(AİHS m. 4, 5, 13, 34, 35, 41, 44) (5271 S. K. m. 5, 250, 271) (DERECİ - TÜRKİYE DAVASI) (TACİROĞLU - TÜRKİYE DAVASI) (SANCHEZ-REISSE - İSVİÇRE DAVASI) (TEMEL VE TAŞKIN - TÜRKİYE DAVASI) (KOŞTİ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (CAHİT DEMİREL - TÜRKİYE DAVASI) (SAĞNAK - TÜRKİYE DAVASI) (GERGER - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 20827/08)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
16 Mart 2010
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (20827/08) nolu davanın nedeni T.C. vatandaşı Yüksel Yiğitdoğanın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 17 Nisan 2008 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul Barosu avukatlarından G. Tuncer tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran 1968 doğumludur ve halen Kocaeli cezaevinde hükümlü bulunmaktadır. Başvuran yasadışı silahlı örgüt Türkiye İhtilalci Komünistler Birliğine yönelik düzenlenen operasyon kapsamında 25 Temmuz 1999 tarihinde yakalanarak gözaltına alınmıştır. 1 Ağustos 1999 tarihinde hakim karşısına çıkarılan başvuran hakkında tutukluluk kararı verilmiştir. 9 Ağustos 1999 tarihli bir iddianame ile Türk Anayasal düzenini zor kullanarak yıkma girişiminde bulunmak suçundan başvuran hakkında kamu davası açılmıştır. Yakalanmasından itibaren hukuki merciler «atılı suçun niteliği ve isnat edilen suç», «delillerin durumu» ve «dosyanın içeriği» gibi benzer gerekçelerle düzenli bir biçimde başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
Dava dosyasında yer alan bilgilerden 11 Aralık 2007 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 9. Dairesinin bir kez daha başvuranın tutukluluk halinin devamına karar verdiği anlaşılmaktadır. Başvuranın avukatı 18 Aralık 2007de bu karara itiraz etmiştir. 21 Ocak 2008 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi 10. Dairesi, Yeni Ceza Muhakemesinin (CMK) (tutuklanma gerekçelerini) düzenleyen 100. maddesinde yer alan şartlara dayalı olarak bu itirazı reddetmiştir.
12 Eylül 2008 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 9. Dairesi başvuranı müebbet hapis cezasına çarptırmıştır. Dava dosyasında yer alan unsurlardan başvuran hakkında açılan dava süreci işbu kararın alındığı tarihte Yargıtay önünde halen sürmekteydi.
HUKUK
I. AİHSNİN 5/3 VE 4. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
AİHSnin 5/3 maddesine atıfta bulunan başvuran öncelikle tutukluluk süresinin uzunluğundan yakınmakta, AİHSnin 5/4 ve 13. maddeleri kapsamında tutukluluk süresinin uzunluğuna itiraz edilebilecek etkili başvuru yollarının bulunmadığını ileri sürmektedir. Başvuran bu bağlamda tutukluluk süresinin uzunluğuna karşı açılan davanın duruşma yapılmadan gerçekleştiğini ve bir duruşma yapılması talebinin mahkeme tarafından reddedildiğini iddia etmektedir. Başvuran öne sürmüş olduğu bu şikayetlere ilişkin iç hukukta etkili başvuru yollarının mevcut olmadığını belirterek Yeni Ceza Muhakemesi Kanununun hükümlerinin anayasallığının Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenmesi bakımından mahkemeye usulen yapmış olduğu itirazın reddedildiğini öne sürmektedir.
Dava olaylarını hukuki açıdan incelemekle mükellef AİHM (Bkz. Guerra vd.-İtalya, 19 Şubat 1998) AİHSnin 13. maddesinde yer alan yükümlülüklere nazaran bir üst kanun olması göz önünde bulundurulduğunda bu son şikayeti AİHSnin 5/4 maddesi başlığı altında irdeleyecektir (Bkz. Nikolova-Bulgaristan no: 31195/96).
A. Kabuledilebilirlik hakkında
Hükümet başvuranın eski ve Yeni Ceza Muhakemesi Kanununda gözaltının yasallığına karşı öngörülen başvuru yollarını kullanmaması ölçüsünde iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazında bulunmaktadır.
Başvuran Hükümetin bu savına karşı çıkarak özellikle ilk derece mahkemesine birçok kez serbest bırakılma talebinde bulunduğunu ve aynı şekilde müteaddid kez tutukluluk süresine itiraz ettiğini öne sürmektedir.
AİHM mevcut davanın koşullarında Hükümetin mesnetten yoksun olan itirazını reddetmektedir. AİHM ayrıca şikayetlerin herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesinin yer almadığını hatırlatır. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esasa dair
1. AİHSnin 5/3 maddesi
Hükümet bilhassa işlenen suçların niteliği, öngörülen cezaların ağırlığı, suçun tekrarı ve delillerin yok edilmesi tehlikesi göz önünde bulundurulduğunda tutukluluk süresinin uzunluğunun aşırı olarak değerlendirilemeyeceğini savunmaktadır.
Başvuran bu sava karşı çıkmaktadır.
AİHM başvuranın tutukluluk süresinin 25 Temmuz 1999 tarihinde başlayıp ilk derece mahkemesinin 12 Eylül 2008de vermiş olduğu mahkumiyet kararı ile sona erdiğini saptamaktadır. Bu süre dokuz yıl bir aydan fazladır.
AİHM daha önce de benzer sorunları ortaya koyan başvuruları incelediğini ve AİHSnin 5/3 maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını anımsatır (Bkz. diğer birçokları arasında Dereci-Türkiye no: 77845/01, 24 Mayıs 2005 ve Taciroğlu-Türkiye no: 25324/02, 2 Şubat 2006). Hükümet bu davada farklı bir sonuca ulaşılmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmamıştır. AİHM bu şikayete ilişkin AİHSnin 5/3 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
2. AİHSnin 5/4 maddesi
Hükümet benzer argümanlarla itirazını yinelemekte ve tutukluluk halinin yasallığına karşı denetimi sağlayacak etkili bir başvuru yolunun mevcut olduğunu yinelemektedir.
Başvuran bu savlara karşı çıkmakta ve esas hakimlerinden sözlü ve yazılı olarak serbest bırakılma taleplerinde bulunduğunu fakat bunların sistemli bir şekilde reddedildiğini ileri sürmektedir. Bununla birlikte Hükümetin argümanının aksine tutukluluk haline karşı yapmış olduğu birçok itiraz başarısızlıkla sonuçlanmıştır.
AİHM yakalanan ya da tutulu bulundurulan kimselerin yargı usulünün gereklerini karşılayacak yargılanma ve AİHS uyarınca hürriyetten yoksun bırakma işleminin esasının «yasal» olmasını isteme haklarının olduğunu hatırlatır. Tutukluluk haline karşı yapılan itirazı değerlendiren adli bir merciinin bilhassa çekişmeli yargı sürecinde taraflar arasındaki «silahların eşitliği» ilkesini de gözeten bir duruşmanın gerçekleşmesini sağlayacak hukuki güvenceleri sağlaması gerekmektedir (Bkz. Sanchez-Reisse-İsviçre, 21 Ekim 1986, Toth-Avusturya 12 Aralık 1991, Kampanis-Yunanistan 13 Temmuz 1995, Schöps-Almanya no: 25116/94).
AİHM başvuranın ilk derece mahkemesi önünde yapılan duruşmalarda birçok kez serbest bırakılma taleplerinde bulunduğunu ve bunların tamamının reddedildiğini gözlemlemektedir. AİHM sonuç itibarıyla, iç hukuktaki mahkemelerin başvuran hakkında yapılan eksik iddialardan kaçınma ve aşırı olarak nitelendirilebilecek tutukluluk halini sonlandırma olanaklarının bulunduğunu ifade etmektedir (Bkz. Temel ve Taşkın-Türkiye no: 40159/98, 14 Kasım 2002, Acunbay-Türkiye no: 61442/00 ve 61445/00, 31 Mayıs 2005 ve Çobanoğlu ve Budak-Türkiye no: 45977/99, 30 Ocak 2007).
AİHM, Hükümetin öne sürmüş olduğu başvuru yolu ile ilgili olarak daha önce de benzer başvurularda incelediği üzere sözü edilen başvuru yolunun bir yanda etkisiz ve uygulamada başarı ile sonuçlanabilecek bir başvuru şansını garanti etmemesi (Bkz. diğerleri arasında, Koşti vd.-Türkiye no: 74321/01, 3 Mayıs 2007), öte yanda adli bir merci nezdinde sağlamış olduğu güvenceler arasında özellikle vicahilik ve silahların eşitliği ilkelerine riayet edilmemesi nedeniyle etkili bir başvuru olarak addedilemeyeceğini ifade etmektedir (Bkz. aynı anlamda, Bağrıyanık-Türkiye kararı, no: 43256/04, 5 Haziran 2007).
AİHM bunun yanı sıra itiraza ilişkin süreci düzenleyen yasal mevzuatın 4 Aralık 2004 tarihinde değişikliğe uğradığını hatırlatarak Hükümetin CMK ile ilgili itirazına dair, sözkonusu Kanunun 271. maddesinin bir hükümlünün temsilcisine veya sanık avukatına itiraz hakkının incelendiği sırada adli bir mercii tarafından dinlenme olanağını tanıdığını not etmektedir. Bununla birlikte, itiraz süreci prensip olarak duruşma yapılmaksızın gerçekleşmekte, olası muhtemel bir duruşma talebi ise sanıklar ve/veya temsilcileri tarafından dile getirilse dahi hukuki yetkilinin inisiyatifine bırakılmaktadır.
AİHM, başvuranın tutukluluk işlemine karşı birçok kez itiraz ettiği ve bunların mahkeme tarafından reddedildiği hususuna Hükümetin karşı çıkmadığını hatırlatır. AİHM ayrıca 21 Ocak 2008 tarihinde 10 nolu Ağır ceza mahkemesi tarafından duruşma yapılmadan başvuranın serbest bırakılma talepleri reddedilmiş, üstelik bu talepler «atılı suçun niteliği ve isnat edilen suç» ve «dosyanın durumu» gibi birbirinin neredeyse aynısı basmakalıp gerekçelere dayandırılmıştır (Bkz. diğerleri arasında, Cahit Demirel-Türkiye no: 18623/03, 7 Temmuz 2009 ve Sağnak-Türkiye no: 45465/04, 13 Ekim 2009).
AİHM bu bağlamda itiraz başvurusuna değin 2004 yılında gerçekleştirilen yasal değişikliği not etmektedir. Bununla birlikte, Yeni Ceza Muhakemesi Kanununun 1 Haziran 2005 tarihinden itibaren uygulanmaya başlandığını, oysa başvuranın 25 Temmuz 1999 tarihinden bu yana özgürlüğünden yoksun bırakıldığını, dolayısıyla bu hükümlerin uygulanamayacağını dikkate almaktadır. AİHM görevinin mevcut dava koşullarının değerlendirilmesi ile sınırlı olduğunu dile getirmekte ve Hükümetin Yeni Ceza Muhakemesi Kanununun 5/4 maddesi anlamında etkili bir itiraza elverişli başvuru imkânı tanıdığını gösterir somut herhangi bir örneği sunmadığını belirtmektedir. Bütün bu sözü edilen ışığında ve mevcut başvurunun koşullarında AİHM daha önce varmış olduğu sonuçların dışına çıkılmasını gerektirecek herhangi bir neden görememekte ve AİHSnin 5/4 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
II. ÖNE SÜRÜLEN DİĞER İDDİALAR HAKKINDA
AİHSnin 5. maddesiyle bağlantılı olarak 14. maddesine atıfta bulunan başvuran Yeni Ceza Muhakemesi Kanununun 250/1 c) maddesi ile öngörülen suçlar için tutukluluk süresini asgari beş yıl süreyle sınırladığı halde tutukluluk süresini hiçbir şekilde sınırlamaması ölçüsünde 5320 ve 5739 sayılı Kanunların kabulünün uygulamada bir ayrımcılığa yol açtığını iddia etmektedir.
Bu bağlamda, AİHM mevcut başvuruda iç hukuktaki yasanın tutukluluk süresinin asgari uzunluğuna dair yapmış olduğu ayrımın farklı gruplara yönelik değil, ciddiyet derecesine göre farklı türlerdeki suçlara uygulandığını anımsatır. AİHM bu noktada AİHSye aykırı bir «ayrımcılığın» mevcut olduğunu gösterir herhangi bir unsurun yer almadığını belirtmektedir. Yapılan bu şikayet dayanaktan yoksun bulunmaktadır ve AİHSnin 35/3. ve 4. maddelerinin uygulanmasına istinaden reddedilmelidir (Bkz. mutatis mutandis Gerger-Türkiye kararı no: 24919/94, 8 Temmuz 1999).
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
Başvuran 30.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir. Başvuran ayrıca avukatlık ücreti için 3.126 Euro ve AİHM önünde yapmış olduğu yargılama giderleri için 185 Euro talep etmektedir. Başvuranın temsilcisi bunun üzerine çalışma saatlerini belirtir ayrıntılı bir belgeyi sunmaktadır. Hükümet bu meblağları aşırı olarak nitelendirmekte ve AİHMyi bunları reddetmeye çağırmaktadır.
Başvuranın belirli bir ölçüde manevi zarara uğradığını kabul eden AİHM bu yönde başvurana 11.000 Euro tazminat ödenmesini kararlaştırmaktadır. Avukatlık gideri ile ilgili olarak başvuranın temsilcisinin sunmuş olduğu belgeyi dikkate alarak bu yönde makul olarak 1.000 Euro ödenmesini uygun görmektedir.(Bkz. Tamay vd.-Türkiye no: 38287/04, 1416/05, 1688/05, 2596/05, 12342/05, 17250/05, 20241/05, 26665/05, 29859/05, 30476/05, 31959/05, 37196/05 ve 23484/06, 29 Eylül 2009). AİHM buna karşılık, kanıtlayıcı bir belgenin yokluğunda yargılama masraf ve giderlerine ilişkin talebi reddetmektedir.
AİHM gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç puanlık bir artışın eklenerek belirleneceğini ifade etmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun tutukluluğun uzunluğuna ve tutukluluğun yasallığını denetleyecek etkili bir başvurunun bulunmadığına dair bölümünün kabuledilebilir, bunun dışında kalanların kabuledilemez olduğuna;
2. AİHSnin 5/3 ve 4 maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) AİHSnin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından:
(i) başvurana 11.000 (on bir bin) Euro manevi tazminat ödenmesine;
(ii) temsil gideri için başvurana 1.000 (bin) Euro ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 16 Mart 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy