(AİHS m. 11, 13, 34, 35, 41, 44) (Avrupa Sosyal Şartı m. 5) (2709 S. K. m. 125, 129) (657 S. K. m. 125, 135) (BELÇİKA ULUSAL POLİS SENDİKASI - BELÇİKA DAVASI) (REKVENYİ - MACARİSTAN DAVASI) (VOGT - ALMANYA DAVASI) (METİN TURAN - TÜRKİYE DAVASI) (KARAÇAY - TÜRKİYE DAVASI) (KAYA VE SEYHAN - TÜRKİYE DAVASI) (KARAKAYA - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru No.36807/07)
KARAR
STRAZBURG
24 Mart 2015
İşbu karar Sözleşmenin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli bazı değişikliklere tabi tutulabilir.
İsmail Sezer / Türkiye davasında,
Başkan,
Guido Raimondi,
Hakimler,
Işıl Karakaş,
Andras Sajö,
Helen Keller,
Paul Lemmens,
Robert Spano,
Jon Fridrik Kjolbro
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismithin katılımıyla, Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi (Eski İkinci Bölüm), 17 Şubat 2015 tarihinde gerçekleştirdiği müzakereler neticesinde, anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, bu ülkenin vatandaşı olan İsmail Sezerin (başvuran), 17 Ağustos 2007 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu (36807/07 No.lu) başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuran, Ankarada görev yapan Avukat U. E. Ses tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (Hükümet) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran, Sözleşmenin 11. ve 13. maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.
4. Başvuru, 19 Mayıs 2009 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiştir.
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Devlet ilköğretim okulunda öğretmen olan başvuran, 1975 yılında doğmuş ve Kırklarelinde ikamet etmektedir.
6. Başvuran olayların meydana geldiği dönemde, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonuna (KESK) bağlı Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen) yerel şube sekreteriydi.
7. Demokratik Toplum Partisi (DTP) yerel şube başkanı 7 Nisan 2006 tarihinde, Eğitim-Sen sendikasını, 10 Nisan 2006 tarihinde düzenlenecek Türkiyenin sorunları ve çözüm yolları konulu bir panele katılmaya davet etmiştir.
8. Başvuran 10 Nisan 2006 tarihinde, Eğitim-Sen yerel şubesinin sekreteri sıfatıyla bu panele katılmıştır.
9. Başvuran 30 Mart 2007 tarihinde, söz konusu panele katılması nedeniyle hakkında disiplin soruşturması açıldığına dair bilgilendirilmiş ve savunmasını sunması istenmiştir.
10. Başvuran 12 Nisan 2007 tarihinde, savunma layihasını sunmuştur. Başvuran söz konusu panele memur olarak değil ülke sorunlarına duyarlı bir vatandaş ve sendika temsilcisi olarak katıldığını ve ne memurluk statüsünün ne de yürürlükteki kanunların kendisinin böyle bir toplantıya katılmasına engel teşkil etmediğini beyan etmiştir.
11. 14 Temmuz 1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 125. maddesinin B fıkrasının d) bendine dayanarak, disiplin cezası bağlamında İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından 17 Nisan 2007 tarihinde başvurana, siyasi bir parti tarafından düzenlenen panele katılması nedeniyle kınama cezası verilmiştir.
12. Başvuran 1 Mayıs 2007 tarihinde, 657 sayılı Kanunun 135. maddesine dayanarak söz konusu karara karşı Kırklareli Valisi nezdinde itiraz etmiştir. Başvuran, siyasi partiler tarafından düzenlenen panele, bir memurun katılmasını yasaklayan yasal bir kural bulunmadığı için aldığı kınama cezasının yasal dayanaktan yoksun olduğunu iddia etmektedir. Başvuran söz konusu panele ilgili bir vatandaş ve sendikasının üst düzey yöneticisi olarak katıldığını, alkışlamak suretiyle dahi belirtilen konuşmaların lehinde veya aleyhinde bir görüş ifade edecek herhangi bir davranışta bulunmadığını belirtmiştir.
13. Başvuranın itirazı 28 Mayıs 2007 tarihinde reddedilmiştir. Vali, itiraz edilen kararda tespit edilen olayları hatırlattıktan sonra başvurana verilen kınama cezasının uygulanabilir usul hukuku ve maddi hukuk kurallarına uygun olduğunu ve cezanın iptal edilmesini gerektirecek herhangi bir unsur bulunmadığı kanaatine varmıştır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI
A. Türk Hukuku
1. Anayasa
1. Olayların meydana geldiği dönemde Anayasanın 129. maddesi şunu öngörmekteydi:
(
)
Uyarma ve kınama cezalarıyla ilgili olanlar hariç, disiplin kararlan yargı denetimi dışında bırakılamaz.
15. 129. madde, 12 Eylül 2010 tarihinde değiştirildiği şekli ile şu şekildedir:
(
)
Disiplin kararları yargı denetimi dışında bırakılamaz.
2. 14 Temmuz 1965 Tarihli ve 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu
16. 14 Temmuz 1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 125. maddesine göre, devlet memurlarına verilebilecek disiplin cezaları; uyarma, kınama, aylıktan kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması ve devlet memurluğundan çıkarmadır.
17. 125. maddenin B) fıkrasında şunlar yer almaktadır:
Kınama: Memura, görevinde ve davranışlarında kusurlu olduğunun yazı ile bildirilmesidir.
Kınama cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır:
(...)
d) Hizmet dışında Devlet memurunun itibar ve güven duygusunu sarsacak nitelikte davranışlarda bulunmak, (...)
18. Olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan kanunun 135. maddesi şu şekildeydi:
Disiplin amirleri tarafından verilen uyarma ve kınama cezalarına karşı itiraz, varsa bir üst disiplin amirine yoksa disiplin kurullarına yapılabilir.
Aylıktan kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması ve devlet memurluğundan çıkarma cezalarına karşı idari yargı yoluna başvurulabilir.
19. 135. madde, 13 Şubat 2011 tarihli ve 6111 sayılı Kanun ile değiştirildiği üzere, şu şekilde düzenlenmiştir.:
Disiplin amirleri tarafından verilen uyarma, kınama ve aylıktan kesme cezalarına karşı disiplin kuruluna, kademe ilerlemesinin durdurulması cezasına karşı yüksek disiplin kuruluna itiraz edilebilir.
(...)
Disiplin cezalarına karşı idari yargı yoluna başvurulabilir.
B. Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı
2. 3 Mayıs 1996 tarihinde imzalanan Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartının 5. maddesi Örgütlenme Hakkı başlığı altında şu şekilde düzenlenmiştir.
Akit Taraflar, çalışanların ve işverenlerin ekonomik ve sosyal çıkarlarını korumak için yerel, ulusal ve uluslararası örgütler kurma ve bu örgütlere üye olma özgürlüğünü sağlamak veya desteklemek amacıyla ulusal yasanın bu özgürlüğü zedelemesini veya zedeleyici biçimde uygulanmasını önlemeyi taahhüt ederler. Bu maddede öngörülen güvencelerin, güvenlik güçleri bakımından hangi ölçüde uygulanacağı ulusal yasalarla ya da yönetmeliklerle belirlenir. Bu güvencelerin silahlı kuvvetler mensuplarına uygulanmasına ilişkin ilke ile bu kesime hangi düzeyde uygulanacağı, yine ulusal yasalar ya da yönetmeliklerle saptanır.
21. Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı, Türkiye tarafından onaylanmıştır. Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı, Türkiye açısından 1 Ağustos 2007 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Ancak Türkiye, 5. maddeyi kabul etmemiştir.
Türkiye olayların meydana geldiği dönemde, 18 Ekim 1961 tarihinde imzalanan ve Türkiyede 24 Aralık 1989 tarihinden itibaren yürürlüğe giren Avrupa Sosyal Şartına taraftı. Bu Sarfın 5. maddesinde, revize edilen 5. maddeyle neredeyse benzer bir hüküm yer almaktaydı. Ancak Türkiye ilk Sait'in 5. maddesini de kabul etmemişti.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMENİN 11. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
22. Başvuran toplantıya katıldığı için aldığı kınama cezası nedeniyle dernek kurma özgürlüğü hakkının ihlal edildiğinden şikayet etmektedir. Başvuran, Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı ve Sözleşmenin 11. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
Bir işlemin Sözleşme ile Protokollerinden başka bir anlaşmayla uygunluğunu denetleme yetkisi olmayan Mahkeme, başvuranın dernek kurma özgürlüğü hakkındaki şikayetini yalnızca Sözleşmenin 11. maddesi çerçevesinde inceleyecektir. Bu madde şu şekildedir:
1. Herkes barışçıl olarak toplanma ve dernek kurma hakkına sahiptir. Bu hak, çıkarlarını korumak amacıyla başkalarıyla birlikte sendikalar kurma ve sendikalara üye olma hakkını da içerir.
2. Bu hakların kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplum içinde ulusal güvenliğin, kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli olanlar dışındaki sınırlamalara tabi tutulamaz. Bu madde, silahlı kuvvetler, kolluk kuvvetleri veya devlet idaresi mensuplarınca yukarda anılan haklarını kullanılmasına meşru sınırlamalar getirilmesine engel değildir.
23. Hükümet bu teze karşı çıkmaktadır.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
1. Konu Bakımından Bağdaşmazlık
24. Hükümet, Vilho Eskelinen ve diğerleri/Finlandiya ((BD), No. 63235/00 AİHM 2007-II) kararını ileri sürerek, idare ile kamu görevlilerini karşı karşıya getiren ihtilafların Sözleşmenin uygulama alanı dışında kaldığını savunmaktadır. Hükümete göre, başvuru konu bakımından (ratione materiae) yetkisizlik nedeniyle reddedilmesi gerekir.
25. Başvuran, bu itirazın temelden yoksun olduğu kanaatindedir.
26. Mahkeme, Hükümet tarafından ileri sürülen Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasının uygulanabilirliğine ilişkin kararda benimsediği görüşün, Sözleşmenin 11. maddesi bağlamındaki şikayet açısından uygun olmadığını tespit etmektedir.
27. Bununla birlikte Mahkeme, başvurunun Sözleşmenin hükümleriyle konu bakımından (ratione materiae) bağdaşmamasına ilişkin Hükümetin itirazını, 11. madde ile toplantı ve dernek kurma özgürlüğü haklarının kullanılmasına silahlı kuvvetler, polis veya devlet idaresi mensupları tarafından meşru kısıtlamalar getirilmesinin yasaklanmamasını öngören, Sözleşmenin 11. maddesinin 2. fıkrasının 2. cümlesi açısından incelemesi gerekmektedir.
28. Bu konuda Mahkeme, Sözleşmenin 11. maddesinin 2. fıkrasındaki hükümde, Devletin memurlarının dernek kurma özgürlüğüne saygı duymak zorunda olduğunun açıkça öngörüldüğünü ancak devletin silahlı kuvvetleri, polis teşkilatı veya devletin idare mekanizmasında görevli memurlar söz konusu olduğunda, gerekli durumlarda, yasal kısıtlamaların getirilebileceğinin belirtildiğini hatırlatmaktadır (bk. İsveç Lokomotif Sürücüleri Sendikası/İsveç, 6 Şubat 1976, § 37, A serisi No. 20 ve Demir Baykara/Türkiye (BD), No. 34503/97, § 96, AİHM 2008).
29. Mahkeme ayrıca, Sözleşmenin 11. maddesinin 2. fıkrasında belirtilen üç kişilik gruba uygulanan kısıtlamaların dar anlamda yorumlanması ve dolayısıyla söz konusu hakların kullanılması ile sınırlı kalması gerektiğini hatırlatmaktadır. Bu kısıtlamalar, örgütlenme hakkının özüne dahi halel getirmemelidir. Her halükarda, bu kişilerin sendikal haklarına ilişkin olarak getirilen olası kısıtlamaların meşruiyetini ispatlamak, ilgili Devletin yükümlülüğüdür. Bununla birlikte Mahkeme, faaliyetlerinin devletin idare mekanizması ile alakası olmayan belediye memurlarına, ilke olarak, devletin idare mekanizmasının görevlileri olarak muamele edilemeyeceği ve buna göre, bu temelde örgütlenme ve sendika kurma haklarında bir kısıtlamaya maruz bırakılamayacakları kanısındadır (anılan Demir ve Baykara, § 97).
30. Hükümet mevcut davada, başvuranın öğretmen olarak hangi sebeple Sözleşmenin 11. maddesinin uygulama alanı dışında bırakıldığını hiçbir şekilde açıklamamaktadır (bk. gerekli değişiklikler yapıldıktan sonra (mutatis mutandis), Tüm Haber Sen ve Çınar/Türkiye, No. 28602/95, § 36, AİHM 2006-II). Hükümet, devlet okulu öğretmeni olarak başvuranın yerine getirdiği görevlerin niteliği itibariyle nasıl, Sözleşmenin 11. maddesinin 2. fıkrasının ikinci cümlesinin meşru kısıtlamalarına tabi devletin idare mekanizmasında görevli olan memur olarak değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymamaktadır (anılan Demir ve Baykara, § 107).
31. Dolayısıyla başvuran yasal olarak Sözleşmenin 11. maddesini ileri sürebilmekte ve bu nedenle, Hükümet tarafından ileri sürülen itiraz reddedilmelidir.
2. İç Hukuk Yollarının Tüketilmemesi
32. Hükümet ayrıca, iç hukuk yollarının tüketilmediği konusunda kabul edilemezlik itirazında bulunmuştur. Hükümet, idarenin başvuranın yaptığı itiraz hakkında henüz karar vermediği halde başvuranın Mahkemeye başvurduğunu ortaya koymaktadır (yukarıda 8. paragraf). Hükümet ayrıca, yerel mahkemelerin Sözleşmenin muhtemel ihlalinden kaynaklanacak ihlali giderme imkanı bulamadan, başvuranın Mahkemeye başvurduğunu iddia etmektedir.
33. Başvuran itirazın esasına karşı çıkmaktadır.
34. Mahkeme, yetkili valinin 28 Mayıs 2007 tarihinde, başvuranın itirazını reddettiğini tespit etmektedir. Mahkeme ardından, eski Anayasanın 129. maddesi ve de 657 sayılı Kanunun 135. maddesinden, kınama cezasının yargı denetimine tabi olmadığını anlaşıldığını tespit etmektedir. Nitekim dava koşullan ışığında Mahkeme, başvuranın mevcut iç hukuk yollarını tükettiğini gözlemlemektedir. Dolayısıyla hükümetin itirazı dayanaktan yoksundur ve reddedilmesi gerekir.
35. Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmediği konusunda bir başka itiraz daha ileri sürmektedir. Hükümet başvuranın Mahkemeye taşıdığı şikayetleri öz olarak olsa bile ulusal makamlar nezdinde ileri sürmediğini iddia etmektedir.
36. Başvuran itirazın esasına karşı çıkmaktadır
37. Mahkeme başvuranın, 12 Nisan 2007 tarihli savunma lahiyasında, söz konusu panele özellikle Eğitim-Sen sendikasının üyesi sıfatıyla katıldığını açıkladığını tespit etmiştir. Mahkeme, başvuranın savunmasında, memur olmasının ve yürürlükteki kanunun bu türden bir gösteriye katılmasını kısıtlamadığını belirttiğini kaydetmektedir (yukarıda 10. paragraf). Dolayısıyla bu itirazı da reddetmek gerekir.
3. Diğer kabul edilemezlik gerekçeleri
38. Mahkeme başvurunun, Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesinin bulunmadığını tespit ederek başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
B. Esası Hakkında
1. Müdahalenin Varlığı Hakkında
39. Başvuran, söz konusu panele katılması nedeniyle kendisine verilen kınama cezasının dernek kurma hakkına yapılmış bir müdahale olarak değerlendirilmesi gerektiğini iddia etmektedir.
40. Hükümet, başvuranın sendikal örgüte bağlı olması nedeniyle değil siyasi bir parti tarafından düzenlenen panele katılması nedeniyle disiplin cezasına çarptırıldığını iddia etmektedir. Dolayısıyla sendikaya üye olma hakkına sınırlama olmamıştır.
41. Mahkeme, her ikisinin de Sözleşmenin 11. maddesi ile güvence altına alınan ihtilaflı olayların, hem toplanma özgürlüğü hem de dernek kurma özgürlüğüyle ilgili olduğu kanaatindedir. Bir taraftan Mahkeme, başvuranın, siyasi bir parti tarafından düzenlenen panele katılması yani toplanma özgürlüğü hakkını kullanması nedeniyle cezalandırıldığını kaydetmektedir. Diğer taraftan ise Eğitim-Sen yerel şube sekreteri sıfatıyla panele katıldığını ve isnat edilen suçlamalara karşı kendisini savunmak için bu sıfatından açıkça yararlandığını kaydetmektedir. Başvuranın bakış açısına göre isnat edilen suçlama, sendikal faaliyette bulunulmasıyla ilgilidir. Başvuran gibi Mahkeme de dernek kurma özgürlüğüyle, tam anlamıyla sendika özgürlüğüyle ilgili bir durum olduğunu ve dava konusu tedbirin, başvuranın dernek kurma özgürlüğüne bir müdahale olarak değerlendirilebileceği kanaatindedir.
2. Müdahalenin Haklı Gösterilmesi Hakkında
42. Mahkeme, 11. maddenin 2. paragrafı bakımından yasa ile öngörülmedikçe, bir ya da daha fazla meşru amaç izlenmedikçe ve bu amaçları başarmak demokratik bir toplumda gerekli olmadıkça böylesi bir müdahalenin Sözleşmenin 11. maddesine aykırı olduğunu hatırlatmaktadır.
a. Müdahalenin Kanunda Öngörülüp Öngörülmediği Konusu Hakkında
43. Mahkeme, 657 sayılı Kanunun 125. maddesinin B fıkrasının d) bendi uyarınca başvurana verilen kınama cezasına taraflarca itiraz edilmediğini ve cezanın bu hükme uygun olduğunu tespit etmektedir. Mahkeme ayrıca dava konusu disiplin tedbirinin yasal dayanağının bulunduğunu kaydetmektedir.
b. Müdahalenin Meşru Bir Amaç Veya Amaçlar Taşıyıp Taşımaması Konusu Hakkında
44. Hükümet, müdahalenin, kamu güvenliliğinin sürdürülmesi, düzenin korunması, suçun engellenmesi ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacı taşıdığını savunmaktadır. Başvuran, bu hususta görüş bildirmemektedir.
45. Mahkeme, başvuran ile ilgili olarak alınan tedbirlerde izlenen amaçların yasaya uygunluğu konusunda kuşku duyarak, müdahalenin kamu düzenin korunmasının sağlanması açısından meşru bir amaç taşıdığı varsayımından yola çıkacaktır.
c. Müdahalenin Demokratik Bir Toplumda Gerekli Olup Olmadığı Konusu Hakkında
i. Tarafların İddiaları
3. Hükümet, başvurana verilen disiplin cezasının, başvuranın kazanılmış haklarında yani aylığı, kademesi ve ödeneklerinde bir değişikliğe neden olmadığını ve statüsü gereği başvurana disiplin cezalan verilebileceğini savunmaktadır. Diğer taraftan Hükümet, başvurana verilen disiplin cezasının, başvuranın sendikaya üye olma ve dernek kurma hakkına bir kısıtlama veya bir engel oluşturmadığı kanısındadır. Hükümet, başvuranın sendikal faaliyetlerde bulunmaya devam edebileceğini eklemektedir.
47. Ayrıca Hükümet, 657 sayılı Kanun uyarınca, memur sıfatıyla başvuranın kanunî ve nizamî bir rejime tabi olduğunu ve bu bağlamda, istisnaya tabi tutulabileceğini hatırlatmaktadır. Hükümet, başvuranın memur sıfatıyla, idareye karşı görev ve sorumluluklarının olduğunu ve bu hususları bilerek memur olduğunu eklemektedir. Hükümet, memurların bazı hak ve özgürlüklerine kısıtlama getirme imkanının idarenin disiplin sisteminin doğasından ileri geldiğini ve bu kısıtlamaların memur olmayanlara zorunlu olarak dayatılmayacağım belirtmektedir. Hükümet, başvurana verilen cezanın toplumsal ihtiyaç baskısına makul bir yanıt olarak görülebileceği ve orantısız olarak değerlendirilemeyeceği sonucuna varmıştır.
48. Başvuran, Hükümetin argümanlarına karşı çıkmaktadır. Başvuran memur sıfatıyla değil de sendika üyesi sıfatıyla ihtilaf konusu panele katılması nedeniyle kınama cezası aldığını düşünmektedir.
i. Mahkemenin Değerlendirmesi
49. Mahkeme, Sözleşmenin 11. maddesinin 1. fıkrasının sendika özgürlüğünü, dernek kurma özgürlüğünün bir türü ya da özel bir boyutu olarak açıkladığını hatırlatmaktadır (Syndicat national de la police belge (Belçika Ulusal Polis Sendikası)/Belçika, 27 Ekim 1975, § 38, A Serisi No. 19 ve Dahlström, anılan, § 34 ve Demir ve Baykara, anılan, §109). İsveç Lokomotif Sürücüleri Sendikası/İsveç, § 39 ve anılan Demir ve Baykara, § 109). Bu hükümde yer alan çıkarların korunması için ifadeleri, gereksiz ifadeler değildir ve Sözleşme, sendikanın yapacağı toplu eylem yoluyla, sendika üyelerinin mesleki çıkarlarını savunma özgürlüğünü güvence altına almaktadır. Sendika üyeleri tarafından gerçekleştirilecek olan bu eyleme Sözleşmeci Devletler tarafından izin verilmeli, eylemin devamı ve gelişimi sağlanmalıdır (bk. Wilson, National Union of Journalists (Ulusal Gazeteciler Sendikası) ve Diğerleri/Birleşik Krallık, No. 30668/96, 30671/96 ve 30678/96, § 42, AİHM 2002-V, Danilenkov ve diğerleri/Rusya, No. 67336/01, § 121, AİHM 2009 (Özetler)).
50. Aynı zamanda Mahkeme, Sözleşmenin 11. maddesinin, çıkarlarını savunabilmeleri amacıyla sendika üyelerine, sendikalarının sesini duyurma hakkını güvence altına aldığını ancak Devlet tarafından sendika üyelerine belli bir muamele yapılmasını güvence altına almadığını hatırlatmaktadır.
Sözleşme, mevzuatın söz konusu maddeye uygun koşullara göre sendikalara, üyelerinin çıkarlarını savunabilmesi için mücadele etme imkanı sunmasını gerektirir. (anılan Demir ve Baykara, § 141 ve Sindicatul Pastorul cel Bun/Romanya (BD), No. 2330/09, § 134, AİHM 2013 (Özetler)).
51. Mahkeme somut davada, başvuranın Eğitim-Sen sendikasının yerel yöneticisi sıfatıyla davet edildiği bir siyasi partinin organize ettiği panele katılması nedeniyle başvurana disiplin cezası bağlamında kınama cezası verildiğini kaydetmektedir (yukarıda 11. paragraf).
52. Mahkeme, bir devletin kamu görevlilerini, konumlan gereği istisnaya tabi tutmalarının meşru kabul edilebileceğini hatırlatmaktadır. (Vogt/Almanya, 26 Eylül 1995, §§ 51 ve 53, A Serisi No. 323). Devletler, kamu yönetimi konusunda ulusal geleneklere göre memurlarından ya da bazı memur kategorilerinden siyasette tarafsız kalmalarını isteyebilirler. (Ahmed ve diğerleri/Birleşik Krallık, 2 Eylül 1998, §§ 53-54 ve 62-63, Karar ve Hükümler Derlemesi 1998-VI ve Rekvenyi/Macaristan (BD), No. 25390/94, §§ 41 ve 43, AİHM 1999-III). Bununla birlikte bu türden kısıtlamalar, toplumsal bir ihtiyaç baskısına karşılık gelmesi gerekir ve izlenen meşru amaçlarla orantısız olmamalıdır (Vogt, anılan, § 53, Ahmed ve diğerleri, anılan, § 61 ve Rekvenyi, anılan, § 43).
53. Somut davada Mahkeme'nin, başvurana verilen disiplin cezasının, Sözleşmenin 11. maddesi açısından başvuranın sendikal faaliyetlerini yürütme hakkı üzerindeki etkileri incelemesi gerekmektedir (Metin Turan/Türkiye, No. 20868/02, § 28, 14 Kasım 2006). Nitekim Mahkemenin bu yaptırımın, toplumsal ihtiyaç baskısına karşılık gelip gelmediğini ve etkileri dikkate alındığında, izlenen meşru amaçla orantılı nitelikte olup olmadığını incelemesi gerekir.
54. Mahkeme öncelikle, başvuranın sendikanın yerel yöneticisi sıfatıyla siyasi bir parti tarafından organize edilen panele katılmaya davet edildiğini tespit etmektedir. Taraflarca sunulan belge ve görüşler ışığında Mahkeme, söz konusu gösteri sırasında, başvuranın kendisini ifade etmeden veya davranışlarıyla herhangi bir siyasi fikir ortaya koymadan konuşmaları dinlediğini tespit etmiştir. Mahkeme her halükarda, Hükümetin aksini ispat edecek herhangi bir kanıt unsuru sunmadığını kaydetmektedir. Mahkeme daha sonra, disiplin yargılaması sırasında başvuranın sendika yöneticisi sıfatını açıkça öne sürdüğünü ve panele bir memur olarak katılmadığını bir vatandaş ve sendika yöneticisi olarak katıldığını beyan ettiğini hatırlatmaktadır. Başvuranın bu savunma biçimi kabul edilmemiştir. Disiplin yetkilileri başvuranı, katılmış olduğu paneldeki niteliğini dikkate almadan ceza vermiştir.
55. Mahkeme son olarak, kişiye verilen seçme ve eylem yapma olanaklarının ortadan kaldırılması veya hiçbir yarar sağlamayacak derecede azaltılması halinde bu kişinin dernek kurma özgürlüğüne haiz olamayacağını hatırlatmaktadır (bk. mutatis mutandis, Chassagnou ve diğerleri/Fransa (BD), No. 25088/94, 28331/95 ve 28443/95, § 114, AİHM 1999-III). Oysaki Mahkeme, somut olayda, şikayet edilen disiplin cezası ne kadar küçük de olsa, başvuranın ve sendika üyelerinin faaliyetlerini özgürce uygulamaları konusunda caydırıcı nitelikte olduğunu ortaya koymaktadır (bk. mutatis mutandis, Karaçay/Türkiye, No. 6615/03, § 37, 27 Mart 2007, Kaya ve Seyhan/Türkiye, No. 30946/04, § 30, 15 Eylül 2009 ve Şişman ve diğerleri/Türkiye, No. 1305/05, § 34, 27 Eylül 2011).Tartışma konusu faaliyete, yani sendikanın kendi faaliyeti ile doğrudan bir ilişkisi olmayan siyasal bir parti tarafından düzenlenmiş olan panele katılma durumu, disiplin yargılamasının yapıldığı koşullar göz önüne alındığında, verilen cezanın sendikanın gelecekte organize edeceği sendikal faaliyetleri üzerinde caydırıcı bir etkiye sahip olmaktan alıkoymamaktadır.
56. Dolayısıyla Mahkeme, başvurana verilen cezanın, toplumsal bir ihtiyaç baskısına karşılık gelmediğine, başvuranın dernek kurma özgürlüğünü etkili bir şekilde kullanma hakkını orantısız olarak ihlal ettiğini, bu nedenle demokratik bir toplumda zorunlu olmadığına karar vermiştir.
57. Dolayısıyla Sözleşmenin 11. maddesi ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞMENİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
4. Başvuran, verilen kınama cezasına itiraz etmek için iç hukuk yolunun bulunmamasından şikayet etmektedir. Başvuran, Sözleşmenin 13. maddesini ileri sürmektedir. Bu maddenin ilgili kısmı şu şekildedir:
(...) Sözleşmede tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, söz konusu ihlal resmi bir hizmetin ifası için davranan kişiler tarafından gerçekleştirilmiş olsa dahi, ulusal bir merci önünde etkili bir yola başvurma hakkına sahiptir.
59. Başvuran o tarihte yürürlükte olan yasaya göre, kınama cezasına karşı yargı yolunun kapalı olduğunu iddia etmektedir. Başvuran, zaman içinde ulusal hukukun değiştirildiği konusunda Mahkemeyi bilgilendirmiştir.
60. Hükümet, başvurana 657 sayılı Kanunun 125. maddesinin B fıkrasına dayalı olarak kınama cezası verildiğini belirtmektedir. Hükümet, kınama cezalarına karşı 657 sayılı Kanunun 135. maddesi uyarınca, tüm memurların üst disiplin amirine ya da bu amirlerin bulunmadığı durumlarda yetkili disiplin kuruluna itirazda bulunabileceğini eklemektedir. Hükümet, memurların itirazını yaptıktan sonra verilen kararlan, nihai karar olarak kabul etmektedir. Hükümet, bununla birlikte, olayların meydana geldiği tarihte yürürlükte olan Anayasanın 129. maddesi uyarınca kınama cezalarının, yargı denetimine tabi tutulamayacağını belirtmektedir.
A. Kabul Edilebilirlik
61. Mahkeme bu şikayetin Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesinin bulunmadığını tespit ederek şikayetin kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
62. Mahkeme, Sözleşmenin gerekliliklerine cevap verecek şekilde Türk mevzuatının değiştirildiğine dair başvuran tarafından sunulan bilgileri not etmektedir. Ancak Mahkeme, görevinin davaya özgü koşullan değerlendirmekle sınırlı olduğunu belirtmektedir. Dolayısıyla Mahkeme, söz konusu dönemden itibaren gelişmelerin meydana gelebileceği gerekçesiyle bir davanın başvuran için artık geçerli hiçbir hukuki menfaat sağlamayacağı sonucuna varmaya davet edilemez (Karakaya/Türkiye, No. 11424/03, § 18, 24 Ocak 2008 ve bu kararda anılan içtihat).
63. Mahkeme, Sözleşmede öngörüldüğü şekliyle, Sözleşmenin 13. maddesinin iç hukukta hak ve özgürlüklerden yararlanma imkanı sunan bir başvuru yolunun mevcudiyetini güvence altına aldığını hatırlatmaktadır. Nitekim hükümde bahsedilen makam yargısal nitelikte bir makam olmak zorunda değildir. Ancak bu makamın yetkileri ve yargılama usulüne ilişkin sağladığı güvenceler başvuru yolunun etkili olup olmadığının tespitinde dikkate alınmaktadır. Yargısal olmayan makamlar söz konusu olduğunda Mahkeme, bu makamların bağımsızlığını ve başvuruculara sundukları usuli güvenceleri denetlemeye özen göstermektedir (De Souza Ribeiro/Fransa (BD), No. 22689/07, §§ 78-79, AİHM 2012).
64. Somut davada, kınama disiplin cezasına karşı tek itiraz yolu, üst makamlar önünde yapılacak idari başvuruydu. Mahkeme mevcut davadakine benzer konuların ele alındığı başka bir şikayeti daha önce incelediğini ve kınama cezası gibi bir yaptırımla cezalandırılan bir memurun, olası istismarları engelleyecek ya da sadece bu tür bir disiplin cezasının yasal olup olmadığının incelenmesine yarayacak her türlü güvenceden mahrum kalması nedeniyle Sözleşmenin 13. maddesinin, ihlal edildiğine karar verdiğini hatırlatmaktadır (Karaçay, anılan, § 44 ve Kaya ve Seyhan, anılan, § 41).
65. Mahkeme inceleme sonucu, Hükümetin, mevcut davada farklı bir sonuca varmaya yetecek nitelikte inandırıcı hiçbir delil veya argüman sunmadığını kaydetmektedir.
66. Dolayısıyla, Sözleşmenin 13. maddesi ihlal edilmiştir.
III. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
67. Sözleşmenin 41. maddesi aşağıdaki gibidir.
Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarım ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.
A. Tazminat
68. Başvuran, manevi tazminat olarak 2.200 avro (EUR) talep etmektedir.
69. Hükümet bu iddialara karşı çıkmaktadır ve gerekirse Sözleşmenin ihlal edildiği tespitinin yeterli olacağını savunmaktadır.
70. Mahkeme, manevi tazminat olarak başvuruna 1.500 avro ödenmesi gerektiği kanaatine varmaktadır.
B. Masraf ve Giderler
71. Başvuran ayrıca, Mahkeme önünde yapılan masraf ve giderler için 6.260 avro talep etmektedir. Talebi, şu şekilde hesaplanmıştır.
- Ankara Barosu ücret tarifelerine göre başvuran ve Avukatı U. E. arasında 7 Ağustos 2007 tarihinde imzalanan avukatlık ücret sözleşmesine dayalı olarak Mahkeme önündeki yargı masrafları için 5.910 avro;
- Eğitim-Sen adına düzenlenen 22 Mart 2011 tarihli fatura sunularak, tercüme masrafları için 40 avro;
- Eğitim-Sen adına düzenlenen 6 Mayıs 2011 tarihli fatura sunularak, tercüme masrafları için 315 avro.
72. Hükümet bu iddialara karşı çıkmaktadır. Mevcut başvuruya özgü herhangi bir güçlük olmadığını gerekçesiyle talep edilen tutarın aşırı olduğu görüşündedir.
73. Mahkemenin içtihadına göre bir başvurana yaptığı masraf ve harcamaların iadesi ancak bu masraf ve harcamaların gerçekliği, zorunluluğu ve makul oranda olduğu ortaya konulduğu takdirde mümkündür. Somut davada Mahkeme, başvuranın Ankara Barosu ücret tarifesine dayalı olarak avukatıyla imzaladığı avukatlık sözleşmesini sunduğunu tespit etmiştir. Mahkeme, sunulan belgeler ile içtihadını dikkate alarak, temsilcilik masrafları için başvurana 2.000 avro ödenmesinin uygun olacağına kanaat getirmektedir. Tercüme masrafları için Mahkeme, sunulan faturaların başvuran adına değil de sendika adına düzenlendiğini kaydetmektedir. Dolayısıyla başvuranın tercüme masraflarına ilişkin talebinin reddedilmesi gerekir.
C. Gecikme Faizi
74. Mahkeme, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faiz oranına üç puanlık bir artış eklenerek belirlenmesini uygun görmektedir.
MAHKEME BU GEREKÇELERLE, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşmenin 11. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Sözleşmenin 13. maddesinin ihlal edildiğine;
4. a) Davalı Devletin başvurana, Sözleşmenin 44. maddesinin 2. Fıkrasına uygun olarak, kararın kesinleştiği tarihten başlamak üzere üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere aşağıda belirtilen miktarları ödemekle yükümlü olduğuna;
i) Her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 1.500 avro (bin beş yüz avro) tutarında manevi tazminat ödenmesine;
ii) Başvuran tarafından ödenecek her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, masraf ve giderler için, 2.00 avro (iki bin avro) ödenmesine;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten başlayarak ödemenin yapıldığı tarihe kadar, bu miktarlara Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
6. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine;
karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup; Sözleşmenin 77 §§ 2. ve 3. maddesi uyarınca 24 Mart 2015 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy