarihli kararında, 6 ve 7 Ekim 1999 tarihli tıbbi raporlar temelinde başvuranın 5 ve 6 Ekim 1999 tarihlerinde kötü muameleye maruz kaldığını tespit ettiğini gözlemlemektedir (bk. yukarıda § 8, 9 ve 29). Bu bağlamda Mahkeme, başvuranın Samsun Emniyet Müdürlüğünde gözaltında kaldığı dönemde başvuran hakkında üç tıbbi raporun hazırlandığını ve bu raporların Samsun Ağır Ceza Mahkemesine gönderildiğini kaydetmektedir. Başvuranın tutulmasının başlangıcında düzenlenen 5 Ekim 1999 tarihli tıbbi raporda başvuranın alnında, her iki skapulasında, lomber bölgesinde, boynunda, her iki bisepsinde ve her iki baldırında yaralanmalar bulunduğu kaydedilmiştir. 6 ve 7 Ekim 1999 tarihlerinde düzenlenen ikinci ve üçüncü tıbbi raporda, başvuranın 5 Ekim 1999 tarihli raporda belirtilenlere ek olarak sol zigomatik bölgesinde, kafasında, sol klavikulasında, abdomeninin sol kısmında, crista iliaca bölgesinin sol kısmında, sol kolunda, her iki baldırında, sağ dirseğinde, her iki kol bileğinde, her iki meme ucunda ve penisinde çeşitli türde yaralanmalar tespit edildiği kaydedilmiştir (bk. yukarıda § 7-9).
45. Mahkeme, söz konusu tıbbi raporlardaki bulgulara ne Hükümet ne de başvuran tarafından itiraz edildiğini kaydetmektedir. Ancak, yaralanmalarının nasıl meydana geldiğine ilişkin Hükümet ve başvuran tarafından farklı açıklamalar ileri sürülmüştür. Başvuran dövüldüğünü, elektrik şokuna maruz kaldığını, kollarından asıldığını, kendisine tazyikli soğuk su sıkıldığını, cinsel organının ve parmaklarının sıkıldığını, buzlu yüzeyde yatmaya zorlandığını ve bir polis memuru tarafından hortum ile tecavüze uğradığını iddia ederken; Hükümet yaralanmaların, başvuranın yakalandığı kafeteryanın balkonundan atlamaya kalkıştığı esnada meydana geldiğini ileri sürmüştür.
46. Mahkeme, 6 ve 7 Ekim 1999 tarihli tıbbi raporların, 5 Ekim 1999 tarihli raporda yer almayan bulguları içerdiğini gözlemlemektedir. Mahkeme ayrıca, tıbbi raporlardaki bulguların, başvuranın ağır bir şekilde dövüldüğü, penisinin büküldüğü ve sıkıldığına yönelik iddialarıyla tutarlı olduğunu gözlemlemektedir.
47. Mahkeme, devletlerin tutuklu bulunan tüm kişilerin sağlığından sorumlu olduğunu vurgulamaktadır. Bu tür kişiler savunmasız bir durumda olup, makamların onları koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (bk. Mehmet Emin Yüksel/Türkiye, no. 40154/98, § 30, 20 Temmuz 2004). Mahkeme, makamların gözaltında denetimleri altında bulunan kişilerin maruz kaldığı yaralanmalara ilişkin açıklama yapma yükümlülüğünü ve somut davada Hükümet tarafından ikna edici bir açıklama yapılmadığını göz önünde bulundurarak, 6 ve 7 Ekim 1999 tarihli tıbbi raporlarda kaydedilen, ancak 5 Ekim 1999 tarihli raporda belirtilmeyen yaralanmaların, Hükümetin sorumluluğu kapsamına giren muamele sonucunda meydana geldiğini değerlendirmektedir. Sonuç olarak Mahkeme Hükümetin aksine, Samsun Ağır Ceza Mahkemesinin başvuranın Samsun Emniyet Müdürlüğünde tutulduğu esnada kötü muameleye maruz kaldığı yönündeki kararına katılmaktadır.
48. Kötü muamelenin niteliğini ve derecesini ve başvuranın yasa dışı örgütle şüphelenilen bağlantısına ilişkin bilgi elde etmek üzere başvurana söz konusu kötü muamelede bulunulduğuna ilişkin, delillerden elde edilebilecek sağlam çıkarsamaları dikkate alarak Mahkeme, kötü muamelenin yalnızca işkence olarak nitelendirilebilen çok ciddi ve amansız bir ıstırabı içerdiği kanaatindedir (diğer makamların yanı sıra bk. Salma /Türkiye (BD), no. 21986/93, § 115, AİHM 2000-VII; Aksoy/Türkiye, 18 Aralık 1996, § 64, Kararlar ve Hükümler Derlemesi 1996-VI; Abdülsamet Yaman/Türkiye, no. 32446/96, § 47, 2 Kasım 2004; ve Koçak/Türkiye, no. 32581/96, § 48, 3 Mayıs 2007).
49. Dolayısıyla, Sözleşmenin 3. maddesi esas bakımından ihlal edilmiştir.
2. Sözleşmenin 3. Maddesinin Usul Yönü Işığında Davalı Devletin Sorumluluğu
50. Hükümet, başvuranın kötü muamele iddialarına ilişkin etkin bir soruşturma yürütüldüğünü ileri sürmüştür. Başvuranın ve sanık polis memurunun ifadeleri alınmış ve tıbbi raporlar Cumhuriyet savcısı ve ulusal mahkemeler tarafından incelenmiştir.
51. Başvuran, polis memurları aleyhine başlatılan ceza yargılamalarının, sanık polis memuruna soru yöneltme imkanının bulunmaması ve ayrıca makul süre içerisinde sonuçlanmaması nedeniyle, etkili olmadığını iddia etmiştir.
52. Mahkeme, Sözleşmenin 3. maddesinin, kötü muamele iddialarının, tartışılabilir ve makul şüphe uyandıran iddialar olmaları halinde, makamlar tarafından soruşturulmasını gerektirdiğini vurgulamaktadır (özellikle bk. Ay/Türkiye, no. 30951/96, § 59-60, 22 Mart 2005). Mahkemenin içtihadında tanımlanan asgari etkinlik ölçütleri, soruşturmanın tarafsız, bağımsız olması ve aleni incelemeye tabi tutulması koşullarını içermektedir. Bu bağlamda, hızlılık ve makul çabukluk koşullarının zımni olduğu şüphesizdir. Makamların, kötü muamele iddialarına ilişkin derhal harekete geçmesi genelde, makamların hukukun üstünlüğü kuralına riayet ettiği hususunda kamu güveninin sağlanmasında ve hukuka aykırı eylemlere ilişkin gizli anlaşma yapılmasının veya bu eylemlerin hoş görülmesinin önüne geçilmesinde önemli olduğu değerlendirilebilir (bk. yukarıda anılan Batı ve Diğerleri, § 136). Resmi soruşturmanın sonucunda ulusal mahkemelerde yargılamaların başlatıldığı durumlarda, duruşma aşaması dahil olmak üzere yargılamaların tamamı, kötü muamele yasağı koşulunu karşılamalıdır. Tüm kovuşturmaların mahkûmiyet veya belirli bir cezaya hükmedilmesiyle sonuçlanmasına yönelik mutlak bir yükümlülük bulunmamakla birlikte, ulusal mahkemelerin, fiziksel ve ahlaki bütünlüğe yapılan ciddi saldırıları cezalandırmamaya hiçbir koşulda olanak vermemesi gerekmektedir. (bk. Okkalı/Türkiye, no. 52067/99, § 65, AİHM 2006-XII (alıntılar)).
53. Mahkeme, Sözleşmenin 3. maddesi uyarınca, başvuranın maruz kaldığı yaralanmalardan davalı devletin sorumlu olduğunu yukarıda belirtmiştir. Dolayısıyla, etkin bir soruşturma yapılması gerekirdi.
54. Bu bağlamda Mahkeme, Cumhuriyet Savcılığı tarafından başvuranın iddialarına ilişkin bir soruşturmanın başlatıldığını gözlemlemektedir. Başvuran, Cumhuriyet savcısına ifade vermiş ve kendisinden, kötü muamelede bulunan polis memurlarını teşhis etmesi istenmiştir. Bu soruşturma, başvuranın hem yakalanması hem de sorgulanmasında yer alan polis memurlarından biri olarak teşhis edilen H.Ö.nün mahkeme huzuruna çıkarılmasına yol açmıştır.
55. Ancak Mahkeme, soruşturmada ve takip eden ceza yargılamalarında ciddi eksikliklerin bulunduğunu gözlemlemektedir. İlk olarak, başvuranın polis tarafından gözaltında tutulduğu tarihte nöbetçi olan polis memurlarının veya örneğin başvuranla aynı tarihte tutulan kişiler gibi diğer tanıkların ifadeleri ne Cumhuriyet savcısı ne de ulusal mahkemeler tarafından alınmıştır. Mahkemeler sadece, akli dengesinin yerinde olmadığı gerekçesiyle mahkeme önünde ifade veremediği anlaşılan başvuranın ifadelerine dayanmıştır. Ayrıca ulusal mahkemeler, başvurana veya başvuranın avukatına, sanığa bizzat soru yöneltme imkanı vermemiştir. Sonuç olarak Samsun Ağır Ceza Mahkemesi, herhangi bir tanık ifadesi bulunmaksızın, tıbbi raporlara dayanarak, başvuranın kötü muameleye maruz kaldığını saptamış, ancak eylemleri işleyen kişileri tespit etmemiş ve cezalandırmamıştır. Üçüncü olarak, dava dosyasında sanık polis memurunun, kendisi hakkında soruşturma yürütüldüğü esnada görevden uzaklaştırıldığına ilişkin herhangi bir emare bulunmamaktadır. Mahkeme bu hususta, hakkında soruşturma yapılan memurun görevden uzaklaştırılmasının, hukuka aykırı eylemlere ilişkin gizli anlaşma yapılmasının veya bu eylemlerin hoş görülmesinin önüne geçilmesi açısından önemini vurgulamaktadır (bk. yukarıda anılan Abdülsamet Yaman, § 55). Mahkeme son olarak, hızlılık ve makul çabukluk koşullarına aykırı bir gecikme ile dokuz yıldan uzun süren söz konusu ceza yargılamalarında önemli gecikmeler olduğunu fark etmektedir.
56. Dolayısıyla Mahkeme, yukarıda belirtilen eksiklikleri ve özellikle yargılamalardaki önemli gecikmeyi göz önünde bulundurarak, şiddet eylemlerini işleyen kişilerin, kesin deliller mevcut olmasına rağmen, cezadan muaf tutuldukları kanaatindedir (bk. yukarıda anılan Batı ve Diğerleri, § 147). Dolayısıyla Mahkeme, soruşturmanın ve takip eden ceza yargılamalarının yetersiz olduğunu ve dolayısıyla Sözleşmenin 3. maddesi kapsamındaki usuli yükümlülüklere aykırı olduğunu değerlendirmektedir.
57. Dolayısıyla, Sözleşmenin 3. maddesi usul bakımından ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞMENİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
58. Başvuran, Sözleşmenin 13. maddesi uyarınca, iddiasına ilişkin makamlar tarafından etkin bir soruşturma yürütülmemesinden ve dolayısıyla kendisine Sözleşmenin 3. maddesi kapsamındaki şikayetlerine ilişkin tazminat talep etme imkanının verilmemesinden şikayetçi olmuştur.
Sözleşmenin 13. maddesi aşağıdaki gibidir:
Bu Sözleşmede tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, söz konusu ihlal resmi bir hizmetin ifası için davranan kişiler tarafından gerçekleştirilmiş olsa dahi, ulusal bir merci önünde etkili bir yola başvurma hakkına sahiptir .
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
59. Mahkeme, başvurunun bu kısmının Sözleşmenin 35 § 3 (a) maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Mahkeme ayrıca, başvurunun bu kısmının başka herhangi bir gerekçeyle reddedilemeyeceğini değerlendirmektedir. Dolayısıyla, başvurunun bu kısmı kabul edilebilir olarak nitelendirilmelidir.
B. Esas Hakkında
60. Hükümet, başvuranın kötü muamele iddialarına ilişkin etkin bir soruşturma yapıldığını iddia etmiştir.
61. Başvuran, maruz kaldığı kötü muamelenin sorumlularının ulusal makamlar tarafından cezalandırmadığını ve sonuç olarak tazminat talep etmek üzere başvurabileceği etkili bir hukuk yolu bulunmadığını ileri sürmüştür.
62. Mahkeme, polis memurları aleyhine açılan ve zaman aşımına uğrayan davalara ilişkin birtakım kararlarında, soruşturmalardaki eksiklikler ve yargılamalardaki önemli gecikmeler sonucunda hukuk yollarının etkisiz hale geldiği kanaatine vardığını ve 13. maddenin ihlal edildiğini değerlendirdiğini vurgulamaktadır (bk. diğerlerinin yanı sıra, yukarıda anılan Batı ve Diğerleri, § 148; Müdet Kömürcü/Türkiye (no. 2), no. 40160/05, § 36, 21 Temmuz 2009 ve Serdar Güzel/Türkiye, no. 39414/06, § 50, 15 Mart 2011). Mahkeme, aynı değerlendirmelerin, ceza yargılamalarının dokuz yıldan uzun sürdüğü ve sanık polis memurunun beraat etmesiyle sonuçlandığı somut dava için de geçerli olduğu kanısındadır. Bu nedenle Mahkeme, daha önce vardığı sonuçlardan farklı bir sonuca varmak için herhangi bir gerekçe görmemektedir.
Dolayısıyla, Sözleşmenin 13. maddesi ihlal edilmiştir.
III. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
63. Sözleşmenin 41. maddesi şu şekildedir:
Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.
A. Tazminat
64. Başvuran, manevi tazminata karşılık 20,000 avro (EUR) talep etmiştir.
65. Hükümet, başvuranın talep ettiği miktarın aşırı yüksek olduğunu belirtmiştir.
66. Mahkeme, Sözleşmenin 3. maddesine ilişkin ihlal tespitlerini dikkate alarak, başvuranın ızdırap ve sıkıntı çektiğini ve ihlal tespitinin tek başına yeterli tazminat teşkil etmeyeceğine hükmetmiştir. Dolayısıyla Mahkeme, başvuranın manevi tazminata karşılık talep ettiği miktarın tamamı olan 20,000 avronun (EUR) başvurana ödenmesine hükmetmiştir.
B. Masraf ve Giderler
67. Başvuran ayrıca, Mahkeme önündeki masraf ve giderler için 6,750 avro (EUR) talep etmiştir. Başvuran ilaveten, avukatlık ücretine karşılık 6,450 avro (EUR), tercüme, posta ve fotokopi masraflarına karşılık 210 avro (EUR) talep etmiştir. Başvuran, avukatlık ücreti için talep edilen miktarın, 2007 ile 2010 tarihleri arasındaki somut davaya ilişkin çalışmalarına tekabül ettiğini belirtmiştir.
68. Hükümet bu talebe itiraz etmiştir.
69. Mahkemenin içtihadına göre, başvuranın masraf ve giderlerini geri alabilmesi için, söz konusu masraf ve harcamaların fiilen ve gerekli olduğu için yapılmış olduğunun belgelenmesi ve makul miktarda olması gerekmektedir. Mahkeme başlangıçta, giderleri kanıtlamak üzere herhangi bir makbuz ibraz edilmediğini kaydetmiştir. Dolayısıyla Mahkeme, söz konusu talepleri reddetmektedir. Mahkeme, elindeki belgelerin ve yukarıda belirtilen kriterin ışığında, başvurana 2,000 avro (EUR) tutarındaki meblağın ödenmesine hükmetmenin makul olduğu kanaatine vermiştir.
C. Gecikme Faizi
70. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası'nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar verir.
BU GEREKÇELERLE MAHKEME OYBİRLİĞİYLE;
1. Başvuruyu kabul edilebilir olarak nitelendirir;
2. Sözleşmenin 3. maddesinin esas bakımından ihlal edildiğine;
3. Sözleşmenin 3. maddesinin usul bakımından ihlal edildiğine;
4. Sözleşmenin 13. maddesinin ihlal edildiğine;
5. (a) Davalı Devlet tarafından başvurana, Sözleşmenin 44 § 2 maddesi uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere aşağıdaki meblağların ödenmesine:
(i) Manevi tazminata karşılık, miktara yansıtabilecek her türlü vergi hariç olmak üzere, 20,000 avro (EUR) (yirmi bin avro);
(ii) Yargılama masraf ve giderleri için, başvurana yansıtılabilecek her türlü vergi hariç olmak üzere, 2,000 avro (EUR) (iki bin avro);
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, yukarıda bahsedilen Avrupa Merkez Bankası'nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranda, yukarıda bahsedilen meblağlara basit faiz uygulanmasına karar verir.
6. Başvuranın adil tazmine ilişkin taleplerinin geri kalanını reddeder.
İşbu karar İngilizce dilinde tanzim edilmiş ve AİHM İçtüzüğünün 77 §§ 2 ve 3 maddeleri uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy