(AİHS. m. 2, 6, 35) (SELMOUNI - FRANSA DAVASI)
KARAR
Başvuru no (38049/07)
STRAZBURG
25 Haziran 2013
Güneş KOCAMAN ve diğerleri/Türkiye davasında,
Başkan
Guido Raimondi,
Yargıçlar
Danute Jociene,
Dragoljub Popovic,
András Sajó,
Işıl Karakaş,
Paulo Pinto de Albuquerque,
Helen Keller,
ve İkinci Daire Yazı işleri müdürü Stanley Naismithin, katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Dairesi),
Yukarıda belirtilen 28 Ağustos 2007 tarihli başvuru ve Hükümetin sunduğu gözlemleri ve başvuranların buna karşılık olarak verdikleri yanıtlar uyarınca,
25 Haziran 2013 tarihinde yapılan kapalı müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuranlar, Bay Cafer Kocaman, Bayan Binefş ve Bayan Güneş Kocaman, ve Bay Cem ve Bay Can Kocaman sırayla 1944, 1945, 1979, 2000 ve 2003 tarihlerinde doğmuş Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olup, Nazillide (Aydın) ikamet etmektedirler. Başvuranlar 11 Ocak 2006 tarihinde ölen Ramazan Kocamanın (bundan sonra « Ramazan » olarak geçecektir), sırayla babası, annesi, eşi ve iki oğludur.
2. Başvuranlar, AİHM önünde, İzmir Barosu avukatlarından Avukat A. Terece tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti, (« Hükümet ») kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Taraflarca açıklandıkları üzere, davanın koşulları aşağıdaki biçimde özetlenebilir.
4. Silah kaçakçılığı ihbarı alan jandarmalar, 11 Ocak 2006 tarihinde Aydın ve Denizli arasındaki yolda bir barikat kurmuştur. Saat 16.30a doğru, Ramazanı ve diğer üç kişiyi taşıyan araç olay yerine ulaşır. Kontrol edilmek istemeyen bu yolcular kaçmayı tercih etmişlerdir. Jandarmaların uyarılarına ve uyarı atışlarına rağmen araç durmamıştır. Jandarmalar bunun üzerine araca ateş açmışlardır. İki kurşun Ramazana ölümcül bir şekilde isabet etmiştir.
5. Araçta, 9 mm kalibreli üç adet tabanca, üç adet kurşun, bir cop ve bir ekmek bıçağı bulunmuştur. Ramazanın üzerinde 9 mm kalibreli yirmi iki adet kartuş ve on beş gram esrar bulunmuştur.
6. Bunun hemen akabinde, bir ceza soruşturması başlatılmıştır.
7. Cumhuriyet savcısı huzurunda bir olay yeri keşif krokisi düzenlenmiştir.
8. Kadavranın harici bir muayenesi yapılmıştır.
9. Ayrıca, klasik otopsi işlemi gerçekleştirilmiştir.
10. Otopsi sonucunda, kurşun yarasına bağlı olarak meydana gelen iç kanamanın ölüme neden olduğu anlaşılmıştır. Rapora göre, ilk kurşun kurbanın başına ve ikinci kurşun ise belin sol tarafına isabet etmiştir.
11. Balistik bilirkişi incelemesi yapılmıştır. Bu incelemeye göre, jandarmalar tarafından on bir adet mermi atılmıştır. Ramazanın ölümüne yol açan mermi, altı defa ateş eden jandarma Z.S.nin silahından çıkmıştır. Kurbanı ölümcül bir şekilde yaralayan diğer mermi ise, deforme olmuş ve incelenemez hale gelmiştir.
12. Jandarmaların ifadelerine başvurulmuştur. Jandarmalar, kaçan ilgilileri öncelikle uyardıklarını belirtmişlerdir. Daha sonra, ilgililerin kaçmak istediklerini görünce, durdurmak için aracın lastiklerine ateş açmışlardır. Jandarmalar, ateş açtıkları sırada kendi konumları ile araç arasındaki mesafenin yaklaşık 20 ila 30 metre kadar olduğunu belirtmişlerdir.
13. Ramazan ile birlikte araçta bulunan diğer üç kişinin ifadesi alınmıştır. Bu kişiler, kaçma girişimini doğrulamış ancak silah atışlarından önce yapılan uyarıları duymadıklarını ifade etmişlerdir. Bu kişilere göre, silah atışlarının olduğu sırada, içinde bulundukları araç ile jandarmalar arasındaki mesafe yaklaşık 10 metre idi.
14. Başvuranların ifadeleri tutanağa işlenmiştir. Başvuranlar, bu olayın sorumlularının cezalandırılmasını istemişlerdir.
15. 11 Mayıs 2006 tarihinde, Denizli Cumhuriyet savcısı, Ramazanın ölümüne yol açan merminin Z. S.nin silahından çıkmış olduğu gerekçesiyle dört jandarma hakkında kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin bir karar vermiştir. Jandarma Z.S.ye karşı ise, kasıtsız adam öldürme ve ateşli silah kullanımı konusunda görevi kötüye kullanma gerekçesiyle bir kamu davası açmıştır.
16. Başvuranlar, 14 Aralık 2006 tarihinde, kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karara karşı Nazilli Ağır Ceza Mahkemesine («Ağır Ceza Mahkemesi») itirazda bulunmuşlardır. Başvuranlara göre, olay sırasında altı adet mermi atılmış ve bu mermilerden biri Z.S.nin silahından çıkmış ve yakınlarına isabet etmiştir. Görsel tanıkların ifadelerinden hareketle, jandarma F.K.nın da araca doğru ateş ettiğini ileri sürerek, Cumhuriyet savcısından F.K. aleyhinde de cezai kovuşturma yapmasını talep etmişlerdir.
17. 26 Şubat 2007 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesi, usul kurallarına ve kanun hükümlerine uygun olduğu gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karara karşı yapılan itirazı reddetmiştir.
18. 27 Mart 2007 tarihinde, Denizli Asliye Ceza Mahkemesi, jandarma Z.S.ye karşı başlatılan ceza yargılamasında kendini görev bakımından ratione materiae yetkisiz görerek, dava dosyasını Denizli Ağır Ceza Mahkemesine göndermiştir.
19. Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranların müdahil olma taleplerini kabul etmiştir.
20. Ağır Ceza Mahkemesi, 25 Kasım 2008 tarihinde verdiği karar ile, kasıtsız adam öldürme gerekçesiyle Z.S.yi bir yıl, dört ay ve yirmi gün hapis cezasına mahkum etmiştir. Söz konusu hapis cezası ertelenmiştir.
21. Başvuranlar, bunun karşı temyiz yoluna gitmişlerdir. Bugün itibarıyla, dava halen Yargıtay önünde derdest durumdadır.
22. Başvuranlar, ceza yargılaması ile paralel olarak, yakınlarının ölümünden dolayı maruz kaldıklarını ileri sürdükleri maddi ve manevi zarar için İçişleri Bakanlığından tazminat talebinde bulunmuşlardır.
23. Tazminat talebi 14 Şubat 2007 tarihinde, Bakanlık tarafından talep reddedilmiştir.
24. Başvuranlar, bunun üzerine, avukatları aracılığıyla Denizli İdare Mahkemesinde İçişleri Bakanlığına karşı tam yargı davası açmışlardır.
25. İdare Mahkemesi, 18 Mart 2009 tarihinde, Ramazanın ölümünde idarenin herhangi bir kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle başvuranların talebini reddetmiştir.
26. Başvuranlar, bu karara karşı temyiz yoluna başvurmuşlardır.
27. Bugün itibarıyla, dava halen Danıştay önünde derdest durumdadır.
ŞİKÂYETLER
28. Başvuranlar, Sözleşmenin 2nci ve 6ncı maddelerinin ihlalinden şikâyetçidirler.
HUKUK
29. Başvuranlar, Ramazanın ölümüne neden olan olguların Sözleşmenin 2nci maddesinin ihlaline yol açmış olduğunu ileri sürmektedirler. Başvuranlar, Sözleşmenin 6ncı maddesine dayanarak, ulusal yargı mercilerinin tarafsız davranmadıklarından şikâyet etmektedirler.
30. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmektedir.
31. Başvuranlar, Hükümetin bu savına itiraz etmektedir.
32. AİHM, iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralına yer veren Sözleşmenin 35nci maddesinin 1nci fıkrasının amacının AİHMe başvurulmadan önce, Sözleşmeci devletlere, kendilerine karşı ileri sürülen ihlalleri önlemek veya düzeltmek fırsatını tanımak olduğunu hatırlatır. (Bk., birçok karar arasından, Selmounı/Fransa (BD), no 25803/94, 74 ncü paragraf, AİHM 1999-V). 35nci maddesinin 1nci fıkrası hükmü, iç hukuk düzeninin ileri sürülen ihlal hakkında etkin bir başvuru yolu sunduğu varsayımına dayanmaktadır (Kudla/Polonya (BD), no 30210/96, 152nci paragraf, AİHM 2000-XI).
33. Somut davada, AİHM, başvuranların temel olarak yakınlarının ölümüne neden olan aşırı ve orantısız bir güç kullanımından ve yakınlarının ölümü hakkında yapılan soruşturmanın yürütülme biçiminden şikâyetçi olduklarını gözlemlemektedir. Başvuranların şikâyetçi oldukları olgular temelinde, AİHM, cezai usulün şüphesiz etkili ve yeterli bir başvuru yolu oluşturduğunu düşünmektedir. AİHM, başvuranların bu yolu usulüne göre kullandıklarını gözlemlemektedir: ilgililer, yakınlarının ölümünden sorumlu jandarmaya karşı açılmış olan davaya müdahil olmuşlardır; diğer yandan, idare mahkemeleri önünde ise tam yargı davası açmışlardır.
34. Diğer bir ifadeyle, ilgililer, idari usulün yanı sıra, sanık jandarmanın sorumluluğunun yargılanmasına imkân veren ceza yargılamasına da erişebilmişlerdir. Bu usul halen iç yargı mercileri önünde derdest durumdadır. Yargılamanın ulusal yargı mercileri önündeki mevcut hali göz önüne alındığında 2nci ve 6ncı maddelerin ihlaline ilişkin şikâyetlerin AİHM önüne götürülmesi zamansız gözükmektedir. Başvuranlar, ulusal yargı mercileri önündeki yargılamanın sonucunda ileri sürülen ihlalden dolayı halen mağdur olduklarını düşünüyorlarsa, AİHMye tekrar başvurmakta serbesttirler.
35. Sonuç olarak, başvurunun, Sözleşmenin 35nci maddesinin 1nci ve 4ncü fıkraları uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmeyişinden ötürü reddedilmesi gerekmektedir.
AİHM, bu gerekçelere dayanarak, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna hükmeder. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy