(AİHS m. 6, 10, 11, 18, 34, 35, 41, 44) (2709 S. K. m. 25, 26) (2911 S. K. m. 3, 6, 10, 17, 19, 22, 28) (ÇELİK - TÜRKİYE DAVASI (NO 3)) (STANKOV VE ILİNDEN BİRLEŞİK MAKEDONLAR DERNEĞİ - BULGARİSTAN DAVASI) (EZELIN - FRANSA DAVASI) (PLATTFORM ARZTE FÜR DAS LEBEN - AVUSTURYA DAVASI) (DJAVIT AN - TÜRKİYE DAVASI) (KARATEPE VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (DİSK VE KESK V. - TÜRKİYE DAVASI) (TÜRKİYE BİRLEŞİK KOMÜNİST PARTİSİ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (REFAH PARTİSİ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (ÖZGÜR GÜNDEM - TÜRKİYE DAVASI) (AKGÖL VE GÖL - TÜRKİYE DAVASI) (UZUNGET VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (URCAN VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 8029/07)
KARAR
STRAZBURG
18 Haziran 2013
İşbu karar AİHS'nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir
Gün ve diğerleri v. Türkiye Davasında,
Başkan
Guido Raimondi,
Yargıçlar
Danute Jociene,
Peer Lorenzen,
András Sajó,
Işıl Karakaş,
NebojaVucinic,
Hellen Keller
ve Daire Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismithin katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Dairesi), 28 Mayıs 2013 tarihinde yapılan müzakereler sonrasında aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (8029/07 başvuru no.lu) dava, Türk vatandaşları Ravşan Gün, Özlem Güven ve Behice Tanrıverdi ile Abdurrazzak Tül, Bahaeddin Yağarcık, Ali Güven, Sabri Dal, Seyfeddin Didmin ve Hüseyin Afşarın (başvuranlar), 27 Ocak 2007 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvurudan ibarettir.
2. Başvuranlar, Diyarbakırda görev yapan Avukat T. Elçi tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti (Hükümet) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranlar, özellikle Sözleşmenin 11. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedirler.
4. AİHM, başvurunun 11 Ocak 2011 tarihinde Hükümete tebliğ edilmesine karar vermiştir. Öte yandan, Sözleşmenin 29. maddesinin 1. paragrafı gereğince, ilgili daire tarafından davanın esası ve kabul edilebilirliği hakkında birlikte hüküm tesis edilmesi kararlaştırılmıştır.
OLAY ve OLGULAR
I. SOMUT OLAYIN KOŞULLARI
5. Başvuranlar, sırasıyla 1986, 1982, 1964, 1980, 1944, 1978, 1982, 1979 ve 1945 doğumlu olup Cizrede ikamet etmektedirler. Dava dosyasından, olay ve olguların meydana geldiği dönemde, Abdurrazzak Tülün Demokratik Halk Partisi İlçe Başkanı, Özlem Güvenin bu partinin Kadın Kolları üyesi, Sabri Dalın Gençlik Kolları üyesi olduğu ve diğer başvuranların ise İlçe Daire Başkanlığı üyeleri oldukları anlaşılmaktadır.
A. Gösterinin meydana gelmesi
6. Cizre Emniyet Müdürlüğü, 15 Şubat tarihinde, PKK terör örgütü lideri Abdullah Öcalanın yakalanmasının yıl dönümü tarihi olması dolayısıyla, Cizrede yasadışı gösterilerin yapılacağına ilişkin bilgiler aldığına dair Cizre kaymakamını 14 Şubat 2005 tarihinde haberdar etmiştir. Emniyet Müdürlüğü, geçmişte de kapalı yerlerde ya da açık havada meydana gelen bu tür gösteriler veya basın açıklamaları dolayısıyla provokatörlerin terör örgütü veya lideri lehine eylemleri yönettiklerini belirtmiştir. Bu tür eylemlerin yeniden meydana gelebileceği kanaatine vararak ve İçişleri Bakanlığının 11 Haziran 2004 tarihli genelgesine dayanarak Emniyet Müdürlüğü, güvenlik güçlerince 14, 15 ve 16 Şubat 2005 tarihlerinde fotoğraf makineleri ve video kameralar kullanılarak bu tür eylemlerin faillerinin tespit edilmesi için kaymakamın iznini talep etmiştir.
7. Kaymakamın talebi üzerine 14 Şubat 2005 tarihli kararla ve 14 Şubat 2005 tarihinde Emniyet Müdürlüğü tarafından iletilen bilgilere dayanarak, Cizre Asliye Ceza Mahkemesi, şehrin giriş ve çıkışında, halka açık yollarda ve yerlerde özel ve kamu araçları ile kişilerin üstlerinin aranmasına 14, 15 ve 16 Şubat 2005 tarihlerinde izin vermiştir.
8. Kaymakamın talebi üzerine 14 Şubat 2005 tarihinde ve 2911 sayılı kanunun 19. maddesine dayanarak, Cizre Belediyesi, 14 ve 20 Şubat 2005 tarihleri arasında yapılması öngörülen olay ve gösterilerin ertelendiğini hoparlör/ses yayıcı ve yükseltici cihaz ile bildirmiştir.
9. 15 Şubat 2005 tarihinde saat 11de polis tarafından düzenlenen tutanakta, DEHAP üyeleri olan başvuranlar ile yaklaşık iki yüz kişilik bir grubun, savaşa geçit vermeyeceğiz başlıklı basın ve kamuoyu açıklaması yapmak üzere AKP (olay ve olguların meydana geldiği dönemde iktidarda olan Adalet ve Kalkınma Partisi) Üçe Başkanlığına doğru yürümek amacıyla DTP (Demokratik Toplum Partisi, Kürt Sol Hareketi) İlçe Başkanlığı önünde toplandıkları belirtilmiştir.
10. Aynı gün saat 12.00de polis tarafından Cizre ilçesinde 14 ve 20 Şubat 2005 tarihleri arasında valilik kararıyla tüm gösterilerin ertelenmiş olduğu konusunda gösterici grubun uyarıldığını belirten bir tutanak düzenlenmiştir.
11. Seyfeddin Didmin, 15 Şubat 2005 tarihinde saat 12de Cizredeki AKP İlçe Başkanlığı önünde aşağıdaki açıklamayı okumuştur:
Atı yıl önce 15 Şubat 1999 tarihinde Kürt halkının lideri sayın (l estimé) Abdullah Öcalan uluslar arası korsanvari bir komplonun ardından kaçırılarak Türkiyeye teslim edilmiştir.
Bölgemizde on beş yıldır süren çatışmalar sırasında binlerce insan hayatını kaybetmiş ve binlercesi kaybolmuş ve on binlerce köy tahliye edilmiş, yüzlerce insan ikamet yerlerini ve evlerini terk etmek zorunda kalmıştır Tek taraflı bir ateşkesin -çözüm getirme amacına uygun bir zemini ve fırsatı teşkil eden- ilan edilmesinin ardından, Kürt sorununa barışçıl bir çözüm bulunabilecek olmasına rağmen, tüm bu çatışmaların sona ereceği bir anda dikkate değer bir komplo olayı meydana gelmiştir. Hayatlarını kan ve gözyaşları üzerine kuranlar, yıllardır devam eden Türk-Kürt çatışmasında çıkarları bulunan başta ABD ve diğer bazı güçler yanılmışlardır Sayın Öcalan Kürt ve Türk halkına yapılmış olan tüm tuzakları görmüş ve Türk ile Kürt halkının kardeşliğine dayalı kendi barışçı vizyonu tüm anlamını yitirmiştir. Kendisi İmralıda dünyada benzeri olmayan tecrit koşullarında tek kişilik hücrede tutuklu bulunmaktadır; altı yıldan beri Kürtlerin zulüm, şiddet ve adaletsizliğe maruz kalmalarına rağmen, Öcalanın barış ortamını korumak ve Kürt sorununa demokratik ve barışçıl bir çözüm bulmak amacıyla olağanüstü tavizler verdiği bilinmektedir.
Oysa Kürt sorununun barışçıl çözümü için gösterilen çabaları görmek istemeyen AKP Hükümeti inkar politikası geliştirmiştir. Kürtlerin fedakarlıklarına karşılık olarak, AKP Hükümeti 12 yaşındaki Uğura 13 mermi ile ateş açtırmıştır Şemdinlide 19 yaşındaki çoban Feyzi Can öldürülmüştür. Şırnakta silahsız beş genç toptan öldürülmüştür. Hükümet bununla da yetinmemiş, aynı zamanda bu gençlerin cenazelerine de el koymuştur. Hükümet, Güney Asyada meydana gelen Tsunami nedeniyle gerekli olan bütün çabaları tek başına üstlenmiştir; buna karşılık, Hakkaride, kendi toprakları üzerinde bulunan vatandaşların yardım taleplerini yasadışı bir eylem olarak kabul etmiş ve onları tutuklamıştır. (Kürt halkına karşı) saldırılar, son zamanlarda artmıştır Cinayetler ve yargısız infazlar yeniden başlamıştır
DEHAP İdil İlçe Başkanlığının temsilcileri olarak, Kürt halkının lideri sayın Abdullah Öcalana karşı yürütülen uluslar arası komployu altıncı yılımızda da kınıyor ve herkesi çatışmaların yeniden başlamasını önlemeye çağırıyoruz.
12. Aynı gün saat 15.00de polis tarafından, basın açıklamasının yapıldığı olay yerinde - Cumhuriyet Parkı -, PKK afişleri ile PKK liderinin fotoğraflarının ele geçirildiğini belirten bir tutanak düzenlenmiştir.
13. Polis tarafından 15 Şubat 2005 tarihinde saat 22.00de, bu toplanmayı anlatan bir rapor tanzim edilmiştir. Raporda; edinilen bilgilere göre 15 Şubat 2005 tarihinde, PKK terör örgütü lideri Abdullah Öcalanın yakalanmasının yıl dönüm tarihi olması dolayısıyla yasadışı gösterilerin yapılacağı belirtilmiştir. Kamu düzeninin korunması ve her türlü suçun önlenmesi amacıyla, Cizre ilçesinde 14 ve 20 Şubat 2005 tarihleri arasında öngörülen tüm gösteriler 2911 sayılı kanunun 17. maddesi uyarınca alınan valilik kararıyla ertelenmiştir. Bu karar gereğince, 15 Şubat 2005 tarihinde tüm şehirde ve özellikle DEHAP Cizre Üçe Başkanlığı binası çevresinde saat 8den itibaren güvenlik önlemleri alınmıştır. Raporda ayrıca gösterici grubun saat 11e doğru açıklama yapmak üzere AKP binası önüne doğru yürümek istediği ifade edilmiştir. Polis, göstericileri Cizre ilçesindeki her türlü gösterinin ertelenmesine ilişkin valilik kararından haberdar etmiştir. Gösterici grubun üç kez dağılmaları yönünde uyarılmalarına rağmen, Seyfeddin Didmin Savaşa geçit vermeyeceğiz başlıklı açıklamayı okumuştur. Gösterici grubun saat 11.30 sıralarında AKP binası önüne kadar yürümeleri engellenmiş ve dağılmaları yönünde uyarılmışlardır. Bazı göstericiler yasadışı slogan atmışlar, ardından da kendilerine karşı güç kullanılmaksızın küçük gruplar halinde dağılmışlardır. Yaklaşık on kişilik gösterici grubu, saat 12 sularında yasadışı sloganlar atarak ve trafiği karıştırarak İdil yolu üzerinde bir lastik yakmışlardır. İtfaiyeciler, zırhlı bir araç yardımıyla olay yerine gönderilmişler ancak itfaiyecilerin ateşi söndürmeleri engellenmiştir. Gösterici grup, takviye polis ekibi üzerine taşlar atmışlardır. Polis memuru M.S.T. başından, diğer polis memuru M.R.E. ise ayaklarından yaralanmıştır. Bunun üzerine, her ikisi de tedavi edilmek üzere hastaneye sevk edilmişlerdir. Özel araçlar ve dükkanlar, taş atılması sonucu hasar görmüştür. Kaçan göstericilerin hiçbiri yakalanamamıştır.
14. Polis tarafından 15 Şubat 2005 tarihinde video kaydı çekilmiştir. Bu kaydın somut olayla ilgili bölümleri aşağıdaki gibi okunmaktadır:
Ali Güven ve Hüseyin Afşar gösterici grubuyla yürümüştür. Kalabalık, Biji Serok Apo (yaşasın başkan Apo (Öcalan)), Öcalan Öcalan, Öcalansız dünyayı başınıza yıkarız, AKP şaşırma bizi dağa taşırma, Katil Erdoğan diye sloganlar atmışlardır. PKK terör örgütünün bayrakları sallanmıştır. Ravşan Gün ve Behice Tanrıverdi üzerinde Kahrolsun 15 Şubat Komplosu, Gençlik inisiyatifi yazan bir afiş sallamışlardır. Diğer bir afiş üzerinde Öcalan a Özgürlük - Kahrolsun 15 Şubat Komplosu ifadeleri okunabilmektedir. Seyfeddin Didmin bir megafon yardımıyla bildiriyi/açıklamayı okumaya başlamıştır. Kalabalık, Baskılar bizi yıldıramaz -Selam Selam İmralı ya bin Selam - Öcalan sız dünyayı başınıza yıkarız diye sloganlar atmışlardır.
15. Polis tarafından 16 Şubat 2005 tarihinde, saat 10.30da hazırlanan tutanakta 15 Şubat 2005 tarihinde düzenlenen gösteri sırasında zırhlı polis aracına zarar verildiği belirtilmektedir.
16. Polis tarafından 15 Şubat 2005 tarihinde saat 23.30da düzenlenen tutanağa göre, göstericiler tarafından atılan taşlar nedeniyle diğer bir polis aracı da zarar görmüştür.
B. Gösteri sırasında yaralanan polis memurlarının ifadeleri
17. 15 Şubat 2005 tarihinde saat 21.45 de polis memuru C.B.nin ifadesi alınmıştır. C.B., İdil Karayolu üzerinde bulunan göstericiler tarafından atılan taşlarla bacağından yaralandığını belirtmiştir. C.B., bu gösteriyi düzenleyenler yani DEHAP Cizre Üçe Başkanlığı yöneticileri aleyhine suç duyurunda bulunduğunu ifade etmiştir. Sağlık raporuna göre ise söz konusu polis memuruna 7 günlük iş göremezlik raporu yazılmıştır.
18. 16 Şubat 2005 tarihinde saat 16.00da polis memuru S.T.nin ifadesi alınmıştır. S.T., İdil Karayolunda bulunan göstericiler tarafından atılan taşlar nedeniyle sağ kaşının üst kısmından yaralandığını belirtmiştir. S.T., bu gösteriyi düzenleyenler yani DEHAP Cizre İlçe Başkanlığı yöneticileri hakkında suç duyurunda bulunduğunu beyan etmiştir. Götürüldüğü hastanede kaşına beş dikiş atılmıştır. Bu vesileyle düzenlenen sağlık raporuna göre, kendisine on günlük iş göremezlik raporu yazılmıştır.
19. 16 Şubat 2005 tarihinde saat 10.45de polis memuru R.A.nın ifadesi alınmıştır. R.A., olay günü takviye olarak çağırılan polis kuwetleri arasında bulunduğunu ifade etmiştir. Lastik yakan gösterici grubundan atılan taşlar nedeniyle sağ elinden yaralanmıştır. R.A., tedavi edilmek üzere Cizre Hastanesine götürülmüştür. Kendisine yedi günlük iş göremezlik raporu yazılmıştır.
B. Başvuranlar aleyhine açılan ceza davası
20. Abdurrazzak Tül, Ali Güven, Hüseyin Afşar, Ravşan Gün ve Özlem Güven 11 Mart 2005 tarihinde saat 11.00da gözaltına alınmışlardır.
21. Polis tarafından 12 Mart 2005 tarihinde Sabri Dalın ifadesi alınmıştır. Sabri Dal, DEHAP Cizre Gençlik Kolları üyesi olduğunu ve 15 Şubat 2005 tarihinde bir kalabalık gördüğünü ve bu kalabalığa katıldığını belirtmiştir. Sabri Dal, sloganlar atıldığını duymuş ve pankartlar görmüştür.
22. Seyfeddin Didmin, 25 Mart 2005 tarihinde, saat 10.00da gözaltına alınmıştır.
23. 26 Mart 2005 tarihinde Cizre Cumhuriyet Savcısı tarafından Seyfeddin Didminin ifadesi alınmıştır. Seyfeddin Didmin, şehirde gezerken bir kalabalığın toplandığını gördüğünü ve bu kalabalığa katıldığını beyan etmiştir. Kalabalığa katılanlardan biri basın bildirisi/açıklaması okumuş, ardından da S. Didminin devamını okumasını isteyerek metni kendisine vermiştir. Seyfeddin Didmin, bildiride terör örgütü liderinin övülmediğini ifade etmiştir. Toplanan kişilerin dağılmaları için uyarıldıklarını duymamıştır. Lastik olayına katılmamış ve polise de hiç taş atmamıştır.
24. Cumhuriyet savcısı, 4 Nisan 2005 tarihinde, Ravşan Günün ifadesini almıştır. Ravşan Gün, Cumhuriyet Parkının yakınında bir kalabalık gördüğünü ve bu kalabalığın hangi sebeple oluştuğunu bilmeksizin arasına katıldığını beyan etmiştir. Gösterinin dağıtılması amacıyla polisin yaptığı uyarıyı duymamıştır. Bu toplanma için izin talep edilip edilmediğini bilmemektedir. Ne sloganlar atmış ne de bayrak, pankart veya fotoğraf sallamıştır.
25. Cumhuriyet savcısı, yine 4 Nisan 2005 tarihinde, Özlem Güvenin ifadesini almıştır. İlgili, DEHAP Kadın Kolları üyesi olduğunu ifade etmiştir. İhtilaf konusu olay günü, Ravşan Gün ile birlikte DEHAP Cizre Üçe Başkanlığına gitmişlerdir. Kendiliğinden oluşan bir insan kalabalığı görmüş ve hangi sebeple toplanıldığını bilmeksizin kalabalığın arasına katılmıştır. Kalabalığın dağılması için herhangi bir uyarı yapıldığını duymamıştır. Kalabalığın toplanması için izin talep verilip verilmediğini bilmemektedir. Kendisi ne sloganlar atmış ne de bayrak, pankart veya fotoğraf sallamıştır.
26. Cizre Cumhuriyet Savcısı, 5 Nisan 2005 tarihinde, Behice Tanrıverdinin ifadesini almıştır. İlgili, gösteriye katıldığını ancak bu gösteriyi kimin düzenlediğini bilmediğini beyan etmiştir.
27. Cumhuriyet savcısı, yine 5 Nisan 2005 tarihinde, Hüseyin Afşarın ifadesini almıştır. Afşar, ifadesinde gösteriye katıldığını ancak gösteriyi kimlerin düzenlediğini bilmediğini belirtmiştir. Göstericilerin dağılmaları yönünde polis tarafından uyarıldıklarını duymamıştır.
2. Başvuranlar aleyhine yürütülen ceza yargılaması
28. Cizre Cumhuriyet Savcısı, 3 Mayıs 2005 tarihli iddianameyle, 14 ile 20 Şubat 2005 tarihleri arasında öngörülen tüm gösterilerin ertelenmesine ilişkin 14 Şubat 2005 tarihli valilik kararına ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 28. maddesinin 1. fıkrasına dayanarak başvuranlar aleyhine ceza davası açmıştır.
29. Başvuranlar, savunma dilekçelerinde ihtilaf konusu gösteriyi düzenleyen kişiler olmadıklarını ancak yalnızca kendiliğinden düzenlenen bu gösteriye katıldıklarını iddia etmişlerdir. Dolayısıyla, yetkili makamlardan izin talep edilip edilmediğini bilmemektedirler.
30. Cizre Asliye Ceza Mahkemesi, 2911 sayılı Kanunun 28. maddesinin 1. fıkrasına dayanarak, 10 Haziran 2005 tarihli kararla, başvuranların her birini bir yıl altı ay hapis cezasına ve 489 TL para cezasına mahkûm etmiştir. Mahkeme, başvuranların duruşma sırasındaki tutumlarını, geçmişlerini ve atılı suçu işleme eğilimlerini dikkate alarak, ilgililerin ceza indiriminden yararlanmalarına gerek olmadığı kanaatine varmıştır. Mahkeme gerekçesinde, özellikle dava dosyasında yer alan delil unsurlarına göre aşağıdaki sonuçlara varıldığını belirtmiştir:
İlçede 14 ve 20 Şubat 2005 tarihleri arasında öngörülen her türlü toplantı ve gösterinin bir hafta süresince ertelendiğini belirten 14 Şubat 2005 tarihli (no. 349) (Cizre) Kaymakamlığı kararının gruba (insana) ve toplanan sanıklara okunmasına ve (dağılmaları) yönünde uyarılmalarına rağmen, yasadışı terör örgütü PKKnın (Kadek-Kongra-gel) liderinin yakalanmasının yıl dönüm tarihi olması dolayısıyla sanıklar Seyfeddin Didmin, Behice Tanrıverdi, Özlem Güven, Ravşan Gün, Ali Güven, Abdurrazzak Tül, Hüseyin Afşar, Bahaeddin Yağarcık ve Sabri Dal, Cizrede, yeni dört yol mahallesi yakınındaki Cumhuriyet Parkına doğru yaklaşık 200 kişiden oluşan bir grubu yönetmişlerdir. Ayrıca ilgililer toplanan grubu dağıtmamışlar ve bu grubu yönetmeye devam ederek üzerlerine atılı suçu işlemişlerdir (
)
31. Yargıtay, 27 Kasım 2006 tarihli kararla 10 Haziran 2005 tarihli kararı onamış ve 450 TL para cezası ödenmesine de karar vermiştir.
32. Başvuranlar, 19 Ocak 2007 tarihinde cezalarını çekmeye başlamışlardır.
D. Hükümet tarafından ibraz edilen diğer belgeler
33. Hükümet, özellikle aşağıdaki unsurları sunmuştur:
- 2004 ila 2011 yılları için 10-17 Aralık, 10-17 Ocak ile 10-17 Şubat dönemleriyle ilgili istatistikler. Referans olarak alınan bu farklı dönemler karşılaştırıldığında, söz konusu her yıl 10-17 Şubat dönemi için yürütülen eylemler, özellikle gösterilerin, katılanların, atılan taşların, patlamaların, yangınların, atılan Molotof kokteyllerinin ve yasadışı toplantıların sayısı bakımından daha şiddetlidir. Tespit edilen eylemlerin sayısı bir yıldan bir diğer yıla göre değişmektedir;
- Bu olayların özetini sunan bir bilgi notu;
- Referans olarak alınan aynı yıllara ilişkin ve diğerleri arasında, gözaltına alınan ve yaralanan kişilerin sayısı (güvenlik güçleri mensubu olan ve olmayan) ile polisin müdahale ettiği gösterilerin sayısını belirten istatistikler.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
A. Anayasa
34. Anayasanın 25. maddesi aşağıdaki gibi okunmaktadır: Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir.
Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.
35. Aynı metnin 26. maddesi şu şekilde ifade edilmektedir:
Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.
Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.
(
)
Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.
B. 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu
36. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 3. maddesinde herkesin önceden izin almaksızın, şiddet veya silah kullanmadan gösteri veya toplantı düzenleyebileceği ifade edilmektedir (
).
37. 6. maddede, vali veya kaymakamın, gösteriye veya toplantıya katılanların izlemesi gereken yol ve yönleri düzenlemekle yetkili oldukları belirtilmektedir.
38. 10. maddede, valilik veya kaymakamlığın gösteriden en az kırk sekiz saat önce gösterinin yapılacağına ilişkin haberdar edilmeleri gerektiği belirtilmektedir. Yazılı bildirimde, özellikle gösterinin amacı, yeri, günü, başlayış ve bitiş saatleri belirtilmelidir.
39. 17. maddede (26 Mart 2002 tarihinde değişikliğe uğramış olup, bazı durumlarda toplantı yapılmasının yasaklanması veya ertelenmesine ilişkindir) Bölge valisi, vali veya Kaymakam; millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla bir toplantıyı bir ayı aşmamak üzere erteleyebilir veya açık ve yakın tehlike mevcut olması halinde yasaklayabilir.
40. 19. madde (26 Mart 2002 ve 30 Temmuz 2003 tarihinde değişikliğe uğramış olup, il ve ilçelerde toplantıların ertelenmesi veya yasaklanmasına ilişkindir) ile Bölge valilerine milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın veya genel ahlakın ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla bölgeye dahil illerin birinde veya birkaçında ya da bir ilin bir veya birkaç ilçesinde bütün toplantıları bir ayı geçmemek üzere erteleyebilme yetkisi tanınmaktadır. Valiler de aynı sebeplere dayalı olarak ve suç işleneceğine dair açık ve yakın tehlike mevcut olması halinde, il veya ilçelerin birinde veya birkaçında bütün toplantıları bir ayı geçmemek üzere yasaklayabilmektedir. Yasaklama kararı gerekçeli olarak verilmeli ve kararın özeti ilgili yerlerde mutat vasıtalarla ilan edilmelidir. Ayrıca İçişleri Bakanlığına bu konuda bilgi verilmelidir.
41. 22. maddede, karayolları ile otoyollarda, parklarda, mabetlerde, kamu hizmeti görülen bina ve tesislerde ve bunların eklentilerinde gösteri yapılmasının yasak olduğu belirtilmektedir. Aynı zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisine bir kilometreden daha yakın bir mesafede gösteri yapmak yasaktır. Göstericiler, insanların ve ulaşım araçlarının gelip geçmesini sağlamak üzere valilik veya kaymakamlık tarafından alınan tedbirlere uymak zorundadırlar.
42. 28. maddenin 1. fıkrasına göre ise (23 Ocak 2008 tarihinde değişikliğe uğramış olup, yasaklamaya aykırı hareketlere ilişkindir) kanuna aykırı toplantı veya gösteri yürüyüşleri düzenleyen veya yönetenlerle bunların hareketlerine katılanlar, fiilleri ayrı bir suçu teşkil etmediği takdirde bir yıl altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacaklardır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA
43. AİHM, başvurunun Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve herhangi bir kabul edilemezlik unsurunun bulunmadığı kanısındadır. Dolayısıyla başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
II. SÖZLEŞMENİN 6, 10, 11 ve 18. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
44. Başvuranlar, ifade özgürlüğü ile gösteri yapma özgürlüğü haklarının ihlal edildiğini iddia etmektedirler. Başvuranlar, hapis cezasına mahkûm edilmelerinin orantısız ağır ve haksız olduğu kanısındadırlar. Ayrıca başvuranlar, yargılamanın adil olmamasından şikayet etmektedirler. Başvuranlar, Sözleşmenin 6., 10. ve 11. maddelerini ileri sürmektedirler. Bu bağlamda, başvuranlar Sözleşmenin 18. maddesinin ihlal edildiğini de iddia etmektedirler.
45. Mahkeme, başvuranlar tarafından dile getirilen şikayetleri dikkate alarak, bu şikayetleri yalnızca Sözleşmenin 11. maddesi açısından incelemeye karar vermiştir (Çelik/Türkiye (no. 3), no. 36487/07, § 78, 15 Kasım 2012). Bu maddenin somut olaya ilişkin kısmı aşağıdaki gibidir:
1. Herkes barışçıl olarak toplanma ve dernek kurma hakkına sahiptir (
).
2. Bu hakların kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplum içinde ulusal güvenliğin, kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli olanlar dışındaki sınırlamalara tabi tutulamaz (
).
46. Hükümet, başvuranların şikayetlerini reddetmektedir.
A. Sözleşmenin 11. maddesinin uygulanması hakkında
47. Hükümet, şiddet kullanma niyeti taşıyan kişilerin katıldığı ve düzenlediği bir gösterinin Sözleşmenin 11. maddesine ilişkin olan AİHM içtihadı ile güvence altına alınmadığını iddia etmektedir. Hükümet, PKKnın silahlar kullanarak Türkiye Cumhuriyetinin anayasal düzenini yıkmayı amaçlayan bir terör örgütü olduğunu Mahkemenin dikkatine sunmaktadır. Bu örgüt, NATO, Birleşik Devletler ve Amerika Birleşik Devletleri tarafından kabul edilen terör örgütleri listesinde yer almaktadır (Aydın/Almanya, no. 16637/07, § 61, 27 Ocak 2011). Hükümete göre, Sözleşmenin 11. maddesi mevcut davaya uygulanmamalıdır.
48. Başvuranlar, bu konuda herhangi bir görüş belirtmem ektedirler.
49. AİHM, Sözleşmenin 11. maddesi bağlamında yalnızca barışçıl toplanma özgürlüğü hakkının korunduğunu hatırlatmaktadır. Ayrıca, bu özgürlük benzer gösterilere katılan kişiler tarafından değil aynı zamanda bu gösteriyi düzenleyenler tarafından da uygulanabilmektedir (Irkçılığa ve Faşizme Karşı Hristiyanlar / Birleşik Krallık, no. 8440/78, 16 Temmuz 1980 tarihli Komisyon kararı, Karar ve raporlar (KR) 21, s. 162). Barışçıl toplanma kavramı, şiddet kullanma niyetinde olan kişilerin katıldığı ve düzenlediği gösterileri kapsamamaktadır (Stankov ve Birleşik Makedonya Örgütü Ilinden / Bulgaristan, no. 29221/95 ve 29225/95, § 77, AİHM 2001-IX ve kararda belirtilen atıflar ile Birleşik Makedonya Örgütü Ilinden ve Ivanov / Bulgaristan, no. 44079/98, § 99, 20 Ekim 2005).
50. AİHM, somut olayda, başvuranların izin verilmeksizin barışçıl gösteriye katıldıklarını dikkate almaktadır. Başvuranlar, insanları karışıklığa veya şiddete davet etmemelerine rağmen gösterici grup gösterinin sonunda şiddet eylemlerinde bulunmuştur. Bu nedenle, gösterilerin genel anlamda yasaklanması, ancak gösterilerin diğer daha az sert tedbirlerle önlenemeyecek nitelikte karışıklıklara yol açabileceği konusunda gerçek bir tehlikenin mevcut olması halinde haklı gösterilebilmektedir. Yalnızca benzer yürüyüşlerin yasaklanması nedeniyle oluşan engelin bu yasaklamayı haklı gösteren güvenlik sebepleriyle açıkça aşılması ve aynı zamanda, bu yasaklamanın - kapsamı yer ve süre uygulaması bakımından sıkıca sınırlandırılan - istenmeyen yan etkilerinden sakınma imkanının bulunmaması halinde, Sözleşmenin 11. maddesinin 2. fıkrası anlamında söz konusu yasaklamanın gerekli olduğu kabul edilebilmektedir (anılan, Irkçılığa ve Faşizme karşı Hristiyanlar kararı, 164. paragraf ve aynı anlamda Piermont v. Fransa, 27 Nisan 1995, §§ 77 ve 85, seri A no. 314 ve Ezelin v. Fransa, 26 Nisan 1991, §§ 52 ve 53, seri A no. 202).
51. AİHM, 14 ve 20 Şubat 2005 tarihleri arasında öngörülen bütün gösteri ve toplantıların ertelendiğini bildiren valilik kararına aykırı olarak 15 Şubat 2005 tarihli gösteriye katılmış ve gösteriyi düzenlemiş oldukları gerekçesiyle ceza yargılamasına tabi tutulan ve DEHAP üyesi olan başvuranların şiddet kullanma niyeti taşımadıkları kanaatindedir (yukarıda belirtilen 9, 11, 14, 21, 23, 24, 25, 26, 27 ve 29. paragraflar). Bu bağlamda, AİHM, gerek Cumhuriyet savcısının iddianamesinde gerekse Asliye Ceza Mahkemesinin gerekçelerinde, başvuranların bu tür niyetler taşıdıklarını somut ve somut olmayan delil unsurlarıyla kanıtlayamadıklarını kaydetmektedir. Esasen başvuranlar, şiddet eylemlerinde bulunmaksızın basın açıklamasının okunduğu ihtilaf konusu gösteriye katılmışlardır. Diğer yandan, Hükümet görüşlerinde basın açıklamasının okunmasının ardından, polis güç kullanmaya zorlanmaksızın gösterici grubun dağıldığını da kabul etmektedir. Böylece DEHAP üyesi olarak kabul edilmeyen, şiddet kullanma niyetindeki yaygaracıların veya aşırılıkçıların gösteriye katılmaları veya somut olayda olduğu gibi (yukarıda belirtilen 13. paragraf), gösteri sırasında ya da sonunda şiddet eylemlerini gerçekleştirmek üzere bu fırsattan yararlanmaları gösteri yapma hakkının ortadan kaldırılmasını haklı göstermemektedir. Halka açık bir gösterinin, bu gösteriyi düzenleyenlerin kontrolü dışında gelişen olaylar nedeniyle karışıklığa yol açabileceğine ilişkin gerçek bir tehlike mevcut olsa bile, bu gösteri sadece bu sebeple 11. maddenin 1. fıkrasının uygulama alanından çıkmamaktadır. Aynı zamanda benzer toplantıya getirilen her türlü sınırlama bu hükmün 2. fıkrasının gereklerine uygun olmak zorundadır (Schwabe ve M.G./Almanya, no. 8080/08 ve 8577/08, § 92, AİHM 2011).
52. Dolayısıyla Sözleşmenin 11. maddesinin uygulanması gerekmektedir.
B. Müdahalenin varlığı hakkında
53. Başvuranlar, aleyhlerine açılan ihtilaf konusu ceza davasının Sözleşmenin 11. maddesi anlamında ulusal yetkililerin toplantı özgürlüğü haklarının uygulanmasına müdahalesi olarak incelenmesi gerektiğini ileri sürmektedirler. Hükümet ise ihtilaf konusu gösteri nedeniyle 2911 sayılı kanuna riayet edilmediği gerekçesiyle başvuranların toplantı özgürlüğü haklarına müdahale yapılmadığı kanaatindedir.
54. AİHMe göre, başvuranların 2911 sayılı kanunun 28. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bir yıl altı ay hapis cezası ile 450 TL para cezasına çarptırılmalarının, ilgililerin toplantı özgürlüğü haklarına yapılan bir müdahale olarak değerlendirilebileceği açıkça görülmektedir.
55. AİHM, benzer müdahalenin 11. maddenin 2. fıkrası uyarınca bir ya da birden fazla meşru amaca yönelik olarak kanunla öngörülmediği ve bu amaçlara ulaşmak için demokratik bir toplumda gerekli görülmediği takdirde Sözleşmenin 11. maddesinin ihlal edildiğini hatırlatmaktadır.
C. Müdahalenin haklı sebeplere dayanması hakkında
1. Kanunla öngörülmesi
56. Hükümete göre söz konusu müdahale, 2911 sayılı kanunun 17. maddesi ile 28. maddesinin 1. fıkrasına dayandırılmıştır (yukarıda geçen 39. ve 42. paragraflar). Başvuranlar ise basın açıklaması yapma hakkının yetkili ulusal makamların iznine tabi olmadığını ileri sürmektedirler.
57. AİHM, 10. maddesinin 2. fıkrası anlamında kanunla öngörülme ibaresinin, öncelikle ihtilaflı tedbirin iç hukukta bir temeli olmasını gerektirdiğini, aynı zamanda söz konusu yasanın niteliğiyle de ilgili olduğunu hatırlatmaktadır: söz konusu ibare, yasanın ilgili şahıs tarafından erişilebilir olmasını, ilgilinin maruz kalacağı sonuçları öngörmesini ve hukukun üstünlüğü ilkesi ile de uyumlu olmasını gerektirmektedir (Anılan, Faruk Temel kararı, 47. paragraf).
58. AİHM, somut olayda başvuranların 2911 sayılı kanunun 17. maddesi uyarınca alınan valilik kararına uymadıkları gerekçesiyle, aynı kanunun 28. maddesinin 1. fıkrasına dayanarak mahkûm edildiklerine taraflarca itiraz edilmediğini göz önüne almaktadır. Ancak bu maddede, diğerlerinin yanı sıra kaymakamın bir ayı aşmamak üzere belirli bir toplantıyı erteleyebileceği düzenlenmesine rağmen, AİHM valilik kararı gereğince 14 ve 20 Şubat 2005 tarihleri arasında öngörülen bütün olaylar ile tüm gösterilerin ertelenmiş olduğunu tespit etmektedir (yukarıda geçen 8. paragraf). Yukarıda sözü edilen kanunun 17. maddesi ve başvuranların Asliye Ceza Mahkemesi tarafından mahkûm edilmelerine gerekçe olarak gösterilen bu hükmün kaymakam tarafından yorumlanma şeklini dikkate alan Mahkeme, kaymakamın belirli olan veya sadece bir gösteriyi ertelememesi ancak 14 ve 20 Şubat 2005 tarihleri arasında öngörülen bütün gösterileri genel anlamda ertelemesi nedeniyle ciddi şüphelerin oluştuğu kanısındadır. Ancak müdahalenin gerekliliği konusunda vardığı sonucu (aşağıda belirtilen 87. paragraf) göz önünde bulunduran AİHM, bu sorunu incelemenin yararsız olduğu kanısına varmaktadır.
2. Meşru amaç
59. AİHMe göre ihtilaf konusu müdahale, düzeni koruma, suç işlenmesini önleme ve kamu güvenliğini sağlama gibi birçok meşru amaç taşımıştır. Taraflarca bu duruma itiraz edilmemektedir.
3. Demokratik bir toplumda gerekli görülmesi
a) Tarafların iddiaları
i. Hükümet
60. Davaya ilişkin olaylara atıfta bulunan Hükümet, basın açıklamasının okunmasının ardından polis tarafından güç kullanmaya ihtiyaç duyulmaksızın bütün göstericilerin küçük gruplar halinde dağıldıklarını belirtmektedir. Basın açıklamasının ardından, on kişilik bir grup otoyol üzerinde toplanmış, İdil Karayolu üzerinde bulunan Dalmış benzin istasyonunun yakınındaki lastiği yakarak trafiği bloke etmiş ve itfaiyecilerin ateşi söndürmelerini engellemiştir. Bu grup, aynı zamanda taş atarak, terör örgütü lideri lehine sloganlar atarak, polisleri yaralayarak ve polise ait araçlara da zarar vererek polislere şiddetle saldırmıştır. Üç polis memuru yaralanmış ve yedi ila on gün arasında geçici iş göremezlik raporu almışlardır. Öte yandan, kamu binaları, bankalar, dükkanlar, kırk beş özel ve resmi araç zarar görmüştür. Toplanma, terör örgütü lehine bir gösteriye dönüşerek daha kötü bir hale gelmiştir. Takviye ekibinin gelmesinin ardından, bu gösterici grup kaçmıştır. Hükümet, Cumhuriyet savcısının ihtilaf konusu olay sırasında yaralanan polis memurları S.T., R.E. ve C.B.nin ifadelerine dayanarak, bu şiddet eylemlerinden sorumlu olan DEHAP yöneticileri aleyhine ceza davası açtığını ifade etmektedir.
61. Hükümet, PKK terör örgütü lideri Abdullah Öcalanın Türk güvenlik güçleri tarafından 15 Şubat 1999 tarihinde yakalandığını ve her yıl 15 Şubat tarihinde terör örgütü mensuplarının, bu yakalanma olayını protesto etmek ve PKK sempatizanlarını harekete geçirmek amacıyla Türkiyenin farklı bölgelerinde gösteriler düzenlediklerini belirtmektedir. Gösterilerin kötü bir hale gelmesini önlemek amacıyla güvenlik güçleri ve idari yetkililer tarafından gösterilen çabalara rağmen, PKKlı kışkırtıcılar insanları güvenlik güçlerine, kamuya açık yerlere, bankalara ve mağazalara saldırmaya teşvik etmişlerdir. Bu şiddet gösterileri halkı kışkırtmış ve öfkelendirmiştir. Bu bağlamda, Hükümet farklı istatistikler sunmaktadır (yukarıda belirtilen 33. paragraf).
62. Hükümet, mevcut davada Cizre Kaymakamının PKKnın liderinin yakalanmasının yıl dönüm tarihi olması dolayısıyla 15 Şubat 2005 tarihinde yasadışı gösteri düzenlenmesini öngördüğü yönünde bilgiler aldığını dile getirmektedir. Bu nedenle, Kaymakam, 2911 sayılı kanunun 17. maddesine dayanarak, güvenlik ve düzenin korunması gibi gerekçelerle 14 ve 20 Şubat 2005 tarihleri arasında Cizrede yapılacak her türlü gösterinin ertelenmesine karar vermiştir. Bununla birlikte, bu tarihler için gösteri düzenlenmesine ilişkin herhangi bir izin talep edilmemiştir. Aynı zamanda valilik kararı tebliğ edilmemiş ancak Cizre Belediyesi tarafından bu karar ses yayıcı ve yükseltici cihazla bildirilmiş ve Kaymakam tarafından önleyici tedbirler alınmıştır.
63. Hükümet, Kaymakam tarafından uygulanan tedbirlere rağmen iki yüz kişilik bir grubun 15 Şubat 2005 tarihinde AKP Üçe Başkanlığı binasına gitmek için Cumhuriyet Parkında toplandığını ileri sürmektedir. Güvenlik güçleri, göstericileri valilik kararına ilişkin olarak üç kez bilgilendirmişlerdir. Güvenlik güçleri, güce başvurmaksızın göstericileri dağılmaları yönünde ihtarda bulunmuşlar, buna boyun eğmemeleri halinde ise 2911 sayılı kanun anlamında suç işleyebilecekleri yönünde uyarmışlardır. Gösterici grup, dağılmak yerine bir basın açıklaması okumuştur. Yasadışı gösteri sırasında PKK terör örgütü lideri lehine atılan sloganlar nedeniyle gözler görülür bir gerilim yaşanmıştır. Bazı unsurlar, gösterinin kötüye giderek, şiddet eylemlerinin meydana geldiğinin düşünülmesine imkan vermiştir.
64. Hükümet, başvuranların barışçıl bir gösteri düzenleme amacında olmaları halinde, bu gösteriyi beş gün sonra yapabileceklerini veya bu anlamda kaymakamın iznini talep edebileceklerini ileri sürmektedir. Hükümete göre, göstericiler tarafından atılan sloganlar ile terör örgütü lideri lehine yapılan basın açıklaması, 15 Şubat tarihinde yasadışı gösterinin yapılacağı yönündeki bilgiyi doğrulamaktadır. Basın açıklaması, son cümlesinden de anlaşıldığı üzere DEHAP İdil Üçe Başkanlığı adına yapılmıştır. Söz konusu açıklamada, AKP tarafından yürütülen siyaset eleştirilerek Kürt sorununun demokraside diyalog kurularak çözülebileceği üzerinde durulmuştur. Bu açıklama, terör örgütü liderinin tutuklanmasının kınanmasıyla ve Türkiye Cumhuriyeti aleyhine doğrudan bir tehdit yöneltilmesiyle sona ermiştir. Açıklamanın/Bildirinin başlıca amacı, daha çok ulusal makamları tehdit etmek, terör örgütü liderinin tutuklandığını bildirmek ve AKP tarafından yürütülen siyaseti eleştirmek olmuştur.
65. Hükümet, bu görüşler ışığında, başvuranların polisin uyarılarını dikkate almadıklarını, aynı zamanda afişler sallayarak, basın açıklaması okuyarak ve grubu aktif olarak sloganlar atmaya teşvik ederek kanuna aykırı biçimde hareket ettiklerini ileri sürmektedir. Hükümet, başvuranlar tarafından ulusal makamlar önünde verilen ifadeler ile AİHM önünde dile getirilen iddialar arasında çelişkinin bulunduğunu öne sürmektedir. Başvuranlar, ulusal mahkemeler önünde bir yandan yasadışı gösteriye katıldıklarını kabul etmiş, diğer yandan da bu gösteriyi kimin düzenlediğini bilmediklerini ifade etmişlerdir. Seyfeddin Didminin basın açıklamasını okuyan kişi olduğu tespit edilmiştir. Kendisi olay günü parkta gezindiği sırada kalabalığı yaklaşırken gördüğünü beyan etmiştir. Ardından tanımadığı bir kişinin talebi üzerine basın açıklamasının sonunu okuduğunu belirtmiştir.
66. Hükümet, başvuranların basın açıklaması okumaları ve polise gösterici grubun dağılması konusunda yardımcı olmamaları nedeniyle, eylemlerinin 2911 sayılı kanunun 28. maddesinin 1. fıkrası uyarınca suç teşkil ettiği gerekçesiyle -ilgililerin ileri sürdüğü gibi değil-ceza yargılamasına tabi tutulduklarını belirtmektedir. Hükümet, kamu güvenliği, kamu düzeni ve suç işlenmesinin önlenmesine ilişkin nedenlerle 2911 sayılı kanuna uygun olarak alınan valilik kararının idari hakimin denetimine tabi olduğunu da ifade etmektedir. 2911 sayılı kanun, ulusal yetkililere adli kontrol olmaksızın keyfi biçimde hareket etme konusunda sınırsız yetki vermemektedir.
ii. Başvuranlar
67. Başvuranlar, Hükümetin iddialarına itiraz ederek kendi iddialarını yinelemektedirler. Bir grup vatandaş tarafından düzenlenen basın açıklamasına birkaç dakika katıldıklarını ileri sürmektedirler. Aralarından hiçbiri ne şiddet içeren davranışlarda bulunmuş ne de şiddet eylemini savunmuşlardır. Basın açıklamasında Abdullah Öcalanın tutukluluk koşulları ile bölgede şiddet eylemlerinin arttığı bildirilmiştir. Aynı zamanda barışın önemine ve barışı gerçekleştirme ihtiyacına vurgu yapılmıştır. Basın açıklamasının okunması ile bu gösterici grubun dağılması arasında geçen süre zarfında başvuranlar ile güvenlik güçleri arasında herhangi bir şiddet olayı ya da tartışma yaşanmamıştır. Başvuranlar, bu toplantının barışçıl bir nitelik taşıdığını ileri sürmektedirler.
68. Başvuranlara göre, ihtilaf konusu valilik kararının kabul edilmesi nedeniyle, bu hakkın anlamını kaybetmesi noktasında toplantı ve gösteri yapma özgürlüğü hakkı bir hafta süresince sınırlandırılmıştır. İlgililer, ulusal mevzuat gereğince basın açıklaması yapma hakkının yetkili ulusal makamların iznine tabi olmaması nedeniyle suç teşkil eden herhangi bir eylemde bulunmamışlardır. Bu bağlamda valilik kararının yasal dayanağına itiraz etmektedirler. Son olarak, başvuranlar mahkûm edildikleri hapis ve para cezalarının aşırı ağır olduğu kanaatindedirler. Bu hususta, mahkûmiyet kararları ile işledikleri fiiller arasında orantılılık bulunmamasından şikayet etmektedirler.
b) AİHMin değerlendirmesi
i. İlgili genel ilkeler
69. Mahkeme, öncelikle Sözleşmenin 11. maddesine ilişkin içtihadından ileri gelen temel ilkelere atıfta bulunmaktadır (Plattform « Arzte für das Leben » / Avusturya, 21 Haziran 1988, § 32, seri A no. 139; Djavit An / Türkiye, no. 20652/92, §§ 56-57, AİHM 2003-III, Piermont / Fransa, 27 Nisan 1995, §§ 76-77, seri A no. 314; daha önce anılan Stankov ve Birleşik Makedonya Örgütü ilinden kararı, §§77-78 ve 97, Makhmoudov / Rusya, no.35082/04, §§ 63-65, 26 Temmuz 2007 ve daha önce anılan Schwabe ve M.G. kararı §§110-113). Bu içtihada göre, yetkililer yasal olan her türlü gösterinin uygun şekilde yapılması ile tüm vatandaşlarının güvenliğini güvence altına almak için gereken tedbirleri almakla yükümlüdürler (Daha önce anılan Makhmoudov kararı, §§ 63-65).
70. Toplantı özgürlüğü ile bu özgürlük kapsamında düşüncelerini ifade etme hakkı, demokratik bir toplumun temel değerlerini oluşturmaktadır. Demokrasinin özünde açık bir tartışma ortamıyla sorunları çözebilme gücü yer almaktadır. Şiddete teşvik ve demokrasinin ilkelerini reddetme durumları dışında toplantı ve ifade özgürlüğünün ortadan kaldırılmasına yönelik önleyici nitelikli radikal tedbirler - yetkililere göre kullanılan ifadeler ve bakış açıları şaşırtıcı ve kabul edilemez görünebilir; ayrıca söz konusu gereklilikler yasadışı da olabilir -demokrasiye zarar vermekte ve hatta sık sık demokrasinin varlığını tehlikeye atmaktadır. Hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik bir toplumda, kurulu düzene itiraz eden ve barışçıl yöntemlerle gerçekleştirilmesi savunulan siyasi fikirler; toplantı özgürlüğü uygulanırken diğer yasal araçlarla da kendini ifade edebilme imkanı sunmalıdır (Güneri ve diğerleri v. Türkiye, no. 42853/98, 43609/98 ve 44291/98, § 76, 12 Temmuz 2005).
71. Sözleşmeci devletlerin terörizmi önlemek ve özellikle terör suçlarının göz önüne getirdiği halkı kışkırtma sorunuyla başa çıkmak amacıyla etkili tedbirleri alabilecekleri konusunda herhangi bir şüphe yoktur. Esasen bir ülkenin herhangi bir bölümünde hüküm süren durumun hassasiyeti ve devletin şiddeti artırabilecek eylemler karşısında uyanık bir tutum sergilemesi gerektiği dikkate alındığında, yetkili makamlar güvenlik ve terörle mücadele bakımından tedbirler alabilmektedirler. Bu bağlamda, AİHM her davanın kendine özgü koşullarını ve devletin sahip olduğu takdir payını göz önünde bulundurarak, bireyin ifade veya dernek kurma özgürlüğü temel hakkı ile demokratik toplumun terör örgütlerinin faaliyetlerine karşı korunmasına ilişkin meşru hakkı arasında adil bir denge sağlanıp sağlanmadığını incelemelidir (Anılan Faruk Temel kararı, § 57).
72. Dolayısıyla, devletler yalnızca barışçıl toplantı hakkını korumakla değil aynı zamanda bu hakka dolaylı olarak usulsüz sınırlamalar getirilmesinden kaçınmakla da yükümlüdürler. AİHM, öte yandan 11. maddenin esasen bireyi, güvence altına alınan haklarını kullanırken kamu güçlerinin keyfi müdahalelerine karşı korumayı hedeflediğini, üstelik bu hakların etkin şekilde kullanılmasını sağlamak amacıyla pozitif yükümlülükler de doğurabileceğini yeniden belirtmektedir (Anılan Djavit An kararı, § 57).
73. Mahkeme, bu ilkelerin aynı zamanda kamuya açık alanlarda düzenlenen gösteri ve yürüyüşler için de uygulanabilir olduğunu yinelemektedir (Anılan Djavit An kararı, § 56). Ancak Yüksek Sözleşmeci Taraf için toplantı yapılmasının ön izne tabi olması ile kamu düzeni ve ulusal güvenlik gibi gerekçelerle dernek faaliyetlerinin düzenlenmesine ilişkin hususlar, 11. maddenin ruhuna aykırı değildir (Karatepe ve diğerleri v. Türkiye, no. 33112/04, 36110/04, 40190/04, 41469/04 ve 41471/04, § 46, 7 Nisan 2009 ve anılan Çelik (no. 3) kararı § 90).
74. Mahkeme, halka açık yerde yapılan her türlü gösterinin günlük hayatın akışında belli bir karışıklığa sebep olabileceğini ve düşmanca tepkilere yol açabileceğini kabul etmektedir; bu koşulun da toplantı özgürlüğünün ihlal edilmesini haklı gösteremeyeceği kanısındadır (Achouguian / Ermenistan, no. 33268/03, § 90, 17 Temmuz 2008, Berladir ve diğerleri/Rusya, no. 34202/06, §§ 38-43, 10 Temmuz 2012, et Disk ve Kesk / Türkiye, no. 38676/08, § 29, 27 Kasım 2012).
75. AİHM, denetimini yaparken yetkili ulusal mahkemelerin yerine geçmekle yükümlü değil, ancak mahkemelerin takdir yetkileri gereğince verdikleri kararları 11. madde açısından incelemekle görevlidir. Dolayısıyla, Mahkemenin sadece davalı devletin bu yetkiyi iyi niyetle, özenle ve makul şekilde kullanıp kullanmadığını araştırmakla yetinmesi gerektiği sonucuna varılmamaktadır: ihtilaf konusu müdahalenin izlenen meşru amaçla orantılı ve müdahaleyi haklı göstermek için ulusal yetkililer tarafından ileri sürülen gerekçelerin uygun ve yeterli olup olmadığının belirlenmesi amacıyla bu müdahaleyi davanın tamamı ışığında değerlendirmelidir. Bu sayede Mahkeme, ulusal yetkililerin ilgili olay ve olguları kabul edilebilir şekilde değerlendirmesine dayanarak, Sözleşmenin 11. maddesinde belirtilen ilkelere uygun kuralları uyguladıkları konusunda ikna olmalıdır (Türkiye Birleşik Komünist Partisi ve diğerleri / Türkiye, 30 Ocak 1998, § 47, Karar ve hükümlerin derlemesi 1998-I).
76. Nihayetinde Mahkeme, Sözleşmenin 10. maddesi anlamında düşüncelerinin ve düşüncelerini ifade etme özgürlüğünün korunmasının Sözleşmenin 11. maddesinde belirtilen toplantı ve dernek kurma özgürlüğünün amaçlarından birini teşkil ettiğini daha önce de dikkate almıştır. Bununla birlikte, çoğulculuğun korunması ve demokrasinin düzgün işlemesi için siyasi partilerin oynadığı önemli rol dikkate alındığında, partiler için de bu durum geçerlidir. (Refah Partisi ve diğerleri v. Türkiye (BD), no. 41340/98, 41342/98, 41343/98 ve 41344/98, § 88, AİHM 2003-II). Mahkeme, aynı zamanda bu bağlamda Sözleşmenin 10. maddesi ile güvence altına alınan kişisel düşüncelerin korunmasının, 11. maddede de belirtildiği gibi toplantı ve dernek kurma özgürlüğünün amaçları arasında önem taşıdığını hatırlatmaktadır (Anılan Ezelin kararı § 37).
ii. Somut olayda anılan ilkelerin uygulanması
77. AİHM, somut olayda, gösterinin iç hukuktaki gerekliliğe aykırı olarak, yetkili makamlara yani Cizre Kaymakamına bildirilmediğini Hükümet ile birlikte göz önünde bulundurmaktadır. Her halükarda, 14 ve 20 Şubat 2005 tarihleri arasında yapılması öngörülen bütün gösteri veya toplantılar 14 Şubat 2005 tarihli valilik kararıyla ertelenmiştir. Dolayısıyla spontane bir şekilde gösteri düzenleme hakkı, sadece özel koşullarda yazılı bildirimde bulunma yükümlülüğünü gerektirmektedir. Mahkeme, ihtilaf konusu gösteri günü, gösterinin yapılmasından önce polis yetkilileri ile idari otoritelerin güvenliğin ve kamu düzeninin korunması için gerekli tedbirlerin alınması amacıyla örgütlenebildiklerini tespit etmektedir (yukarıda belirtilen 6,7 ve 8. paragraflar). Böylece sabah saat 8den itibaren Cizre Emniyet Müdürlüğü şehirde özellikle de DEHAP Cizre Üçe Başkanlığı binası çevresinde kamu düzenini korumak amacıyla önleyici tedbirler almışlardır. Ayrıca polis basın açıklamasının okunmasına engel olmamış ve açıklama okunana dek kalabalığı dağıtmamıştır. AİHM, başvuranların katıldığı gösterinin üstü kapalı olarak tolere edildiği veya en azından de facto yasaklanmadığı ve başvuranların da barışçıl niyetle hareket ettikleri sonucuna varmıştır (Barraco v. Fransa, no. 31684/05, § 45, 5 Mart 2009).
78. Mahkeme, iki yüz kişilik bir grubun toplandığını ve basın açıklamasının okunmasının ardından polisin güç kullanarak müdahale etme ihtiyacı duymaksızın bu grubun dağıldığını dikkate almaktadır. Dosyadaki belgelere ve başvuranların ifadelerine göre, polis erkenden gösteriye son vermeksizin pankartlar açılmış ve sloganlar atılmıştır. Bu görüşler ışığında, AİHM, ilgililerin basın açıklamasının okunduğu ihtilaf konusu gösteriye katılabilmelerinden dolayı barışçıl toplantı özgürlüğü haklarını kullanabildikleri kanaatine varmaktadır. Ayrıca yetkili ulusal makamlar, bu tür bir toplanma olayında benimsenmesi gereken toleransı da göstermişlerdir ((Éva Molnar v. Macaristan, no. 10346/05, § 43, 7 Ekim 2008 et, a contrario, Balçık ve diğerleri v. Türkiye, no. 25/02, § 51, 29 Kasım 2007).
79. Mahkeme, gösterinin sonunda ve göstericiler dağıldıktan sonra on kişilik bir grubun Cizre anayollarından birinin üzerinde lastik yaktığını saptamaktadır. Bu gösterici grubu itfaiyecilerin ateşi söndürmelerini engellemiş ve takviye ekibi olarak gelen güvenlik güçlerinin üzerine taş atmışlardır. Cumhuriyet savcısının iddianamesine göre başvuranlar ceza yargılamasına tabi tutulmuşlardır, zira bu aşırılıkçı grubun attığı taşlarla yaralanan polisler, başvuranların ihtilaf konusu gösteriyi düzenleyen kişiler olduğunu tespit etmiştir. Başvuranlar polislere taş attıkları veya bu bağlamda gösteriye katılanları örneğin güvenlik güçlerine karşı şiddet kullanmaya teşvik ettikleri için mahkûm edilmemişlerdir. Başvuranlar, barışçıl biçimde sona eren gösteri sırasında ceza alanında mahkûm edilmeyi gerektirecek nitelikte bir suç teşkil edecek belli bir davranış sergilemeleri nedeniyle değil, söz konusu kanunun 28. maddesinin 1. fıkrasına aykırı olarak düzenlenen bir gösteriyi yürütmeleri nedeniyle mahkûm edilmişlerdir (bkz, a contrario, anılan Barraco kararı, § 46).
80. AİHM, Hükümetin gösterilerin kötüye gidebileceği ve PKKlı kışkırtıcıların katılanları şiddet eylemlerine teşvik edebileceği yönündeki görüşleriyle birlikte Abdullah Öcalanın yakalanmasının yıl dönüm tarihi olması dolayısıyla yapılan şiddet eylemlerine ilişkin istatistik verileri göz önünde bulundurmaktadır. Bu bağlamda, Mahkeme Yüksek Sözleşmeci tarafın toplantıların yapılmasını izne tabi tutabilmesi ve barışçıl toplantılar sırasında kişilerin gelip geçmesini düzenleyebilmesinin, kamu düzeni ve ulusal güvenlik gibi gerekçelerle yasal olduğunu kanısındadır (Rune Andersson / İsveç, başvuru no. 12781/87, 13 Aralık 1998 tarihli Komisyon kararı, Kararlar ve raporlar (KR) 59, sayfa 171, §§ 2-3). Ancak AİHM, somut olaya ilişkin olarak, Hükümetin özellikle 2004 ila 2011 yıllarında Şubat ayında yaşanan yasadışı eylem veya olaylara neden olan ve bütün ulusal topraklarda meydana gelen gösteriler hakkında genel nitelikli istatistik veriler sunmakla yetindiğini ortaya koymaktadır. Bu istatistiklerde, herhangi bir kesin bilgi sunulmamakta ve 2004 ve 2011 yılları arasında 15 Şubat tarihi dolayısıyla özellikle Cizrede, bölgede meydana gelen daha önceki olaylardan bahsedilmemektedir. Bu nedenle, AİHM, Hükümet tarafından uygun bir açıklama yapılmadığı takdirde, Cizrede olay ve olguların meydana geldiği dönemde hüküm süren durumun, bu tür gösterilerin sebep olabileceği bir dizi ayaklanma veya karışıklığa yol açabilecek gergin bir atmosfer ile nitelendirilip nitelendirilemeyeceği konusunda herhangi bir yorum yapamamaktadır (bkz, a contrario, anılan Irkçılığa ve Faşizme karşı Hıristiyanlar kararı, sayfa 164). Üstelik Mahkeme söz konusu gösteriden sonra bilinmeyen bir grup insan tarafından kişilere ve eşyalara verilen zararların, bir hafta süresince her türlü olay veya gösterinin vali tarafından ertelenmesini haklı gösterecek nitelikte belli bir unsuru teşkil etmediğini kanaatindedir. Ayrıca dosyadaki belgelere ve taraflarca iletilen bilgilere göre başvuranlar tamamen barışçıl niyet taşımışlardır.
81. Diğer taraftan AİHM, polisin bu eylemlerin faillerini hiçbir zaman yakalamadığını tespit etmektedir. Bu faillerin kimliklerini teşhis etmeye ve yakalamaya imkan verecek bir polis soruşturmasının da yapılmadığı görülmektedir. Yaralı polislerin ifadelerinden (yukarıdaki 17.-19. paragraflar), başvuranların bu aşırı yanlı gruba dahil olmadıkları ve polislere taş atan şahıslar arasında teşhis edilmedikleri de anlaşılmaktadır. Ayrıca Hükümet, güvenlik güçleri üzerine taş atan ve lastik yakan kişilerden oluşan grubun üyelerinin kimliklerinin teşhis edilmesini amaçlayan bir soruşturmanın açılmamasına ilişkin olarak hiçbir açıklama getirmemektedir. Cumhuriyet Savcısı 2911 sayılı Kanunun 28. maddesinin 1. fıkrasına dayanarak yasayı ihlal ederek gösteri düzenlemek veya böyle bir gösteriye katılmak suçlamasıyla başvuranlara karşı bir ceza davası açmıştır. Halbuki yasal olmayan, ihlalin bulunduğu bu türden eylemler hakkında etkin soruşturma tedbirleri almak, yetkili yerel makamların görevidir (Özgür Gündem/Türkiye, no 23144/93, § 45, AİHM 2000-III ve Ouranio Toxo ve diğerleri/Yunanistan, no 74989/01, § 43, AİHM 2005-X).
82. Somut olayda AİHM, başvuranlara verilen hapis ve para ödeme cezasının ağırlığının altını çizmektedir (yukarıdaki 30. paragraf). Mahkeme, ilgililerin daha önceden de hapis cezalarını çektiklerini dikkate almaktadır (yukarıdaki 32. paragraf). Bu bağlamda AİHM, bir müdahalenin orantılılığını değerlendirmenin söz konusu olduğu durumlarda, verilen cezaların ağırlığının ve niteliğinin de dikkate alınması gereken unsurlar olduğunu hatırlatmaktadır. AİHMe göre, verilen ceza, politik bir partinin veya bir derneğin üyesi olan herkesi, Sözleşmenin 11. maddesi tarafından güvence altına alınan gösteri yapma hakkını kullanmaktan yıldırma niteliği taşıması sebebiyle aşırıdır.
83. Bu yüzden AİHM, barışçıl bir gösterinin, ilkesel olarak cezai bir yaptırımın (Akgöl ve Göl/Türkiye, no 28495/06 ve 28516/06, § 43, 17 Mayıs 2011), özellikle özgürlükten mahrum bırakmanın tehdidi altına sokulmaması gerektiğinin altını çizmektedir. Bu bağlamda AİHM, Bakanlar Kurulunun 1164. toplantısında (Mart 2013) barışçıl ancak yasa dışı gösterilerin dağıtılması için kullanılan güce ilişkin aşırı yolları içeren 33 davayı incelediğini tespit etmektedir. Mahkeme, dokuz davanın kendisi tarafından sadece Sözleşmenin 3. maddesi açısından ve bir davanın sadece Sözleşmenin 10. maddesi açısından incelendiğini dikkate almaktadır. Geriye kalan yirmi üç dava için AİHM, başvuranların şikayetlerinin birini 11. madde alanında incelemiştir, incelediği yirmi üç davada yirmi bir tanesinde barışçıl fakat yasa dışı bir gösteriye katılmış olmaları sebebiyle başvuranlara karşı ceza davası açılmıştır. 2911 sayılı Kanuna uygun olmayan gösterilere katıldıkları sebebiyle başvuranlar aleyhinde açılan ceza davalarının büyük bir kısmının ilgililerin beraatıyla sonuçlandığı doğrudur (bkz. örneğin Çelik (no 3), § 17, bu davada Asliye Ceza Mahkemesi, Yargıtay içtihadına uygun olarak böyle bir gösterinin düzenlenmesinin, bir suç unsuru olmadığı ve polisin engellediği gösteriye katılmanın sadece anayasal bir hak olduğu gerekçesiyle yapılan basın açıklamasına dayanarak Çağdaş Hukukçular Derneği Başkanı sıfatıyla başvuranın ve avukat olan diğer üyelerin beraatına karar vermiştir). Ancak başvuranların ayrıca hapis cezasına mahkûm edildiklerinin de altını çizmek uygun olacaktır (bkz. örneğin Uzunget ve diğerleri/Türkiye, no 21831/03, § 54, 13 Ekim 2009, Asliye Ceza Mahkemesi, yetkili ulusal makamların izni olmadan 2911 sayılı Kanunu çiğneyerek düzenlenen bir gösteriye katılmaktan kovuşturulan on kişi arasından üç başvuranı bir yıl, üç ay hapis cezasına çarptırmıştır). AİHM, barışçıl bir toplantı düzenleme özgürlüğünün veya böyle bir toplantıya katılmanın büyük önem taşıdığı, düzenlemeyi yapan ilgililer bu vesileyle kınama gerektirecek bir davranış sergilemediği sürece siyasi yasal bir partinin üyeleri ya da yöneticileri için bile, bu türden bir toplantının herhangi bir engele maruz bırakılamayacağı kanaatindedir (daha önce anılan Ezelin, § 53 ve Urcan ve diğerleri/Türkiye, no 23018/04, 23034/04, 23442/04, 23071/04, 23081/04, 23086/04, 23091/04, 23094/04, 23444/04 ve 23676/04, § 34, 17 Temmuz 2008).
84. Dolayısıyla bu değerlendirmeler ışığında, AİHM 2911 sayılı Kanunun 28. maddesinin 1. fıkrasının yer verdiği müdahalenin, Sözleşmenin 11. maddesi bağlamında «demokratik bir toplumda gerekli» olmadığı sonucuna varmıştır. Esasen, Mahkeme bir taraftan kamu güvenliğinin savunulmasını gerektiren çıkarla, diğer taraftan başvuranların gösteri yapma hakkı arasında doğru bir denge sağlanmadığı kanısındadır. Başvuranların cezaya mahkûm edilmesi makul bir şekilde «zorunlu bir sosyal ihtiyaca» cevap veren bir sonuç olarak değerlendirilemez.
85. Sonuç olarak Sözleşmenin 11. maddesi ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
86. Sözleşmenin 41. maddesi aşağıdaki şekilde öngörmektedir:
Eğer Mahkeme, bu Sözleşme veya Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.
A. Maddi ve manevi Zarar
87. Başvuranlar, hapis cezası ile para ödeme cezasına mahkûm edilmeleri ve mesleki faaliyetlerini icra edememiş olmaları bağlamında, maddi tazminat olarak 5 000 Avro (EUR) talep etmektedirler. Aynı gerekçelerle, başvuranların her biri maruz kalmış oldukları manevi zarar için 15 000 Avro (EUR) talep etmektedirler.
88. Hükümet, bu iddialara karşı çıkmaktadır.
89. Mahkeme, iddia edilen maddi zararın başvuranlar tarafından hiçbir şekilde gerekçelendirilmediğini saptamaktadır. Dolayısıyla Mahkeme, bu talebi reddetmektedir. Buna karşın, AİHM, manevi tazminat olarak başvuranların her birine 7 500 Avro (EUR) ödenmesi gerektiği kanısındadır.
B. Masraf ve giderler
90. Ayrıca başvuranlar, yerel mahkemeler önünde yapılan masraf ve giderler için 9 900 Türk Lirası (TRL) talep etmektedirler. Başvuranlar, AİHM önünde yapılan masraflar için 5 500 Avro (EUR) talep etmektedirler. Başvuranlar, bu masrafları aşağıdaki şekilde açıklamışlardır:
- temsilcilerinin başvuruları hazırlaması ve sunması için yirmi saat çalışmasına ve başvuruların takibi için ödenen 100 Avro / saat ücreti bedeline karşılık olarak bu meblağ talep edilmiştir.
91. Hükümet, başvuranların iddialarına karşı çıkmaktadır.
92. Mahkemenin içtihatlarına göre, bir başvuran, masraf ve giderleri ancak bunların gerçekliği, gerekliliği ve faizlerinin makul niteliğinin sağladığı ölçüde tahsis edebilir. Buna karşılık, AİHM somut olayda, yerleşik içtihadını ve elindeki belgeleri göz önüne alarak, Mahkeme önünde yürütülen yargılama için 2 000 Avro (EUR) olan meblağın makul olduğunu değerlendirerek, bu miktarın başvuranların her birine ödenmesi gerektiğine karar vermiştir.
C. Gecikme faizi
93. AİHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranın uygun olduğu sonucuna varmaktadır.
BU GEREKÇELERLE, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşmenin 11. maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) Sözleşmenin 44 § 2. maddesine uygun olarak; davalı Devletin başvuranlara kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere aşağıda belirtilen meblağların ödenmesine;
i. başvuranların her birine, her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 7 500 Avro (yedi bin beş yüz Avro) (EUR) ödenmesine;
ii. ek olarak, başvuranların bütününe her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, masraf ve giderler için 2 000 Avro (iki bin Avro) ödenmesine;
b) söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar, bu miktara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Başvurunun geri kalan kısmın için adil tazmin taleplerinin reddedilmesine;
karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş, Sözleşmenin 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca 18 Haziran 2013 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
YARGIÇ KELLERİN MUTABAKAT ŞERHİ
1. Bu davada ihlal tespit edildiği yönde oy kullandım ancak Kararın 83. paragrafında belirtilenlere ilişkin olarak görüşlerimi aydınlatmak istiyorum. AİHM, Akgöl ve Göl/Türkiye (no 28495/06 ve 28516/06, § 43, 17 Mayıs 2011) Kararlarına atıfta bulunarak, barışçıl bir gösterinin, cezai bir yaptırımın tehdidi altına ilkesel olarak sokulmaması gerektiğini belirten yerleşmiş ilkesini yeniden ele almaktadır. Daha önce Ezelin/Fransa (26 Nisan 1991, §§ 52-53, Seri A no 202) Kararında anılan ve birçok defa tekrar edilen bu ilkeye tamamen katılıyorum (örneğin bkz. Hyde Park ve diğerleri Moldova (no 5 ve 6), no 6991/08 ve 15084/08, § 43, 14 Ekim 2010, Urcan/Türkiye, no 23018/04 ve diğerleri, §§ 34-35, 17 Temmuz 2008 ve Rosca, Secareanu ve diğerleri/Moldova, no 25230/02, 25203/02 ve 25234/02, §§ 37 ve 40-41, 27 Mart 2008).
2. Bununla birlikte mevcut davada, AİHM, 83. paragrafın birinci cümlesinde, bu kısma kadar yerleşik bir şekilde kaleme alınan ifadelere «özellikle özgürlükten mahrumiyet» ifadelerini eklemektedir. Mahkemenin Akgöl ve Göl (daha önce anılan) Kararından yapılan alıntı sonrasında karara devam etmemiş olmasını tercih ederdim. Cümlenin bütünüyle okunması gerektiğini ve özgürlükten mahrumiyetin, Sözleşmenin 11. maddesiyle uyumsuz bir cezai yaptırım örneği olarak yer almadığını kesinlikle anlıyorum. Yalnızca Sözleşmenin 5. ve 6. maddelerinin gereklerine cevap veren ceza yargılamasını içeren «özgürlükten mahrumiyet» ifadesinin katı bir anlamda değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizmenin yine de önemli olduğunu sanıyorum. Bana göre dolayısıyla 83. paragrafın ilk cümlesini aşağıdaki şekilde kısaltmak yanlış olacaktır: «(AİHM), barışçıl bir gösterinin ilkesel olarak özgürlükten yoksun bırakmaya tabi tutulmaması gerektiğinin altını çizmektedir.» Bu türden bir kısaltma sadece çok geniş bir anlam ifade etmeyecektir aynı zamanda Austin ve diğerleri/Birleşik Krallık (no 39692/09, 40713/09 ve 41008/09 (BD), §§ 52-69, özellikle § 55, 15 Mart 2012) Davası bağlamında sorunların doğmasına sebep olacaktır.
3. Somut olayda AİHM Sözleşmenin 11. maddesi bağlamında karar verdiği halde, (daha önce anılan) Austin Davası Sözleşmenin 5. maddesini içermektedir. «Özgürlükten mahrumiyet» ifadesi Sözleşmenin 5. maddesinin 1. fıkrasında geçtiği gibi, bununla birlikte bir gösteri vesilesiyle meydana gelen özgürlükten mahrum edilmeyle arasında kesin bir ilgi bulunmaktadır.
4. AİHM, (daha önce anılan, § 55) Austin Kararında, toplanma özgürlüğüne yapılan ihlallerin genellikle kamu düzenini sağlamakla, diğerlerinin hak ve özgürlüklerini korumakla veya suçu önlemekle haklı gösterildiğini ve hatta bazı kesin belirlenen koşullarda, Sözleşmenin 2. ve 3. maddeleri bağlamında hakları tehlikede olan kişileri korumak amacıyla polisin önleyici tedbirler alma pozitif yükümlülüğü bulunduğunu hatırlatmıştır. Bunun yanı sıra AİHM, yerel makamların kendilerine düşen yükümlülüklere uygun olarak davranıp davranmadıklarını araştırırken, «çağdaş toplumlarda polisin görevini icra etmesinin zorluğunu, insan davranışının öngörülemezliğini ve kaynaklar ve öncelikler gereğince operasyonel seçeneklerin kaçınılmazlığını» da dikkate almalıdır (daha önce kısım). Özellikle şiddete başvurmaya hazır olan şahıslar barışçıl bir gösteride kendilerini kalkan gibi kullandığında polisin görevi zordur. Bu türden durumlarda potansiyel olarak şiddete eğilimli insanlarla barışçıl insanları birbirinden ayırt etmek zordur. Bu yüzden, AİHM, Sözleşmenin 5. maddesinin 1. fıkrasında belirtilen meşru çıkarların korunmasını amaçlayan tedbirlerin seçiminde polisin kesin bir değerlendirme payı bulunduğu kanaatindedir, bazı durumlarda vatandaşlar kendi lehlerinde özgürlüklerine getirilen, özgür dolaşım haklarına getirilen gibi (örneğin bkz. daha önce anılan Austin, spor olayları veya kamu ulaşımı bağlamında, § 59) kısıtlamalara katlanmalıdırlar.
5. AİHM ayrıca, Austin Davasında, «özgürlüklere böylesine sıklıkla getirilen kısıtlamaların, makamların denetiminden kaçan koşulların kaçınılmaz sonucu olduğunu, mülkler veya şahıslar açısından önemli ihlaller doğurabilecek ciddi bir tehlikeyi önlemek için gerekli olduklarını ve bunun için gerekli olan asgari seyide sınırlandırıldıklarını eksiksiz/şartsız» belirtmiştir. Bu türden kısıtlamalar, Sözleşmenin 5. maddesinin 1. fıkrası anlamında, haklı olarak «özgürlükten mahrumiyet» gibi görülemezler. Aynı zamanda Sözleşmenin 5. maddesi, örneğin kamu düzeni gerekçesiyle şahıslardan oluşan bir grubun polis tarafından sabitlenmesine dayanan «kettling» (daha önce anılan Austin, § 56, P.F. et E.F./Birleşik Krallık (kabul edilebilirlik kararı) kararına atıfta bulunan, no 28326/09, § 41, 23 Kasım 2010) tekniğinin kullanılmasının mümkün olabileceği şeklinde yorumlanamaz (daha önce anılan Austin, § 52).
6. Bu değerlendirmeler ışığında, kararın 83. paragrafının birinci cümlesini okumak gerekmektedir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy