(AİHS m. 3, 5, 13, 29, 34, 35, 41, 44) (KURNAZ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (ATALAY - TÜRKİYE DAVASI) (GÜLER VE ÖNGEL - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 38291/07)
KARAR
STRASBOURG
19 Şubat 2013
İşbu karar AİHSnin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
Kemal Baş v. Türkiye davasında,
29 Ocak 2013 tarihinde, Başkan
Guido Raimondi, Yargıçlar Danute Jociene, Peer Lorenzen, András Sajó, Işıl Karakaş, Neboja Vucinic, Helen Keller,
ve Daire yazı işleri müdürü Stanley Naismithin katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Dairesi), yapılan gizli müzakereler sonrasında aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (no. 38291/07) dava, Türk vatandaşı Kemal Başın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) 31 Ağustos 2007 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudan ibarettir.
2. Başvuran, İzmirde görev yapan avukat N. Sakallı tarafından temsil edilmektedir. Türk Hükümeti (Hükümet) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmektedir.
3. Başvuru, 10 Eylül 2009 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiştir. Ayrıca, başvurunun kabul edilebilirliği ve esasına ilişkin hüküm verilmesi kararlaştırılmıştır (29. maddenin 1. paragrafı).
OLAY VE OLGULAR
DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran, 1978 doğumlu olup, İzmirde ikamet etmektedir. Olaylar sırasında, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde öğrencidir.
5. Olay yeri raporuna göre, 1997 yılında intihar eden bir öğrenciyi anmak üzere, 27 Aralık 2005 tarihinde öğleden önce saat 11de solcu bir grup tarafından bir gösteri yürüyüşü düzenleneceğine ilişkin alınan bir istihbarat üzerine, Çevik Kuvvete bağlı polis memurları, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi girişine gelmiştir. Öğleyin, pankart ve bayrak taşıyan ve polis karşıtı sloganlar atan 50 kişilik bir grup gelmiştir. Fakülte içinde kalkanları ile bir barikat oluşturan polis memurları, gruba dağılmasını söylemiştir. Göstericiler, polis barikatına doğru yürümeye devam etmiş ve bazıları, taşıdıkları bayrakların sopası ile polis memurlarına saldırmıştır. Ardından polis, grubu dağıtmak üzere kuvvet kullanmıştır: Polis, bir panzerden basınçlı su sıkmış ve copları ile göstericilere vurmaya başlamıştır. Bazı göstericiler, karşılık olarak polise taş atmıştır. Hükümete göre, o gün başvuran dahil olmak üzere, sekiz gösterici yakalanmış ve sekiz polis memuru da, göstericilerin attıkları taşlar nedeniyle yaralanmıştır.
6. Kendi iddialarına göre başvuran, derse girmek üzere Fakülteye gitmiş ve gösteriye katılmamıştır. Buna rağmen polis memurları kendisine yumruk atmış ve vurmuştur. Bunun sonucunda, gözlükleri kırılmış ve yakalanmıştır. Polis aracı içinde tekrar dövülmüştür.
7. Sonrasında başvuran, aynı gün öğleden sonra saat 1.15de doktor tarafından muayene edildiği, Bornova Acil Yardım Travmatoloji Hastanesine götürülmüştür. Başvuranı muayene eden doktor, sağ kaşının üstünde, alnının sağ tarafında eritematöz lezyonlar tespit etmiştir. Doktor ayrıca, başvuranın ayakları ve bacaklarında ağrı şikâyeti olduğunu belirtmiştir. Başvuran sorgulanmak üzere, Bornova Merkez Karakoluna götürülmüştür. Başvuran, susma hakkını kullanmıştır.
8. Akşam saat 8de başvuran aynı hastanede başka bir doktor tarafından muayene edilmiş ve doktor tarafından başvuranın sol kaşının üstünde sıyrık, sol şakak bölgesinde 2 x 2 cm. büyüklüğünde eritematöz lezyon ve sağ dizinde 1 x 1 cm. büyüklüğünde bir çürük ve sıyrıklar tespit edilmiştir. Doktor ayrıca başvuranın dizlerinin arkasında ağrı şikâyeti olduğunu belirtmiştir.
9. 28 Aralık 2005 tarihinde sabah saat 9.25de başvuran tekrar Bornova Acil Yardım Travmatoloji Hastanesinde muayene edilmiştir. Muayeneyi gerçekleştiren doktor, başvuranın vücudunda yeni oluşmuş darp izleri olmadığını tespit etmiştir. Ayrıca başvuranın, polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada kötü muamele gördüğüne dair bir şikâyette bulunmadığını da belirtmiştir.
10. Aynı gün başvuran, avukatı yanında hazır bulunurken, iki cumhuriyet savcısına ifade vermiştir. Gösteri yürüyüşüne katılmadığını ve yakalanması sırasında polis memurları tarafından dövüldüğünü ileri sürmüştür. Ayrıca savcıdan bir soruşturma başlatmasını istemiştir. Daha sonra başvuran, sulh ceza hâkiminin huzuruna çıkarılmış ve ardından salıverilmiştir.
11. Belirtilmeyen bir tarihte, İzmir cumhuriyet savcısı, 27 Aralık 2005 tarihindeki olaylar sırasında gerçekleşen kötü muamele iddialarına ilişkin bir soruşturma başlatmıştır. Bu soruşturma kapsamında başvuran, cumhuriyet savcısına tekrar ifade vermiş ve başına gelen olayları tekrar etmiştir. Ardından, kendisine kötü muamelede bulunan polis memurlarını fotoğraflardan teşhis etmesi istenmiştir.
12. 18 Ekim 2006 tarihinde İzmir cumhuriyet savcısı, kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Başvuranın soyut nitelikteki iddiaları dışında, başka somut bir delil olmadığı görüşünü bildirmiştir. Savcı, polis tarafından uygulanan kuvvetin aşırı olmadığını belirterek göstericiler şiddete başvurduklarından, polis memurlarının görevlerini yerine getirdiklerine karar vermiştir.
13. 20 Aralık 2006 tarihinde başvuranın avukatı Z.K., başvuran ve diğer davacı G.Ç. adına, 18 Ekim 2006 tarihli karara itiraz etmiştir.
14. 16 Ocak 2007 tarihinde Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesi itiraz başvurusunu reddetmiştir. Karar başvuranın avukatı Z.K.ye 9 Nisan 2007 tarihinde gönderilmiştir. Ancak verdiği adreste artık çalışmadığından, karar kendisine tebliğ edilememiştir.
15. Belirtilmeyen bir tarihte, bir başka avukat K.A., başvuran ve diğer üç davacı S.G., G.T. ve S.İ. adına, 18 Ekim 2006 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz etmiştir.
16. 23 Şubat 2007 tarihinde Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesi, şikayetin esaslarını inceledikten sonra, itirazı reddetmiş ve kovuşturmaya yer olmadığı kararının iç hukuka uygun olduğuna karar vermiştir. Karar başvuranın üçüncü avukatı N.S.ye 1 Mart 2007 tarihinde tebliğ edilmiştir.
17. Bu süre içerisinde, İzmir Asliye Ceza Mahkemesi nezdinde başvuran aleyhine, polise karşı direnç gösterme ve kamu malına zarar verme suçuyla ceza yargılaması başlatılmıştır. 10 Şubat 2009 tarihinde başvuran beraat ettirilmiştir. Ceza yargılaması sırasında mahkeme, Edebiyat Fakültesinde görevli üniversite öğretim üyeleri olan olayın görgü tanıklarını dinlemiştir. İfadelerine göre, öğrenciler binanın içinde beklerken, polis memurları kapıları ve pencereleri kırarak, zorla içeri girmiştir. Görgü tanıkları ayrıca, polis memurlarının çok saldırgan davrandıklarını ve öğrencilere karşı orantısız güç kullandıklarını belirtmiştir. Elindeki dava dosyası esasında ceza mahkemesi, polis memurlarının öğrencileri copla dövdüklerini ve olaylar sırasında Fakülte binasının kapı ve pencerelerinin kırıldığını tespit etmiştir. Mahkeme, bazı öğrencilerin polis memurlarına taş atmış olmalarına rağmen, olaya kimlerin karıştığını tespit etmenin imkânsız olduğunu belirtmiştir. Dolayısıyla başvuran suçlamalardan beraat ettirilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMENİN 3. VE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
18. Başvuran, yakalanması sırasında kendisine uygulanan gücün aşırı ve orantısız olduğunu iddia etmiştir. Ayrıca, kötü muamele iddialarının, yerel makamlarca ayrıntılı bir şekilde incelenmediği yönünde şikâyette bulunmuştur. Bu bağlamda başvuran, Sözleşmenin 3. ve 13. maddelerine dayanmaktadır.
19. Hükümet bu iddialara itiraz etmiştir.
20. AİHM, şikâyetlerin yalnızca 3. madde anlamında değerlendirilmesi gerektiği görüşündedir. 3. madde şunu öngörmektedir:
Hiç kimse işkenceye ya da insanlık dışı ya da onur kırıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.
A. Kabul edilebilirlik hakkında
21. Hükümet AİHMden, Sözleşmenin 35. maddesinin 1. paragrafı anlamında iç hukuk yollarının tüketilmesi gerekliliğine uygunluk sağlanmadığı için, bu başvuruyu reddetmesini istemiştir. Başvuranın, idari mahkemeler ya da hukuk mahkemelerinde dava açarak, iddia ettiği zararların tazmini yoluna gidebileceğini ileri sürmüştür. Diğer seçenek olarak ise, başvurunun bu kısmının altı ay kuralına uygunluk sağlamadığı için reddedilmesi gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Bu anlamda, Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesinin kararını 16 Ocak 2007 tarihinde verdiğini, başvuranın ise AİHMe altı aydan daha uzun bir süre sonra, 31 Ağustos 2007 tarihinde başvurduğunu belirtmişlerdir.
22. İlk itirazların birinci kısmı ile ilgili olarak AİHM, Hükümetin benzer davalarındaki ilk itirazlarını incelemiş ve reddetmiş olduğunu yineler (bkz., özellikle, Atalay v. Türkiye, no. 1249/03, § 29, 18 Eylül 2008). Daha önce vermiş olduğu kararları tekrar teyit ederek, Hükümet tarafından atıfta bulunulan tazmin yollarının, Sözleşmenin 3. Maddesi gereği Sözleşmeye Taraf Devletin yükümlülüklerini karşılaması anlamında, yeterli olmadığını belirtir. Dolayısıyla AİHM mevcut davada, önceki tespitlerinden farklı tespitte bulunmasını gerektirecek özel bir koşul bulunmadığına karar verir. Buna göre, Hükümetin ilk itirazını reddeder.
23. İkinci kısım ile ilgili olarak AİHM, 16 Ocak 2007 tarihinde Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesi tarafından başvuranın avukatlarından biri tarafından yapılan itirazın reddedilmiş olduğunu kaydeder. Ancak, dava dosyasındaki belgeler, bu kararın avukata tebliğ edilememiş olduğunu açıkça göstermektedir. Başka bir avukat tarafından yapılan ikinci itiraz da daha sonra aynı şekilde, Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 23 Şubat 2007 tarihinde reddedilmiş ve bu karar başvuranın avukatına 1 Mart 2007 tarihinde tebliğ edilmiştir. AİHM ayrıca, Ağır Ceza Mahkemesinin 23 Şubat 2007 tarihli kararını verirken, davanın esaslarını incelemiş olduğunu kaydeder. Dolayısıyla AİHM, mevcut davadaki nihai kararın, Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 23 Şubat 2007 tarihinde verilmiş ve 1 Mart 2007 tarihinde tebliğ edilmiş olan karar olduğu görüşündedir. Dolayısıyla, Hükümetin bu anlamdaki ilk itirazı reddedilmelidir.
24. AİHM ayrıca başvurunun, Sözleşmenin 35. maddesinin 3(a) paragrafı anlamında dayanaktan yoksun olmadığını açıkça kaydetmektedir. AİHM ayrıca hiçbir kabul edilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit etmektedir. Dolayısıyla şikayet kabul edilebilir olarak beyan edilmelidir.
B. Esas hakkında
1. 3. maddenin esası hakkında
25. Hükümet, davanın olay ve koşulları anlamında, polis memurları tarafından kullanılan kuvvetin, orantısız ve aşırı olmadığını iddia etmiştir. Görüşlerine göre başvuranın söz konusu yaraları, göstericilerin polise saldırdığı ve kamu malına zarar verdikleri sırada oluşmuş olabilir. Hükümete göre başvuran, polis memurlarına direnç gösteren ve saldıran göstericilerin arasında yer almıştır. Bu anlamda olay sırasında sekiz polis memurunun yaralanmış olduğunu ileri sürmüşlerdir. Ayrıca, polis memurlarının uyarılarına rağmen, göstericilerin direnç gösterdiği ve sopalar ve taşlarla saldırdıklarını ve bunun sonucunda polisin de basınçlı su kullandıklarını ve cop ve kalkanları ile müdahale ettiklerini belirtmişlerdir. Dolayısıyla, kullanılan gücün iç hukuka uygun olup (2256 sayılı Kanunun 16. maddesi), asayişin bozulmasının önlenmesi olan meşru bir amaca hizmet ettiğini belirtmişlerdir.
26. Başvuran, göstericiler arasında yer almadığını belirterek, Hükümetin iddialarını reddetmiştir. Derse girmek üzere Edebiyat Fakültesine gitmiş ve polis memurları tarafından arkadaşlarının dövüldüğünü görmüştür. Daha sonra ise, öğrencilerin hepsine saldıran ve onları yakalayan polis memurları tarafından dövülmüştür. İddialarına dayanak olarak başvuran, göstericiler arasında yer aldığını tespit edemeyen yerel mahkemenin aleyhindeki suçlamalardan kendisini beraat ettirdiği, İzmir Asliye Ceza Mahkemesinin 10 Şubat 2009 tarihli kararını göstermiştir.
27. AİHM, Sözleşmenin 3. maddesinin, bir yakalamanın yerine getirilmesi gibi belirli iyi tanımlanmış koşullarda, kuvvet kullanımını yasaklamadığını kaydeder. Ancak bu kuvvet yalnızca kaçınılmaz olduğunda kullanılmalı ve aşırı olmamalıdır (bkz., Kurnaz ve Diğerleri v. Türkiye, no. 36672/97, § 52, 24 Temmuz 2007). Dolayısıyla AİHM mevcut davada, fiziksel kuvvete başvurmanın kesinlikle gerekli ve orantılı olup olmadığını ve yerel makamların etkili bir soruşturma yürüterek, gerçekleşen yaralanmanın fiili sebebinin ne olduğunu kesinleştirip kesinleştirmediklerini tespit etmelidir (bkz., Ribitsch v. Avusturya, 4 Aralık 1995, § 38, Seri A no. 336).
28. AİHM başvuranın, göstericiler ve polis arasında çıkan arbede sırasında yaralanmış olduğunu kaydeder. Dosyada yer alan ve taraflarca kabul edilen doktor raporlarına göre, başvuranın sol kaşının üstünde, sol şakak bölgesinde ve sağ dizinde sıyrıklar yer almaktadır.
29. Hükümet, başvuranın polis memurlarına saldıran göstericiler arasında yer aldığını ve kamu malına zarar verdiğini iddia etmekle birlikte, AİHM, 10 Şubat 2009 tarihli İzmir Asliye Ceza Mahkemesi kararına göre başvuranın aleyhindeki suçlamalardan beraat ettirildiğini kaydeder. Yerel mahkeme, öğretim üyelerinin görgü tanığı olarak verdikleri ifadelere dayanarak, polis memurlarının fakülte binasının içinde bekleyen öğrencilere saldırdığına karar vermiştir. Mahkeme ayrıca, ortaya çıkan arbede nedeniyle, polis memurlarına taş atmış olan öğrencilerin tespit edilmesinin mümkün olmadığını da belirtmiştir.
30. AİHM ayrıca, önceden hazırlık olmaksızın duruma müdahale etmek için polis memurlarının olay yerine çağrılmış oldukları sonucuna varılamayacağı görüşündedir çünkü henüz gösteri yürüyüşü başlamadan, Çevik Kuvvet Ekipleri ve bir panzer olay yerinde hazır edilmiş ve Edebiyat Fakültesinde barikat kurulmuştur. Ayrıca Hükümet, güvenlik kuvvetlerinin müdahalesinin, göstericilere fiziksel bir zarar verilmesi riskini mümkün olduğunca en aza indirgeyecek şekilde usulüne uygun olarak yönetildiğini gösteren herhangi bir bilgi sunamamıştır (bkz., Güler ve Öngel v. Türkiye, nos. 29612/05 ve 30668/05, § 29, 4 Ekim 2011). Sonuç olarak AİHM, başvuranda oluşan yaralanmanın, Devletin sorumlu olduğu haksız müdahalenin bir sonucu olduğuna karar verir.
31. Bu koşullar altında, başvuranın yakalandığı sırada maruz kaldığı insanlık dışı ve onur kırıcı muamele nedeniyle, Sözleşmenin 3. maddesi esas bakımından ihlal edilmiştir.
2. 3. Maddenin usulü hakkında
32. AİHM, Sözleşmenin 3. maddesi gereği yetkililerin, tartışmaya açık ve makul şüphe uyandırıcı nitelikte olduklarında, kötü muamele iddialarını araştırmakla yükümlü olduklarını yineler (bkz., özellikle, Ay v. Türkiye, no. 30951/96, §§ 59-60, 22 Mart 2005).
33. AİHM, başvuranın yaralanmasından, Sözleşmenin 3. Maddesi anlamında davalı Devletin sorumlu olduğunu tespit eder. Dolayısıyla, etkili bir soruşturmanın yürütülmüş olması gerektiği görüşündedir.
34. Mevcut davada AİHM, başvuranın iddialarına ilişkin bir soruşturmanın, cumhuriyet savcılığı tarafından başlatılmış olduğunu kaydeder (yukarıdaki 11. paragrafa bakınız). Cumhuriyet savcısının polis memurlarının kötü muamele nedeniyle kovuşturulmalarına yer olmadığı kararının, Ağır Ceza Mahkemesince onaylanması ile soruşturma 23 Şubat 2007 tarihinde sona erdirilmiştir. Dava dosyasını inceleyen AİHM öncelikle, polis memurlarına direnç gösteren ve saldıran göstericiler arasında başvuranın yer alıp almadığı hususunun açıklığa kavuşturulması yönünde cumhuriyet savcısının herhangi bir girişimde bulunmadığını kaydeder. Bu anlamda başvuran aleyhine yürütülen ceza yargılaması sırasında daha sonra ifade veren üniversite öğretim üyeleri gibi görgü tanıklarının verdikleri ifadelerin, cumhuriyet savcısı tarafından teyit edilmemiş olduğu görülmektedir. Ayrıca, 27 Aralık 2005 tarihinde düzenlenen iki doktor raporu arasında bir fark olmakla birlikte, bu farkın açıklığa kavuşturulması için cumhuriyet savcısı tarafından herhangi bir arayışa girilmediği görülmektedir. AİHM, birinci rapora göre başvuranın alnının sağ tarafı ve sağ kaşının üstünde eritematöz lezyon tespit edilmiş olduğunu ve ikinci rapora göre ise, sol kaşının üstünde sıyrıklar, sol şakak bölgesinde 2 x 2 cm. büyüklüğünde eritematöz lezyon ve sağ dizinde çürük ve sıyrıklar tespit edilmiş olduğunu kaydeder.
35. Yukarıda belirtilen hususlar ışığında AİHM, başvuranın kötü muamele iddialarına ilişkin soruşturmanın, özenle yürütülmemiş olduğu ve dolayısıyla etkili kabul edilemeyeceği görüşündedir.
36. Yukarıda belirtilen hususları dikkate alarak AİHM, ulusal makamların başvuranın kötü muamele iddialarına ilişkin etkili bir soruşturma yürütmemiş olduklarına karar verir. Dolayısıyla, Sözleşmenin 3. maddesi usul bakımından ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞMENİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
37. Başvuran ayrıca, Sözleşmenin 5. maddesi anlamında yakalanmasının hukuka aykırı olduğu yönünde şikâyette bulunmuştur.
38. AİHM başvuranın, 27 Aralık 2005 tarihinde yakalanmış olduğu ve bir gün sonra 28 Aralık 2005 tarihinde salıverildiğini kaydeder. Bu yöndeki başvuru AİHMe 31 Ağustos 2007 tarihinde yapılmış olduğundan, başvurunun bu kısmı altı ay kuralına uygunsuzluk nedeniyle, Sözleşmenin 35. maddesinin 1. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmelidir.
III. SÖZLE ŞMENİN 41. MADDE SİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
39. Başvuran maddi tazminat olarak 1,000 Euro (EUR) ve manevi tazminat olarak 40,000 EUR talep etmiştir.
40. Hükümet bu talebe itiraz etmiştir.
41. AİHM, tespiti yapılan ihlal ile talep edilen maddi tazminat arasında herhangi bir illiyet bağı kuramamış olduğundan, bu talebi reddeder. Tespit edilen ihlali dikkate alarak hakkaniyet esasında karar veren AHHM, başvurana manevi tazminat olarak 9,500 EUR ödenmesine karar verir.
B. Masraf ve giderler
42. İzmir Barosunun ücret tarifesine göre başvuranın avukatı, avukatlık ücreti olarak 10,363 Türk Lirası (TRY), yaklaşık 4,500 EUR talep etmiştir.
43. Hükümet bu talebe itiraz etmiştir.
44. AHHM içtihatlarına göre, başvuranın masraf ve giderleri geri almaya hak kazanabilmesi için, söz konusu masraf ve giderlerin fiilen gerçekleşmiş olduğunun gösterilmesi ve gerekli olduğu için yapılmış ve miktar olarak makul olması gerekmektedir. Mevcut davada başvuran, masraf ve giderlerin karşılığı olarak talep ettiği tutarı belgelendirememiştir. Dolayısıyla AİHM, bu başlık altında herhangi bir tazminat ödenmemesine karar vermiştir.
C. Gecikme faizi
45. AİHM, gecikme faizi oranı olarak Avrupa Merkez Bankası tarafından marjinal kredilere uygulanan faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar verir.
BU GEREKÇELERLE MAHKEME OY BİRLİĞİYLE
1. Başvuranın kötü muamele iddialarına ilişkin başvurusunun kabul edilebilir ve başvurunun kalan kısmının kabul edilemez olduğunu beyan eder;
2. Sözleşmenin 3. maddesinin esas bakımından ihlal edildiğine karar verir;
3. Sözleşmenin 3. maddesinin usul bakımından ihlal edildiğine karar verir;
4. (a) Davalı Hükümetin başvurana, Sözleşmenin 44. maddesinin 2. paragrafı uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde; ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Davalı Hükümetin ulusal para birimine çevrilmek üzere, manevi tazminat olarak 9.500 EUR (dokuz bin beş yüz Euro) ve vergi olarak ödenmesi gereken her türlü tutarı ödemesine,
(b) yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, gecikme süresi boyunca, yukarıda belirtilen miktara Avrupa Merkez Bankası tarafından marjinal kredilere uygulanan faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranda basit faiz işletileceğine karar verir.
5. Başvuranın adil tazmine ilişkin diğer taleplerini reddeder.
İşbu karar İngilizce dilinde tanzim edilmiş ve AİHM İçtüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları uyarınca 19 Şubat 2013 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy