(AİHS. m. 3, 6, 13, 34, 35, 41, 44) (5237 S. K. m. 103) (ABDULLAH YAŞA VE DİĞERLERİ V. - TÜRKİYE DAVASI) (YELDEN VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (BALTAŞ - TÜRKİYE DAVASI) (BATI VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (GÜZEL (ZEYBEK) - TÜRKİYE DAVASI) (HALAT - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru No. 36812/07)
KARAR
STRAZBURG
24 Şubat 2015
İşbu karar Sözleşmenin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Mehmet Yaman/Türkiye davasında,
Başkan Andras Sajö,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Helen Keller,
Paul Lemmens,
Egidijus Küris,
Robert Spano,
Jon Fridrik Kjolbro,
ve Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Abel Camposun katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), Daire olarak toplanarak, 3 Şubat 2015 tarihinde gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (No. 36812/07) davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Mehmet Yamanın (başvuran) 17 Ağustos 2007 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme'nin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuran, İzmirde görev yapan Avukat M.M. Terzi tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (Hükümet) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran, gözaltına alındığı sırada uygulanan kötü muameleden, polisler hakkında etkin bir soruşturma yürütülmemesinden ve söz konusu davanın süresinden şikayet etmektedir. Başvuran, Sözleşmenin 3, 6 ve 13. maddelerini ileri sürmektedir.
4. Başvuru, 8 Mart 2012 tarihinde, Hükümete tebliğ edilmiştir.
OLAY
DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran 1953 doğumlu olup, Aydında ikamet etmektedir.
1. Dava Süreci
6. Başvuran, olayların meydana geldiği tarihte, Milasta bulunan bir inşaatta işçi olarak çalışmaktadır.
7. Milas Adalet Sarayı önünde başvuranın da aralarında bulunduğu iki grup işçi arasında 6 Mart 2000 tarihinde saat 16.00 sularında şiddetli bir münakaşa meydana gelmiştir.
8. Polisler tarafından düzenlenen ve kavgaya karışan kişiler tarafından imzalanan olay tutanağı öz olarak aşağıdaki şekildedir:
- Meydana gelen yumruklu kavgadan sonra olay yerine gelen polisler M.Y.(başvuran), S.O., Y.Y., M.R.K., H.K, R.S., A.S., S.S., V.S. ve H.Syi Milas Üçe Emniyet Müdürlüğüne götürmüşlerdir.
Bu belgede, ilgililerin kavga veya yakalanmaları esnasında olası yaralanmaları hakkında herhangi bir bilgi içermemektedir.
9. Başvuran, öz olarak aşağıda yer alan açıklamayı yapmıştır:
- Polisler, bütün failleri yakalamış ve Milas İlçe Emniyet Müdürlüğüne götürmüşlerdir. Polisler, başvurana kötü muamelede bulunmuşlardır. Başvuran, aynı gün, sağlık durumunun ağırlaşması nedeniyle iki saatlik bir tıbbi müdahale için Milas Devlet Hastanesine sevk edilmiştir. Ardından başvuran yeniden Emniyet Müdürlüğüne sevk edilmiştir.
10. Hükümetin olaylar hakkındaki açıklaması şu şekildedir:
- Failler, kavga sırasında yumruklaşmışlardır. Başvuran yaralanmıştır. İhbarı alan görevli polisler müdahale etmişlerdir. Polisler, Milas Savcılığının talimatı üzerine kavgaya karışan kişiler hakkında soruşturma başlatmıştır. Akabinde başvuran ve diğer şüpheliler toplu bir şekilde adli tıp açısından muayeneden geçmeleri amacıyla Milas Devlet Hastanesine sevk edilmişlerdir.
11. Başvuran, 6 Mart 2000 tarihinde belirtilmeyen bir saatte emniyet amirinin talimatı üzerine Milas Devlet Hastanesine sevk edilmiştir.
12. Milas Devlet Hastanesinin kayıtlarından başvuranın diğer şüpheli kişilerle birlikte saat 18.00 sıralarında hastaneye sevk edildiği anlaşılmaktadır.
13. Başvuran, Milas Devlet Hastanesinde bir doktor tarafından muayene edilmiştir. Bu bağlamda düzenlenen rapor aşağıdaki şekildedir:
(...) M.Y.nin sağlık muayenesinde, hastanın genel durumunun olağan, bilincinin açık olduğu, çevresiyle işbirliği halinde bulunabildiği (...) solunumun olağan olduğu ortaya çıkarılmaktadır. Hastanın sol gözünde şişlik ve periorbital kızarıklıklar bulunmaktadır. Hastanın başında (görülmeyen) bir şişlik bulunmaktadır. Hastanın yaşam bulguları hakkında bir değerlendirme yapılmamıştır. Geçici sağlık raporu
Öte yandan doktor, hastanın belirli bir dönem için tıbbi gözetim altına alınmasına ve genel cerrah ile göz doktoru tarafından muayene edilmesine karar vermiştir.
14. Başvuran, sağlık muayenesinden sonra Milas Üçe Emniyet Müdürlüğüne tekrar nakledilmiştir. Yetkililer tarafından düzenlen tutanakta, başvuran 24 saatten fazla gözaltında tutulmuştur. Diğer yandan başvuranın saat 16.15de yakalandığı ve Cumhuriyet savcısının saat 19.00da bu yakalamadan bilgisinin olduğu söz konusu belgeden anlaşılmaktadır.
15. Başvuran, Milas Üçe Emniyet Müdürlüğünde, 6 Mart 2000 tarihinde, belirtilmeyen bir saatte verdiği ifadede, bir kavga çıktığını ve faillerin yumruklaştığını dile getirmiştir.
16. Başvuran, 7 Mart 2000 tarihinde saat 16.00da gözaltı işleminin sona ermesinin ardından polis amirinin talimatı üzerine yeniden sağlık muayenesine tabi tutulması amacıyla Milas Devlet Hastanesine sevk edilmiştir. Başvuran, Hastanede sırasıyla Nöroloji Bölümünde görevli Pratisyen Doktor ve Göz Doktoru tarafından muayene edilmiştir. Söz konusu muayeneden sonra düzenlenen yeni sağlık raporunun ilgili kısımları aşağıdaki şekildedir:
(...) Hasta sırt ve boyun ağrısından şikayet etmektedir. Hastanın oftalmolojik muayenesi:
- sağ göz: tam görme keskinliği, ön ve arka segmentler normaldir.
- sol göz: tam görme keskinliği. Alt ve üst göz kapaklarında morarma ve şişlik (...). Üç günlük geçici iş göremezliği doğrulayan kesin sağlık raporu.
(...)
Geçici raporda belirtilen unsurlara göre, hastanın nöroşirurji durumu aşağıdaki şekildedir:
Hastanın yaşam bulguları hakkında bir değerlendirme yapılmamıştır
Beş günlük geçici iş göremezlik. Hasta yedi gün içerisinde iyileşebilir. Kesin rapor.
17. Başvuranın talebi üzerine, 11 Eylül 2003 tarihinde, İzmir İnsan Hakları Vakfı tespitlerin aşağıda bulunduğu şekliyle bir epikriz düzenlemiştir.
(...) hastanın fiziki muayenesi: (05.06.2000) sol bacağında, boynunda ağrıdan kaynaklı yürüme zorluğu, parmakların uyuşması, sol siyatik sımr bölgesinde hassasiyet (...)
Ortopedik muayene: hasta boynunu oynattığında sağ omzunda oluşan ağrı. Parmaklarında uyuşmazlık 3-4-5. (...) üst ekstremite refleksleri normal. Dupuytren Kontraktürü (...)
Nöroşirurjikal muayene (06.07.2000): hastanın genelleştirilmiş ağrıları bulunmuş, bacağındaki bu ağrılar Aydın Devlet Hastanesine yatırıldığı sırada başlamıştır. (...)
18. Polisler hakkında açılan ceza davası çerçevesinde 22 Ağustos 2006 tarihinde Milas Asliye Ceza Mahkemesi tarafından sunulan talep üzerine (30. paragraf ve devamı) Adli Tıp Kurumu 16 Ekim 2006 tarihinde sağlık raporu düzenlemiştir. Söz konusu tespitlerin ilgili kısımları aşağıdaki şekildedir:
başvuran M.Y.nin 6 Mart 2000 tarihinde çıkan kavgaya karıştığı, gözaltında alındığı ve gözaltısının 7 Mart 2000 tarihinde sona erdiği ortaya çıkmıştır. 6 Mart 2000 tarihli sağlık muayenesine göre, sol gözde kızarıklıklar ve periorbital şişlik ve baş kısmında 1 x 1 cmlik bir şişlik teşhis edilmiştir. 7 Mart 2000 tarihli sağlık raporuna göre, sol göz kapağında morarma ve şişlik ve sırtta ağrı (...) hastada tespit edilen bel ve boyun fıtığı maruz kaldığı muamele yerine doğuştan olmasından kaynaklanmaktadır. (...)
6 Mart 2000 tarihinde teşhis edilen yaralar hastanın yaşam bulguları hakkında bir değerlendirmeye yol açmamıştır.
Bu yaralar, geçici iş göremezliğe sebep olmuştur.
Bu yaralar, basit bir cerrahi müdahale ile tedavi edilecek niteliktedir (...) »
2. Polisler Hakkında Açılan Ceza Davası
19. Başvuran, 17 Mayıs 2000 tarihinde kötü muamele nedeniyle polisler aleyhine Milas savcılığı önünde suç duyurusunda bulunmuştur. Bu suç duyurusunda olayları şu şekilde anlatmaktadır:
- Kendisini Milas İlçe Emniyet Müdürlüğüne götüren polisler tarafından başına ve bedenine yumruk aldığını ve hakarete uğradığını; Akabinde sağlık durumunun ağırlaşması sonucunda polislerin kendisini hastaneye kaldırdıklarını ve sağlık raporunun düzenlenmesini engellediklerini;
Başvuran, 6 Mart 2000 tarihinde gözaltına alındığı sırada görevde bulunan polisler hakkında şikayette bulunduğunu ve sorumluların tespit edilmesi amacıyla yüzleşme yapılmasını talep ettiğini eklemektedir.
20. Savcılık, 4 Temmuz 2000 tarihinde, olayın tanıkları olarak Y.Y., H.K. ve M.R.K.nın ifadesini almıştır. Bu bağlamda tanıklar şu şekilde ifade vermiştir:
- Dört polis, başvuranı yumruk ve tekme atmak için ayrı bir hücreye almışlardır.
21. Başvuranı gözaltına alan sorumlu polisler O.E., Y.D. ve S.I., 26 Eylül, 2 Ekim, 1 Kasım 2000 tarihlerinde Savcılık tarafından ifadeleri alınmıştır. Bu bağlamda ilgili polisler şu şekilde ifade vermişlerdir.
- Başvuran taraflar arasında çıkan kavga sırasında yaralanmıştır; polisler başvurana kötü muamele uygulamamışlardır.
22. Dahası 6 Mart 2000 tarihli raporu düzenleyen doktor 1 Kasım 2000 tarihinde Savcılık tarafından ifadesi alınmıştır. Bu bağlamda doktor şu şekilde ifade vermiştir:
- Başvuranın bedeninde yara izlerini tespit ettiğini ancak kendisinin bu konuda polisler tarafından hiçbir engele maruz kalmadığını belirtmiştir. Doktor başvuranın başından yaralı olması nedeniyle birkaç saatliğine tıbbi gözetim altına almıştır.
23. Başvuranla birlikte kavgaya karışan ve kendisiyle aynı zamanda gözaltına alınan tanıklar A.S., S.S. ve H.S., 4 ve 9 Mayıs 2001 tarihlerinde bu bağlamda şu şekilde ifade vermişlerdir:
- Polisler gözaltı sırasında hiç kimseyi darp etmemişlerdir.
24. Polis Y.Y., H.K. ve M.R.K.nın, 2 ve 4 Ocak 2002 tarihlerinde, Savcılık tarafından tekrar ifadeleri alınmıştır. Polisler daha önce verdikleri ifadeyi yinelemişlerdir (yukarıdaki 20. paragraf).
25. Milas Savcılığı, 12 Nisan 2002 tarihinde polislerin başvurana kötü muamele uyguladıklarını kanıtlayacak nitelikte yeterli delil bulunmadığından kovuşturamaya yer olmadığına karar vermiştir. Savcılık bu tespite ulaşmak için özellikle başvuranın bizzat diğer taraflar arasında çıkan kavgada yaralandığı konusunda olay günü verdiği ifadeyi dikkate almıştır.
26. Başvuran, 17 Haziran 2002 tarihinde bu karara Ağır Ceza Mahkemesi önünde itiraz etmiştir.
27. Muğla Ağır Ceza Mahkemesi 18 Temmuz 2002 tarihinde, 12 Nisan 2002 tarihli takipsizlik kararını iptal etmiş ve polisler hakkında ceza soruşturması açılmasına karar vermiştir.
28. Muğla Cumhuriyet savcısı, 20 Ağustos 2002 tarihli bir iddianame ile kötü muamele ve işkence nedeniyle polisler hakkında ceza davası açmıştır.
29. Başvuran, 16 Eylül 2002 tarihinde Muğla Ağır Ceza Mahkemesine davaya müdahil taraf olarak katılmaya dair bir yazı sunmuştur. Bu talebin kabul edildiği dosyadan anlaşılmaktadır.
30. Ağır Ceza Mahkemesi, 15 Kasım 2002 tarihinde davayı değerlendirmek için yetkili olmadığına karar vermiş ve dava dosyasını Milas Asliye Ceza Mahkemesine (mahkeme) geri göndermiştir.
31. Asliye Ceza Mahkemesi, 17 Haziran 2003 tarihli duruşmada başvuranı dinlemiştir. Başvuran 6 Mart 2000 tarihli tutanakta bulunan imzasının gerçek olduğunu kabul etmiş ancak içerdiği ifadelere itiraz etmiştir. Başvuran kavgaya karıştığına dair hiçbir unsur hatırlamadığını belirtmiştir. Başvuran, olayların gidişatı ile ilgili olarak olayları şu şekilde aktarmıştır:
- Polisler tarafından kendisinin ve H.K., M.R.K., Y.Y. ve S.O.nun yumruk yediği bölge olan Milas İlçe Emniyet Müdürlüğüne götürüldüğünü, akabinde dört polisin kendisine tekme attığı ayrı bir hücreye konulduğunu dile getirmiştir.
Öte yandan Asliye Ceza Mahkemesi, başvuran ile birlikte yakalanan kişilerden biri olan S.O.yu dinlemiştir. S.O., başvuranın ifadesini onaylamış ve başvuranın Üçe Emniyet Müdürlüğünde iken polisler tarafından kötü muameleye maruz kaldığını belirtmiştir.
Aynı duruşma sırasında dinlenen tanıklar Y.Y., M.R.K. ve H.K., başvuranın ve S.O.nun ifadelerini onaylamışlardır.
32. 6 Nisan 2004 tarihli duruşma sırasında başvuranı gözaltına alan sorumlu polislerin fotoğraflarından yola çıkılarak kimlik tespiti yapılmıştır.
- Başvuran polis H.Ç. ile Y.D.yi tanıdığını belirtmiştir.
- Öte yandan tanık S.O., H.K. ve M.R.K. başvurana uygulanan şiddetin sorumluları olan söz konusu polisleri teşhis etmişlerdir.
33. Asliye Ceza Mahkemesi, 17 Nisan 2007 tarihinde polislerin delil yetersizliğinden beraatına karar vermiştir.
34. Başvuran, 21 Haziran 2007 tarihinde Yargıtay önünde temyiz talebinde bulunmuştur.
35. Yargıtay, 7 Haziran 2012 tarihinde polislere atfedilen eylemlerin Asliye Ceza Mahkemesi yerine Ağır Ceza Mahkemesinin yetkisine bağlı olduğu gerekçesiyle 17 Nisan 2007 tarihli kararı bozmuştur.
36. Asliye Ceza Mahkemesi, 26 Şubat 2013 tarihli bir kararla davayı değerlendirmek için yetkili olmadığına karar vermiş ve dava dosyasını Milas Ceza Mahkemesine geri göndermiştir.
37. Milas Ağır Ceza Mahkemesi, 6 Eylül 2013 tarihli bir kararla aşağıdaki gerekçelerle sanıklar hakkında yürütülen davanın düşürülmesine karar vermiştir.
- Türk Ceza Kanunun 103. maddesinin 4. fıkrası ve 104. maddesinin 2. fıkrasında sanıklara yüklenen suç nedeniyle zamanaşımı süresinin yedi yıl ve altı ay olarak belirlendiği;
- Dolayısıyla ceza davası 6 Eylül 2007 tarihinden bu yana zamanaşımına uğradığı anlaşılmıştır.
38. Dosyada, başvuranın Ağır Ceza Mahkemesi kararına karşı temyiz talebinde bulunup-bulunmadığının ortaya çıkarılmasına imkan verilmemiştir.
3. 6 Mart 2000 Tarihinde Taraflar Arasında Çıkan Kavganın Belirli Failleri Aleyhine Açılan Ceza Davası
39. Savcılık, 24 Mayıs 2000 tarihli bir iddianameyle, başvuranın da aralarında bulunduğu 6 Mart 2000 tarihli olayın belirli failleri aleyhine ceza davası açmıştır. Failler, kavga sırasında bir kişiyi ağır yaralamakla suçlanmışlardır.
40. Milas Asliye Ceza Mahkemesi, 17 Ocak 2002 tarihinde verilen kararla başvuranın arkadaşlarının yardımıyla S.S. adlı kişiyi darp etmekten ve yaralamaktan suçlanması nedeniyle para cezasına mahkûm edilmesine karar vermiştir.
Yargıtay, 5 Kasım 2003 tarihinde kararı onamıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMENİN 3. VE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
41. Başvuran, yakalanmasından sonra Emniyet Müdürlüğüne götürüldüğü sırada 6 Mart 2000 tarihinde polisler tarafından kötü muameleye maruz kaldığını iddia etmektedir. Öte yandan başvuran şikayeti hakkında yürütülen soruşturmanın etkin yürütülmemesinden şikayet etmektedir. Başvuran, Sözleşmenin 3. ve 13. maddelerini ileri sürmektedir.
Mahkeme, söz konusu olan şikayetlerin Sözleşmenin 3. maddesi ile birlikte bu hüküm bağlamında ilgilinin uygulamaya konulması gerektiği maddi tazminat sistemini ileri sürme imkanı bulunmadığından şikayet etmediğinden Sözleşmenin 13. maddesi açısından herhangi bir incelemeye gerek olmadığı kanaatindedir (Abdullah Yaşa ve diğerleri/Türkiye, No. 44827/08, § 31, 16 Temmuz 2013).
Dolayısıyla Mahkeme, Sözleşmenin 3. maddesi gereğince somut olayların, davalı Devlet yetkililere yüklenen gerek esas gerekse usuli yükümlülüklere kendisi tarafından yapılan eksiklerle ilgili olup olmadığı konusunda karar vermeye davet edilmiştir. Sözleşmenin 3. maddesi aşağıdaki şekildedir:
Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz.
42. Hükümet, bu şikayetleri reddetmektedir.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
43. Hükümet görüşlerinde başvuranın şikayeti ile ilgili olarak yerel davanın söz konusu tarihte ulusal mahkeme önünde halen derdest olduğunun altını çizerek iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmektedir. Hükümet başvuranın şikayetlerini vaktinden önce sunduğu kanaatindedir.
44. Buna karşın başvuran bu iddiaya itiraz etmiştir. Başvuran davanın aşırı uzun süresini dikkate alarak iç hukuk yollarının etkisiz hale geldiğinin değerlendirilmesi gerektiği kanaatindedir.
45. Öncelikle Mahkeme, bir başvuranın Mahkemeye başvurmadan önce iç hukuk yollarını tüketme zorunluluğu olsa da bu yolların sonuncusuna, kabul edilebilirlik kararının verilmesinden önce ve başvurunun yapılmasından sonra tüketilmesini kabul ettiğine dair kendi içtihadında hatırlatmaktadır (Yelden ve diğerleri/Türkiye, No. 16850/09, § 40, 3 Mayıs 2012).
46. Mahkeme, ceza davasının Yargıtay önünde halen derdest olmasına rağmen başvuranın 17 Ağustos 2007 tarihinde kendi önünde başvurusunu sunduğunu gözlemlemektedir.
Bununla birlikte Yargıtay, Mahkemenin 6 Eylül 2013 tarihinde yani davanın kabul edilebilirliği hakkında karar vermeden önce Milas Ağır Ceza Mahkemesinin zamanaşımı nedeniyle sanıklar aleyhine yürütülen davanın düşürülmesine karar verdiği konusunda itiraz edilmediğini kaydetmektedir.
Böylelikle başvuranın davaya müdahil taraf olarak katıldığı ceza davası, on üç yıla aşkın süren bir dava sonucunda iddia edilen suçun zamanaşımına uğramasıyla düşmektedir.
47. Başvuranın halen Yargıtay önünde Milas Ağır Ceza Mahkemesinin kararına ilke olarak itiraz edebileceği açıktır. Bununla birlikte Mahkeme Ağır Ceza Mahkemesinin ceza davasının zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine karar verdiğinde zaten bu davanın on üç yıla aşkın bir süredir devam ettiğini gözlemlemektedir. Dolayısıyla Mahkeme, atılı suçun zamanaşımı kurallarını düzenleyen yerel hükmün açıklığını göz önünde bulundurarak (yukarıda 37. paragraf) davanın özel koşullarında başvuranın temyiz talebinde bulunmasının gerekli olmadığını değerlendirmektedir.
48. Yukarıda belirtilenler dikkate alınarak dosyada hiçbir unsur başvuranın yerel ceza yolunu doğru bir şekilde kullanmaya çalıştığının değerlendirilmesine imkan vermemektedir. Mahkeme, bu koşullarda Hükümet tarafından tespit edilen iç hukuk yollarının tüketilmediğine ilişkin itirazın ele alınamayacağı kanaatindedir.
49. Mahkeme, Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olmadığını tespit etmektedir. Öte yandan Mahkeme, başvurunun herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle örtüşmediğini tespit etmektedir. Dolayısıyla başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmelidir.
B. Esas Hakkında
1. Kötü Muamele İddiaları Hakkında
50. Başvuran, 6 Mart 2000 tarihinde Milas İlçe Emniyet Müdürlüğünde Sözleşmenin 3. maddesine aykırı olan muamelelere maruz kaldığını iddia etmektedir.
Başvuran, bu duruma dayanak Milas Devlet Hastanesi doktorları tarafından ikisi sırasıyla olay günü ve olayın ertesi günü üçüncüsü ise İzmir İnsan Hakları Vakfı tarafından 11 Eylül 2003 tarihinde düzenlenen sağlık raporu sunmaktadır.
51. Hükümet, iddialar hakkında şu şekilde savunmaktadır:
- taraflar arasında 6 Mart 2000 tarihinde bir kavga çıktığını ve bu kavga sırasında başvuranın yaralandığını;
- emniyet güçlerinin müdahale etmesinin ardından başvuranın diğer şüphelilerle toplu olarak olay günü Milas Devlet hastanesine sevk edildiklerini ve sağlık muayenesinden sonra başvuranın Emniyet Müdürlüğüne nakledildiğini;
52. Mahkeme, Hükümet tarafından sunulan olayların kronolojisinin polisler tarafından düzenlenen ve taraflar arasında çıkan kavganın failleri tarafından imzalan yakalama tutanağı ile uyumlu olmadığını tespit etmektedir (yukarıda 8. paragraf). Nitekim ilgililerin öncelikle saat 18.00 sularında Milas Devlet Hastanesinde sağlık muayenesine tabi tutulmadan önce Milas İlçe Emniyet Müdürlüğüne sevk edildikleri anlaşılmaktadır.
53. Mahkeme, yukarıda anılan tutanağı dikkate alarak başvuranın yakalanmasından sonra Emniyet Müdürlüğüne sevk edilmeden önce sağlık muayenesine tabi tutulmadığı sonucuna varmıştır. 6 Mart tarihinde saat 16.15de yakalanan başvuran Milas Devlet Hastanesinde yaklaşık saat 18.00da sağlık muayenesinden geçebilmiştir.
Başvuran, bu süre zarfında polislerin Emniyet Müdürlüğünde kendisini darp ettikleri, bu nedenle tıbbi tedavi almak için Hastaneye kaldırıldığı kanaatindedir.
54. Hükümet, başvuranın iddialarını kabul etmemektedir.
55. Öncelikle Mahkeme, kötü muamele iddialarının uygun delil unsurları ile desteklenmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (bk. mutatis mutandis, Klaas/Almanya, 22 Eylül 1993, § 30, Seri A No. 269). Mahkeme, iddia edilen muamelelerin sübut bulması bakımından kendisine sunulan delillerin ispat gücünü değerlendirebilmek için, her türlü makul şüpheden uzak olma kıstasından yararlanmaktadır. Böylesi bir delil, yeterince ciddi, kesin ve bir biriyle uyumlu bir takım ipuçlarından veya aksi ispat edilemeyen karinelerden yola çıkılarak elde edilebilmektedir (bk. diğer kararlar arasında, Salman/Türkiye (BD), No. 21986/93, § 100, AİHM 2000VII). Bu bağlamda bir kişinin sağlıklı olduğu halde gözaltına alındığında ve salıverildiğinde yaralı bulunduğu tespit edildiğinde yaraların kökeni hakkında makul bir açıklama sunmak Devletin sorumluluğu altındadır (yukarıda anılan, Salman, § 99).
56. Somut olayda Mahkeme, saat 16.15de yakalanan başvuranın Milas Devlet Hastanesinde yaklaşık saat 18.00 sularında sağlık muayenesinden geçebildiğini tespit etmektedir. Bu muayene sırasında düzenlenen rapora göre, ilgilinin sol gözünde ve başında darp izleri bulunmaktadır. Öte yandan doktor, başvuranı belirli bir dönem için tıbbi gözetim altına alınmıştır. Başvuran, ertesi gün salıverilmesinden hemen sonra yeniden sağlık muayenesine tabi tutulmuştur. Bu bağlamda düzenlenen raporda, sırt ve boyun ağrısı bulunduğu değerlendirilmekte ve sol göz ile baş hizasında daha önce gözlemlenen izler onaylanmaktadır (yukarıda 13. ve 16. paragraflar)
57. Mahkeme, yaraların kökeni ile ilgili olarak tarafların tutumlarının kesinlikle karşıt olduğunu gözlemlemektedir. Başvuran için taraflar arasında çıkan kavganın bedeninde tespit edilen yaralarla ilgili olmasından ziyade yalnızca yakalanmasından sonra polislerin kendisine şiddet uygulanmasından kaynaklanmaktadır. Hükümet için bu yaraların bir tek nedeni, polislerin olay yerine gelmeden ve başvuranın yakalanmadan önce tarafların kendi aralarında çıkan şiddet eğilimli kavganın anlaşmazlığa yol açmasıdır.
58. Tarafların her biri tarafından sunulan açıklamalar arasında bulunan uyuşmazlıkları dikkate alan Mahkeme, sahip olduğu delillerden yola çıkarak aşağıdaki nedenlerden başvuranın 6 Mart 2000 tarihinde saat 16.15de yakalanmasından sonra Milas İlçe Emniyet Müdürlüğünde kendisine uygulanan şiddetin sonucu oluşan yaraların kesinlik derecesiyle kendi içtihadı ile uyumlu olduğunu belirtecek durumunda olmadığı kanaatindedir.
59. İlk olarak Mahkeme, taraflar arasında bir kavga çıktığı ve birbirlerini yumrukladıkları yakalama tutanağından ve başvuranın polis önünde verdiği ifadelerden (yukarıda 8. paragraf) anlaşıldığını gözlemlemektedir. Nitekim Mahkeme, 6 Mart 2000 tarihinde taraflar arasında şiddetli bir kavganın meydana geldiğini tespit etmekte ve başvuranın yaralarının bir kısmının hatta bütününün bu olay sonrasında ortaya çıktığı kanaatindedir. Başvuranın ardından mahkeme önünde verdiği ilk ifadeyi kabul ettiği doğrudur. Bununla birlikte başvuran tutanağa eklenen kendi imzasını doğrulamıştır (yukarıda 31. paragraf).
60. İkinci olarak, soruşturmanın ve ceza davasının farklı evrelerinde elde edinilen tanık ifadeleri tutarlı olmaktan uzaktır ve zamanla değiştirilmiştir. Dolayısıyla Emniyet Müdürlüğünde mevcut bulunan üç tanık dört polisin başvuranı yumruk ve tekme atmak amacıyla ayrı bir hücreye aldıklarını beyan etmişlerdir (yukarıda 20. paragraf). Her halükarda taraflar arasında çıkan kavgaya başvuranla birlikte karışan ve kendisiyle aynı zamanda gözaltına alınan tanık A.S., S.S. ve H.S. yukarıda anılan üç tanığın ifadelerini kabul etmemişler ve polislerin gözaltında herhangi bir kimseyi darp etmediklerini dile getirmişlerdir (yukarıda 23. paragraf).
Şüphesiz, bu tanıkların verdiği ifadelerin söz konusu kavga sırasında başvuranın hasımları olmaları nedeniyle şüpheli olduğu değerlendirilebilir. Bununla birlikte Mahkeme, başvuranın iddiaları anlamında yol izleyerek ifadelerin başvuranın ifadeleri gibi zaman içerisinde değiştiğini gözlemlemektedir. Nitekim 4 Temmuz 2000 tarihinde soruşturma sırasında H.K. ve M.R.K yalnızca dört polisin başvuranı yumruk ve tekme atmak amacıyla kendisini ayrı bir hücreye aldıklarını beyan etmişlerdir. H.K. ve M.R.K, başvuranın belirttiği şekliyle Asliye Ceza Mahkemesi önünde dördünün de gözaltına alındıkları sırada şiddete maruz kaldıklarını dile getirmişlerdir (yukarıda 31. paragraf).
61. Sonuç olarak Mahkeme, başvuranın saat 16.15te yakalanması ile hastaneye kaldırılması arasındaki sürenin somut sonuçlara ulaşılması için sürenin nispeten kısa olduğunu gözlemlemektedir. Bu noktada mevcut dava, önemli ölçüde başvuranın yakalanmasından üç gün sonra sağlık muayenesine tabi tutulduğu ve Mahkemenin başvuranın gözaltına alınmadan önce sağlıklı bulunduğunu varsaydığı Türkan/Türkiye davasından (No. 33086/04, § 42, 18 Eylül 2008) farklılık göstermektedir. Bu bağlamda Mahkeme, Hükümetin gözaltında bulunan bir kimseye inkar riski bulunmaksızın ihtilaf konusu yaraların ilgilinin gözaltına alınmadan daha önce var olduğunun ileri sürülmesi için kendisinin korunması amacıyla özel bir güvence imkanı tanıma eksikliğinden yarar sağlayamayacağı sonucuna varmıştır (yukarıda anılan karar, § 43, Feodorov/ Moldova Cumhuriyeti ile de karşılaştırılmalı olarak, No. 42434/06, §§ 64 ve 68, 29 Ekim 2013).
1. Dolayısıyla mevcut davanın olay incelemesinde, başvuranın bedeninde teşhis edilen yaraların her türlü makul şüpheden uzak, yakalanmasından sonra meydana geldiğinin değerlendirilmesi için Mahkemeye imkan sağlayacak delil unsurlarının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla Mahkeme, başvuran tarafından iddia edilen kötü muamelelerle ilgili olarak Sözleşmenin 3. maddesinin esas yönünün ihlal edildiği sonucuna varacak durumunda olmadığı kanaatindedir.
Dolayısıyla Sözleşmenin 3. maddesinin esas yönü ile ilgili olarak ihlal bulunmamaktadır.
2. Yürütülen Soruşturmanın Etkin Niteliği Hakkında
63. Başvuran, şikayetini yinelemektedir.
64. Hükümet, söz konusu polisler hakkında yürütülen soruşturmanın etkin olmadığı konusunda başvuranın iddialarını kabul etmemektedir.
65. Mahkeme, somut olayda başvuranın kötü muameleye maruz kaldığı koşulunun (yukarıda 62. paragraf), savunulabilir nitelikteki Sözleşmenin 3. maddesine ilişkin şikayeti zorunlu olarak yoksun bırakmadığı sonucuna varamaz (bk. bu arada Böyle ve Rice/Birleşik Krallık 27 Nisan 1988, § 52, Seri A No. 131). Mahkemenin, maddenin usuli yönü ile ilgili olarak vardığı sonuç, şikayetin içeriği hakkında etkin bir soruşturma yürütülmesi yükümlülüğüne ihlal teşkil etmemektedir. (bk. Baltaş/Türkiye, No. 50988/99, § 58, 20 Eylül 2005).
66. Mahkeme, bir kişinin, savunulabilir bir şekilde polis ya da devletin benzer teşkilatları tarafından kendisine 3. maddeye aykırı bir muamele yapıldığını ileri sürmesi durumunda ve bu maddenin iç hukukta kullanılabilmen her türlü başvuru yoluna halel getirmeyecek şekilde etkili ve resmi bir soruşturma yürütme sorumluluğunu yüklediğini hatırlatmaktadır (Batı ve diğerleri/Türkiye, No. 33097/96 ve 57834/00, § 133, AİHM 2004IV (özetler)). Bu soruşturma, sorumluların tespit edilmesi ve cezalandırılmasına kadar götürebilmelidir. Burada sonuç yükümlülüğü yerine araç yükümlülüğü söz konusudur. Yetkililer, söz konusu olaylara ilişkin delilleri elde etmeyi sağlayacak makul tedbirler almalıdır. Bu bağlamda makul ivedilik ve özen gerekliliği uygun düşmektedir. Dahası soruşturmadan sorumlu tutulan ve soruşturmaları yürüten kişiler her türlü hiyerarşik veya ortak bağı göz ardı ederek ve öte yandan bağımsız bir uygulama gerektirerek olaylara karışan kişilerle bağımsız olmaları gereklidir.
67. Öte yandan Mahkeme, Sözleşmenin 3. maddesinin usuli gerekliliklerinin somut olayda olduğu gibi ön soruşturmanın ulusal mahkemeler önünde soruşturmaların açılmasına yol açtığında ön soruşturma aşamasının ötesinde genişlediğini hatırlatmaktadır. Karar aşaması dahil olmak üzere davanın bütünü bu hükmün gerekliliklerini yerine getirmelidir (Okkalı/Türkiye, No. 52067/99, § 65, AİHM 2006X11).
68. Mahkeme, daha önce devlet memuru işkence eylemi veya kötü muamele ile ilgili suçlardan sorumlu tutulduğunda, davanın ve mahkûmiyetin zamanaşımıyla örtüşmemesi ve af gibi bu tür tedbirlerin uygulanmasına izin verilmemesi büyük önem taşıdığı sonuca varmıştır. Özellikle Mahkeme, ulusal makamların hiçbir şekilde bu tür muamelelerin cezasız kalmasına istekli olma izlenimi vermemeli gerektiği kanaatine varmıştır (Margu/Hırvatistan (GC), No. 4455/10, § 126, AİHM 2014 (özetler)).
69. Somut olayda Mahkeme, savcılığın olaydan hemen sonra bir soruşturma açtığını ve ceza davasının olaya karışan polisler aleyhine açıldığını ancak bu davanın zamanaşımı nedeniyle kamu davasının sona ermesiyle düşürüldüğünü kaydetmektedir. Mahkeme, somut olayda savcılığın olaydan hemen sonra soruşturma açtığını ve olaya karışan polisler hakkında ceza davası açıldığını ancak bu davanın zamanaşımına uğraması nedeniyle kamu davasının düşürülmesi ile sona erdiğini kaydetmektedir.
70. Öncelikle Mahkeme, akabinde yürütülen soruşturmanın ve davanın bütününde çok uzun olduğunu tespit etmektedir. Dava, suç duyurusunun bırakılmasıyla 17 Mayıs 2000 tarihinde başlamış ve Ağır Ceza Mahkemesinin 6 Eylül 2013 tarihli kararıyla kamu davasının zamanaşımına uğraması tespitiyle düşürülmüştür. Böylece dava on üç yıl ve üç aya aşkın bir süre sürmüştür. Özellikle Asliye Ceza Mahkemesi daha önce yalnızca 17 Nisan 2007 tarihinde kararını verdiğinde Yargıtay Asliye Ceza Mahkemesinin verdiği kararı bozmadan beş yıla aşkın bir süre daha geçmiştir. Ardından Asliye Ceza Mahkemesi, 26 Şubat 2013 tarihinde, yani iddianamenin başlamasından yaklaşık on bir yıl ve altı ay sonra davayı değerlendirmek için yetkisizlik kararı vermiş ve dava dosyasını Ağır Ceza Mahkemesine geri göndermiştir.
Halbuki devlet memurları tarafından işlenen yasadışı eylemlere ilişkin eşitlik ilkesi uyarınca kamunun güvenini korumak ve suç ortaklığı yapıldığı veya hoşgörü gösterildiği kanısının oluşmasını engellemek için yetkili makamların ivedilikle hareket etmesi gerekir (Güzel (Zeybek)/Türkiye, No. 71908/01, § 81, 5 Aralık 2006; bk. ayrıca Indelicato/İtalya, No. 31143/96, § 37, 18 Ekim 2001).
71. Mahkeme, ceza davasının düşürülmesine yol açan dava süresinin ivedilikle sorumluluklar hakkında ışık tutacak yetkililerin yükümlülükleri ile birlikte bağdaşmadığı ve bu eksikliğin kendi başına Sözleşmenin 3. maddesinin usuli gerekliliklerine bir ihlal teşkil ettiği sonucuna varmıştır.
72. Dolayısıyla, Sözleşmenin 3. maddesinin usul yönü ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞMENİN 6. MADDESİNİN 1. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDASI HAKKINDA
73. Başvuran, polisler hakkında yürütülen ceza davasının ivedilikle yürütülmemesinden şikayet etmektedir. Başvuran Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasını ileri sürmektedir.
74. Hükümet, bu şikayetleri reddetmektedir.
75. Somut olayda Mahkeme, başvuranın yalnızca cezalandırmaya yönelik polisler aleyhine açılan davaya müdahil taraf olarak katıldığını gözlemlemektedir. nitekim başvuran ne tazminat talebinde bulunmuştur ne de bu hakkını saklı tuttuğunu dile getirmiştir. Dolayısıyla Mahkeme, başvuranın medeni niteliği olan haklarını korumak veya elde etmek yerine yalnızca sanıkların cezai olarak mahkûm edilmesini sağlamak amacıyla davaya müdahil taraf olarak katıldığı kanaatindedir. Dolayısıyla başvuranın ceza davasına müdahil taraf olarak katılması, Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasının uygulama alanına girmemektedir.
76. Dolayısıyla Mahkeme, başvurunun bu kısmının Sözleşmenin 35. maddesinin 3. ve 4. fıkraları uyarınca ratione materiae uyumlu olmadığından kabul edilemez olduğuna karar vermiştir (Perez/Fransa (BD), No. 47287/99, § 56, AİHM 2004I; Halat/Türkiye, No. 23607/08, § 61, 8 Kasım 2011).
III. SÖZLEİMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
77. Sözleşmenin 41. maddesi uyarınca,
Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.
78. Başvuran, maruz kaldığı manevi zarar için 20.000 avro (EUR) talep etmektedir. Öte yandan başvuran Mahkeme önünde yapılan masraf ve giderler için 2.000 avro talep etmektedir. Bu bağlamda başvuran, kendisinin ve avukatının imzaladığı avukatlık ücret sözleşmesinin bir nüshasını sunmaktadır.
79. Hükümet bu talepleri kabul etmemektedir.
80. Mahkeme, başvurana manevi tazminat olarak 12.500 avro ödenmesinin uygun olduğunu değerlendirmektedir. Diğer yandan Mahkeme, içtihadına göre, başvuran masraf ve giderlerinin doğruluğunu, gerekliliğini ve ödenen miktarların makul olduğunu ispatlamak kaydıyla bu masrafların iade edilebilindiğini hatırlatmaktadır. Somut olayda, elinde bulunan belgeleri ve içtihadını göz önünde bulunduran Mahkeme, bu bağlamda talep edilen miktarın tamamının yani 2.000 avronun başvurana ödenmesine karar vermiştir.
81. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranın uygun olduğu sonucuna varmaktadır.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun Sözleşmenin 3. maddesine ilişkin şikayetlerin kabul edilebilir ve diğer şikayetlerin ise kabul edilemez olduğuna;
2. Sözleşmenin 3. maddesinin esas yönden ihlal edilmediğine;
3. Sözleşmenin 3. maddesinin usul yönünden ihlal edildiğine;
4. a) Sözleşme'nin 44 § 2 maddesine uygun olarak; davalı Devletin kararın kesinleştiği tarihten başlamak üzere üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere aşağıdaki miktarları ödemekle yükümlü olduğuna;
i) ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak başvurana 12.500 avro (onikibinbeşyüz avro);
ii) ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, masraf ve giderler için başvurana 2.000 avro (ikibin avro); b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten başlayarak ödemenin yapıldığı tarihe kadar Avrupa
Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş; İçtüzüğün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca 24 Şubat 2015 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy