(AİHS. m. 5, 6, 13, 41) (KOŞTİ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (TAMAMBOĞA VE GÜL - TÜRKİYE DAVASI) (ÇARKÇI - TÜRKİYE DAVASI) (DERECİ - TÜRKİYE DAVASI) (TACİROĞLU - TÜRKİYE DAVASI) (UYSAL VE OSAL - TÜRKİYE DAVASI) (BAHÇEYAKA - TÜRKİYE DAVASI) (TENDİK VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 42296/07)
KARAR
STRAZBURG
27 Ocak 2009
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Davanın nedeni, T.C. vatandaşı Mehmet Ali Çelikin (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine, 13 Eylül 2007 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair Sözleşmenin (AİHS) 34. maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine yaptığı 42296/07 sayılı başvurudur.
Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde Diyarbakır Barosu avukatlarından M. Özbekli tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran, 1972 doğumludur ve Diyarbakır cezaevinde tutuklu bulunmaktadır.
Başvuran, 12 Ekim 1998 tarihinde Hizbullah örgütü üyesi olduğu şüphesiyle gözaltına alınmıştır.
19 Ekim 1998te, Batman Sulh Ceza Mahkemesi, başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.
11 Kasım 1998te, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı başvuran ile diğer üç kişi aleyhinde ithamname vermiştir. Başvuran, eski Ceza Kanununun 146/1 maddesi uyarınca anayasal düzeni bozmaya teşebbüsle suçlanmıştır. Dava dosyasındaki bilgiye göre, başvuran aleyhindeki cezai yargılama Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi önünde derdesttir ve başvuranın tutukluluğu devam etmektedir.
İlk derece mahkemeleri, her duruşmanın sonunda başvuranın devam eden tutukluluğunu resen veya başvuranın talebi üzerine incelemişlerdir. Mahkemeler, suçun niteliğini, kanıtların durumunu ve dava dosyasının içeriğini göz önünde bulundurarak başvuranın tutukluluğunun devamına hükmetmişlerdir.
HUKUK
I. AİHSNİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, AİHSnin 6/1 maddesi uyarınca, yargılama sırasında tutuklu bulunduğu sürenin aşırı olduğu konusunda şikayetçi olmuştur. Başvuran, ayrıca, tutukluluğunun meşruiyetine itiraz edebileceği bir iç hukuk yolu bulunmadığı konusunda şikayetçi olmuş ve bu şikayetini AİHSnin 13. maddesine dayandırmıştır.
AİHM, bu şikayetlerin AİHSnin 5. maddesinin 3.ve 4. fıkraları bakımından incelenmesi gerektiği görüşündedir.
Hükümet, sözkonusu şikayetlerin kabuledilebilirliği konusunda birçok itirazda bulunmuştur. Ancak, AİHM, daha önceki birçok davada benzer itirazları reddetmiştir (Koşti ve Diğerleri / Türkiye, no. 74321/01; Mehmet Şah Çelik / Türkiye, no. 48545/99; Tamamboğa ve Gül / Türkiye, no. 1636/02; Acunbay / Türkiye, no. 61442/00).
AİHM, sözkonusu davada, daha önceki kararından ayrılmasını gerektirecek herhangi bir özel koşul bulunmadığı kanaatindedir. Dolayısıyla, bu şikayetler kabuledilebilir niteliktedir.
Başvuranın tutukluluk süresinin uzunluğu konusunda yapmış olduğu şikayetle ilgili olarak, AİHM, gözönünde bulundurulması gereken sürenin başvuranın gözaltına alındığı 12 Ekim 1998 tarihinde başladığını ve dava dosyasında bilgiye göre sözkonusu kararın alındığı tarihte davanın derdest olduğunu kaydeder. Dolayısıyla, gözönünde bulundurulması gereken süre on yıl üç aydır.
AİHM, tutukluluk süresine ilişkin benzer şikayetler ortaya koyan davalarda sıklıkla AİHSnin 5/3 maddesinin ihlalini saptamıştır (Çarkçı / Türkiye, no. 7940/05; Dereci / Türkiye, no. 77845/01; Taciroğlu / Türkiye, no. 25324/02). Elindeki belgelerin tamamını inceleyen AİHM, sözkonusu davada farklı bir sonuca varması için Hükümetin ikna edici herhangi bir kanıt veya iddia ortaya koymadığı kanaatindedir. AİHM, konuyla ilgili içtihadını gözönünde bulundurarak, başvuranın tutukluluk süresinin aşırı olduğuna ve bunun sonucu olarak AİHSnin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
Başvuranın AİHSnin 5/4 maddesi uyarınca etkili bir iç hukuk yolu bulunmadığı yönündeki şikayetiyle ilgili olarak, AİHM, yine Türk hukuk sisteminin gerçekten çekişmeli veya başarı olasılığı yüksek bir hukuk yolu sunmadığı yönündeki içtihadına atıfta bulunur (Koşti ve Diğerleri, yukarıda kaydedilen, Bağrıyanık / Türkiye, no. 43526/04; Doğan Yalçın / Türkiye, no. 15041/03). AİHM, sözkonusu davada bu sonuçtan ayrılmasını gerektirecek herhangi bir gerekçe bulunmadığı görüşündedir. Sonuç olarak, AİHM, AİHSnin 5/4 maddesinin de ihlal edildiğine karar verir.
II. AİHSNİN 6. VE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, AİHSnin 6. maddesi uyarınca aleyhindeki cezai yargılamanın makul bir süre içerisinde sonuçlandırılmadığı ve 13. madde uyarınca sözkonusu duruma itiraz edebilmesi için herhangi bir iç hukuk yolu bulunmadığı konusunda şikayetçi olmuştur. Hükümet, bu iddialara itiraz etmiştir.
AİHM, şikayetlerin kabuledilemez olduğu yönünde karar vermesi için herhangi bir gerekçe bulunmaması nedeniyle sözkonusu şikayetlerin kabuledilebilir nitelikte olduğuna karar vermiştir.
Yukarıda da belirtildiği gibi, gözönünde bulundurulması gereken süre, tek aşamalı bir yargı için on yıl üç aydır.
AİHM, sözkonusu davadakine benzer sorunlar içeren davalarda, sıklıkla AİHSnin 6/1 maddesinin ihlalini tespit etmiştir (Sertkaya / Türkiye, no. 77113/01; Hasan Döner / Türkiye, no. 53546/99; Uysal ve Osal / Türkiye, no. 1206/03). AİHM, sözkonusu davada bu tespitinden ayrılmasını gerektirecek herhangi bir gerekçe bulunmadığı kanaatindedir. Sonuç olarak, başvuran aleyhindeki cezai yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle AİHSnin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
AİHM, ayrıca, Türk hukuk sisteminde başvuranların yargılamanın uzun sürmesine itiraz edebilecekleri etkili bir hukuk yolunun bulunmaması nedeniyle, daha önceki davalarda AİHSnin 13. maddesinin ihlallerini tespit etmiştir (Bahçeyaka / Türkiye, no. 74463/01; Tendik ve Diğerleri, no. 23188/02).
Buna göre, AİHSnin 13. maddesi ihlal edilmiştir.
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
Başvuran, manevi tazminat olarak 30,000 Euro talep etmiş ve yargılama masraf ve giderlerinin değerlendirilmesini AİHMnin takdirine bırakmıştır.
Hükümet, başvuranın talebine itiraz etmiştir.
AİHM, AİHSnin 5/3, 5/4, 6/1 ve 13. maddelerinin ihlalini tespit ettiğini kaydeder. AİHM, 5/4 ve 13. madde ihlallerinin tespitinin başvuranın görmüş olduğu manevi zarar için tek başına yeterli adil tatmin oluşturduğu kanaatindedir. Öte yandan, AİHM, AİHSnin 5/3 ve 6/1 maddelerinin ihlali nedeniyle görülen manevi zararın, tek başına tespit edilen ihlalle telafi edilemeyeceğini kabul eder. AİHM, hakkaniyete uygun temellere dayanarak, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına eklenecek üç puanlık bir artışla birlikte, başvurana 12,500 Euro ödenmesine karar verir.
Yargılama masraf ve giderleri için herhangi bir destekleyici belge sunulmamış olması nedeniyle bu başlık altında ödeme yapılmasına gerek olmadığı sonucuna varılmıştır.
Ayrıca, tarafların verdiği bilgiye göre, başvuran aleyhindeki cezai yargılama halen derdest olup başvuranın tutukluluğu devam etmektedir. AİHM, bu koşullar altında, tespit edilen ihlallerin sona ermesi için, adaletin doğru bir şekilde işlemesi için gerekli şartlar gözönünde bulundurularak başvuran aleyhindeki cezai yargılamanın ivedilikle sonuçlandırılması ve/veya bu yargılama sonuçlanıncaya kadar başvuranın serbest bırakılması gerektiği kanaatindedir (Yakışan / Türkiye, no. 11339/03; Batmaz / Türkiye, no. 34497/06).
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM, OYBİRLİĞİ İLE
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AİHSnin 5/3 ve 5/4 maddelerinin ihlal edildiğine;
3. AİHSnin 6/1 ve 13. maddelerinin ihlal edildiğine;
4. (a) AİHSnin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirasına çevrilmek üzere ve her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet tarafından başvurana manevi tazminat olarak 12,500 Euro (on iki bin beş yüz Euro) ödenmesine;
(b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları gereğince 27 Ocak 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy