(AİHS m. 5, 6, 34, 35, 41, 44, 46) (1632 S. K. m. 171) (2709 S. K. m. 129) (1602 S. K. m. 21) (WEEKS - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (BOZANO - FRANSA DAVASI) (A.D. - TÜRKİYE DAVASI) (HAMZA YILMAZ - TÜRKİYE DAVASI) (ENGEL VE DİĞERLERİ - HOLLANDA DAVASI)
(Başvuru no: 38665/07)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
26 Nisan 2011
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (38665/07) nolu davanın nedeni T.C. vatandaşı Ersin Pulatlının (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 13 Ağustos 2007 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde Diyarbakır Barosu avukatlarından A. Yeşil tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran 1981 doğumlu olup Diyarbakırda ikamet etmektedir.
Başvurunun yapıldığı sırada başvuran Türk silahlı kuvvetlerinde çavuş rütbesiyle görev yapmaktaydı. Başvuran 18 Nisan 2007 tarihinde izin almadan garnizonu terk etmiştir.
25 Nisan 2007 tarihinde Yüzbaşı B.E. başvuranın bu davranışını disiplinsizlik olarak değerlendirmiş ve savunmasını istemiştir.
Yüzbaşı aynı gün disiplin müeyyidesi uygulayarak Askeri Ceza Kanununun 171. maddesi uyarınca adı geçene yedi günlük hürriyetten yoksun bırakma cezası vermiştir.
Başvuran orantısız olarak nitelendirdiği bu ceza karşısında 30 Nisan 2007 tarihinde hiyerarşik üstü Albay İ.E.ye başvuruda bulunmuştur.
Albay İ.E. bu talebi reddetmiş ve başvurana uygulanan cezanın yasal hükümlere uygun olduğuna itibar etmiştir.
Başvuran 15 Mayıs 2007den 22 Mayıs 2007 tarihine dek Diyarbakır Jandarma Komutanlığı hücresinde cezasını çekmiştir.
HUKUK
I. AİHSNİN 5/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
AİHSnin 5. ve 6. maddesine atıfta bulunan başvuran kendisine uygulanan cezanın bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından değil, askeri üstü tarafından uygulandığından yakınmaktadır.
Hükümet bu sava karşı çıkmaktadır.
AİHM başvuranın bu şikayetinin yalnızca AİHSnin 5/1 maddesi çerçevesinde inceleneceğine itibar etmektedir.
A. Kabuledilebilirlik hakkında
1. AİHSnin askeri disiplin ceza sürecine uygulanamayacağı itirazına ilişkin
Hükümet askeri disiplin ceza sürecinin AİHSnin uygulanması alanına girmediğini savunmaktadır.
AİHM, AİHSnin 5. maddesinin temel özgürlük ve güvenlik haklarını güvence altına aldığını anımsatır. Her birey bu hakkın güvencesi kapsamındadır, başka bir ifadeyle AİHSnin 5. maddesinin 1. paragrafında yer alan zorunluluklar haricinde kimse hürriyetten yoksun kalamaz, bırakılamaz (Bkz. Weeks-Birleşik Krallık, 2 Mart 1987).
Bahse konu bu madde Hükümetin iç hukukta cezai veya disiplin olarak nitelendirdiği her türlü hürriyetten yoksun bırakma mahkumiyetine uygulanmaktadır. Bununla birlikte, AİHSnin 5/1 maddesi ile «takip eden gerekçeler haricinde» ibaresiyle düzenlenen istisnai haller tam ve eksiksiz bir yapıdadır (Bkz. Quinn-Fransa, 22 Mart 1995, seri A, no: 311 ve Labita-İtalya no: 26772/95).
Hürriyetten yoksun bırakan bir disiplin yaptırımı veya tedbiri sonucu itibarıyla AİHSnin 5. maddesinin 1. paragrafının ihlaline yol açabilmektedir. Burada AİHMye düşen sorumluluk bireyin keyfi uygulamalar karşısında korunması bakımından AİHSnin 5. maddesi uyarınca her türlü hürriyetten yoksun bırakma işleminin yerinde olup olmadığını teyit etmektir (Bkz. Bozano-Fransa, 18 Aralık 1986, Amuur-Fransa, 25 Haziran 1996, Ilaşcu vd.-Moldova ve Rusya no: 8787/99, Assanidze-Gürcistan no: 71503/01, McKay-Birleşik Krallık no: 543/03 ve Mooren-Almanya no: 11364/03
).
AİHM bu bağlamda askeri hayatın kendine özgü bir yapısının bulunduğu gerçeğini yadsımamaktadır. Hürriyetten yoksun bırakma işlemi ile sonuçlanan bir disiplin yaptırımının veya cezasının sivil bir kişiye uygulanması asker kökenli bir kişiye uygulanması ile bir tutulmamakta; silahlı kuvvetler bünyesindeki olağan hayat koşullarını bütünüyle bertaraf edici bir kısıtlama olarak yorumlandığında AİHSnin 5. maddesinin alanına girmektedir (Bkz. A.D.-Türkiye no: 29986/96, 22 Aralık 2005).
Sonuç olarak Hükümetin itirazı reddedilmektedir.
2. İç hukuk yollarının tüketilmediği ve altı ay kuralına uyulmadığı itirazı hakkında
Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazında bulunmaktadır.
AİHM, AİHSnin 35/1 maddesinde öngörülen iç hukuk yollarını tüketme kuralının öncelikli olarak iç hukuk yollarının tüketilmesinin ardından uygulanabileceğini anımsatır. Bu bağlamda iç hukuka tabi her başvuran 35/1 maddesi ile prensipte şu olanağı elde etmektedir: Sözleşmeci Devletlerin bir ihlalden kaçınmaları veyahut yapılan ihlali gidermeleri. Bununla birlikte 35. maddenin hükümleri ancak suç unsurunu oluşturan ihlallere karşı uygun ve etkili başvuru yolları elde edilmesini müteakip zamanaşımına uğramaktadır. Hukuk yolları belirli bir kesinlikte, teoride olduğu kadar pratikte de yeterli derecede etkili ve açık olmalıdır, aksi takdirde erişilebilir ve etkili olamazlar (Bkz. Mifsud-Fransa no: 57220/00).
AİHM, Anayasanın 129. ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi hakkındaki Kanunun 21. maddesi uyarınca başvuranın kendisine uygulanan disiplin müeyyidesine itiraz edebileceği herhangi bir yargı yolunun mevcut olmadığını hatırlatmaktadır.
Bu durumda Hükümetin itirazı reddedilmektedir.
AİHM ayrıca başvuranın 13 Ağustos 2007 tarihinde yani serbest bırakıldığı tarihten itibaren altı ay içerisinde başvurusunu yaptığını gözlemlemektedir. AİHM, iç hukukta başvuru yolu bulunmadığı takdirde altı ay kuralının AİHSnin 35/1 maddesine uygun olarak öne sürülen fiilin meydana geldiği tarihten itibaren başladığına itibar etmektedir (Bkz. Hamza Yılmaz-Türkiye no: 46732/99, 1 Nisan 2003 ve Gongadze-Ukrayna no: 34056/02).
3. Diğer kabuledilemezlik gerekçeleri
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esasa dair
Hükümet AİHSnin 5. maddesinin hiçbir hükmünün ihlal edilmediği görüşündedir. Hükümet bu doğrultuda yasa ile öngörüldüğü takdirde hürriyetin sınırlandırılması işlemini meşru sayan 5/1 maddesinin b) bendine atıfta bulunmaktadır. Hükümet Askeri Ceza Kanununa göre üstlerin emirlerine itaat etme zorunluluğu olduğundan başvuranın tutukluluğunun askeri disiplini kapsayan bu yükümlülüğün yerine getirilmesi bakımından gereklilik arz ettiğini ifade etmektedir.
Başvuran Hükümetin savına itiraz etmektedir.
AİHMye göre «yasa ile öngörülen bir yükümlülüğün icrası» ifadesi ile yerine getirilmesi gereken, ancak ifası aksamaya uğramış, özel ve somut bir zorunluluğun icra yetkisi kastedilmektedir. Zira başvuran Pulatlıya verilen yedi günlük ceza benzer bir yükümlülüğün ileriki dönemlerde yerine getirilmesi amacını taşımamakta, askeri disipline uymadığı gerekçesiyle adı geçenin hürriyetinden yoksun bırakılma müeyyidesi geçmişe dönük bir uygulamadır. Sözkonusu bu uygulama baskıcı ve cezalandırıcı amaçlı olup, anılan maddenin b) bendi alanına girmemektedir (Bkz. Engel vd.-Hollanda, 8 Haziran 1976).
AİHM, AİHSnin 5/1 a) bendi hükümlere riayet edilebilmesi için hürriyetten yoksun bırakma işleminin yargı kararının bir sonucu olması gerektiğini anımsatır. Bahse konu uygulama yetkili, hukuki güvencelerin sunulmasında ve icrasında bağımsız hareket eden bir yargı merci tarafından yerine getirilmelidir (Bkz. Medvedyev vd.-Fransa no: 3394/03 ve Dacosta Silva-İspanya no: 69966/01).
Mevcut başvuruda AİHM, başvuranın Diyarbakır Jandarma Komutanlığında yedi günlük bir cezaya çarptırıldığını saptamaktadır. Başvuran AİHSnin 5. maddesi uyarınca hürriyetinden yoksun bırakılmış ve tutukluluk kararı askeri üstü tarafından verilmiştir. Bu kişi orduda yüzbaşı rütbesiyle görev yapmakta, askeri hiyerarşik düzende yetkili bulunmakta ve bu düzenden bağımsız hareket edememektedir. Ayrıca disiplin müeyyidesine karşı askeri mahkemede yapılacak bir itiraz AİHSnin 5. maddesi ile öngörülen güvenceleri sağlamamaktadır.
Sonuç itibarıyla başvuranın tutukluluğu «yetkili bir mahkeme tarafından verilen mahkumiyet» kararı ile gerçekleşmiş, yasal bir uygulama değildir.
AİHM bu durumda AİHSnin 5/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
II. AİHSNİN 46. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
AİHM, AİHS ve/veya Protokollerinin ihlalinin Savunmacı Devletlere yalnızca başvuranların adil tatmin başlığı altında talep ettiği meblağları ödeme yükümlülüğü getirmediği, aynı zamanda Bakanlar Komitesinin denetimi altındaki genel önlemleri alma ve/veya gerektiği takdirde, iç hukukta AİHM tarafından tespit edilen ihlalden önceki duruma gelmek için zaruri tüm tedbirleri seçme serbestisi tanıdığı hususunu anımsatır.
AİHM bu başvuruda 5/1 maddesinin ihlalinin yargı denetimine tabi, hiyerarşik üstler tarafından öngörülen ve hürriyetten yoksun bırakma cezasını da içeren disiplin müeyyidesinin Askeri Yüksek İdare Mahkemesi hakkındaki 1602 sayılı Kanunun 21. maddesine istinaden uygulanmasından kaynaklanan yapısal bir sorundan ileri geldiğini saptamaktadır.
AİHM Savunmacı Devletin Bakanlar Komitesinin kontrolü altında AİHSnin 46. maddesi çerçevesindeki yükümlülüğünü yerine getirmek bakımından başvuracağı yolları seçme özgürlüğüne sahip bulunduğunu ve izlenecek yöntemlerin AİHM kararları ile bağdaşması gerektiğini bir kez daha vurgular. AİHM ulusal düzeyde öngörülen çözümlerin mevcut kararın icrasının yerine getirilmesinde herhangi bir kuşkuya yer bırakmaması gerektiğini gözlemlemektedir (Bkz. Broniowski-Polonya, no: 31443/96).
Bu kararda alınan sonuç ve Savunmacı Devletin 46. maddeden ileri gelen yükümlülüklerinden muaf tutulması için tazminden başka çözüm yolunun bulunmaması ışığında AİHM, en uygun telafi yönteminin Türk Hukuki düzeninde hürriyetten yoksun bırakan disiplin müeyyidelerinin hukuki güvenceleri sağlayan bir yetkilinin bilgisi ve/veya denetimi altında uygulanması gerektiği sonucuna varmaktadır (Bkz. Hamza Yılmaz-Türkiye no: 46732/99, 1 Nisan 2003 ve Gongadze-Ukrayna no: 34056/02).
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
Başvuran 50.000 Euro maddi, 50.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir. AİHM önünde yapmış olduğu yargılama giderleri için 20.000 Euro talep etmekte, kanıtlayıcı belge niteliğinde 1.000 TL (yaklaşık 500 Euro) tutarındaki faturaların tercümesini sunmaktadır.
Hükümet bu miktarlara karşı çıkmaktadır.
AİHM tespit edilen ihlal ile öne sürülen maddi tazminat talebi arasında herhangi bir illiyet bağı kuramamakta ve bu talebi reddetmektedir. AİHM buna karşın başvuranın belirli bir ölçüde manevi zarara uğradığını belirterek adı geçene 9.000 Euro manevi tazminat ödenmesini kararlaştırmaktadır.
Yargılama giderleri ile ilgili olarak AİHM yerleşik içtihadına göre bir başvuran gerçekliğini, gerekliliğini kanıtladığı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. Kendisine sunulan deliller ve sözü edilen kıstastalar ışığında AİHM başvurana 500 Euro ödenmesini uygun görmektedir.
AİHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faiz oranına üç puanlık bir artış eklenerek belirlenmesini uygun görmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AİHSnin 5/1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) AİHSnin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TLye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından başvurana 9.000 (dokuz bin) Euro manevi tazminat ve yargılama giderleri için 500 (beş yüz) Euro ödenmesine;
b) yukarıda belirtilen sürenin sona erdiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için, sözkonusu meblağlara, Avrupa Merkez Bankasının anılan dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranına üç puanlık bir artış eklemek suretiyle belirlenecek basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 26 Nisan 2011 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy