(AİHS m. 5, 6, 34, 41, 44) (5271 S. K. m. 141, 142) (BALTACI - TÜRKİYE DAVASI) (CAHİT SOLMAZ - TÜRKİYE DAVASI) (DERECİ - TÜRKİYE DAVASI) (TACİROĞLU - TÜRKİYE DAVASI) (KOŞTİ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (CAHİT DEMİREL - TÜRKİYE DAVASI) (ERHUN - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 56493/07)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
26 Ocak 2010
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (56493/07) nolu davanın nedeni, T.C. vatandaşı Kazım Kürümün (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 12 Aralık 2007 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, İstanbul Barosu avukatlarından M. Filorinalı, Y. Başara ve F.A. Tamer tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran, 1964 doğumludur ve halen Edirne Cezaevinde tutuklu bulunmaktadır.
27 Mart 1997 tarihinde, İstanbulda yasadışı bir örgüte yönelik operasyonlar çerçevesinde başvuran yakalanmış ve gözaltına alınmıştır. 1 Nisan 1997 tarihinde, yetkili hakim tarafından başvuranın tutuklanmasına karar verilmiştir. Başvuran hakkında, özellikle Türkiye Cumhuriyetinin Anayasa düzenini cebren yıkmaya teşebbüsten kamu davası açılmıştır. 19 Aralık 2002 tarihinde, davanın esasına bakan hakimler, başvuranı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum etmiştir. 16 Eylül 2003 tarihinde, Yargıtay, alınan kararı bozmuştur. Dosya unsurlarına göre, ihtilaf konusu ceza davası ilk derece mahkemesinde halen derdesttir ve işbu kararın kabul edildiği tarihte başvuran tutuklu bulunmaktadır.
Yakalanmasından itibaren, adli makamlar, başvuranın yinelenen serbest bırakılma taleplerini düzenli olarak reddetmiş ve atılı suçun niteliği ve değerlendirilmesi, kanıtların durumu ve dosyanın içeriği gibi her seferinde neredeyse aynı gerekçeleri temel alarak başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
Dosya unsurlarına göre, 18 Haziran 2007 tarihinde, başvuran, tutukluluk halinin devamı kararına itiraz etmiştir. Buna karşın, 25 Temmuz 2007 tarihinde İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, sözkonusu talebi reddetmiştir.
HUKUK
I. AİHSNİN 5/3, 5/4 ve 5/5 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
AİHSnin 5/3, 5/4 ve 5/5 maddelerine atıfta bulunarak, başvuran, tutukluluk süresinden ve bir yandan, tutukluluğunun meşruluğuna itiraz etmek için diğer yandan kanunlara aykırı olarak tutuklandığı iddiası nedeniyle tazminat elde edebilmek için etkili başvuru yoluna sahip olamamaktan şikayetçidir.
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
AİHSnin 5/4 maddesi kapsamında yapılan şikayet ile ilgili olarak, Hükümet, tutukluluk halinin devamı kararlarına karşı başvuranın itirazda bulunmadığını belirterek iç hukuk yollarının tüketilmediğini savunmaktadır. AİHSnin 5/5 maddesi kapsamında yapılan şikayet ile ilgili olarak, Hükümet, başvuranın, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren Ceza Muhakemesi Usulü Kanununun 141. ve izleyen maddeleri uyarınca ulusal mahkemeler önünde tazminat davası açması gerektiğini belirtmektedir.
İlk itiraz ile ilgili olarak, dava koşulları göz önüne alındığında, AİHM, mesnetten yoksun olması nedeniyle Hükümetin itirazını kabul edemeyecektir. Ceza Muhakemesi Usulü Kanununun 141. ve izleyen maddeleri uyarınca tazminat davası açmaması kapsamında yapılan itiraz ile ilgili olarak, AİHM, sözkonusu şikayetin AİHSnin 5/5 maddesi kapsamında başvuran tarafından ifade edilen şikayetin esası ile sıkı sıkıya bağlı olduğu kanaatindedir ve incelemenin davanın esasına eklenmesine karar vermektedir.
Sözkonusu şikayetlerin hiçbirin kabuledilemezlik unsuru içermediğini tespit eden AİHM, şikayetleri kabuledilebilir ilan etmektedir.
B. Esas
1. AİHSnin 5/3 ve 5/4 maddesi
Hükümet, davanın karmaşıklığı, kanıtların durumu, başvuranın terör örgütü ile olan ilişkisi ile adalete engel olma, suçun tekrarı ve firar tehlikesinin başvuranın tutukluluk halinin devamını haklı kıldığını savunmaktadır.
Başvuran, sözkonusu argümanlara itiraz etmektedir ve iddialarını yinelemektedir.
AİHSnin 5/3 maddesi kapsamında yapılan şikayet ile ilgili olarak, AİHM, çok sayıda ve aralıksız tutukluluk süresinin belirlenmesi ile ilgili yerleşik içtihadı göz önüne alındığında, işbu kararın kabul edildiği tarihte başvuranın on iki yıldan fazla bir süreyi tutuklu geçirdiğini tespit etmektedir (bkz, Baltacı-Türkiye, başvuru no: 495/02, 18 Temmuz 2006 ve Solmaz-Türkiye, başvuru no: 27561/02). AİHM, benzer davaları incelediğini ve müteaddit defalar AİHSnin 5/3 maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaştığını hatırlatmaktadır (bkz, diğerleri arasından, Dereci-Türkiye, başvuru no: 77845/01, 24 Mayıs 2005 ve Taciroğlu-Türkiye, başvuru no: 25324/02, 2 Şubat 2006). Sözkonusu davanın ulusal makamlara yüklediği güçlükleri kabul eden AİHM yine de yerleşik içtihadı ışığında, mevcut davada aynı sonuca ulaşmıştır. Dolayısıyla AİHSnin 5/3 maddesi ihlal edilmiştir.
AİHSnin 5/4 maddesi kapsamında yapılan şikayet ile ilgili olarak, Hükümet, tutukluluk halinin meşruluğunun denetimi için öngörülen itiraz yolunun etkililiğini yinelemektedir. Bu bağlamda AİHM, geçmişte çok sayıdaki benzer davada, ceza mahkemelerinin tutukluluk halinin devamına karar verme koşullarının -mevcut davada olduğu gibi- basmakalıp gerekçelere dayandırılmasının, AİHSnin 5/3 maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşmak için ve aynı zamanda böyle gerekçelerle mücadele etmek amacıyla kullanılacak itiraz yolunun başarılı olma ihtimallerinden şüphe duymak için önemli unsurlardan biri olduğunu hatırlatmaktadır (Koşti ve diğerleri-Türkiye, başvuru no: 74321/01, 3 Mayıs 2007). Nitekim müteaddit defalar AİHM, sözkonusu yargılamanın adli bir nitelik taşımadığına, özgürlükten yoksun bırakmada kabul edilen usul teminatlarını sunmadığına ve AİHSnin 5/4 maddesinin gereklerini yerine getirmediğine hükmetmiştir. AİHM, özellikle, sözkonusu yargılamanın çekişmeli olmuş olması ve her durumda, iddia makamı ile sanık arasında silahların eşitliği ilkesinin temin edilmiş olması gerektiğini belirtmektedir. Dolayısıyla, kamuya açık görüşülmesi gereken sözkonusu yargılamaya başvuranın veya avukatının etkili katılımlarının sağlanmış olması gerekirdi (bkz, Bağrıyanık-Türkiye, başvuru no: 43256/04, 5 Haziran 2007, Cahit Demirel-Türkiye, başvuru no: 18623/03, 7 Temmuz 2009). İşbu davada farklı bir sonuca ulaşmak için hiçbir neden göremeyen AİHM, AİHSnin 5/4 maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır.
2. AİHSnin 5/5 maddesi
AİHM, AİHSnin 5. maddesinin 1., 2., 3. veya 4. paragraflarına aykırı olarak gerçekleştirilen özgürlükten yoksun bırakma nedeniyle tazminat talep edilebildiği durumda AİHSnin 5. maddesinin 5. paragrafına riayet edilmiş olacağını hatırlatmaktadır (Wassink-Hollanda, 27 Eylül 1990). Bu nedenle AİHSnin 5. maddesinin 5. paragrafında ifade edilen tazminat hakkı, ulusal makam veya AİHS kurumları tarafından ortaya konan sözkonusu paragraflardan birinin ihlal edildiğini varsaymaktadır (N.C.-İtalya, başvuru no: 24952/94).
Mevcut davada, sözkonusu tutukluluğun makul süre sınırını aşması ve meşruluğuna itiraz etmek için etkili iç hukuk yolunun bulunmaması nedeniyle AİHSnin 5. maddesinin 3. ve 4. paragraflarının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Başvuranın maruz kaldığı zarar için tazminat talep etme imkanının bulunup bulunmadığının incelenmesi gerekmektedir.
Hükümet tarafından atıfta bulunulan başvuru yolu ile ilgili olarak, AİHM, yeni Ceza Muhakemesi Usulü Kanununun 142. maddesinin tutuklanmasına hükmedilen ve makul bir sürede hakkında karar verilmeyen bir yargılanabilire ancak hakkında alınan kararın nihai hale gelmesinin ardından tazminat talebiyle yetkili mahkemeye başvuruda bulunma imkanı tanıdığını gözlemlemektedir. Dolayısıyla, tazminat davasının, iç hukukta nihai kararın verilmesinin ardından ancak kabuledilebilir nitelikte olmasından dolayı sözkonusu hüküm, kanuna aykırı olarak tutuklu bulunduğuna kanaat getiren bir yargılanabilire hakkında devam eden yargılama süresince tazminat davası açma imkanı sağlamamaktadır (bkz, mutatis, mutandis, Tunce ve diğerleri-Türkiye, başvuru numaraları: 2422/06, 3712/08, 3714/08, 3715/08, 3717/08, 3718/08, 3719/08, 3724/08, 3725/08, 3728/08, 3730/08, 3731/08, 3733/08, 3734/08, 3735/08, 3737/08, 3739/08, 3740/08, 3745/08 ve 3746/08, 13 Ekim 2009). İşbu başvuruda, davanın halen ulusal mahkemeler önünde derdest olması nedeniyle, AİHM, AİHSnin 5. maddesinin 3. ve 4. paragraflarına aykırı olarak tutuklu bulunmasına rağmen halihazırda başvuranın Ceza Muhakemesi Usulü Kanununun 141 ve izleyen maddeleri uyarınca dava açma imkanına sahip olmadığını belirtmektedir.
Sonuç olarak işbu dava koşullarında, AİHM, yeni Ceza Muhakemesi Usulü Kanunu ile öngörülen başvuru yolunun, kanunlara aykırı olarak tutuklu tutulma nedeniyle tazminat elde etme hakkının gereklerini karşılamadığı kanaatindedir. AİHM, Hükümetin ön itirazını reddetmektedir ve mevcut davada AİHSnin 5/5 maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşmaktadır.
II. AİHSNİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, yargılama süresinin, AİHSnin 6/1 maddesi ile öngörüldüğü şekli ile makul süre ilkesini ihlal ettiğini iddia etmektedir.
Hükümet, ihtilaflı yargılamanın ulusal mahkemeler önünde halen derdest olmasından dolayı sözkonusu şikayetin zamanında önce yapıldığı gerekçesi ile iç hukuk yollarının tüketilmediğini savunmaktadır.
AİHM süresinin çok uzun olmasından şikayet edilen bir yargılamanın önce sona ermesi gerektiğini söylemek yerinde olmayacağından sözkonusu itirazın ceza davasının sürensinin uzunluğuna ilişkin şikayetin niteliği ile bağdaşmadığı kanaatindedir (bkz, Erhun-Türkiye, başvuru numaraları: 4818/03 ve 53842/07, 16 Haziran 2009). Bu itibarla AİHM, Hükümetin itirazlarını reddetmektedir. Ayrıca kabuledilemezliğe ilişkin hiçbir unsur tespit edemeyen AİHM, başvuruları kabuledilebilir ilan etmektedir.
Esas ile ilgili olarak, Hükümet, davanın karmaşıklığına, ilgiliye karşı yapılan suçlamaların niteliğine ve atılı olayların ciddiyetine oranla ve mevcut davada sözkonusu olan organize suça özgü güçlükler göz önüne alındığında, ihtilaflı yargılama süresinin makul olmadığı değerlendirilmesinde bulunulamayacağını savunmaktadır. Ayrıca, Hükümete göre, sözkonusu yargılamanın seyrinde ulusal makamlar hiçbir ihmalle suçlanamaz.
Başvuran, sözkonusu argümanlara itiraz etmektedir.
AİHM, dikkate alınacak dönemin, 27 Mart 1997 tarihinde başvuranın yakalanması ile başladığını ve henüz sona ermediğini gözlemlemektedir. Sözkonusu yargılama, işbu kararın kabul edildiği tarihte iki dereceli yargıda incelenen tek bir dava için on iki yıl dokuz aydan fazla sürmüştür.
AİHM, dava süresinin makul olup olmadığının, davanın koşullarına göre ve başta davanın karmaşıklığı olmak üzere AİHM içtihadı tarafından benimsenen kriterler ile başvuran ve yetkili mercilerin tutumları dikkate alınarak değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (Pélissier ve Sassi-Fransa, başvuru no: 25444/94).
AİHM, müteaddit defalar, mevcut davadakine benzer sorunları ortaya koyan davaları incelemiş ve AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (sözü edilen Pélissier ve Sassi)
Takdirine sunulan unsurların tamamını incelemesinin ardından, AİHM, Hükümetin mevcut davada farklı bir sonuca ulaşmak için ikna edici hiçbir tespit ve argüman sunmadığına kanaat getirmektedir. Konuya ilişkin içtihadını göz önüne alan AİHM, mevcut davada, ihtilaflı yargılama süresinin çok uzun olduğu ve makul sürede yargılanma hakkının gerekliliğini karşılamadığı kanaatindedir.
Bu itibarla AİHSnin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
Başvuran, 37.500 Euro maddi tazminat ve 37.500 Euro manevi tazminat talep etmektedir. Başvuran, ayrıca AİHM önünde yapmış olduğu yargılama masraf ve giderleri için 5.500 Euro talep etmektedir. Belge olarak başvuranın avukatlarından biri, başvurunun hazırlanması ve yargılamanın devamı için geçen çalışma saatleri ile posta ve çeviri masraflarını gösteren ayrıntılı bir döküm sunmuştur.
Hükümet, sözkonusu miktarlara itiraz etmektedir.
AİHM, tespit edilen ihlalle iddia edilen maddi tazminat arasında bir illiyet bağı görememekte ve sözkonusu talebi reddetmektedir. Buna karşın, AİHSnin 5. maddesinin 3., 4. ve 5. paragrafları ile AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiği tespitini göz önüne alan AİHM, başvuranın belli bir manevi zarara uğradığı kanaatindedir. AİHM, hakkaniyete uygun olarak, başvurana 14.400 Euro manevi tazminat ödenmesine hükmetmektedir. Yargılama masraf ve giderleri ile ilgili olarak, AİHM, sahip olduğu belgeleri göz önüne alarak başvurana 1.000 Euro ödenmesine hükmetmektedir.
AİHM, sözkonusu miktarlara, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uygulanan orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenen gecikme faizi uygulanmasına hükmetmektedir.
Ayrıca, on iki yıl dokuz aydan fazla bir süredir ulusal mahkemeler önünde dava halen derdest olduğundan ve başvuranın tutuklu bulunmasından dolayı AİHM, mevcut davada, tespit edilen ihlali gidermek için en uygun yolun, adaletin tecelli etmesi gerekliliklerini gözeterek sözkonusu yargılamanın ivedilikle sonuçlanması veya AİHSnin 5/3 maddesinin öngördüğü şekli ile yargılama sırasında başvuranın serbest bırakılması olacağı kanaatindedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AİHSnin 5. maddesinin 3., 4. ve 5. paragraflarının ihlal edildiğine;
3. Yargılama süresinin uzunluğu nedeniyle AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
4. a) AİHSnin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere Savunmacı Devlet tarafından başvurana aşağıdaki miktarların ödenmesine;
i) her türlü vergiden muaf tutularak, 14.400 Euro (on dört bin dört yüz Euro) manevi tazminat
ii) her türlü vergiden muaf 1000 Euro (bin Euro) yargılama masraf ve gideri
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 26 Ocak 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy