(AİHS m. 6, 8, 10, 13, 14, 17, 18, 34, 35, 41, 44) (5275 S. K. m. 62, 87) (DEWEER - BELÇİKA DAVASI) (EON V. - FRANSA DAVASI) (SABRİ GÜNEŞ - TÜRKİYE DAVASI) (HANDYSIDE - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (TAPKAN VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (KOPP - İSVİÇRE DAVASI) (SİLVER VE DİĞERLERİ - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (MEHMET NURİ ÖZEN VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru No. 14946/08, 21030/08, 24309/08, 24505/08, 26964/08, 26966/08, 27088/08, 27090//08, 27092/08, 38752/08, 38778/08 ve 38807/08)
KARAR
STRAZBURG
20 Ocak 2015
İşbu karar Sözleşmenin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli bazı değişikliklere tabi tutulabilir.
Mesut Yurtsever ve diğerleri / Türkiye davasında,
Başkan,
Guido Raimondi,
Hakimler,
Işıl Karakaş,
Andras Sajö,
Neboja Vucinic,
Egidijus Küris
Robert Spano,
Jon Fridrik Kjolbro
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismithin katılımıyla, Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Haklar Mahkemesi (İkinci Bölüm), 13 Kasım 2014 tarihinde gerçekleştirdiği müzakereler neticesinde, anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, on üç Türk vatandaşının, Mesut Yurtsever, Canar Yurtsever, Aydın Şaka, Ergin Atabey, Habip Çiftçi, Mahmut Cengiz, Mehmet Ergezen, İsmail Cengiz Oğurtan, Fevzi Abo, Abdullah Günay, Mehmet Ali Kaya, Adem Yüksekdağ ve Nezir Adıyamanın (başvuranlar), 4 Mart Kasım 2008 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları 12 adet başvuru bulunmaktadır (başvuru No.14946/08 ve 21030/08), 6 Mayıs 2008 tarihli (başvuru No. 24309/08, 24505/08, 26964/08, 26966/08, 38752/08 ve 38778/08), 20 Mayıs 2008 tarihli (başvuru No. 38807/08) ve 27 Mayıs 2008 (başvuru No.27088/08, 27090/08 ve 27092/08).
2. Başvuranlar İstanbulda görev yapan Avukat M. Erbil tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (Hükümet) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranlar özellikle ifade ve haber verme özgürlüğü haklarının (Sözleşmenin 10. maddesi) ihlal edildiğinden ve adil yargılanma hakkından (Sözleşmenin 6. maddesi) yararlanamamaktan şikayetçidirler. Başvuranlar ayrıca, Sözleşmenin 8, 13, 14, 17 ve 18. maddelerinin ihlal edildiğinden şikayet etmektedirler.
4. Başvurular 3 Haziran 2009 tarihinde, Hükümete tebliğ edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
A. Mesut Yurtsever (Başvuru No. 14946/08)
5. Başvuran 1974 tarihinde doğmuştur. Başvuran, başvuru yaptığı sırada Bolu F Tipi Cezaevinde tutuklu bulunmaktaydı.
6. Başvuran 25 Haziran 2007 tarihinde, başka bir cezaevinde -Tekirdağ F Tipi Cezaevi- tutuklu bulunduğu sırada, Cezaevi Eğitim Kurulu, Azadiya Welat gazetesinin 18, 19, 20, 21, 22, 23 ve 24 Haziran 2007 tarihli sayılarının ilgililere ve de diğer tutuklulara verilmeyeceğine dair bir karar almıştır. Eğitim Kurulu, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun (5275 sayılı Kanun) 62. maddesinin 3. fıkrasında yer alan Kurum güvenliğini tehlikeye düşüren veya müstehcen haber, fotoğraf ve yorumları kapsayan hiçbir yayın hükümlüye verilmez hükmüne dayanarak söz konusu kararı almıştır. Eğitim Kurulu bu bağlamda, teslim edilmeyen yayınların Kürtçe yazıldığını ve Ceza İnfaz Kurumu bünyesinde Kürtçe anlayacak nitelikte personel bulunmadığını, ayrıca bu dilde, birçok farklı lehçe bulunduğunu, bu nedenlerle söz konusu yayınların çevirisinin sağlanamadığını iddia etmiştir. Eğitim Kurulu sonuç olarak, söz konusu yayınların kanun maddesinde belirtilen şartlar yerine getirip getirmediğinin incelenmesi imkanının bulunmadığına karar vermiştir.
7. Başvuran 28 Haziran 2007 tarihinde, bu kara karşı itiraz etmiştir.
8. Dosya üzerinden karar veren Tekirdağ İnfaz Hakimliği 22 Ekim 2007 tarihinde bu başvuruyu reddetmiştir. İnfaz Hakimliği, Cumhuriyet savcısının resmi dil dışında yayınlanmış yayınların söz konusu Kanunun 62. maddesinin 3. fıkrasına uygunluğunun değerlendirilebilmesi için bu yayınların tercümesinin olması gerektiğini; tercüme masraflarının Cezaevi İnfaz Kurumu tarafından karşılanmasını zorunlu kılan herhangi bir yasal hüküm olmadığını; söz konusu masrafların ilgili şahıslar tarafından da karşılanmadığı ve sonuç olarak başvurunun reddedilmesi gerektiğini belirttiği görüşü doğrultusunda karar vermiştir.
9. Başvuran, cezaevi yönetiminin, Kürtçe bilen personel bulunmadığı gerekçesiyle kendisine göre dışarıda yaygın olarak dağıtılan Azadiya Welat gazetesini, cezaevinden içeri alınmasını askıya aldığını ileri sürerek 30 Ekim 2007 tarihinde bu karara karşı itiraz etmiştir. Başvuran, İnfaz Hakimliğinin kanuna uygun bir tedbir olarak gördüğü kararının iptal edilmesini talep etmiştir. Halbuki bu uygulama, başvurana göre, bu zamana kadar cezaevinden içeri alınmış bu gazetenin dağıtımına engel olmuştur.
10. Tekirdağ Ağır Ceza Mahkemesi 8 Kasım 2007 tarihinde, Cumhuriyet savcısının görüşünü aldıktan sonra ve dosya üzerinden yaptığı inceleme sonucunda itiraz edilen kararın usul ve kanuna aykırı olmadığını tespit etmiş ve bu başvuruyu reddetmiştir.
B. Canar Yurtsever, Aydın Şaka, Ergin Atabey ve Habip Çiftçi (Başvuru No. 21030/08)
11. Başvuranlar sırasıyla, 1982, 1980, 1973 ve 1973 tarihlerinde doğmuşlardır. Başvuranlar başvuru yaptıkları sırada, Tekirdağ F Tipi Cezaevinde tutuklu bulunmaktaydılar.
12. Bu cezaevinin Eğitim Kurulu 28 Mayıs 2007 tarihinde, 5275 sayılı Kanunun 62. maddesine dayanarak Azadiya Welat gazetesinin 22, 23, 24, 25, 26, 27 ve 28 Mayıs 2007 tarihli sayılarının içeriği Kürtçe olduğu ve komisyonda bu dilde çeviri yapabilecek personel bulunmadığı gerekçesiyle başvuranlara verilmemesi kararı almıştır.
13. Başvuranlar 4 Haziran 2007 tarihinde, bu karara karşı itiraz etmişlerdir.
14. Tekirdağ İnfaz Hakimliği, Cumhuriyet savcısının Eğitim Kurulu kararını haklı bulduğu görüşü doğrultusunda 10 Ağustos 2007 tarihinde bu başvuruyu reddetmiştir.
15. Ergin Atabey, 21 Ağustos 2007 tarihinde, Canar Yurtsever ve Aydın Şaka ise 23 Ağustos 2007 tarihinde bu karara karşı itirazda bulunmuşlardır.
16. Tekirdağ Ağır Ceza Mahkemesi 7 Eylül 2007 tarihinde, Cumhuriyet savcısının görüşünü aldıktan sonra ve dosya üzerinden yaptığı inceleme sonucunda itiraz edilen kararın usul ve kanuna aykırı olmadığını değerlendirerek başvuruyu reddetmiştir.
C. Mahmut Cengiz ve Mehmet Ergezen (Başvuru No. 24309/08)
17. Başvuranlar, 1983 tarihinde doğmuştur. Başvuranlar başvuru yaptıkları sırada, Tekirdağ F Tipi Cezaevinde tutuklu bulunmaktaydılar.
18. Söz konusu cezaevinin Eğitim Kurulu 9 Haziran 2007 tarihinde, Azadiya Welat gazetesinin 2, 3, 4, 5, 6, 7 ve 8 Temmuz 2007 tarihli sayılarının ilgililere verilmemesi kararı almıştır. Eğitim Kurulu, kararını 5275 sayılı Kanunun 62. maddesinin 3. fıkrasına dayandırmıştır. Eğitim Kurulu bu bağlamda, yayınların Kürtçe olduğunun, Cezaevi İnfaz Kurumu bünyesinde kurula göre söz konusu dilde yayınlanmış kitap, gazete ve dergilerin çevirilerini sağlayacak nitelikte Kürtçe bilen personel bulunmadığının ve dolayısıyla söz konusu yayınların, anılan kanun maddesinde belirtilen kıstaslara uygun olup olmadığının kontrol edilemeyeceğinin altını çizmiştir.
19. Başvuranlar 10 Temmuz 2007 tarihinde, bu karara karşı itirazda bulunmuşlardır. Başvuranlardan Mahmut Cengiz, Tekirdağ İnfaz Hakimliğine gönderilen aynı gün tarihli mektupta, söz konusu gazetenin toplatılmasına dair herhangi bir karar olmadığını ve ona göre, bu gazetenin, ülkenin her yerinde satıldığı ve yasallığı kontrol edildiği halde, tercümesinin talep edilmesinin anlamsız olduğunu iddia etmiştir. Başvuran ayrıca, itiraz edilen kararın hukuk kurallarına aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
20. Mehmet Ergezen, 18 Temmuz 2007 tarihinde, Tekirdağ İnfaz Hakimliğine gönderdiği mektupta, beş ay önce cezaevi içerisine Kürtçe yayınlar alma yasağının kaldırıldığını ve idarenin Kürtçe bilen personel bulunmadığına dair argümanının inandırıcı olmadığını ileri sürmüştür. Başvuran ayrıca, diğer F tipi cezaevlerindeki tutukluların bu türden yayınları almalarına izin verildiğini ve dolayısıyla kendisine göre, cezaevi yönetiminin uygulamasının keyfi olarak değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
21. Tekirdağ İnfaz Hakimliği 23 Ekim 2007 tarihinde, dosya üzerinden yaptığı bir inceleme ile söz konusu itirazı reddetmiştir. İnfaz Hakimliği, Cumhuriyet savcısının resmi dil dışında yayınlanan yayınların içeriğini 5275 sayılı Kanunun 62. maddesinin 3. fıkrası bakımından değerlendirebilmek için bu yayınların tercümesinin olması gerektiğini; tercüme masraflarının Cezaevi İnfaz Kurumu tarafından karşılanmasını zorunlu kılan herhangi bir yasal hüküm olmadığını; söz konusu masrafların ilgili şahıslar tarafından da karşılanmadığı ve sonuç olarak başvurunun reddedilmesi gerektiğini belirttiği görüşü doğrultusunda karar vermiştir.
22. Başvuranlar 1 Kasım 2007 tarihinde, bu karara karşı itirazda bulunmuşlardır. Mehmet Ergezen dava konusu yasağın kaldırılmasını talep etmiştir. Mahmut Cengiz ise söz konusu gazetenin basın savcısının denetimi altında dağıtıldığını ve bu gazeteye karşı adli işlem veya toplatma kararı olmayışının gazetenin bir sorun teşkil etmediğini gösterdiğini iddia etmiştir. Dolayısıyla söz konusu gazeteye erişebilmesi gerektiği kanaatindedir.
23. Ağır Ceza Mahkemesi 8 Kasım 2007 tarihinde, Cumhuriyet savcısının görüşünü aldıktan sonra ve dosya üzerinden yaptığı inceleme sonucunda itiraz edilen kararın usul ve kanuna aykırı olmadığı gerekçesiyle bu başvuruyu reddetmiştir.
D. İsmail Cengiz Oğurtan ve Fevzi Abo (Başvuru No. 24505/08)
24. Başvuranlar sırasıyla 1974 ve 1985 tarihinde doğmuşlardır. Başvuranlar başvuru yaptıkları sırada, Tekirdağ F Tipi Cezaevinde tutuklu bulunmaktaydılar.
25. Cezaevi Eğitim Kurulu 25 Haziran 2007 tarihinde, 5275 sayılı Kanunun 62. maddesinin 3. fıkrasına dayanarak Azadiya Welat gazetesinin 18, 19, 20, 21, 22, 23 ve 24 Haziran 2007 tarihli sayılarının başvuranlara verilmemesine karar vermiştir. Eğitim Kurulu, bu yayınların Kürtçe yazılmış olduğu ve Cezaevi İnfaz Kurumu bünyesinde Kürtçe bilen personel bulunmadığı, ayrıca bu dilde birçok farklı lehçe bulunduğu dolaysıyla bu yayınların çevirisini sağlamanın mümkün olmadığını, sonuç olarak söz konusu maddede belirtilen şartların yerine getirilmesi halinde bu yayınların kontrol edilmesinin mümkün olacağı açıklamasında bulunmuştur.
26. Başvuranlar 28 Haziran 2007 tarihinde, bu karara karşı itiraz etmişlerdir. Fevzi Abonun, Tekirdağ İnfaz Hakimliğine aynı gün gönderdiği bir mektupta, cezaevi yönetiminin aldığı söz konusu tedbirin ilgili yayınlara erişiminin engellendiği, gazetenin yasaklanması için bir araç olduğu ve hukuk kurallarına aykırı olduğu için şikayette bulunmuştur.
27. İsmail Cengiz Oğurtan, 4 Temmuz 2007 tarihli dilekçe ile, hiçbir geçerli neden olmaksızın 18 Haziran 2007 tarihinden itibaren Azadiya Welat gazetesini alamadığı konusunda Tekirdağ İnfaz Hakimliğine başvuruda bulunmuş ve bundan sonra bu gazetenin düzenli olarak kendisine verilmesini talep etmiştir.
28. Dosya üzerinden inceleme yapan Tekirdağ İnfaz Hakimliği 22 Ekim 2007 tarihinde itiraz konusu kararın usul ve kanuna aykırı olmadığı kararına vardıktan sonra başvuruyu reddetmiştir. İnfaz Hakimliği, Cumhuriyet savcısının resmi dil dışında yayınlanan yayınların kanuna uygun olup olmadığının değerlendirilebilmesi için bu yayınların tercüme edilmeleri gerektiğini; tercüme masraflarının cezaevi yönetimi tarafından karşılanmasını zorunlu kılan herhangi bir yasal hüküm olmadığını; söz konusu masrafların ilgili şahıslar tarafından da karşılanmadığı için itiraz edilen kararda hiçbir yasadışılık bulunmadığını belirttiği görüşü doğrultusunda karar vermiştir.
29. İsmail Cengiz Oğurtan 26 Ekim 2007 tarihinde, Tekirdağ Ağır Ceza Mahkemesine Azadiya Welat gazetesini artık alamadığı ve İnfaz Hakimliğine bu bağlamda yapılan başvurudan sonuç alamadığından şikayet ettiği bir dilekçe yazmıştır. Başvuran antidemokratik bir uygulama olarak nitelendirdiği bu uygulamaya bir son verilmesini ve başvuru konusu gazetenin düzenli olarak kendisine verilmesini talep etmiştir.
30. Fevzi Abo, 1 Kasım 2007 tarihinde, Tekirdağ Ağır Ceza Mahkemesine hitaben bir dilekçe yazmıştır. Fevzi Abo, Azadiya Welat gazetesinin, kendisine göre diğer tüm yayınlar gibi denetimden geçen bir haber gazetesi olduğunu ileri sürmüştür. Fevzi Abo, bu gazeteye karşı herhangi bir yasal işlem veya yayın yasağı olmayışının dahi bu gazetenin bir sorun teşkil etmediğini tespit etmek için yeterli olduğunu ve dolayısıyla bu gazetenin kendisine verilmesi gerektiğini iddia etmiştir. Sonuç olarak İnfaz Hakimliğinin kararının kaldırılması ve gazetenin kendisine verilmesi yönünde karar verilmesini talep etmiştir.
31. Tekirdağ Ağır Ceza Mahkemesi 8 Kasım 2007 tarihinde, Cumhuriyet savcısının görüşünü aldıktan sonra ve dosya üzerinden yaptığı inceleme sonucunda itiraz edilen kararın usul ve kanuna aykırı olmadığını tespit etmiş ve bu başvuruyu reddetmiştir.
E. Abdullah Günay ve Mehmet Ali Kaya (Başvuru No. 26964/08)
32. Başvuranlar sırasıyla, 1979 ve 1976 tarihinde doğmuşlardır. Başvuru sunulduğu sırada, başvuranlar Tekirdağ F Tipi Cezaevinde tutuklu bulunmaktaydılar.
33. Söz konusu cezaevinin Eğitim Kurulu, 28 Haziran 2007 tarihinde, Azadiya Welat gazetesinin 19, 20, 21, 22, 23, 24 ve 25 Ağustos 2007 tarihli sayılarının, Kürtçe yazıldıkları ve Eğitim Kurulu bünyesinde Kürtçe tercüme yapabilecek personel bulunmadığı gerekçesiyle başvuranlara verilmemesine karar vermiştir.
34. Mehmet Ali Kaya, 5 Temmuz 2007 tarihinde, bu karara itiraz etmek ve gazetenin kendisine verilmesini talep etmek için Tekirdağ İnfaz Hakimliğine bir dilekçe yazmıştır.
35. Başvuranlar 9 Temmuz 2007 tarihinde, söz konusu karara karşı itiraz dilekçesi sunmuşlardır.
36. Tekirdağ İnfaz Hakimliği 22 Ekim 2007 tarihinde dosya üzerinden yaptığı inceleme sonucunda kararın usul ve de kanuna aykırı olmadığını tespit ettikten sonra bu başvuruyu reddetmiştir. Tekirdağ İnfaz Hakimliği, Cumhuriyet savcısının resmi dil dışında yayınlanan yayınların içeriğini 5275 sayılı Kanunun 62. maddesinin 3. fıkrası bakımından değerlendirebilmek için bu yayınların tercümesinin olması gerektiğini; tercüme masraflarının cezaevi yönetimi tarafından karşılanmasını zorunlu kılan herhangi bir yasal hüküm olmadığını; söz konusu masrafların ilgili şahıslar tarafından da karşılanmadığı ve sonuç olarak cezaevi yönetimi tarafından alınan tedbirin haklı olduğunu; belirttiği görüşü doğrultusunda karar vermiştir.
37. Abdullah Günay ve Mehmet Ali Kaya sırasıyla 26 Ekim ve 30 Ekim 2007 tarihinde bu karara karşı itirazda bulunmuşlardır. Mehmet Ali Kaya Tekirdağ Ağır Ceza Mahkemesine gönderdiği dilekçesinde, Azadiya Welat gazetesinin kendisine verilmesinin reddedilmesi kararının keyfi olduğunu belirtmiş ve yürürlükteki yasalara uygun olarak yayınlandığını iddia ettiği bu gazeteyi alabilmeyi talep etmiştir.
38. Tekirdağ Ağır Ceza Mahkemesi 8 Kasım 2007 tarihinde, Cumhuriyet savcısının görüşünü aldıktan sonra ve dosya üzerinden yaptığı inceleme sonucunda itiraz edilen kararın usul ve kanuna aykırı olmadığını tespit etmiş ve bu başvuruyu reddetmiştir.
F. Abdullah Günay ve Adem Yüksekdağ (Başvuru No. 26966/08)
39. Başvuranlar sırasıyla 1979 ve 1986 tarihinde doğmuşlardır. Başvuranlar, başvuru yaptıkları sırada, Tekirdağ F Tipi Cezaevinde tutuklu bulunmaktaydılar.
40. Cezaevi Eğitim Kurulu Komisyonu 3 Temmuz 2007 tarihinde, Azadiya Welat gazetesinin 26, 27, 28, 29 ve 30 Haziran 2007 ile 1 ve 2 Temmuz 2007 tarihli sayılarının, komisyonda söz konusu dilde çeviri yapabilecek personel bulunmadığı gerekçesiyle başvuranlara verilmemesi kararı almıştır.
41. Başvuranlar 16 Temmuz 2007 tarihinde, bu karara karşı itirazda bulunmuşlardır.
42. Tekirdağ İnfaz Hakimliği 23 Ekim 2007 tarihinde, dosya üzerinden yaptığı inceleme sonucunda ihtilaflı kararın usul ve kanuna aykırı olmadığını göz önünde bulundurarak bu başvuruyu reddetmiştir. Tekirdağ İnfaz Hakimliği, Cumhuriyet savcısının resmi dil dışında yayınlanan yayınların içeriğini 5275 sayılı Kanunun 62. maddesinin 3. fıkrası bakımından değerlendirebilmek için bu yayınların tercümesinin olması gerektiğini; tercüme masraflarının cezaevi yönetimi tarafından karşılanmasını zorunlu kılan herhangi bir yasal hüküm olmadığını; söz konusu masrafların ilgili şahıslar tarafından da karşılanmadığı ve sonuç olarak cezaevi yönetimi tarafından alınan tedbirin haklı olduğunu; belirttiği görüşü doğrultusunda karar vermiştir.
43. Abdullah Günay ve Adem Yüksekdağ sırasıyla 26 Ekim ve 30 Ekim 2007 tarihlerinde bu karara karşı itirazda bulunmuşlardır. Abdullah Günay, Ağır Ceza Mahkemesine gönderdiği dilekçede, cezaevi yönetimi ile ittifak kurduğu için İnfaz Hakimliğini, kendisine göre Sözleşmede tanımlanan haber alma özgürlüğünü engellemesi ve böylece bu hakkını ihlal etmesi sebebiyle suçlamıştır. Günay, ihtilaflı gazetenin kanunlara uygun yayın yaptığını ve dolayısıyla tercüme edilmesine gerek olmadığını iddia etmiştir, zira ilgilinin beyanlarına göre, gazetenin içeriği hukuka aykırı olmuş olsaydı gazeteye toplatma kararı tedbiri uygulanırdı. Günay ayrıca, ana dilinde, yani Kürtçe bir gazete okumanın doğal bir hakkı olduğunu ileri sürmektedir.
44. Tekirdağ Ağır Ceza Mahkemesi 8 Kasım 2007 tarihinde, Cumhuriyet savcısının görüşünü aldıktan sonra ve dosya üzerinden yaptığı inceleme sonucunda itiraz edilen kararın usul ve kanuna aykırı olmadığını tespit etmiş ve bu başvuruyu reddetmiştir.
G. Abdullah Günay (Başvuru No. 27088/08 ve 27090/08)
45. Başvuran, 1979 tarihinde doğmuştur. Başvuran, başvurularını sunduğu sırada Tekirdağ F Tipi Cezaevinde tutuklu bulunmaktaydı.
1. 28 Ağustos 2007 ve 3 Eylül 2007 tarihleri arasında yayınlanan Azadiya Welat gazetesi sayılarının verilmemesine dair yargılama süreci (Başvuru No. 27088/08)
46. Cezaevi Eğitim Kurulu 6 Eylül 2007 tarihinde, Azadiya Welat gazetesinin 28, 29, 30 ve 31 Ağustos 2007 ile 1, 2 ve 3 Eylül 2007 tarihli sayılarının hem içeriğini anlayamadıkları hem de çevirisini sağlayamadıklarını göz önünde bulundurarak ve Tekirdağ İnfaz Hakimliğinin 9 Ağustos 2007 tarihli kararını dikkate alarak başvuranlara verilmemesi kararı almıştır.
47. Başvuran 13 Eylül 2007 tarihinde, bu karara karşı itirazda bulunmuştur.
48. Tekirdağ İnfaz Hakimliği 5 Kasım 2007 tarihinde, dosya üzerinden yaptığı inceleme sonucunda ihtilaflı kararın usul ve kanuna aykırı olmadığını göz önünde bulundurarak bu başvuruyu reddetmiştir. Tekirdağ İnfaz Hakimliği, Cumhuriyet savcısının resmi dil dışında yayınlanan yayınların içeriğinin 5275 sayılı Kanunun 62. maddesinin 3. fıkrası bakımından değerlendirebilmek için bu yayınların tercümesinin olması gerektiğini; tercüme masraflarının cezaevi yönetimi tarafından karşılanmasını zorunlu kılan herhangi bir yasal hüküm olmadığını; söz konusu masrafların ilgili şahıslar tarafından da karşılanmadığı ve sonuç olarak cezaevi yönetimi tarafından alınan tedbirin haklı olduğunu; belirttiği görüşü doğrultusunda karar vermiştir.
49. Başvuran 8 Kasım 2007 tarihinde, ret kararına karşı itirazda bulunmuştur.
50. Tekirdağ Ağır Ceza Mahkemesi 27 Kasım 2007 tarihinde, Cumhuriyet savcısının görüşünü aldıktan sonra ve dosya üzerinden yaptığı inceleme sonucunda itiraz edilen kararın usul ve kanuna aykırı olmadığını tespit etmiş ve bu başvuruyu reddetmiştir.
2. 21 Ağustos ve 28 Ağustos 2007 tarihleri arasında yayınlanan sayıların verilmemesine dair yargılama süreci (Başvuru No. 27090/08)
51. Cezaevi Eğitim Kurulu, 31 Ağustos 2007 tarihinde, Tekirdağ İnfaz Hakimliğinin 9 Ağustos 2007 tarihli bir kararına atıfta bulunarak Azadiya Welat gazetesinin 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27 ve 28 Ağustos 2007 tarihli sayılarının hem içeriğini anlayamadıkları hem de çevirisini sağlayamadıkları gerekçesiyle başvuranlara verilmemesi kararı almıştır.
52. Başvuran 7 Eylül 2007 tarihinde, bu karara karşı itirazda bulunmuştur.
53. Tekirdağ İnfaz Hakimliği 5 Kasım 2007 tarihinde, dosya üzerinden yaptığı inceleme sonucunda ihtilaflı kararın usul ve kanuna aykırı olmadığını göz önünde bulundurarak bu başvuruyu reddetmiştir. Tekirdağ İnfaz Hakimliği, Cumhuriyet savcısının resmi dil dışında yayınlanan yayınların içeriğini 5275 sayılı Kanunun 62. maddesinin 3. fıkrası bakımından değerlendirebilmek için bu yayınların tercümesinin olması gerektiğini; tercüme masraflarının cezaevi yönetimi tarafından karşılanmasını zorunlu kılan herhangi bir yasal hüküm olmadığını; söz konusu masrafların ilgili şahıslar tarafından da karşılanmadığı ve sonuç olarak cezaevi yönetimi tarafından alınan tedbirin haklı olduğunu; belirttiği görüşü doğrultusunda karar vermiştir.
54. Başvuran 8 Kasım 2007 tarihinde, bu karara karşı itirazda bulunmuştur.
55. Tekirdağ Ağır Ceza Mahkemesi 28 Kasım 2007 tarihinde, Cumhuriyet savcısının görüşünü aldıktan sonra ve dosya üzerinden yaptığı inceleme sonucunda itiraz edilen kararın usul ve kanuna aykırı olmadığını tespit etmiş ve bu başvuruyu reddetmiştir.
H. Abdullah Günay, Nezir Adıyaman ve Aydın Şaka (Başvuru No. 27092/08)
56. Başvuranlar sırasıyla 1979, 1978 ve 1980 tarihinde doğmuşlardır. Başvuranlar, başvuru yaptıkları sırada, Tekirdağ F Tipi Cezaevinde tutuklu bulunmaktaydılar.
57. Cezaevi Eğitim Kurulu, 13 Eylül 2007 tarihinde Azadiya Welat gazetesinin 4, 5, 6, 7, 8 ve 9 Eylül 2007 tarihli sayılarının Kürtçe oldukları ve Eğitim Kurulunun bu gazetenin çevirisini sağlayamadığı gerekçesiyle başvuranlara verilmemesi kararı almıştır. Eğitim Kurulu, Tekirdağ İnfaz Hakimliğinin 9 Ağustos 2007 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesinin 7 Eylül 2007 tarihinde söz konusu gazetenin diğer yayınlarına ilişkin açıkladığı kararla aynı kararı vermesini de dikkate almıştır.
58. Başvuranlar 24 Eylül 2007 tarihinde, bu karara karşı itirazda bulunmuşlardır.
59. Tekirdağ İnfaz Hakimliği 5 Kasım 2007 tarihinde, dosyaya üzerinden yaptığı inceleme sonucu ihtilaflı kararda usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle bu itirazı reddetmiştir. Tekirdağ İnfaz Hakimliği, Cumhuriyet savcısının resmi dil dışında yayınlanan yayınların içeriğini 5275 sayılı Kanunun 62. maddesinin 3. fıkrası bakımından değerlendirebilmek için bu yayınların tercümesinin olması gerektiğini; tercüme masraflarının cezaevi yönetimi tarafından karşılanmasını zorunlu kılan herhangi bir yasal hüküm olmadığını; söz konusu masrafların ilgili şahıslar tarafından da karşılanmadığı ve sonuç olarak cezaevi yönetimi tarafından alınan tedbirin haklı olduğunu; belirttiği görüşü doğrultusunda karar vermiştir.
60. Abdullah Günay, Nezir Adıyaman ve Aydın Şaka sırasıyla 8 Kasım 2007 ve 12 Kasım 2007 tarihlerinde ret kararına karşı itirazda bulunmuşlardır.
61. Tekirdağ Ağır Ceza Mahkemesi 28 Kasım 2007 tarihinde, Cumhuriyet savcısının görüşünü aldıktan sonra ve dosya üzerinden yaptığı inceleme sonucunda itiraz edilen kararda usul ve kanuna aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle bu başvuruyu reddetmiştir.
I. M. Mahmut Cengiz (Başvuru No. 38752/08, 38778/08 ve 38807/08)
62. Başvuran 1983 yılında doğmuştur. Başvuran başvurularını yaptığı sırada Tekirdağ F Tipi Cezaevinde tutuklu bulunmaktaydı.
1. 26 Haziran ve 1 Temmuz 2007 tarihleri arasında yayınlanan Azadiya Welat gazetesi sayılarının verilmemesine dair yargılama süreci (Başvuru No. 38752/08)
63. Söz konusu cezaevinin Eğitim Kurulu, 28 Haziran 2007 tarihinde Azadiya Welat gazetesinin 19, 20, 21, 22, 23, 24 ve 25 Haziran 2007 ve 1 Temmuz 2007 tarihli sayılarının Kürtçe yazıldığını, Cezaevi İnfaz Kurumu bünyesinde Kürtçe bilen personel bulunmadığı öyle ki Eğitim Kuruluna göre, hiçbir çevirinin sağlanamayacağı ve de içeriklerinin anılan kanun hükmüne göre uygunluğu denetlenemeyeceği gerekçesiyle 5275 sayılı Kanunun 62. maddesinin 3. fıkrası uyarınca başvuranlara verilmemesine karar vermiştir.
64. Başvuran, diğer argümanları arasında söz konusu gazetenin toplatılmasına dair hiçbir adli karar olmadığını öyle ki bu yayınların ona göre, kendisine verilmesi gerektiğini açıklayarak 3 Temmuz 2007 tarihinde bu karara karşı itiraz etmiştir. Başvuran ayrıca gazeteden yoksun bırakılmadan önce bu gazeteyi herhangi bir sıkıntı yaşamadan dört ay boyunca aldığını ve cezaevi yönetimi tarafından alınan tedbirin hukuk kurallarına aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Sonuç olarak başvuran, söz konusu gazeteyi yeniden alabilmesi için ihtilaflı kararın iptal edilmesini talep etmiştir.
65. Tekirdağ İnfaz Hakimliği 23 Ekim 2007 tarihinde, dosya üzerinden yaptığı inceleme sonucunda ihtilaflı kararda usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle bu itirazı reddetmiştir. Tekirdağ İnfaz Hakimliği, Cumhuriyet savcısının resmi dil dışında yayınlanan yayınların içeriğini 5275 sayılı Kanunun 62. maddesinin 3. fıkrası bakımından değerlendirebilmek için bu yayınların tercümesinin olması gerektiğini; tercüme masraflarının cezaevi yönetimi tarafından karşılanmasını zorunlu kılan herhangi bir yasal hüküm olmadığını; söz konusu masrafların ilgili şahıslar tarafından da karşılanmadığı ve sonuç olarak cezaevi yönetimi tarafından alınan tedbirin haklı olduğunu; belirttiği görüşü doğrultusunda karar vermiştir.
66. Başvuran 1 Kasım 2007 tarihinde bu karara karşı itirazda bulunmuştur. Başvuran ihtilaflı gazetenin, yasal olarak yayınladığını, yayınlanmadan önce basın savcısının denetiminden geçtiğini ve gazetenin toplatılmasına dair herhangi bir adli işlem ya da karar olmaması nedeniyle bu gazetenin bir sorun oluşturmasının söz konusu olamayacağını iddia etmektedir. Başvuran sonuç olarak söz konusu gazetenin ihtilaflı yayınlarının kendisine verilmesini talep etmiştir.
67. Tekirdağ Ağır Ceza Mahkemesi 8 Kasım 2007 tarihinde, Cumhuriyet savcısının görüşünü aldıktan sonra ve dosya üzerinden yaptığı inceleme sonucunda itiraz edilen kararda usul ve kanuna aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle bu başvuruyu reddetmiştir.
2. 9-15 Temmuz 2007 tarihleri arasında yayınlanan Azadiya Welat gazetesi sayılarının verilmemesine dair yargılama süreci (Başvuru No. 38778/08)
68. Söz konusu cezaevinin Eğitim Kurulu, 16 Temmuz 2007 tarihinde Azadiya Welat gazetesinin 9, 10, 11, 12, 13, 14 ve 15 Temmuz 2007 tarihli sayılarının Kürtçe yazıldığını, Cezaevi İnfaz Kurumu bünyesinde Kürtçe bilen personel bulunmadığı öyle ki Eğitim Kuruluna göre, hiçbir çevirinin sağlanamayacağı ve de içeriklerinin anılan kanun hükmüne göre uygunluğu denetlenemeyeceği gerekçesiyle 5275 sayılı Kanunun 62. maddesinin 3. fıkrası uyarınca başvuranlara verilmemesine karar vermiştir.
69. Başvuran 17 Temmuz 2007 tarihinde bu karara karşı itirazda bulunmuştur. Başvuranın 19 Temmuz 2007 tarihinde, Ceza İnfaz Hakimliğine gönderdiği dilekçede, ihtilaflı gazete hakkında herhangi bir toplatma kararı olmadığını, yasal denetimden geçmiş olduğu halde içeriğinin tercüme edilmesinin istenmesinin anlamsız ve hukuk kurallarına aykırı olduğunu iddia etmektedir.
70. Tekirdağ İnfaz Hakimliği 23 Ekim 2007 tarihinde, dosya üzerinden yaptığı inceleme sonucunda ihtilaflı kararda usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle bu itirazı reddetmiştir. Tekirdağ İnfaz Hakimliği, Cumhuriyet savcısının resmi dil dışında yayınlanan yayınların içeriğini 5275 sayılı Kanunun 62. maddesinin 3. fıkrası bakımından değerlendirebilmek için bu yayınların tercümesinin olması gerektiğini; tercüme masraflarının cezaevi yönetimi tarafından karşılanmasını zorunlu kılan herhangi bir yasal hüküm olmadığını; söz konusu masrafların ilgili şahıslar tarafından da karşılanmadığı ve sonuç olarak cezaevi yönetimi tarafından alınan tedbirin haklı olduğunu; belirttiği görüşü doğrultusunda karar vermiştir.
71. Başvuran başka bazı gerekçelerle birlikte söz konusu gazete yayınlarının dağıtılmadan önce basından sorumlu savcı tarafından kontrol edildiğini açıklayarak 1 Kasım 2007 tarihinde, bu karara karşı itiraz etmiştir. Başvuran, bu yayına karşı adli işlem olmaması ve yayın hakkında toplatılma kararı olmaması bu yayının bir sorun teşkil etmediğinin kanıtı olduğunu iddia etmektedir.
72. Tekirdağ Ağır Ceza Mahkemesi 8 Kasım 2007 tarihinde, Cumhuriyet savcısının görüşünü aldıktan sonra ve dosya üzerinden yaptığı inceleme sonucunda itiraz edilen kararda usul ve kanuna aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle bu başvuruyu reddetmiştir.
3. 27 Ağustos ve 2 Eylül 2007 tarihleri arasında yayınlanan Azadiya Welat gazetesi sayılarının verilmemesine dair yargılama süreci (Başvuru No. 38807/08)
73. Cezaevi Eğitim Kurulu, 4 Eylül 2007 tarihinde, Azadiya Welat gazetesinin 27, 28, 29, 30 ve 31 Ağustos 2007 ile 1 ve 2 Eylül 2007 tarihli sayılarının Kürtçe yazıldığını, Cezaevi İnfaz Kurumu bünyesinde Kürtçe bilen personel bulunmadığını ve hiçbir çevirinin sağlanamayacağı, öyle ki Eğitim Kuruluna göre, içeriklerinin anılan kanun hükmüne göre uygunluğu denetlenemeyeceği gerekçesiyle 5275 sayılı Kanunun 62. maddesinin 3. fıkrası uyarınca başvuranlara verilmemesine karar vermiştir.
74. Başvuran, bu karara karşı itirazda bulunmuştur.
75. Tekirdağ İnfaz Hakimliği 5 Kasım 2007 tarihinde, dosya üzerinden yaptığı inceleme sonucunda ihtilaflı kararda usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle bu itirazı reddetmiştir. Tekirdağ İnfaz Hakimliği, Cumhuriyet savcısının resmi dil dışında yayınlanan yayınların içeriğini 5275 sayılı Kanunun 62. maddesinin 3. fıkrası bakımından değerlendirebilmek için bu yayınların tercümesinin olması gerektiğini; cezaevi yönetiminin bunu yaptıracak bütçesinin olmadığını; tercüme masraflarının cezaevi yönetimi tarafından karşılanmasını zorunlu kılan herhangi bir yasal hüküm olmadığını; söz konusu masrafların ilgili şahıslar tarafından da karşılanmadığı ve sonuç olarak cezaevi yönetimi tarafından alınan tedbirin haklı olduğunu; belirttiği görüşü doğrultusunda karar vermiştir.
76. Başvuran 12 Kasım 2007 tarihinde, ret kararına karşı itirazda bulunmuştur. Başvuran başka bazı gerekçelerle birlikte söz konusu gazetenin yasal olarak yayınlandığını, hukuka aykırı bir durum olmuş olsaydı basın savcısı gerekli görülen tedbiri almış olurdu açıklamasında bulunmuştur. Oysa başvurana göre söz konusu gazete hakkında herhangi bir yasaklama kararı veya toplatma tedbiri yoktur. Sonuç olarak başvuran, gazetenin kendisine tekrar verilmesini talep etmiştir.
77.Tekirdağ Ağır Ceza Mahkemesi 20 Kasım 2007 tarihinde, Cumhuriyet savcısının görüşünü aldıktan sonra ve dosya üzerinden yaptığı inceleme sonucunda itiraz edilen kararda usul ve kanuna aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle bu başvuruyu reddetmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI
78. 29 Aralık 2004 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanan 13 Aralık 2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 62. maddesi özellikle şu şekildedir:
Madde 62. - (1) Hükümlü, mahkemelerce yasaklanmamış olması koşuluyla süreli ve süresiz yayınlardan bedelini ödeyerek yararlanma hakkına sahiptir.
(2) Resmi kurumlar, üniversiteler, kamu (...) meslek kuruluşları ile mahkemelerce yasaklanmamış olması koşuluyla Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflar ve kamu yararına çalışan dernekler tarafından çıkartılan gazete, kitap ve basılı yayınlar, hükümlülere ücretsiz olarak ve serbestçe verilir. Eğitim ve öğretimine devam eden hükümlülerin ders kitapları denetime tabi tutulamaz.
(3) Kurum güvenliğini tehlikeye düşüren veya müstehcen haber, yazı, fotoğraf ve yorumları kapsayan hiçbir yayın hükümlüye verilmez.
79. 6 Nisan 2006 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanan ve 20 Mart 2006 tarihindeki düzenlemesiyle Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 87. maddesi özellikle aşağıdaki gibidir:
Süreli veya süresiz yayınlardan yararlanma hakkı
Madde 87. - (1) Hükümlü, mahkemelerce yasaklanmamış olması koşuluyla süreli ve süresiz yayınlardan bedelini ödeyerek yararlanma hakkına sahiptir.
(2) Resmi kurumlar, üniversiteler, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile mahkemelerce yasaklanmamış olması koşuluyla Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflar ve kamu yararına çalışan dernekler tarafından çıkartılan gazete, kitap ve basılı yayınlar, hükümlülere ücretsiz olarak ve serbestçe verilir. Eğitim ve öğretimine devam eden hükümlülerin ders kitapları denetime tabi tutulamaz.
(3) Eğitim kurulunca, kurum güvenliğini tehlikeye düşürdüğü veya müstehcen haber, yazı, fotoğraf ve yorumlar kapsadığı tespit edilen yayın hükümlüye verilmez.
80. 12 Temmuz 2005 tarihli Cezaevi İnfaz Kurumlar Kütüphane ve Kitaplık Yönergesi şu şekildedir:
Yayınların incelenmesi
Madde 10 - Ceza infaz kurumları kütüphane ve kitaplıklarına konulacak süreli ve süresiz yayınlar, bu Yönergenin 11 ve 12nci maddelerinde belirtilen esaslara göre eğitim kurulunca incelenir.
Eğitim kurulunca uygun bulunmayan yayınlar, gereğinin takdir edilmesi için Cumhuriyet başsavcılığına gönderilir.
Bakanlık tarafından sağlanan yayınların, Genel Müdürlükçe; Yönerge hükümlerine uygun olup olmadıkları araştırılır, uygun görülenler ceza infaz kurumlarına gönderilir.
Resmi kurumlar, üniversiteler, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile mahkemelerce yasaklanmamış olması koşuluyla Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflar ve kamu yararına çalışan dernekler tarafından çıkartılan gazete, kitap ve basılı yayınlar incelenmeksizin kitaplık ve kütüphanelere konulur.
Kuruma kabul edilmeyecek yayınlar
Madde 11 - a)Mahkemelerce yasaklanmış olan,
b) Mahkemelerce yasaklanmamış olsa bile, kurum güvenliğini tehlikeye düşürdüğü veya müstehcen haber, yazı, fotoğraf ve yorumları kapsadığı eğitim kurulu kararıyla tespit edilen,
hiçbir yayın kuruma kabul edilmez.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
81. Başvuruların olaylar ve şikayetler bakımından benzerlik göstermesini göz önünde bulunduran Mahkeme, başvuruların birleştirilmesine ve tek bir başvuru altında birlikte incelenmesine karar vermektedir.
I. HÜKÜMETİN ÖN İTİRAZLARI HAKKINDA
82. Hükümet, Mahkemenin içtihadına atıfta bulunarak, (Deweer/Belçika, 27 Şubat 1980, A SerisiNo. 35, Cardot/Fransa, 19 Mart 1991, A Serisi No. 200, Ahmet Sadık/Yunanistan, 15 Kasım 1996, Karar ve Hükümler Derlemesi 1996-V, Papon/Fransa (No. 1) (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 64666/01, AİHM 2001-VI, Taïs/Fransa (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 39922/03, 1 Haziran 2006 ve Hakkar/Fransa (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 43580/04, 7 Nisan 2009), başvuranların ne infaz hakimliği ve ne de ağır ceza mahkemesi önünde, Sözleşmenin ihlal edildiğine ilişkin şikayetlerini öz olarak olsa bile dile getirmediklerini iddia etmektedir.
83. Hükümet ayrıca, 24505/08, 26964/08, 26966/08, 27088/08, 27090/08, 27092/08, 21030/08, 24309/08, 38752/08, 38807/08 ve 38778/08 No.lu başvuruların süresinde yapılmadıkları gerekçesiyle reddedilmesi gerektiği kanaatindedir. Bu bağlamda Hükümet, 24505/08, 26964/08 ve 26966/08 No.lu başvurularla ilgili olarak ağır ceza mahkemesinin 8 Kasım 2007 tarihinde, başvuranların itirazlarını reddettiğini ve söz konusu kişilerin kendisine göre, Mahkemeye altı aylık süre geçtikten sonra, 6 Mayıs 2008 tarihinde başvurduklarını belirtmiştir. Hükümet, 27088/08 No.lu başvuruya dair ise ağır ceza mahkemesinin başvuranın başvurusunu 27 Kasım 2007 tarihinde reddettiğini, ancak başvuranın Mahkemeye altı aylık süre dolduktan sonra, 27 Mayıs 2007 tarihinde başvurduğunu ifade etmektedir. Hükümet, 27092/08 No.lu başvuruya ilişkin olarak, nihai kararın 28 Kasım 2007 tarihinde verilmiş olduğu halde başvuran 27 Mayıs 2008 tarihinde Mahkemeye başvurduğunu ifade etmektedir. Aynı şekilde Hükümet, 24309/08, 38752/08 ve 38778/08 No.lu başvurularla ilgili olarak nihai yerel mahkeme kararının 6 Mayıs 2008 tarihinde açıklandığını ve başvuranların 6 Mayıs 2008 tarihinde başvurduklarını eklemiştir. Son olarak Hükümete göre söz konusu davalarda dikkate alınması gereken nihai yerel mahkeme kararlarının sırasıyla 20 Kasım ve 28 Kasım 2007 tarihli oldukları için 27090/08 ve 38807/08 No.lu başvuruların da altı aylık süre dolduktan sonra yapıldığını açıklamıştır.
84. Başvuranlar, Hükümetin iç hukuk yolarının tüketilmediğine dair argümanına itiraz etmiştir. Başvuranlar Open Door ve Dublin Well Woman/İrlanda davasına (29 Ekim 1992, A Serisi 246-A) atıfta bulunarak ileri sürülen itirazın temelden yoksun olduğunu iddia etmektedirler.
85. Mahkeme öncelikle, kendisine sunulmak istenen şikayetlerin, başvurudan önce iç hukukta öngörülen şekil ve sürelere ilişkin koşullara uyularak uygun ulusal yargı organları nezdinde en azından öz olarak dile getirilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (bk. diğer kararlar arasında, yukarıda anılan Cardot, kararı).
86. Somut olayda Mahkeme dosyadaki bilgi ve belgeleri göz önüne aldığında başvuranların her birinin Eğitim Kurulunun Azadiya Welat gazetesinin bazı yayınlarının kendilerine verilmemesine ilişkin kararına itiraz etmek için İnfaz Hakimliğine başvurduğunu gözlemlemektedir. Başvuranlar taleplerinin infaz hakimi tarafından reddedilmesinin ardından ağır ceza mahkemesi önünde bu karara karşı itirazda bulunmuşlardır. Başvuranların iç hukukta yapmış oldukları başvuruların amacı, Azadiya Welat gazetesinin kendilerine verilmesini sağlamaktı. Dolayısıyla, Mahkeme için, ilgililerin ulusal mahkemelerin önünde açtığı davalarda zımni olarak bile olsa haber alma özgürlüklerinin söz konusu olduğu ve bu mahkemeler önüne taşıdıkları taleplerinin Sözleşmenin 10. maddesine bağlı bir şikayeti içerdiği şüphe götürmemektedir (bk. mutatis mutandis, Fressoz ve Roire/Fransa (BD), No. 29183/95, § 39, CEDH 1999-I ve Eon/Fransa, No. 26118/10, § 28, 14 Mart 2013). Mahkeme ek olarak, Abdullah Günayın (26966/08 No.lu başvuru bağlamında) ağır ceza mahkemesine başvurduğu sırada açık bir şekilde Sözleşme tarafından güvence altına alınan haber alma özgürlüğü hakkına atıfta bulunduğunu kaydetmektedir. Buna karşın ağır ceza mahkemesinin bu argümanı incelemesine sunulan koşulları değerlendirirken hiçbir şekilde dikkate almadığı anlaşılmaktadır (bk. yukarıda par. 43-44). Dolayısıyla Mahkeme, Hükümetin bu bağlamda yaptığı ilk itirazı reddetmektedir.
87. Mahkeme ardından, Hükümetin geç yapıldığı itirazında bulunduğu başvuruların, altı aylık süre kuralına riayet edilerek yapıldığını gözlemlemektedir. Bu bağlamda Mahkeme, her dava için nihai yerel mahkeme kararını (yukarıda par.16, 23, 31, 38, 38, 44, 50, 55, 61, 67, 72, 77) ve başvurunun yapıldığı tarihi dikkate almıştır (yukarıda ilk paragraf ve altı aylık sürenin hesaplanmasıyla ilgili olarak bk. Sabrı Güneş/Türkiye (BD), No. 27396/06, §§ 44-45, 29 Haziran 2012). Sonuç olarak Mahkeme, Hükümetin bu konuda sunduğu ilk itirazı reddetmektedir
I. SÖZLEŞMENİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
88. Başvuranlar, cezaevi yetkililerinin istedikleri gazetenin Kürtçe yayınlanan bir gazete olduğu için söz konusu kararı aldıklarını belirterek cezaevi yetkilerini gazeteyi kendilerine vermemekle suçlamaktadırlar. Başvuranlar bu bağlamda, Sözleşmenin 10. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir. İlgili madde, aşağıdaki gibidir:
1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar (...)
2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, (...) için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.
89. Hükümet bu iddiaya itiraz etmektedir.
A. Kabul edilebilirlik hakkında
90. Mahkeme şikayetin, Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesinin bulunmadığını tespit ederek, bu şikayetin kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
B. Esas hakkında
1. Başvuranların İddiaları
91. Başvuranlar, Eğitim Kurulunun Azadiya Welat gazetesinin içeriğini anlamadığı ve çevirisini sağlayamadığı gerekçesiyle söz konusu gazetenin yayınlarını kendilerine vermemeye karar verdiğini ileri sürmektedir. Bu bağlamda başvuranlar, Kürtçe yayınları anlayabilecek durumda olmadığını kabul eden ve cezaevi düzeni ve güvenliği için bu yayınların tehlikeli olduğuna karar veren Eğitim Kurulunun yetkisini sorgulamaktadırlar. Öte yandan ilgililer, ihtilaf konusu gazetenin Türkiyede serbestçe satıldığını ve gazete hakkında herhangi bir yasaklama veya toplatma kararı olmadığını ileri sürmektedirler. Başvuranlar, iddialarını desteklemek için Hükümetin aksi yönde hiçbir karar almadığını belirtmektedirler.
92.Başvuranlar ardından, Hükümet ihtilaflı gazetenin içeriğinin cezaevlerindeki güvenliği tehlikeye sokacak nitelikte olduğunu düşünüyorsa, öncelikle gazetenin çevirisini sağladıktan sonra hangi haberin ne sebeple tehlike yaratacak nitelikte olduğunu kanıtlaması gerektiğini belirtmektedirler.
93. Başvuranlar ayrıca, istedikleri dilde, özellikle Kürtçe olan ana dillerinde alabilmeleri gerektiğini düşündükleri gazetelerin verilmesini istedikleri yayınların ücretlerini karşılayacaklarını belirtmektedirler. Başvuranlara göre, Devletin bu tür gazeteleri elde edebilmelerini sağlayacak tüm kolaylıkları sağlama sorumluluğu bulunmaktadır.
94.Başvuranlar son olarak, Sözleşmenin 10. maddesi tarafından tanınan haklarına yapılmış olduğunu değerlendirdikleri bu müdahalenin bu maddenin 2. fıkrasına uygunluğuna dair Hükümet gerekçesini reddetmektedirler.
2. Hükümetin İddiaları
95. Hükümet 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 62. maddesi uyarınca, hükümlülerin bedelini ödemek kaydıyla süreli ve süresiz yayınları alamaya hakkı olduğunu ileri sürmektedir. Hükümet söz konusu maddenin 3. paragrafı uyarınca cezaevi infaz kurumu güvenliğini tehlikeye düşüren veya müstehcen haber, yazı, fotoğraf ve yorumları kapsayan yayınların hükümlülere verilmeyeceğini eklemektedir.
96. Hükümet ayrıca, Cezaevi infaz Kurumları Kütüphane ve Kitaplık Yönetmeliğinin 11/b maddesi uyarınca mahkemelerce yasaklanmamış olsa bile, kurum güvenliğini tehlikeye düşürdüğü veya müstehcen haber, yazı, fotoğraf ve yorumları kapsadığı, Eğitim Kurulu kararıyla tespit edilen, hiçbir yayının kuruma kabul edilmediğini belirtmektedir.
97. Hükümet, mevcut davada söz konusu kararların 5275 sayılı Kanunun 62. maddesinin 3. fıkrası ve yukarıda anılan yönetmeliğin 11. ve 12. maddeleri uyarınca verildiğini ve ihtilaf konusu yayınların Kurumun güvenliğini tehlikeye düşürebilecek nitelikte oldukları için başvuranlara dağıtılmadığını ileri sürmektedir.
98. Bu durum zaten söz konusu kararların incelenmesiyle ortaya çıkacaktır. Hükümete göre, verilmeyen yayınlarda, terör örgütünü ve eylemlerini öven ve Türkiyenin ve güvenlik güçleri mensuplarının itibarını zedeleyen makaleler bulunmaktadır.
99. Bu bağlamda Hükümet, başvuranların iddialarına rağmen yayınların teslim edilmesinin reddedilmesine ilişkin kararların bu yayınların Kürtçe olmasına bağlı olmadığını belirtmekte ve Türkçeden başka bir dilde yazılmış yayınlara ilişkin herhangi bir yasak bulunmadığını ve yayınların tutuklulara verilmesi ya da verilmemesinin söz konusu yayınların hangi dilde yazılmış olmasına bağlı olmadığını eklemektedir. Bu bağlamda Hükümet, mahkeme tarafından yasaklanmamış yani, içeriğinin herhangi bir suç teşkil etmeyen ve cezaevinin güvenliğini tehlikeye düşürmeyen yayınların, yayınlandıkları dillere bakılmaksızın tutuklulara dağıtıldığını belirtmektedir.
100. Hükümet, Mahkemenin içtihadına (Handyside/Birleşik Krallık, 7 Aralık 1976, § 49, A Serisi No. 24), atıfta bulunduğunu belirterek ifade özgürlüğü hakkının mutlak olmadığını ve bazı görev ve sorumluluklar içerdiği belirtmektedir. Hükümet ayrıca, tutuklular için bu hakkın kapsamının tutuklu olmayan kişilerinki ile aynı olmadığını ileri sürmektedir. Hükümet beyanlarını desteklemek için bu hakkın kendi açısından hangi koşullarda sınırlandırabileceğini açıklamakta ve somut davada cezaevi yönetimin yayınların dağıtılmasını reddetmesini Sözleşmenin 10. maddesinin 2. fıkrası kapsamında incelenmesi gerektiğini düşünmektedir. Hükümet, buna benzer bir dağıtımın kanunda öngörülen koşullara ve formalitelere uygun olarak sınırlandırılabileceğini iddia etmektedir. Hükümet mevcut davada, başvuranların ifade özgürlüğü hakkı ihlal edilmediği için eleştirilen sınırlamanın yasal olduğu kanaatindedir. Hükümet son olarak, bu sınırlama ile terör örgütünün bu yayınlar aracılığıyla cezaevi bünyesinde bir üstünlük kurmasının önüne geçilmeye çalışıldığını bu nedenle ihtilaflı kararın gerekli olduğunu belirtmektedir. Hükümet bu bağlamda Erdem/Almanya (No. 38321/97, AİHM 2001-VII) ve Fethi Oktay/Türkiye ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 24803/05, 16 Aralık 2008) kararlarına atıfta bulunmaktadır.
3. Mahkemenin Değerlendirmesi
101. Mahkeme öncelikle, açıkça Sözleşmenin 5. maddesinin uygulama alanına giren yasal bir tutulmanın özgürlük hakkını engellenmesi hali dışında, mahkumların genel olarak Sözleşme ile güvence altına alınmış tüm hak ve özgürlüklerden yararlanmaya devam ettiklerini hatırlatmaktadır. Dolayısıyla mahkumlar, haber veya fikir alma hakkını içeren ifade özgürlüğü hakkından (Yankov/Bulgaristan, No. 39084/97, §§ 126-145, AİHM 2003-XII ve Tapkan ve diğerleri Türkiye, No. 66400/01, § 68, 20 Eylül 2007) yararlanmaya devam etmektedirler.
102. Mahkeme somut davada, başvuranların cezaevi yönetimi yetkililerinin Azadiya Welat gazetesinin bazı sayılarını kendilerine vermeyi reddetmesiyle karşı karşıya kaldığını tespit etmektedir. Mahkeme bu reddin, başvuranların haber ve fikir alma hakkına bir müdahale olarak değerlendirilmesi gerektiği kanaatindedir. Böyle bir müdahale şayet yasa ile öngörülmüş" değilse, 10. maddenin 2. paragrafıyla öngörülen bir veya birden fazla meşru amaca yönelik değilse ve üstelik bu amaçlara ulaşmak için demokratik bir toplum için gereklilik oluşturmuyor ise, 10. maddenin ihlalini teşkil etmektedir.
103. Mahkeme ardından, yasayla öngörülme ifadesinin yalnızca ihtilaf konusu tedbirin iç hukukta dayanağının bulunmasını gerektirmediği, aynı zamanda bu dayanağı teşkil eden kanunun bireyler tarafından erişilebilir ve sonuçlarının öngörülebilir olmasını gerektirdiği yönündeki içtihadını hatırlatmaktadır (bk. diğer kararlar arasında, Rotaru/Romanya (GC), No. 28341/95, § 52, AİHM 2000-V). Bu bağlamda Mahkeme, özellikle bir normun, kamu gücünün keyfi müdahalelerine ve yargılanabilir kişiler aleyhine yapılmış kısıtlamanın genişletilerek uygulanmasına karşı belirli güvenceler sunduğunda öngörülebilir olduğunun altını çizmektedir. (Centro Europa 7 S.r.l. ve Di Stefano/İtalya (BD), No. 38433/09, § 143, AİHM 2012). Mahkeme ayrıca, iç hukuk kurallarını yorumlama ve uygulama yetkisinin öncelikle ulusal makamlara, özellikle de ulusal mahkemelere ait olduğunu tekrar hatırlatmaktadır (Kopp/İsviçre, 25 Mart 1998, § 59, Karar ve Hükümler Derlemesi 1998-II ve Kruslin/Fransa, 24 Nisan 1990, § 29, A Serisi No. 176-A).
104. Mevcut davanın kendine has koşullarında, her ne kadar yasal bir dayanağın varlığı ve bu yasal dayanağa erişim konusunda bir tereddüt olmasa da, uygulanacak tedbirlerin niteliği ve anlamı ile ilgili öngörülebilirlik koşulu açısından aynı durum söz konusu değildir.
105. Nitekim Mahkeme, iç hukuk kurallarının hükümlülere, yasaklanmamış olması koşuluyla, süreli ve süresiz yayınlardan yararlanma imkanı tanıdığını gözlemlemektedir (yukarıda 78-79. paragraflar). Ayrıca konuyu düzenleyen ulusal hukuk hükümleri, hangi durumlarda yayınların mahkumlara verilmemesi gerektiği ile ilgili koşulları sınırlı bir şekilde saymıştır. Bu durum kurum güvenliğini tehlikeye düşüren veya müstehcen haber, yazı, fotoğraf ve yorumları kapsayan tüm yayınlar için geçerlidir (yukarıda 78-79. paragraflar).
106. Somut davada Mahkeme, yerel makamların kararlarını gerekçelendirmek için 5275 sayılı Kanunun 62. maddesinin 3. fıkrasına atıfta bulunmalarına rağmen, Azadiya Welat gazetesinin bazı sayılarını yukarıda sözü edilen yasal hükümde açıklanan koşullar olan yayınların içeriğinin cezaevi kurumunun güvenliğini tehlikeye düşürecek nitelikte veya müstehcen olduğu için değil, söz konusu yayınların içeriğini değerlendirmek için kendilerinin yetersizliği nedeniyle başvuranlara verilmesini reddettiklerini gözlemlemektedir. Bu bağlamda, her ne kadar Hükümet bu yayınların verilmeme nedenleri olarak yayınların içeriğinde terör örgütünü ve onun eylemlerini öven ve Türkiyenin ve güvenlik güçleri mensuplarının itibarına zarar veren yazılar yer aldığını iddia etse de (yukarıda 97-98. paragraflar), Mahkeme, somut dava kapsamında incelenen ulusal mahkeme kararlarının gerekçelerinden hiçbir şekilde böyle bir sonuç çıkmadığını tespit etmektedir. Mahkeme aynı zamanda, Hükümetin görüşlerinde ihtilaflı yayınların tercüme edilme koşullar veya bu yayınların tercüme masraflarının üstlenilmesi hakkında bir değerlendirme yapılmadığını tespit etmektedir.
107. Mahkeme, mevcut davanın kendine has koşullar altında, söz konusu gazetenin yayınlandığı dili anlamayan ulusal mahkemelerin yayınların içeriğinin söz konusu kanun hükmüne uygunluğunu değerlendirme imkanına sahip olmadıklarına karar verdiklerini tespit etmektedir. Ön inceleme aşaması için yasal bir zorunluluk olan böyle bir değerlendirmenin yapılmaması, ihtilaflı müdahalenin yasal dayanağı nedir sorusunu gündeme getirmektedir.
108. Bu bağlamda Mahkeme, takdir yetkisi veren bir kanunun, kural olarak söz konusu takdirin yetkisinin kapsamını da belirtmesi gerekmesine rağmen, kanun çerçevesinin belirlenmesinde mutlak kesinliğe ulaşmanın imkansız olduğunu ve kesinliğe ulaşma çabasının olası sonucunun ise aşır katılık getireceğini daha önce de belirttiğini hatırlatmaktadır (bk. özellikle Calogero Diana/İtalya, 15 Kasım 1996, § 32, Derleme 1996-V). Yasa aslında değişen koşullara uyum sağlayabilmelidir ve AİHM birçok yasanın, durum gereği, yorum ve takdiri uygulamaya bağlı az çok muğlak ifadeler kullandığını kabul etmektedir (bk. örnek olarak, Silver ve diğerleri/Birleşik Krallık, 25 Mart 1983, § 88, A Serisi No. 61).
109. Bununla birlikte Mahkeme, somut davada Hükümetin görüşlerinin de ışığında (yukarıda 94-99. paragraflar), hiçbir yasal hükümde, yayınların yayınlandığı dil nedeniyle hükümlülerin yayınlara erişiminin kısıtlanmasını veya yasaklanmasını dayatmaya yarayacak en ufak bir ibare yer almadığını gözlemlemektedir. Mahkeme ayrıca, Hükümlülerin yayınlara erişimine dair iç hukukun cezaevi yetkililerine tanıdığı yetkinin sadece bu yayınların içeriğiyle ilgili olduğunu tespit etmektedir. Oysa somut davada, cezaevi yetkilileri söz konusu yayınların içeriğine ilişkin ön değerlendirme yapmadan mahkumları, faydalanmak isteyebilecekleri bir yayın kategorisine erişimden keyfi bir şekilde mahrum bırakan kararlar vermişlerdir. Gerçekten de, Azadiya Welat gazetesinin bazı sayılarının başvuranlara verilmemesine dair cezaevi yetkililerinin kararlarının kanunda belirtilen gerekçelerden hiç birisine dayanmadığı dosyada yer alan belgelerden ortaya çıkmaktadır.
110. Mahkeme her halükarda, ihtilaflı müdahalenin yasayla öngörülmüş" olmadığı sonucuna varmaktadır. (benzer bir yaklaşım için mahkumların Türkçeden başka bir dilde yazılmış mektuplarının kontrol edilmesi konusunda bk., Mehmet Nuri Özen ve diğerleri/Türkiye, No. 15672/08, 24462/08, 27559/08, 28302/08, 28312/08, 34823/08, 40738/08, 41124/08, 43197/08, 51938/08 et 58170/08, §§ 55-62, 11 Ocak 2011).
111. Bu tespit Mahkemenin Sözleşmenin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşması için yeterlidir.
III. DİĞER İHLAL İDDİALARI HAKINDA
112. Başvuranlar, ayrıca Sözleşmenin 6, 8, 13, 14, 17 ve 18. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
113. Hükümet bu iddiaları kabul etmemektedir.
114. Sözleşmenin 10. maddesine ilişkin tespit dikkate alındığında Mahkeme, bu şikayetlerin kabul edilebilirlik ya da esası bakımından incelenmesine gerek olmadığı kanaatindedir (bk. diğer kararlar arasında, Kamil Uzun/Türkiye, No. 37410/97, § 64, 10 Mayıs 2007 ve tutukluların haberleşme özgürlüğü hakkına saygı gösterilmesiyle ilgili olarak benzer yaklaşımlar için bk. diğer kararlar arasında Mehmet Nuri Özen ve diğerleri, yukarıda anılan, § 20).
IV. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
115. Sözleşmenin 41. maddesi şu şekildedir:
Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçların ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.
A. Tazminat
116. Manevi tazminat için, Mesut Yurtsever 4.000 avro (EUR) ve Canar Yurtsever, Aydın Şaka, Ergin Atabey, Habip Çiftçi, Mahmut Cengiz, Mehmet Ergezen, İsmail Cengiz Oğurtan, Fevzi Abo, Abdullah Günay, Mehmet Ali Kaya, Adem Yüksekdağ ve Nezir Adıyaman isimli başvuranların her biri 5.000 EUR talep etmektedirler. Mahmut Cengiz, Aydın Şaka ve Abdullah Günay Mahkemeye yaptıkları başvuruların her biri için yukarıda son anılan miktarın verilmesini talep etmektedirler.
117. Hükümet, bu iddiaları kabul etmemektedir.
118. Mahkeme, manevi zarar için başvuranların her birine 300 EUR verilmesinin uygun olacağı kanaatindedir.
B. Masraf ve Giderler
119. Başvuranların her biri, kanıtlayıcı belge olarak avukatlık ücret sözleşmesini sunarak, avukatlık ücretleri bağlamında da 3.000 Türk lirası (TL) talep etmektedirler. Mahmut Cengiz, Aydın Şaka ve Abdullah Günay söz konusu avukatlık ücreti bağlamındaki miktarı Mahkemeye yaptıkları ve mevcut davada yer alan başvuruların her biri için talep etmektedirler.
Mesut Yurtsever dava masrafları için 600 TL talep etmekte, Canar Yurtsever, Aydın Şaka, Ergin Atabey ve Habip Çiftçi dava masrafları için müştereken 1.300 TL talep etmekteler, Mahmut Çavuş ve Mehmet Ergezen 24309/08 No.lu başvuru bağlamında açtıkları davanın masrafları için müştereken 1.300 TL talep etmekteler. İsmail Cengiz Oğurtan ve Fevzi Abo dava masrafları için müştereken 1.300 TL talep etmekteler, Abdullah Günay ve Mehmet Ali Kaya 26964/08 No.lu başvuru bağlamında açtıkları davanın masrafları için müştereken 1.300 TL talep etmekteler, Abdullah Günay ve Adem Yüksekdağ 26966/08 No.lu başvuru bağlamında açtıkları davanın masrafları için müştereken 1.300 TL talep etmekteler, Abdullah Günay 27088/08 No.lu başvuru bağlamında açtığı davanın masrafları için 600 TL ve 27090/08 No.lu başvuru bağlamında açtığı davanın masrafları için ise aynı miktarı talep etmekte, Abdullah Günay, Nezir Adıyaman ve Aydın Şaka 27092/08 No.lu başvuru bağlamında açtıkları davanın masrafları için müştereken 1.300 TL talep etmekteler ve Mahmut Cengiz 38752/08 No.lu başvuru bağlamında açtığı davanın masrafları için 600 TL, 38778/08 ve 38807/08 No.lu başvurular bağlamında açtığı davanın masrafları için ise aynı miktarları talep etmektedir.
120. Hükümet bu miktarlara itiraz etmektedir.
121. Mahkemenin içtihadına göre, başvuran masraf ve giderlerinin doğruluğunu, gerekliliğini ve ödenen miktarların makul olduğunu ispatlamak kaydıyla bu masraflar iade edilebilmektedir. Somut olayda, elinde bulunan belgeleri ve içtihadını göz önünde bulunduran Mahkeme, kendi önündeki yargılama için 500 EUR ödenmesinin makul olacağı kanısındadır ve bu miktarın başvuranların her birine ödenmesine karar vermektedir.
C. Gecikme Faizi
122. Mahkeme, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faiz oranına üç puanlık bir artış eklenerek belirlenmesini uygun görmektedir.
MAHKEME, BU GEREKÇELERLE,
1. Oybirliğiyle, başvuruların birleştirilmesine;
2. Oybirliğiyle, Sözleşmenin 10. maddesi bağlamındaki şikayetle ilgili başvuruların kabul edilebilir olduğuna;
3. Oybirliğiyle, Sözleşmenin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
4. Oybirliğiyle, Sözleşmenin 6, 8, 13, 14, 17 ve 18. maddeleri bağlamındaki şikayetlerin kabul edilebilirliği ve esasını ayrı olarak incelemeye gerek olmadığına;
5. a) Oybirliğiyle, Sözleşmenin 44. maddesinin 2. fıkrası gereğince, davalı Devletin, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde başvuranların her birine her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat için 300 EUR (üç yüz avro) ödemesi gerektiğine ve ödemenin yapıldığı tarihte geçerli oran esas alınarak bu miktarın davalı devletin para birimine dönüştürülerek ödenmesine;
b) Altıya karşı bir oyla Sözleşmenin 44. maddesinin 2. fıkrası gereğince, davalı Devletin, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde başvuranların her birine her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, masraf ve giderler için 500 EUR (üç yüz avro) ödemesi gerektiğine ve ödemenin yapıldığı tarihte geçerli oran esas alınarak bu miktarın davalı devletin para birimine dönüştürülerek ödenmesine;
c) Oybirliğiyle söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar, bu miktarlara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
6. Oybirliğiyle, Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine;
karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup; Sözleşmenin 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 20 Ocak 2015 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
YARGIÇ SAJO'NUN MUHALİF GÖRÜŞÜ
Çoğunluğun masraf ve giderlere ilişkin 5 b)nin düzenlenmesi konusunda vardığı tespite katılamamaktan dolayı üzüntü duyuyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy