(AİHS. m. 2, 6, 35) (SABRİ GÜNEŞ - TÜRKİYE DAVASI) (KILINÇ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 25082/08)
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Aksu / Türkiye Davasında
Başkan
Guido Raimondi,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Andras Sajö,
Helen Keller,
Paul Lemmens,
Robert Spano,
Jon Fridrik Kjølbro
ve Daire Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismithin katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 20 Mayıs 2014 tarihinde daire olarak gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, 20 Mayıs 2008 tarihli başvuruyu dikkate alarak aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY
1. Başvuran Nuri Aksu, 1958 doğumlu ve İstanbul da ikamet eden bir Türk vatandaşıdır. Başvuran Mahkeme önünde, Ankara da görev yapan avukat A. Bilgin tarafından temsil edilmiştir.
2. Davanın olayları, başvuranın ifade ettiği şekilde aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Başvuranın oğlu Ayhan Aksu (bundan sonra « Ayhan ») 21 Ağustos 1998 tarihinde İzmir Gaziemir Eğitim Merkez Komutanlığı 3. Tabur bünyesinde zorunlu askerlik hizmetini yerine getirmeye başlamıştır.
4. Ayhan, eğitiminin sonunda tamirci ve araç sürücüsü olarak Edirne-Keşan 102. Topçu alayına katılmıştır.
5. Ayhan, 30 Mayıs 1999 tarihinde bir diğer asker K.S.D yi araçla komutanlık garajına götürmüştür. Komutanlığa vardıktan sonra arabayı park etmiştir ve K.S.D Ayhan dan anahtarları buraya teslim etmek için kontrol binasına kadar kendisine eşlik etmesini istemiştir. Binanın girişinde görevli olan asker M.Y., K.S.D nin geçişine izin vermiş ancak M.Y. tüfeğini Ayhana doğrultarak, Ayhanı durdurmuş ve ondan binaya giriş için yazılı izin belgesi istemiştir. Ayhan bunun üzerine M.Yye «beni öldürecek misin ?» diye sormuş, M.Y. de Ayhana nişan alarak onu öldürmüştür.
A. Askeri Mahkemeler Önünde Yürütülen Dava
6. Gelibolu Askeri Savcılığı, 24 Haziran 1999 tarihinde M.Y. hakkında, kasten adam öldürmek suçlamasıyla iddianame hazırlamıştır.
7. Gelibolu Askeri Mahkemesi 18 Ekim 2000 tarihinde görevsizlik kararı vererek dosyayı Edirne Ağır Ceza Mahkemesi ne göndermiştir.
8. Başvuranın kararı temyiz etmesinin ardından, Askeri Yargıtay 15 Mayıs 2001 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
B. Sivil Ceza Mahkemeleri Önünde Yürütülen Dava
9. Başvuran ceza davası sürecinde belirtilmeyen bir tarihte davaya müdahil olmuş ancak başvuran, ilk derece mahkemesinin kararında belirtildiği üzere (aşağıdaki 10. paragraf) artık böyle bir hukuki yola da başvuramayacağı tarih olan (aşağıdaki 32. paragraf) yeni Ceza Muhakemesi Kanununun yürürlüğe girdiği 1 Haziran 2005 tarihine kadar herhangi bir miktar belirtmeyip tazminat talebinde de bulunmamıştır.
10. Edirne Ağır Ceza Mahkemesi M.Y.yi 28 Eylül 2006 tarihinde kasten adam öldürmekten yirmi beş yıl hapis cezasına mahkum etmiştir.
11. Yargıtay 15 Şubat 2008 tarihinde bu mahkumiyet kararını onamıştır.
C. İdari Yargı Önünde Yürütülen Tazminat Davası
12. Başvuran, başvuranın eşi ve diğer oğlu ceza davasına paralel olarak, yakınlarının askerlik hizmeti sırasında ölümü nedeniyle maruz kaldıklarını iddia ettikleri maddi ve manevi zararlar için 2 Mayıs 2000 tarihli bir başvuruyla Milli Savunma Bakanlığından tazminat talep etmişlerdir.
13. Bu talep 8 Haziran 2000 tarihinde reddedilmiştir.
14. İlgililer Milli Savunma Bakanlığı aleyhine açtıkları tazminat davasını 18 Temmuz 2000 tarihinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesine götürmüşlerdir.
15. İlgililer bu dava ile yakınlarının ölüm tarihi itibariyle uygun gecikme faizi ve ayrı ayrı hesaplanan
- Aile fertlerinin her biri için maddi tazminat olarak 4.000.000.000 eski Türk Lirası (« TRL ») (yani bu tarih itibariyle yaklaşık 6.800 avro -), yine aile fertlerinin her biri için manevi tazminat olarak 1 500 000 000 TRL (yani bu tarih itibariyle yaklaşık 2 550 avro);
-Müteveffanın erkek kardeşi için 1.000.000.000 TRL (yani bu tarih itibariyle 1.700 avro) manevi tazminat olmak üzere toplamda 12.000.000.000 TRL (yani dönem itibariyle yaklaşık 20.400 avro) tazminat talep etmişlerdir.
16. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi başvuran ve ailesinin maddi kaybının tespiti amacıyla bilirkişi görevlendirmiştir.
17. Bilirkişi 16 Mayıs 2003 tarihinde müteveffanın annesinin maddi zararını 3.573.830.130 TRL (yaklaşık 2 100 avro), babasının kaybını ise 3.919.400.193 TRL (yaklaşık 2 300 avro) olarak değerlendirmiştir.
18. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi 1 Ekim 2003 tarihli kararıyla, Ayhanın ölümü ile bu şekilde sonuçlanan zorunlu askerlik hizmeti arasında bir nedensellik bağı olduğuna karar vermiştir. Mahkeme böylelikle söz konusu davayı meydana getiren olayda idarenin sorumluluğunu da kabul etmiştir. Bilirkişi raporuna herhangi bir itirazda bulunulmadığını da dikkate alan Mahkeme, ilgililerin taleplerini kısmi olarak haklı bulmuş ve bu bilirkişi raporuna dayanarak idareyi aşağıdaki meblağları ödemeye mahkum etmiştir:
- maddi zararı bağlamında Ayhanın annesine 3.573.830.130 TRL (yaklaşık 2 200 avro), başvurana 3.919.400.193 TRL (yaklaşık 2 400 avro)
ve
- manevi zarar bağlamında aile fertlerinin her birine 1.200.000.000 TRL (bu tarih itibariyle yaklaşık 750 avro) ve Ayhanın erkek kardeşine 500.000.000 TRL (bu tarih itibariyle 300 avro).
Askeri Yüksek İdare Mahkemesi aşağıdaki tespitler de bulunmuştur:
- maddi zararlar için belirlenen tazminatlara, müteveffanın gelir elde edecek olduğu tarih yani 1 Mayıs 2000 tarihinden 31 Aralık 2002 tarihine kadar olan süreç için yıllık % 60, 1 Ocak 2003 tarihinden 31 Mart 2003 tarihine kadar olan süreç için % 55 ve 1 Nisan 2003 tarihinden ödeme yapıldığı tarihe kadar olan süre için % 30 gecikme faizi uygulanacaktır;
- manevi zararlar için belirlenen tazminatlara da 30 Mayıs 1999 tarihinden 31 Aralık 2000 tarihine kadar süre için yıllık % 50, 1 Ocak 2000 tarihinden (sic-metinden aynen alıntı) 31 Aralık 2002 tarihine kadar süre için % 60 ve 1 Nisan 2003 tarihinden ödeme tarihine kadar % 30 gecikme faizi uygulanacaktır.
19. Bu karar başvurana 18 Kasım 2003 tarihinde tebliğ edilmiştir.
ŞİKAYETLER
20. Sözleşmenin 2. maddesini ileri süren başvuran, olaya dahil olan muhafız tarafından nedensiz olarak öldürüldüğünü değerlendirerek, oğlunun yaşam hakkının ihlal edildiğinden şikayet etmektedir. Başvuran bu bağlamda askeri yetkilileri zorunlu olan önleyici tedbirleri almamakla suçlamaktadır.
21. Sözleşme nin 6. maddesini dayanak gösteren başvuran, gerekçe olarak;
- bir yandan oğlunun ölümünden sorumlu olan şahıs hakkında başlatılan ve 30 Mayıs 1999 ve 15 Şubat 2008 tarihleri arasında yapılan yargılamanın süresinin başka bir deyişle dokuz yıllık bir sürenin;
- diğer yandan ulusal mahkemelerce belirlenen tazminatların yetersizliğinin, adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini belirtmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Sözleşme nin 2. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası Hakkında
22. Sözleşme nin 2. maddesini ileri süren başvuran, oğlunun yaşam hakkının, bu bağlamda önleyici tedbirleri almaktan yoksun olan askeri yetkililerce korunmadığı kanısındadır.
23. Mahkeme, Sözleşme nin 2. maddesinin, Devleti yalnızca kasten ve yasaya aykırı biçimde ölüme sebebiyet vermekten kaçınmaya değil aynı zamanda yargılamasına konu olan kişilerin yaşamının korunması için zorunlu tedbirleri almaya da zorunlu tuttuğunu hatırlatmaktadır (L.C.BJ Birleşik Krallık, 9 Haziran 1998, § 36, Hüküm ve Kararların Derlemesi 1998-III).
24. Sözleşme nin 2. maddesi, bireyin yaşamının başkalarının suç unsuru taşıyan eylemleriyle tehdit edilmesinden korunması için asayiş konusunda koruyucu tedbirlerin alınmasının pozitif yükümlülüğünü Devletler açısından da kapsayabilmektedir (Osman/Birleşik Krallık, 28 Ekim 1998, § 115, Hüküm ve Kararların Derlemesi 1998-VIII). Bu yükümlülük şüphesiz zorunlu askerlik hizmeti alanında da geçerlidir (Alvarez Ramön/İspanya (Kabul edilebilirlik kararı), No. 51192/99, 3 Temmuz 2001).
25. Mahkeme, somut olayda ulusal mahkemelerin başvuranın oğlunun cinayete kurban gittiğine karar verdiğini dikkate almaktadır. Ancak, askeri yetkililerinin muhafız M.Y.nin böyle bir cinayet işleyeceğini öngörebileceklerine dair dosyada herhangi bir unsur bulunmamaktadır.
26. Mahkeme, mevcut davanın koşullarını dikkate alarak, her ne kadar üzücü olsalar da, askeri yetkilileri bu trajediyi önleyememiş olmakla sorumlu tutulmaları, Sözleşmenin 2. maddesinden doğan yükümlülükleri açısından kendilerine gerçek dışı ve aşırı bir yük dayatmak anlamına geleceğini değerlendirmektedir (Kılınç ve diğerleri/Türkiye, No. 40145/98, §§ 43 ve 54, 7 Haziran 2005, Salgın/Türkiye, No. 46748/99, §§ 11-50 ve 79-84, 20 Şubat 2007, Seyfı Karan/ Türkiye (kabul edilebilirlik kararı), No. 20192/04, 23 Şubat 2010, Korgancı ve diğerleri/Türkiye (kabul edilebilirlik kararı), no. 27479/09, 19 Haziran 2012 ve Eryılmaz/Türkiye (kabul edilebilirlik kararı), No. 47513/06, 2 Ekim 2012).
27. Bu nedenle yukarıda belirtilenler ışığında Mahkeme, Sözleşmenin 2. maddesi bağlamındaki şikayetlerinin açıkça dayanaktan yoksun olduğunu ve Sözleşmenin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerektiği kanısındadır.
B. Sözleşme nin 6. maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında
28. Başvuran Sözleşmenin 6. maddesi bağlamında ilk olarak oğlunun ölümünün sorumlusu olan kişi hakkında başlatılan ve 30 Mayıs 1999 ve 15 Şubat 2008 tarihleri arasında yapılan yargılamanın süresi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini belirtmektedir.
29. Mahkeme, belirtilen bu tarihlerin sırasıyla başvuranın oğlunun öldüğü güne ve ceza davasının sona erdiği güne denk geldiğini dikkate almaktadır. Dolayısıyla başvuranın, esasen ceza davasının süresi ile ilgili şikayette bulunduğu anlaşılmaktadır.
30. Mahkeme öncelikle Sözleşmenin üçüncü kişiler hakkında dava açılmasına veya bu kişilerin mahkûm ettirilmelerine hak tanımadığını hatırlatmaktadır. Bu hakkın, Sözleşme kapsamında değerlendirilmesi için en azından sembolik bir tazminatın elde edilmesi veya hukuki nitelikli bir hakkın korunması amacıyla ulusal mevzuatın hukuki anlamda öngördüğü dava açma hakkının mağdur tarafından kullanılmasını zorunlu kılmaktadır (Perez/Fransa, No. 47287/99, §§ 66-71, AİHM 2004-I ve Gorou/Yunanistan (no.2) (BD), No. 12686/03, §§ 24-25, 20 Mart 2009).
31. Mahkeme, herhangi bir suça bağlı olarak mağdur olduğunu iddia eden şahsın şikayetçi olduğu kişi ya da kişilerin cezai sorumluluklarının ceza mahkemelerince tespit edilmesi amacıyla savcılık tarafından yürütülen kamu davasına müdahil olarak katılmaları gerektiğini kaydetmektedir.
32. Türk hukukunda, 1 Haziran 2005 tarihine kadar yürürlükte olan eski Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu kapsamında, müdahil taraf olmak aynı zamanda tazminat hakkını ileri sürmek için bir araçtır. Bununla birlikte, tazminat talebinin, müdahil tarafı teşkil etmekle ilişkili olmaması sebebiyle açıkça ceza mahkemesi önünde sunulması gerekmektedir. Benzer başvuru, yargılamanın her aşamasında, birinci derece mahkemesindeki yargılamanın sona ermesinden önce yapılmalıdır (Beyazgül/Türkiye, No. 27849/03, § 35, 22 Eylül 2009).
33. Bununla birlikte, Yeni Ceza Muhakemesi Kanunu ile şahsi davacı olma imkanı ortadan kaldırılmıştır. 1 Haziran 2005 tarihinden itibaren mağdur taraf, maruz kaldığı zararın tazmini için sadece hukuki veya idari başvuru yollarına sahiptir.
34. Mevcut davada, başvuran davaya müdahil olmasına rağmen, miktar belirterek tazminat taleplerini hiçbir şekilde sunmamış ve hatta ceza yargılama makamları önünde zararlarının tazmin edilmesini açıkça talep de etmemiştir. Bir başka ifadeyle, ilgili yalnızca sorumluların cezai anlamda mahkûm edilmesi için baskı oluşturmak amacıyla davaya müdahil olmuştur. Dolayısıyla ihtilaf konusu ceza yargılamasında başvuranın müdahil tarafı teşkil etmesi Sözleşmenin 6. maddesinin uygulama alanına girmemektedir. Başvurunun bu kısmının Sözleşmenin 35. maddesinin 3. ve 4. fıkraları uyarınca Sözleşme ile konu bakımından (ratione materia) bağdaşmadığından dolayı kabul edilemez olduğu belirtilmelidir (daha önce anılan Perez kararı, § 56, Nusrettin Türk/Türkiye (kabul edilebilirlik kararı), No. 7961/02, 5 Haziran 2007, Abdurrahman Kılınç, Mennune Kılınç ve Şule Özsoy/Türkiye (kabul edilebilirlik kararı), No. 40145/98, 10 Eylül 2002, anılan Beyazgül kararı, §§ 43-44 ve Öztürk/Türkiye (kabul edilebilirlik kararı, No. 34644/07, § 30, 2 Ekim 2012).
35. Sonuç olarak, Sözleşmenin 35. maddesinin 1, 3 ve 4. fıkraları uyarınca başvurunun reddedilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
36. Başvuran Sözleşme nin 6. maddesi alanında ayrıca ulusal mahkemeler tarafından belirlenen tazminat miktarlarının yetersizliğinden şikayet etmektedir.
37. Mahkeme somut olayda Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin özellikle iç hukukta kesinleşmiş 1 Ekim 2003 tarihli kararının 18 Kasım 2003 tarihinde yani başvurunun yapıldığı tarihten altı ayı aşkın bir süre önce başvurana tebliğ edildiğini gözlemlemektedir.
38. Mahkeme bu bağlamda iç hukuk yollarının tüketilmesi çerçevesinde altı aylık sürenin nihai kararın tebliği itibariyle kısa olduğunu hatırlatmaktadır (Sabri Güneş/Türkiye (BD), No. 27396/06, § 53, 29 Haziran 2012).
39. Sonuç olarak başvurunun bu kısmı süresi içinde yapılmamıştır ve Sözleşmenin 35. maddesinin 1. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle, Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy