(AİHS. m. 5, 6, 34, 35, 44) (765 S. K. m. 146) (1412 S. K. m. 104) (5271 S. K. m. 271) (GÜLER - TÜRKİYE DAVASI) (TAMAMBOĞA VE GÜL - TÜRKİYE DAVASI) (KOŞTİ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (DERECİ - TÜRKİYE DAVASI) (TACİROĞLU - TÜRKİYE DAVASI) (ÇARKÇI - TÜRKİYE DAVASI) (HASAN DÖNER - TÜRKİYE DAVASI) (UYSAL VE OSAL - TÜRKİYE DAVASI) (CAN VE GÜMÜŞ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 42138/07 ve 42143/07)
KARAR
STRAZBURG
26 Ocak 2010
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USULİ İŞLEMLER
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan iki davanın (no. 42138/07 ve 42143/07) nedeni T.C. vatandaşları (başvuranlar) Mahmut Demir ve Mustafa İpekin, 11 Eylül 2007 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleşmesinin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvurudur.
OLAYLAR
I. DAVA KOŞULLARI
Başvuranlar sırasıyla 1974 ve 1970 doğumludur ve halen Diyarbakırda tutuklu bulundurulmaktadır.
19 Ocak 2000de yasadışı bir örgüt olan Hizbullaha üye oldukları şüphesiyle polis tarafından gözaltına alınmışlardır.
31 Ocak 2000de Ankara 2 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi yargıcı, başvuranların yargılama öncesi tutuklu bulundurulmalarına karar vermiştir.
24 Mayıs 2000de Diyarbakır DGM Savcısı, eski Ceza Kanununun 146/1 maddesi uyarınca anayasal düzeni bozmaya teşebbüs etmekle suçladığı başvuranlar aleyhinde bir iddianame yayınlamıştır.
10 Temmuz 2000de Diyarbakır DGM Üçüncü Dairesi önünde ilk duruşma düzenlenmiştir.
30 Haziran 2004 tarihli gazetede yayımlanan 16 Haziran 2004 tarihli 5190 Nolu Kanuna göre, devlet güvenlik mahkemeleri kaldırılmıştır. Başvuranlar aleyhindeki dava, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi Altıncı Dairesine havale edilmiştir.
Her duruşma sonunda, Diyarbakır DGM ve müteakiben Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi, resen ya da başvuranların talepleri üzerine başvuranların tutuklanmalarına karar vermiştir. Her defasında, itham edildikleri suçun niteliğini, suçu işlemiş olduklarına dair kuvvetli bir şüphenin mevcut olduğunu ve delillerin durumunu göz önüne alarak tutuklu yargılanmalarının devamına karar vermişlerdir.
Dava dosyasındaki bilgilere göre, yargılama halen Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi Altıncı Dairesi önünde devam etmektedir ve başvuranların halen tutuklu olarak yargılanmaktadır.
HUKUK
Olayların ve hukuk kısmının benzer olmasını göz önüne alan AİHM, başvuruları birleştirmeye karar vermiştir.
I. AİHSNİN 5/3, 6/1 VE 6/2 MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar AİHSnin 5/3 maddesi uyarınca yargılanma öncesi tutukluluk sürelerinin aşırı olduğundan şikayetçi olmuşlardır. Ayrıca, AİHSnin 6/2 maddesi uyarınca tutuklu yargılanmalarının uzun sürmesinin, masum varsayılma haklarını ihlal ettiğini belirtmişlerdir. Son olarak, AİHSnin 6/1 maddesine dayanarak aleyhlerindeki cezai yargılamanın makul bir süre içerisinde tamamlanmadığını iddia etmişlerdir.
AİHM başvuranların AİHSnin 5/3 ve 6/2 maddeleri bağlamındaki şikayetlerinin, yalnızca 5/3. madde açısından incelenmesi gerektiği kanaatindedir (bkz. Güler/Türkiye (karar), no. 14152/02, 28 Eylül 2006; Tamamboğa ve Gül/Türkiye, no. 1636/02, 26. paragraf, 29 Kasım 2007).
A. Kabuledilebilirlik
Hükümet AİHMden AİHSnin 5/3 maddesine dayanılarak iç hukuk yollarının tüketilmediği yönünde yapılan şikayeti, AİHSnin 35/1 maddesi uyarınca reddetmesini istemiştir. Hükümet, başvuranların ne eski CMUKun 298. ve 299. maddeleri uyarınca (1412 sayılı Kanun) ne de 1 Haziran 2005te yürürlüğe giren yeni CMKnın 104. maddesinin 2. paragrafı uyarınca (5271 sayılı Kanun) tutuklu yargılanmalarının devamına itiraz ettiklerini ileri sürmüştür.
AİHM, Hükümetin eski CMUK kapsamında sağlanan iç hukuk yolunun etkin olmadığı hususundaki ön itirazını incelemiş ve reddetmiş olduğunu yineler (bkz., özellikle, Koşti ve Diğerleri/Türkiye, no. 74321/01, paragraflar 19-24, 3 Mayıs 2007). AİHM ayrıca Hükümet tarafından yeni CMK kapsamında gösterilen iç hukuk yolunun, benzer şekilde Şayık ve Diğerleri kararında incelenmiş ve şimdiki şartlara göre eksik bulunmuş olduğunu kaydeder. Hükümetin, yeni CMKnın 271/1. maddesinin öngördüğü çekişmeli yargılamanın uygulandığı iç hukuk davalarına örnek göstermemesini göz önüne alan AİHM, mevcut davada Şayık ve Diğerleri kararında vardığı sonuçtan farklı bir sonuca varmak için gerekçe görmemektedir. Sonuç olarak AİHM, Hükümetin ön itirazını reddeder. Ayrıca, mevcut başvuruların kabuledilemez olduğu sonucu varmak için gerekçe bulunmadığını ve bu nedenle, kabuledilebilir oldukları sonucuna varılması gerektiğini kaydeder.
B. Esas
Hükümet, özellikle davanın karmaşıklığı, suçların ciddiyeti, sanık sayısı ve organize suçların da dahil olduğu davalarda delillerin toplanmasında karşılaşılan zorluklar göz önüne alındığında, başvuranların tutuklu yargılanma ve aleyhlerinde başlatılan cezai takibat sürelerinin makul olduğunu ileri sürmüştür.
AİHM sözkonusu yargılamanın 19 Ocak 2000de başladığını ve halen ilk derece mahkemesi önünde devam etmekte olduğunu kaydeder. Bu nedenle, tek aşamalı yargılamada hemen hemen on yıl sürmüştür. AİHM ayrıca bu süre boyunca başvuranların tutuklu olarak yargılanmalarına devam edildiğini kaydeder.
AİHM tutukluluğun ve ceza yargılamasının uzun sürdüğü davalarda sıklıkla AİHSnin 5/3 ve 6/1 maddelerinin ihlal edildiğini tespit etmektedir (bkz., örneğin, Dereci/Türkiye, no. 77845/01, 41. paragraf, 24 Mayıs 2005; Taciroğlu/Türkiye, no. 25324/02, 24. paragraf, 2 Şubat 2006; Çarkçı/Türkiye, no. 7940/05, 21. paragraf, 26 Haziran 2007; Hasan Döner/Türkiye, no. 53546/99, 54. paragraf, 20 Kasım 2007; Uysal ve Osal/Türkiye, no. 1206/03, 33. paragraf, 13 Aralık 2007; Can ve Gümüş/Türkiye, no. 16777/06 ve 2090/07, 21. paragraf, 31 Mart 2009). Kendisine sunulan delilleri inceleyen AİHM, Hükümetin mevcut davalarda farklı sonuçlara varması için ikna edici delillerin ya da iddiaların öne sürülmediği kanaatindedir. Konuya ilişkin içtihadını göz önüne alan AİHM, başvuranların tutuklanma öncesi yargılanma ve aleyhlerinde başlatılan cezai takibat sürelerinin, AİHSnin 5/3 ve 6/1 maddelerini ihlal edecek kadar aşırı olduğu sonucuna varmıştır.
III. 41. MADDENİN UYGULANMASI
A. Zararlar ve yargılama masraf ve giderleri
Başvuranların her biri maddi tazminat olarak 40,000 Euro ve manevi tazminat olarak 40,000 Euro talep etmişlerdir.
Hükümet, bu taleplere itiraz etmiştir.
AİHM ileri sürülen maddi zarara ilişkin olarak, başvuranların taleplerini destekleyen deliller sunmadıklarını gözlemler; bu nedenle AİHM, talepleri reddeder.
Ancak AİHM başvuranların, mevcut davada ihlal bulgusunun başlı başına yeterli tazmini teşkil etmeyeceği bir manevi zarara uğramış olmaları gerektiği kanaatindedir. Hakkaniyet temelinde, 41. madde uyarınca, başvuranların her birine bu başlık altında 15,600 Euro ödenmesine karar vermiştir.
Başvuranlar AİHM önünde yapılan yargılamalarda yaptıkları masraf ve harcamalar için tazminat talep etmemişlerdir ve bu, AİHMnin resen incelemesi gereken bir konu değildir (bkz. Tutar/Türkiye, no. 11798/03, 31. paragraf, 10 Ekim 2006).
AİHM son olarak tarafların sundukları bilgilere göre, başvuranların aleyhindeki cezai takibatın devam etmekte olduğunu kaydeder. AİHM, bu koşullar altında tespit ettiği ihlallerin telafi edilmesi için en uygun yolun, adaletin en doğru şekilde uygulanmasının gerekleri göz önüne alınarak başvuranlar aleyhinde başlatılan cezai takibatın mümkün olan en kısa sürede sona erdirilmesi olduğu kanısındadır.
C. Gecikme Faizi
AİHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana yüzde üç puanlık bir ekleme yapılarak belirlenmesi gerektiği kanaatindedir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM, OYBİRLİĞİ İLE
1. Başvuruları birleştirmeye;
2. Başvuruların kabuledilebilir olduğuna;
3. AİHSnin 5/3 ve 6/1 maddelerinin ihlal edildiğine;
4. (a) AİHSnin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere Sorumlu
Devlet tarafından başvuranların her birine 15,600 Euro (on beş bin altı yüz Euro) manevi tazminat ve buna ek olarak ödeme gününde uygulanabilecek her tür verginin ödenmesine;
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları gereğince 26 Ocak 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy