(AİHS m. 2, 3, 6, 13, 14, 34, 35, 41, 44) (4483 S. K. m. 2) (DÜZOVA - TÜRKİYE DAVASI) (CEYHAN DEMİR VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (KESER VE KÖMÜRCÜ - TÜRKİYE DAVASI) (PERİŞAN VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (EVRİM ÖKTEM - TÜRKİYE DAVASI) (EROL ARIKAN VE DİĞERLERİ V. - TÜRKİYE DAVASI) (ATAMAN - TÜRKİYE DAVASI) (ALİ GÜNEŞ - TÜRKİYE DAVASI) (ABDULLAH YAŞA VE DİĞERLERİ V. - TÜRKİYE DAVASI) (ATAYKAYA - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru No. 25595/08 ve 34252/10)
KARAR
STRAZBURG
26 Mayıs 2015
İşbu karar, Sözleşme'nin 44 § 2 maddesinde belirlenen şartlara göre kesinleşecek olup, bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Songül İnce / Türkiye davasında,
Başkan
Andras Sajo,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Nebojsa Vucinic,
Helen Keller,
Egidijus Kuris,
Robert Spano,
Jon Fridrik Kjolbro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Abel Camposun katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları (İkinci Bölüm), Daire olarak toplanarak, 7 Nisan 2015 tarihinde gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (25595/08 ve 34252/10 No.lu) davanın temelinde, isimlerinin listesi belge ekinde yer alan on sekiz T.C. vatandaşının (''başvuranlar''), 8 Ocak 2008 (başvuru No. 25595/08) ve 10 Mayıs 2010 tarihlerinde (başvuru No. 34252/10), İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (''Sözleşme'') 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları iki başvuru bulunmaktadır.
1. Başvuran Özkan Pekgüleç (başvuru No. 25595/08) İstanbul Barosuna bağlı Avukat S. Ballıkaya tarafından temsil edilmiştir. Diğer başvuranlar da (başvuru No. 34252/10) İstanbul Barosuna bağlı Avukat M. Filorinalı tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti (Hükümet) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
2. Başvurular, 23 Kasım 2010 tarihinde, Hükümete tebliğ edilmiştir.
OLAY
I. DAVANIN KOŞULLARI
3. Başvuranların doğum tarihleri ekte yer almaktadır. 5.Tutuklu bulunan çok sayıda mahkum, özellikle mahkumlar için daha küçük yaşam alanlarına sahip birimlerin oluşturulmasını temel alan, F tipi Cezaevleri projesine karşı açlık grevine ve ölüm orucuna başlamışlardır.
4. Aralık 2000 yılında, milletvekili, sivil toplum örgütleri temsilcileri, bir grup sanatçı ve tanınan entelektüellerden oluşan arabulucu heyeti açlık grevi yapan kişilerle görüşmüşlerdir. Avrupa İşkencenin ve İnsanlık Dışı Ceza veya Muamelenin Önlenmesi Komitesinden (CPT) bir heyet de Türk Hükümetinin davetlisi olarak görüşmelerde bulunmak üzere Türkiyeye gelmiştir. Bununla birlikte hiçbir çözüm bulunamamıştır.
5. Bayrampaşa Cezaevi Müdürü, 18 Aralık 2000 tarihinde, İstanbul Savcılığının izniyle güvenlik güçlerinin müdahale etmesi talebinde bulunmuştur. Cezaevi Müdürü, kırk beş mahkumun ölüm orucu tuttuklarını ve cezaevi doktorları tarafından sağlanan günlük sağlık muayenesinden geçmeyi ve kendilerinin önerdiği tedavileri reddettiklerini dile getirmiştir. Mahkumlar, arabulucuların, ailelerin ve doktorların müdahalelerine rağmen oruç tutmaya devam etmişlerdir. Mahkumlar, 15 Aralık 2000 tarihinde, Tabipler Birliği tarafından gönderilen doktorlar tarafından muayene edilmeyi reddetmişlerdir. Doktorlar, tutuklularda endişe verici kilo kaybı meydana geldiğini ve sağlıklarının kötüye gittiğini gözlemlemişler aynı zamanda gelecek günlerde ilgililerin yaşamsal işlevlerini kaybedeceklerini ve ilk ölümlerin gerçekleşeceğini tespit etmişlerdir. Cezaevinin Müdürü için, güvenlik güçlerinin müdahale etmesi mahkumlara gerekli tedavilerin verilmesine ve ölümlerin önlenmesine imkan sağlayacaktır.
A. Bayrampaşa Cezaevinde Güvenlik Güçlerinin Müdahalesi
6. Güvenlik güçleri, 19 Aralık 2000 tarihinde, başvuranların tutuklu bulunduğu Bayrampaşa Cezaevi de dahil olmak üzere yaklaşık yirmi cezaevinde eş zamanlı müdahalede bulunmuşlardır. Hayata dönüş olarak adlandırılan bu operasyon sırasında güvenlik güçleri ve mahkumlar arasında şiddetli çatışmalar meydana gelmiştir.
7. Bayrampaşa Cezaevinde operasyon sekiz (8) koğuştan oluşan C blok ile ilgilidir. Bu operasyon sırasında on iki mahkum hayatını kaybetmiş olup birçok başvuranın da aralarında bulunduğu ve kimileri ateşli silah ile yaklaşık elli mahkum yaralanmıştır.
8. Operasyonun ardından düzenlenen on sekiz sayfalık tutanağa göre, müdahale saat 05.00da başlamış olup saat 20.30da sona ermiştir. Güvenlik güçlerinin teslim olma çağrılarından sonra, bazı koğuşları işgal eden mahkumlar direnmeksizin koğuşları tahliye etmeyi kabul etmişlerdir. Diğer mahkumlar, koğuşların kapılarının arkasına barikat kurmuş olup ateşli silahlar, alev makinesi, molotof kokteyli ve yanıcı maddeler kullanarak direnmeye ve saldırmaya devam etmişlerdir. Güvenlik güçleri, direnişçileri etkisiz hale getirmek için göz yaşartıcı gaz bombalarının ve gerektiği durumlarda ateşli silahlarını kullanmışlardır (bu tutanakta belirtildiği şekliyle olayların gidişatını daha ayrıntılı olarak tarif edilmesi için bk. İsmail Altun/Türkiye davası, No. 22932/02, §§ 9-19, 21 Eylül 2010)
9. Başvuran Songül İnce, bu operasyon sırasında merminin isabet etmesi sonucu yaralanmıştır. Başvuranlar Özgül Dede ve Gülperi Özen'in ise koğuşun alev aldığı esnada vücutlarında yanıklar meydana gelmiştir.
10. İtfaiyeciler tarafından düzenlenen yangın tutanağına göre, şilte ve yatakların ateş alması sonucu yangın çıktığı tahmin edilmektedir. Ardından yangın bütün koğuşa yayılmıştır.
B. Başvuranların Tedaviye Alınması
11. Yaralı olmayan ve sağlık durumları tedavi gerektirmeyen mahkumların koğuşu tahliye ettikten sonra, diğer cezaevlerine doğrudan sevk edilmişlerdir.
Başvuranlar Recep Çingitaş, Ali Polat, Şenol İskender, Muammer Pakkan, Hasan Aksakal, Kenan Güngör, Canali Türkmen, Hasan Demir ve Cengiz Bayır ile ilgili olarak, Edirne Cezaevine kabulleri sırasında yapılan sağlık muayenesinde bedenlerinde herhangi bir darp izine rastlanılmamıştır.
12. Başvuranlara gelince, Bayrampaşa Hastanesinde tedaviden yararlanmışlardır.
- Fatma Güzel, ciğerlerinde hırıltı nedeniyle kendisine ilaç tedavisi uygulanmıştır. Fatma Güzelin muayenesinde, bedeninde hiçbir darp izine rastlanmamıştır.
- Aydan Odabaşın sağlık muayenesinde, darp sonucu oluşan sol omzunda ve sağ işaret parmağında bir morarma teşhis edilmiştir.
- Özgül Dede alnında, saç derisinde, sırtında ve kürek kemiğinde meydana gelen yanıklar için hastanenin cerrahi bölümüne alınmıştır. Başvuran, 24 Aralık 2000 tarihinde hastaneden ayrılmıştır.
- Gülperi Özende saç derisinde ve ellerinde meydana gelen yanıklar için hastanenin cerrahi bölümüne alınmış olup tedavisinin sonunda 8 Haziran 2001 tarihinde hastaneden ayrılmıştır.
- Songül İncenin dirseğinde oluşan birçok kırığa ve kasların aynı zamanda tendonlarının yırtılmasına yol açan merminin isabet etmesi sonucu yaralanması nedeniyle hastanede ilk tedavisine başlanmıştır. Akabinde başvuran hasta yoğunluğu nedeniyle Bayrampaşa Hastanesine tekrar sevk edilmeden önce tedavi edildiği Haseki Hastanesi Ortopedi Bölümüne nakledilmiştir.
13. Adli Tıp Kurumu tarafından 11 Ocak 2001 tarihinde düzenlenen rapora göre, başvuran Songül İnceye merminin isabet etmesi sonucu yaralanmasına ilişkin yaşam bulguları hakkında bir değerlendirme yapılmamış olup altmış günlük iş göremezlik raporu verilmiştir.
23 Şubat 2001 tarihinde Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen ikinci rapora göre, başvuran Özgül Dede ve Gülperi Özende meydana gelen yanıklar ilgililer için hayati bir risk teşkil etmemekte olup her biri için on beş günlük iş göremezlik raporu uygun görülmüştür.
14. Öte yandan Özkan Pekgüleç ile ilgili olarak, bu arada Edirne Cezaevi doktoru tarafından bir sağlık raporu düzenlenmiştir. 22 Ocak 2001 tarihli bu rapora göre, hastaneye kabulü sırasında başvuranın tabi tutulduğu sağlık muayenesinde bedeninde herhangi bir darp izine rastlanmamıştır.
C. Bayrampaşa Cezaevinde Meydana Gelen Olaylara İlişkin Soruşturmalar ve Ceza Davaları
1. Hayata Dönüş Operasyonu Sırasında Meydana Gelen Yaralanmalar ve Ölümler İçin Açılan Soruşturma ve Ceza Davası
15. Güvenlik güçleri, 21 Aralık 2000 tarihinde, C blokta arama yapmışlardır. Arama tutanağına göre, güvenlik güçleri bu vesileyle dört şarjörlü Kalaşnikof tipi saldırı silahı ve bu silaha ait 78 mermi ile 57 adet kovan bulmuşlardır. Öte yandan güvenlik güçleri, şarjörler ve mermileri ile birlikte dört adet tabancaya, yüzlerce kesici alete, bir anten ve uydu alıcısına, şarjörlere, adaptörlere, şırıngalarla yapılmış birçok yay ve oklara, el yapımı on bir adet patlayıcı maddeye, bir delgi makinesine, testereye, 58 adet el yapımı gaz maskelerine, asit şişesine, patlayıcı maddelere, balyozlara, ses teçhizatlarına, oyuncak tabancalara, yasadışı örgütlere ilişkin ses ve görüntü kayıtlarına birçok nesne ve belgeye el koymuşlardır.
16. 22 Aralık 2000 ve 19 Ocak 2001 tarihlerinde, Eyüp Savcılığının talebi üzerine Adli Tıp Kurumundan birçok bilirkişi, bilirkişi raporu düzenlenmesi amacıyla Bayrampaşa Cezaevinde incelemelerde bulunmuşlardır. Bilirkişiler, Bayrampaşa Cezaevine keşifleri sırasında öncelikle jandarma görevlileri tarafından yapılan genel arama nedeniyle operasyon sonunda odaların önceki hallerinde olmadıklarını kaydetmişlerdir. Akabinde bilirkişiler, ana koridor ve koğuşlarda kurşun delikleri ve hasar tespitinde bulunmuş olup olay yerinde onlarca göz yaşartıcı gaz bombasına el koymuşlardır.
17. Bilirkişiler, 14 Şubat 2001 tarihinde düzenlenen raporlarında, göz yaşartıcı gaz bombalarının 35 gram CS (chlorobenzylidene malononitrile) gazı ve 0,21 gram patlayıcı içerdiğini tespit etmişlerdir. Bilirkişiler, göz yaşartıcı gaz bombaların dairesel olarak hareket etmeleri nedeniyle fırlatılmalarından itibaren genellikle yeniden kullanılamayacağını ve mevcut kişiler tarafından yeniden fırlatılamayacağını belirtmişlerdir. Bilirkişiler, göz yaşartıcı gaz bombasının ciltte ve gözlerde yanık hissi uyandırabileceğini, solunum yollarında iltihaplanmaya ve yanıklara yol açabileceğini, panik durumuna bağlı olarak boğulma, mide bulantısı, baş dönmesi, baş ağrısı, heyecan hissi uyandırabileceğini ve hareket eksikliğine neden olabileceğini ifade etmişlerdir. Bilirkişiler, söz konusu koğuşun (C1) dış görünümünü ve olay yerinde toplanan göz yaşartıcı gaz bombalarının sayısını (kırk beş) dikkate alarak, bu koğuşta kullanılan göz yaşartıcı gaz bombalarının sayısının ölümcül düzeyde çok aşırı olduğu sonucuna varmışlardır.
18. Öte yandan bilirkişiler, söz konusu koğuşta bulunan göz yaşartıcı gaz bombalarının üzerinde dar alanlarda kullanılamaz ve yeterince hava akımı bulunduğundan emin olunuz (
) ibaresi yazdığını tespit etmişlerdir. Göz yaşartıcı gaz bombasını ne insanların ne de yanıcı maddelerin bulunduğu bölgeye fırlatınız. Bilirkişiler, koğuşta kağıt, giysi, sünger yatak dahası organik çözücü kalıntıları ile birlikte (benzin ve tolüen) plastik bir şişe gibi yanıcı maddelerin de bulunduğunu kaydetmişlerdir. Bilirkişiler, mahkumların kömürleşmiş giysilerinden ve çarşaflarından alınan örneklerin incelenmesinde, etanol ve metanolün de dahil olduğu organik çözücülerin yer aldığını beyan etmişlerdir. Bilirkişiler, yangının çıkış nedenini tam olarak belirlemenin imkansız olduğunu belirtmişlerdir. Yangın, yanıcı maddenin bulunduğu bir alanda göz yaşartıcı gaz bombasının aşırı bir şekilde kullanılması veya mahkumların eylemi (kendini yakma veya kasıtlı yangın çıkarma) nedeniyle çıkmış olabilir.
19. Bilirkişiler, ana koridor duvarlarındaki izlerin açılan ateşin tek ve aynı yönden yani idarenin odalarından açıldığını ve ana koridorun sonunda bulunan 19 No.lu koğuştan açıldığının gösterdiğini eklemişlerdir. Avlunun ve koğuşların iç duvarlarında tespit edilen izlerle ilgili olarak, rapora göre bu izler karşı binada bulunan koğuşun çatısından ve avlunun iç duvarlarındaki mazgal deliklerinden açılan ateşten kaynaklanmaktadır.
20. Bu arada Edirne Cumhuriyet savcısı, 22 Ocak 2001 tarihinde, başvuran Özkan Pekgüleçin ifadesini almıştır. Başvuran Özkan Pekgüleç, sırtına isabet eden göz yaşartıcı gaz bombası ile operasyon sırasında yaralandığını, kendisini yaralayan kişiler hakkında suç duyurusunda bulunduğunu beyan etmekte olup söz konusu yaraların belirgin olmadığını ve sağlık muayenesinden geçmek istemediğini eklemektedir. Edirne Cumhuriyet savcısı, 9 Şubat 2001 tarihinde, yetkisizlik kararı vermiş ve başvuranın şikayetini Eyüp Savcılığına sunmuştur.
Mahkeme, bu şikayetin sonucu hakkında bilgilendirilmemiştir.
21. Eyüp Cumhuriyet savcısı, 1 Kasım 2001 tarihinde, daha önce yapılan olay yeri keşfi sırasında belirsiz kalmış noktaları netleştirmek amacıyla dört kişiden oluşan adli tıp bilirkişileri ile birlikte Bayrampaşa Cezaevine yeniden keşifte bulunmuşlardır. Yapılan araştırmalarda, ana koridora yoğunlaşılmıştır. Bilirkişiler, izlerin sayısını, koridordaki kesin yerlerini, boyutlarını, özelliklerini ve atış yönlerini ayrıntılı bir şekilde tespit etmişlerdir.
22. İstanbul Jandarma Bölge Komutanlığı, 16 Mayıs 2002 tarihinde, güvenlik güçlerinin müdahale planı hakkında Eyüp Savcılığını bilgilendirmiştir. İstanbul Jandarma Bölge Komutanlığı, müdahalenin dört aşamada gerçekleştiğini, hangi birliğin operasyona katıldığını belirtmiş olup her birliğe verilen görevler hakkında açıklamalarda bulunmuştur.
23. Eyüp Cumhuriyet savcısı, 8 Mayıs 2003 tarihinde, İstanbul Valiliğinden Bayrampaşa Cezaevi bünyesinde operasyona katılan güvenlik güçleri hakkında soruşturma yapılması için izin talebinde bulunmuştur.
24. Valilik, 25 Ağustos 2003 tarihinde, talep edilen iznin verilmesini reddetmiştir.
25. İstanbul İdare Mahkemesi (İdare Mahkemesi), 16 Mart 2004 tarihinde, operasyona katılan görevlilerin kimliklerinin belirlenmediği ve ifadelerinin alınmadığı gerekçesiyle, ihtilaf konusu kararı iptal etmiştir.
26. Valilik, 2 Nisan 2005 tarihinde, soruşturma yapılmasına izin verilmesi konusundaki reddini yinelemiştir. İdare Mahkemesi, 28 Haziran 2005 tarihinde, daha önce tespit edilen gerekçeler gibi benzer gerekçelerle bu kararı da iptal etmiş olup dava dosyasını Valiliğe geri göndermiştir.
27. Jandarma Albay, 24 Şubat 2006 tarihinde, davayı aydınlatmak amacıyla tayin edilmiştir. Söz konusu Albay, soruşturma çerçevesinde, operasyona katılan güvenlik güçlerinin kimliklerini belirlemiş olup Elazığ Jandarma Komando Taburuna bağlı 258 ve Ankara Jandarma Komando Özel Asayiş Birliğine bağlı 7 jandarma görevlisinin ifadesini almıştır. 74 jandarma görevlisinin ifadesi, idari soruşturma bitmeden önce alınamamıştır. Öte yandan soruşturmayı yürüten kişi, güvenlik güçlerine karşı direnme eylemlerinde bulunan ve ateşle kendini yakan mahkumların ifadelerini incelemiştir.
28. Soruşturmadan görevli olan Albayın tespitleri ışığında, 10 Nisan 2006 tarihinde, Valilik soruşturma yapılmasına izin verilmesi konusundaki reddini yinelemiştir.
29. Cumhuriyet savcısı, 19 Haziran 2006 tarihinde, ön soruşturmanın eksik olduğu gerekçesiyle Valilik kararının iptali talebinde bulunmak için İdare Mahkemesine başvurmuştur. Cumhuriyet savcısı, operasyona katılan 74 jandarma görevlisinin ifadesinin alınmadığını ancak soruşturmayı yürüten kişinin yalnızca 258 jandarma görevlisinin ifadesini aldığını belirtmiştir. Cumhuriyet savcısı, olayları değerlendirmenin ve güvenlik güçlerinin yetki sınırları içerisinde hareket edip etmediklerini inceleme görevinin adli makamlarına ait olduğunu eklemiştir.
30. İdare Mahkemesi, 21 Eylül 2006 tarihinde, 10 Nisan 2006 tarihli Valilik kararını da iptal etmiştir. İdare Mahkemesi, kamu görevlilerinin yargılanmasına dair 4483 sayılı Kanunun 2. maddesi uyarınca, işkence ve kötü muamele suçlarını işleyen kamu görevlileri hakkında kovuşturma yapmak için hiyerarşik bir iznin gerekmediğini tespit etmiştir. İdare Mahkemesi, Valilik kararının kanuna ve usule aykırı olduğu kanaatine varmış olup dosyayı, davanın kovuşturulması amacıyla Savcılığa intikali için Valiliğe geri göndermiştir.
31. Eyüp Cumhuriyet savcısı, 1 Nisan 2010 tarihinde, operasyona katılan bazı jandarmaların kimliklerinin halen belirlenmemiş olduğunu tespit ederek bu kişilerle ilgili soruşturmayı ayrı yürütmeye karar vermiştir.
32. Eyüp Cumhuriyet savcısı, Bayrampaşa Cezaevinde, 2 Nisan 2010 tarihinde, görev almamış veya sadece mahkumların cezaevlerine ve hastanelere transferlerine katılmış olan 214 jandarma konusunda kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Eyüp Cumhuriyet savcısı, sevk sırasında meydana gelen kötü muamele iddialarının hiçbir şekilde desteklenmediğini tespit etmiş ve bu konuya ilişkin ceza yargılamasının zamanaşımına uğradığını eklemiştir (yukarıda 48. paragraf).
33. Eyüp Cumhuriyet savcısı, aynı gün, operasyona katılan ve kimliği belirlenen otuz dokuz jandarma görevlileri hakkında ceza davası açılması için Bakırköy Savcılığına soruşturma dosyasını iletmiştir.
34. Bakırköy Cumhuriyet savcısı, 20 Nisan 2010 tarihinde, söz konusu otuz dokuz jandarma görevlisini görevlerinin icrası sırasında görev sınırlarını aşan ve faili meçhul cinayet ve cinayete teşebbüsle suçlamıştır.
Savcı, İstanbul Jandarma Bölge Komutanlığının 16 Mayıs 2002 tarihli yazısında ihtilaf konusu operasyonun planlaması ve görevlendirilen güvenlik güçleri hakkında bilgiler verdiğini belirtmiştir. Bununla birlikte, savcı Ankara Özel Komando Harekat Biriminde yer alan ve müdahale-destek görevine atanmış olan jandarma listesinin iletilmemiş olduğunu, bu listenin Ankaranın yetkili makamları ile gerçekleştirilen birçok yazışmaya rağmen elde edilememiş olduğunu tespit etmiştir.
Savcı, şikayetçilerin ve diğer mahkumların ifadelerine dayanarak mahkumların güvenlik güçlerine karşı direndiklerini, barikat kurduklarını, yaralı arkadaşlarına bizzat kendilerinin ilk yardım uyguladıklarını, hayatını kaybedenleri havalandırma boşluklarından tahliye ettiklerini, göz yaşartıcı gaz bombalarının etkisinden el yapımı gaz maskeleri yardımıyla korunmaya çalıştıklarını ve el yapımı alev makineleri, yay ve oklar, molotof kokteyleri veya diğer patlayıcı maddeler kullandıklarını kaydetmiştir. Savcı, mahkumların ifadelerine göre, iki mahkumun da kendilerini yaktıklarını kaydetmiştir.
Sonuç olarak savcı, yapılan soruşturma sırasında olay yerinde ateşli silahların ve patlayıcıların bulunduğunu belirtmiştir. Savcı, olay yerinde bulunan mermi kovanları hakkında gerçekleştirilen balistik incelemeye göre, altmış beş mermi kovanının Kalaşnikof marka tüfeklere ait olduğunu ve değişik çaplarda iki merminin iki farklı silahtan çıktığını beyan etmiştir. Savcı, bu mermi kovanlarının güvenlik güçlerinin silahlarından çıkmadığı ancak silahların güvenlik güçlerine karşı kullanıldığı sonucuna varmıştır.
Savcı, suçlanan jandarma görevlilerinin aşırı güç ve silah kullanarak, on iki tutuklunun ateşli silahlarla ve yangın sonucunda ölmesine ve yirmi dokuz tutuklunun yararlanmasına neden olmalarından dolayı, kendilerine tanınan yetkiyi aştıklarını ifade etmiştir.
35. Dava, Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi önünde açılmıştır.
36. Böylece Düzova/Türkiye (No. 40310/06, §§39-46, 5 Haziran 2012) davası çerçevesinde sunulan belgelerden ilk duruşmanın 23 Kasım 2010 tarihinde düzenlendiği anlaşılmaktadır. Ağır Ceza Mahkemesi, bu duruşma sırasında operasyondan birkaç gün önce İstanbula gelen Elazığ Jandarma Komando Taburuna bağlı jandarma görevlilerinden müteşekkil 27 sanığın ifadesini almıştır. Tanıklardan bazıları, Bayrampaşa Cezaevine düzenlenen operasyonda yer almadıklarını, yalnızca Ümraniye Cezaevi (İstanbul) operasyonuna katıldıklarını ifade etmişlerdir. Kendilerine, önceki ifadeleriyle çelişen beyanları sorulduğunda, yanlışlıkla söylenmiş sözler olduğunu ifade etmişlerdir. Bayrampaşa Cezaevi, operasyonunda yer alan jandarma görevlileri, ihtiyat grubu olarak görevlendirildiklerini ve görevlerinin mahkumların tahliye edilmesini sağlamakla sınırlı olduğunu belirtmişlerdir. Diğer sanıklar ise, operasyon sırasında cezaevi çevresinin güvenliğinden sorumlu olduklarını ve silahlı olmadıklarını ifade etmişlerdir. Sanıklar, zaman zaman önceki ifadelerini değiştirmişlerdir; bazıları da cezaevi içindeki operasyona katıldıklarını inkar etmişlerdir. Davacıların avukatları tarafından doğrudan sorgulandıklarında genel ve kaçamak cevaplar vermişler veya operasyonun gidişatı hakkında hiçbir şey bilmediklerini veya artık hatırlamadıklarını belirtmişlerdir. Aynı duruşma sırasında, Ağır Ceza Mahkemesi, şikayetçi bir mağdurun ifadelerini de almıştır. Bu mağdur salonda bulunan ve Ümraniye Cezaevine düzenlenen operasyonda yer aldığını dile getiren görevlilerden bir tanesini teşhis etmiş ve kendisinin operasyon sırasında kendi koğuşlarına müdahale eden görevliler arasında olduğunu söylemiştir.
37. Ertesi gün, 24 Kasım 2010 tarihinde gerçekleşen ikinci duruşma esnasında, Ağır Ceza Mahkemesi operasyonun ne şekilde gerçekleştiğini açıklayan ve güvenlik güçlerinin ateşli silahları ve göz yaşartıcı gaz bombasını aşırı derecede kullandıklarını belirten dokuz şikayetçinin ifadelerini almıştır. Mahkumlar ateşli ve diğer silahları kullandıklarını inkar etmişlerdir. Duruşmanın sonunda, Ağır Ceza Mahkemesi, askeri makamları operasyonun planlaması hakkında bilgi vermeye ve 15 Aralık 2000 tarihindeki müdahale planını kendisine iletmeye davet etmiştir. Ayrıca, askeri makamlar eğer mevcutsa operasyonun görüntü kayıtlarını iletmeye davet edilmişlerdir. Ağır Ceza Mahkemesi, hazır bulunmayan sanıkların getirilmesini ve adreslerinde bulunamayan sanıkların tutuklanmasına karar vermiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, bazı tanıkların ifadelerinin yeniden alınmasına Mahkeme davetine icabet etmeyen bazı tanıkların zorla getirilmelerine karar vermiştir.
38. İstanbul İl Jandarma Komutanlığı, 22 Mart 2011 tarihinde, Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesine Gizli olarak sınıflandırılmış belge şeklinde 15 Aralık 2000 tarihli müdahale planını göndermiştir. İl Jandarma Komutanı, bu belgenin arşivlerin tasnifi sırasında bulunduğunu ifade etmiştir.
39. Bu belgede, cezaevindeki mahkum sayısı, devletin bu cezaevi üzerinde senelerden beri süregelen denetim eksikliği, ölüm orucunu devam ettirmeye zorlanan mahkumları kurtarma ve kendilerini yasadışı örgütlerin etkisinden kurtarma gerekliliği gibi Bayrampaşa Cezaevindeki durum hakkında bilgiler bulunmaktadır. Planda ayrıca zamanda olası bir müdahale esnasında karşılaşılabilecek direniş ve mahkumların jandarma görevlilerine karşı kullanmaları muhtemel silah türleri hakkında detaylı bilgiler yer almaktadır.
40. Bu plana göre, operasyon G günü ile S saatinde ve dört aşamada gerçekleştirilecektir.
Planın birinci aşamasında, operasyona müdahale edecek olan jandarmaların eğitilmesi ve müdahalenin G-2 gününde sonuçlanması öngörülmektedir.
İkinci aşama güvenlik güçlerinin Cezaevine yayılması ile ilgilidir. Müdahalenin S-10 saatinde sonuçlanması gerekmektedir.
Plana göre, Ankara Jandarma Komando Özel Asayiş Birliği fiili müdahale ve destek grubu, Halkalı Jandarma Komando Tabur Komutanlığına bağlı birlikler ve Bayrampaşa Cezaevi Jandarma Koruma Tabur Komutanlığına bağlı görevliler C bloktan sorumlu emniyet grubu ve Avrupa Yakasından gelen bölük ise ihtiyat grubu olarak görev yapacaktır. Tahliye ve muhafaza grubu için cezaevi taburu ve İstanbul Jandarma Bölge Komutanlığına bağlı görevlilerden oluşacaktır. İlk yardım birimi jandarma taburu görevlilerinden, sevk ve nakil birlikleri ise İstanbul bölge Jandarma Komutanlığı görevlilerinden oluşacaktır. Planda, her birimde bulunacak silah ve teçhizat da belirtilmektedir.
Üçüncü aşama müdahale ile ilgilidir. Müdahale öncesi, mahkumların megafonla bilgilendirilmesi, emirlere uymaları ve direnmemeleri konusunda ikaz edilmeleri öngörülmektedir. Direniş olması halinde, tavanda ve duvarlarda delikler açılması ve göz yaşartıcı gaz bombasının kullanılması planlanmaktadır. Aynı zamanda göz yaşartıcı gaz bombaları, direnişi engellemek için aynı anda koğuşların giriş kapılarından ve deliklerden içeri atılacaktır. Gerektiğinde, koğuşlara girmek için havalandırma duvarları yıkılacaktır. Plana göre, güvenlik güçleri ilerledikçe alanları emniyetli hale getirerek acele etmeksizin adım adım ilerlemelidirler. Koridora girildiği esnada, ağır göz yaşartıcı gaz bombasının ve orantılı silah kullanımı mahkumların direnişlerini engellemeye imkan verecektir. Güvenlik güçleri, mahkumların delici ve kesici aletler, el yapımı bombalar, ateşli silahlar ve el yapımı alev makinesi kullanabileceklerini akıllarında bulundurmaları gerekir. Mahkumların dağılması durumunda, güvenlik güçleri grup halinde kendilerini etkisiz hale getirmelidirler. Aksi durumda, mahkumların bir araya geldikleri alan kontrol altına alınacaktır ve binanın geri kalan kısımları, güvenlik güçlerinin mahkumların toplandıkları alanlara yoğunlaşmalarından önce emniyete alınacaktır. Böylelikle, denetim altına alınacak mahkumlar, tahliye edilmek üzere destek gruplarına teslim edileceklerdir.
Sonuç olarak operasyonun dördüncü aşamasında, müdahalenin sonlandırılmasıyla birlikte güvenlik güçlerinin cezaevinden ayrılması öngörülmektedir.
41. Akabinde planda, operasyona katılacak tüm gruplara yönelik ayrıntılı talimatlar yer almaktadır. Fiili müdahale ve destek grubunun eğitimlerinin müdahale tarihinden 2 gün önce tamamlanması öngörülmekte, bu grubun gerçek şartlarda askeri eğitime tabii tutulmaları gerektiği kaydedilmektedir.
Planda, güvenlik güçlerinin kullanacakları silah ve teçhizat detaylarıyla belirtilmekte, güç ve silah kullanımının orantılı güç ilkesine göre gerçekleştirilmesi öngörülmektedir. Güvenlik güçlerinin karşılaşılabilecek farklı durumlarda ne tür tutum sergilemeleri gerektiği açıklanmaktadır. Mahkumlar tarafından ateşli silah kullanılması durumunda, güvenlik güçleri derhal silahla karşılık vereceklerdir. Planda, emir komuta zinciri de açık bir şekilde gösterilmektedir. C blok planı ve bir koğuş yerleşim planı da operasyon planının ekinde yer almaktadır.
42. İstanbul İl Jandarma Komutanlığı, 22 Mart 2011 tarihli yazısında, operasyonun görüntü kayıtlarının bulunmadığını ifade etmiştir.
43. Taraflar, yargılamanın sonucu hakkında bilgi sunmamışlardır.
2. Cezaevi Personeline Karşı Görevi Kötüye Kullanma, Jandarma Görevlileri Hakkında ise Müdahale Sonrası Tahliye Sırasında Mahkumlara Yönelik Kötü Muamele Nedeniyle Açılan Ceza Davaları
44. Cumhuriyet savcısı, 16 Temmuz 2001 tarihinde, cezaevinde görevli ve X-Ray cihazlarından sorumlu 155 ceza infaz koruma memurunu cezaevine ateşli silahların içeri alınmasına göz yumdukları gerekçesiyle suçlamıştır. Savcı, ayrıca operasyon sonrasında mahkumların tahliyesinde görev yapan 1460 jandarma görevlisi tahliye sırasında mahkumlara kötü muamele yaptıkları gerekçesiyle suçlanmıştır.
45. Eyüp Asliye Ceza Mahkemesi, 2 Şubat 2007 tarihinde, mahkumlar tahliye edilirken 1460 jandarma görevlisi ile ilgili davadan cezaevi personeli hakkında açılan davayı ayırmıştır.
46. Asliye Ceza Mahkemesi, 23 Haziran 2008 tarihinde, jandarma görevlilerine karşı açılan ceza davasını zamanaşımına uğraması nedeniyle düşürmüştür. Asliye Ceza Mahkemesi, söz konusu görevlilere atfedilen olayların 19 Aralık 2000 tarihine dayandığını ve zamanaşımı süresinin 19 Haziran 2008 tarihinde sona erdiğini tespit etmiştir.
Asliye Ceza Mahkemesi, benzer gerekçeler nedeniyle, aynı tarihte, cezaevi personeli hakkında yürütülen ceza davasını da düşürmüştür. Bu karara karşı hiçbir temyiz başvurusu gerçekleştirilmemiştir.
47. Yargıtay, 31 Mayıs 2011 tarihinde, jandarmalara ilişkin kısımda Ceza Mahkemesinin kararını onamıştır.
3. İsyan Nedeniyle Mahkumlar Hakkında Yürütülen Cezai Yargılama
48. Eyüp Cumhuriyet savcısı, 27 Şubat 2001 tarihinde, 167 mahkumu isyan çıkarma gerekçesiyle suçlamıştır.
49. Eyüp Ceza Mahkemesi, 28 Nisan 2009 tarihinde, zamanaşımı nedeniyle ceza davasını düşürmüştür.
4. Tahliyeden Görevli Jandarmalar Hakkında Tahrip ve Hırsızlık Suçundan Yürütülen Cezai Yargılama
50. Cumhuriyet savcısı, 16 Ocak 2001 tarihinde, mahkumların operasyon sırasında şahsi eşyalarının çalındığına ve tahrip edildiğine ilişkin şikayetlerle ilgili kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI
51. Olayların meydana geldiği tarihte yürürlükte olan, ilgili iç hukuk ve uygulaması, Ceyhan Demir ve diğerleri/Türkiye (No. 34491/97, §§ 77-80, 13 Ocak 2005), Gömi ve diğerleri/Türkiye (No. 35962/97,§§ 42-45, 21 Aralık 2006) ve Leyla Alpet ve diğerleri/Türkiye (No. 29675/02, §§ 54-56, 10Aralık 2013) kararlarında açıklanmıştır.
52. Avrupa İşkencenin ve İnsanlık Dışı Ceza veya Muamelenin Önlenmesi Komitesinin (CPT)19 Aralık 2000 tarihinde, Türk cezaevlerinde güvenlik güçleri tarafından yürütülen operasyonlara dair 13 Aralık 2001 tarihli raporu (CPT/Inf (2001) 31) İsmail Altun (yukarıda 57. paragraf) kararında yer almaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. BAŞVURULARIN BİRLEŞTİRİLMESİ HAKKINDA
53. Mahkeme, içtüzüğün 42. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, belirtilen hukuki olaylar ve konularla ilgili olarak başvuruların benzerlik göstermesini dikkate alarak birleştirilmesine karar vermiştir.
II. HÜKÜMETİN İTİRAZLARI HAKKINDA
A. Özellikle Başvuranlar İsmail Altun ve Ali Ekber Düzova ile İlgili Olarak Aynı Başvuru
54. Hükümet, başvuranlar İsmail Altun, Ali Ekber Düzova ile ilgili olarak, 34252/10 Nolu başvurunun özellikle söz konusu kişiler tarafından yapılan 22932/02 ve 40310/06 Nolu başvurularla aynı olduğunu savunmaktadır. Sonuç olarak Hükümet, 34252/10 Nolu başvurunun bu iki başvuranla ilgili olarak kabul edilemez olduğuna karar vermesi için Mahkemeyi davet etmektedir.
55. Mahkeme, 18 Mayıs 2002 ve 12 Eylül 2006 tarihlerinde, başvuranlar İsmail Altun ve Ali Ekber Düzovanın mahkum bulundukları cezaevinde güvenlik güçleri tarafından yürütülen operasyondan şikayet ettikleri 22932/02 ve 40310/06 Nolu başvuruları sırasıyla sunduklarını kaydetmektedir. Mahkeme, sırasıyla 21 Eylül 2010 ve 5 Haziran 2012 tarihlerinde, yukarıda belirtilen başvuruların ilgililere karşı kullanılan şiddetin mutlak gerekli olmadığı ve ulusal makamlar tarafından yürütülen soruşturmaların etkin olmadığı gerekçesiyle Sözleşmenin 2. Maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır (İsmail Altun/Türkiye, No. 22932/02, §§ 78 ve 85, 21Eylül 2010, et Düzova/Türkiye, No. 40310/06, §§ 91-92, 5 Haziran 2012). Mahkeme, halihazırda kendi önünde bulunan 34252/10 Nolu başvurunun yeni olaylar içermediği gözlemlemektedir.
56. Halbuki Sözleşmenin 35. maddesinin 2. fıkrasının b) bendine ve 4. fıkrasına göre, Mahkeme başvurunun özellikle kendi önünde daha önce incelenen başvuru ile aynı olması ve yeni olaylar içermediği durumlarda Sözleşmenin 34. maddesi uyarınca yapılan herhangi bir bireysel başvuru tespit etmemektedir. Sonuç olarak 34252/10 Nolu başvurunun başvuranlar İsmail Altun ve Ali Ekber Düzova ile ilgili olması ve özellikle yukarıda belirtilen başvurulara benzerlik göstermesi nedeniyle Sözleşmenin 35. maddesinin 2. fıkrasının b) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
B. İç Hukuk Yollarının Tüketilmemesi
57. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle Mahkemeyi mevcut başvuruları reddetmeye davet etmektedir. Hükümet, görevi kötüye kullanma ve kötü muamele suçlarından 1460 jandarma aleyhinde yürütülen ceza davasının Yargıtayda derdest olduğunu belirtmiştir. Akabinde Hükümet, ihtilaf konusu operasyonu yürüten 39 jandarma görevlisi hakkında açılan ceza davasının halen Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesinde derdest olduğunu bildirmiş olup Eyüp Savcılığının kimliklerini henüz tespit etmemiş olduğu jandarma görevlileri ile ilgili olarak bir soruşturma başlattığını eklemiştir.
58. Başvuranlar, Hükümetin iddialarını kabul etmemektedirler.
59. Öncelikle görevi kötüye kullanma ve kötü muamele suçlarından jandarma görevlileri hakkında yürütülen ceza davasına ilişkin ilk itirazın ilk bölümü ile ilgili olarak Mahkeme, 23 Haziran 2008 tarihinde, Asliye Ceza Mahkemesinin ceza davasını zamanaşımı nedeniyle düşürdüğünü ve Yargıtayın, 31 Mayıs 2011 tarihinde, Ceza Mahkemesinin kararını onadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla Mahkeme, bu noktada Hükümetin itirazını reddetmektedir.
60. Mahkeme, suçlanan görevliler hakkında açılan davanın sonuçlanmaması nedeniyle yapılan başvurunun vaktinden önce yapıldığına dair ilk itirazın ikinci bölümü ile ilgili olarak, burada ilgili davanın etkinliğine yakından bağlı bir konu söz konusu olduğu dolayısıyla Sözleşmenin 2. ve 3. maddelerinde yetkililere zorunlu kılınan usuli yükümlülüklere riayet edilmesi ile ilgili olarak iddia edilen eksikliğe ilişkin şikayetlerin esası söz konusu olduğu kanaatindedir (bk. örneğin, Keser ve Kömürcü/Türkiye, No. 5981/03, §55, 23 Haziran 2009, veya Perişan ve diğerleri/Türkiye, No. 12336/03, § 66, 20 Mayıs 2010). Dolayısıyla Mahkeme, Hükümet tarafından ileri sürülen ilk itirazın ikinci bölümünün esasını birleştirmektedir.
III. HAYATA DÖNÜŞ OPERASYONUN GİDİŞATI İLE İLGİLİ OLARAK SÖZLEŞMENİN 2. VE 3. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
61. Başvuranlar, Bayrampaşa Cezaevinde yürütülen hayata dönüş operasyonu sırasında yetkililer tarafından aşırı ve orantısız olduğu kanaatine vardıkları güç kullanımından şikayet etmektedirler. Başvuranlar, bu amaçla göz yaşartıcı gaz bombasına aşırı bir şekilde maruz kalmaktan şikayet etmektedirler.
Başvuranlar, somut olayda ilgili kısımlarının aşağıda yer aldığı Sözleşmenin 2. ve 3. maddelerini ileri sürmektedirler.
Madde 2
1. Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın infaz edilmesi dışında, hiç kimsenin yaşamına kasten son verilemez.
2. Ölüm, aşağıdaki durumlardan birinde mutlak zorunlu olanı aşmayacak bir güç kullanımı sonucunda meydana gelmişse, bu maddenin ihlaline neden olmuş sayılmaz:
a) Bir kimsenin yasa dışı şiddete karşı korunmasının sağlanması (...)
c) Bir ayaklanma veya isyanın yasaya uygun olarak bastırılması.
Madde 3
Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz.
A. Tarafların İddiaları
62. Başvuranlar, yetkililerin söz konusu operasyonun hazırlanış ve gidişat şeklinden şikayet etmektedirler. Özellikle başvuranlar, kullanılan silah türünden şikayet etmekte olup kullanılan gücün orantısız olduğunu ve bu operasyon sırasında hayatlarının tehlike altına girdiğini iddia etmektedirler. Öte yandan başvuranlar, Devletin kendi denetiminde bulunan kişilerin hayatını korumamış olması nedeniyle kusurlu olduğunu iddia etmektedirler. Başvuranlara göre, yangınlar göz yaşartıcı gaz bombalarının aşırı kullanımı nedeniyle meydana gelmiştir.
63. Diğer yandan ilgililer, Hükümetin, operasyonun insan hayatını kurtarmaya yönelik olduğuna ilişkin iddiasını da kabul etmemekte olup operasyonun on iki tutuklunun ölümü ile sonuçlandığını dikkate sunmaktadır.
64. Öte yandan başvuranlar, olayların ardından on seneye aşkın bir süre geçmiş olmasına rağmen, ihtilaf konusu operasyon sırasında meydana gelen yaralanmalar ve ölümler ile ilgili olarak ceza davasının halen sonuçlanmamış olmasından şikayet etmektedirler. Son olarak başvuranlar, operasyonun gerçek sorumlularının hiçbir zaman adaletin önüne çıkarılmadığını iddia etmektedirler.
65. Hükümet, güvenlik güçlerinin müdahalesinin cezaevi içinde Devlet otoritesini tesis etmek, güvenliği sağlamak ve ölüm orucu tutan mahkumları tedavi etmek için gerekli olduğunu ileri sürmektedir. Bu noktada, acil bir durumun söz konusu olduğunu ve operasyonun mahkumların hayatlarını kurtarmayı hedeflediğini savunmaktadır. Hükümet, ayrıca yetkililerin barikatları kaldırma ve ölüm orucuna son verme yönündeki tüm çabalarının sonuçsuz kaldığını belirtmektedir.
66. Hükümet, operasyon süresince, mahkumların hayatlarını güvence altına almak amacıyla tüm tedbirlerin alındığını ifade etmektedir. Hükümet, güvenlik güçlerinin operasyon öncesi pek çok defa teslim ol çağrısında bulunduğunu ancak göz yaşartıcı gaz bombası kullandıklarını, bazı koğuşların, yetkililerin bu çağrılarına olumlu cevap verdiklerini ve direniş göstermediklerini, fakat diğer mahkumların direnişe devam ettiklerini, barikatlar kurduklarını, güvenlik güçlerine ateş açtıklarını ve kolay alev alabilen malzemelerle ve bombalarla karşı koyduklarını, koğuşları ve koridorları ateşe verdiklerini belirtmiştir. Özellikle Hükümet mahkumların kadın koğuşlarının bulunduğu üst katı ateşe vermelerinin sebebinin, yangını güvenlik güçlerinin bulunduğu çatıya yayılmasını sağlamak olduğunu ve kendilerini topluca ateşe attıklarını belirtmiştir. Hükümet bu bağlamda, yangının kasten başlatılmış olabileceğine yönelik itfaiye raporuna atıfta bulunmuştur.
B. Mahkemenin Değerlendirmesi
67. Mahkeme, başvuran Songül İnce ile ilgili olarak, yukarıda açıklanan nedenlerden (aşağıda 71-73 paragraflar), Sözleşmenin 2. maddesi açısından değerlendirmeye alacağı kanaatindedir.
1. Başvuran Songül İnce ile İlgili Olarak Sözleşmenin 2. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası Hakkında
a) Sözleşmenin 2. Maddesinin Uygulanması Hakkında
68. Hükümet, mevcut davada Sözleşmenin 2. maddesinin uygulanacağına itiraz etmektedir.
69. Mahkeme, başvuran Songül İncenin güvenlik güçleri tarafından açılan ateş sonucu dirseğinde kırık meydana geldiğini kaydetmektedir. Mahkeme, merminin isabet etmesi sonucu ilgilide meydana gelen yaranın yaşam bulguları hakkında bir değerlendirme yapılmasına yol açmamış ancak altmış günlük iş göremezlik raporu gerektirdiğini tespit etmektedir (bk. 11 Ocak 2001 tarihli adli tıp kurumunun raporu, yukarıda 15. paragraf).
70. Bu bağlamda Mahkeme, mağdurun yaralarının hayatına tehlike oluşturmadığı durumda, Sözleşmenin 2. maddesinin uygulanmasına daha önce sonucuna vardığını hatırlatmaktadır (başvuranların bacaklarından yaralanmaları ile ilgili olan davalar Evrim Öktem/Türkiye, No. 9207/03, §§42-43, 4 Kasım 2008, Peker/Türkiye (No. 2), No. 42136/06, §§ 41-42, 12 Nisan 2011 ve Trévalec/Belçika, No. 30812/07, § 61, 14 Haziran 2011). Öte yandan Mahkeme, mevcut davanın olaylarına benzer olaylarla ilgili olan Düzova (yukarıda anılan §§ 67-73), Şat/Türkiye (No. 14547/04, §§ 58-64, 10 Temmuz 2012) ve Erol Arıkan ve diğerleri/Türkiye (No. 19262/09, §§70-71, 20 Kasım 2012) davalarında ilgililerin yaralarının (güvenlik güçlerinin ateş açması sonucu femur, dirsek ve febula kırıklığı) hayati tehlike oluşturmamasına rağmen Sözleşmenin 2. maddesinin uygulanacağı sonucuna varmıştır. Bu nedenle Mahkeme, güvenlik güçlerinin müdahalesindeki koşulları ve özellikle kullanılan gücün derecesini ve türünü dikkate almıştır.
71. Öte yandan Mahkeme, başvuran Songül İnceye karşı kullanılan gücün potansiyel olarak ölümcül olduğunu ve Sözleşmenin 2. maddesinin uygulanması gerektiği kanaatindedir.
72. Mahkeme, bu şikayetin Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında, açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle örtüşmediğini tespit ederek şikayetin kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
b) Esas Hakkında
73. Mahkeme, yetkililerin veya Devlet görevlilerinin denetimi altında bulundukları sırada, güvenlik güçlerinin veya askerin müdahaleleri sonucu örneğin polis veya askeri operasyon sırasında yaralanan kişilerin söz konusu olduğu bir durumda ispat zorunluluğunun özellikle iddialara cevap verme konusunda Hükümete ait olduğunu hatırlatmaktadır; Hükümet, uygun ve ikna edici bir şekilde kendisine yöneltilen suçlamaların aksini ispatla yükümlüdür. Söz konusu yetkili ve görevlilerin a fortiori suç teşkil ettiği iddia edilen olayların gelişimini münhasıran bildiği ve bu iddiayı doğrulayacak veya yalanlayacak bilgilere münhasıran ulaşma imkanı olduğu durumlarda bu yükümlülük özel önem arz etmektedir (Mansuroğlu/Türkiye, No. 43443/98, §§ 77-78, 26 Şubat 2008 ve dosyadaki referanslar; daha yakın zamanda önceden belirtilen Keser ve Kömürcü, § 60). Mahkemenin nazarında, bu ilkeler, Devletin sıkı denetimi altında bulunan cezaevlerinde güvenlik güçlerinin müdahaleleri ile ilgili olarak mutatis mutandis uygulanmaktadır (yukarıda anılan İsmail Altun, § 69).
74. Mevcut davada Mahkeme, Hükümetin ispat yükümlülüğünü tatmin edici şekilde yerine getirip getirmediğini teyit etmek amacıyla, ulusal makamlar tarafından yürütülen soruşturmanın ve yargılamanın başvuran Songül İncenin yaralanmasının gerçek koşulunu ortaya çıkarmaya yeterli olup olmadığını inceleyecektir(yukarıda anılan, Düzova, § 84, yukarıda anılan, Şat, § 74 ve özellikle yukarıda anılan, Erol Arıkan ve diğerleri, § 83).
75. Mahkeme, yukarıda belirtilen İsmail Altun, Düzova, Şat ve Erol Arıkan ve diğerleri davaları çerçevesinde ihtilaf konusu askeri operasyon hakkında daha önce karar verdiğini hatırlatmaktadır. Böylelikle Mahkeme, bazı başvuranlara karşı kullanılan gücün Sözleşmenin 2. maddesinin 2. fıkrası anlamında mutlak zorunlu olmadığı sonucuna varmıştır. Bu nedenle Mahkeme, söz konusu başvuranın Devletin sorumluluğu altındayken yaralandığını dikkate almış ve Hükümetin müdahalenin hazırlanışı ve yürütülmesi ile ilgili delil sunamadığını ve yararlanmaların kaynağı konusunda yeterince açıklama getiremediğini ve ayrıca ilgililere Sözleşmenin 2. maddesi anlamında meşru güç kullanıldığını kesin olarak açıklayamadığını tespit etmiştir (yukarıda anılan, İsmail Altun, §§ 70 ve 78, yukarıda anılan Düzova, §91, yukarıda anılan, Şat, § 81 ve yukarıda anılan Erol Arıkan ve diğerleri, § 93).
76. Mahkeme, mevcut davayı inceledikten sonra farklı bir sonucuna varmasına yol açabilecek özel koşullar tespit etmemektedir.
77. Öncelikle Mahkeme, idare makamının, yani valiliğin müdahalesinin ihtilaf konusu operasyonun hangi koşullarda meydana geldiğini etkili, bağımsız ve açık şekilde belirleyebilecek ceza soruşturmasının açılmasına yıllarca engel olduğunu kaydetmektedir.
Ceza davası ancak 2010 yılında, yani ihtilaf konusu olaylardan 10 yıl sonra açılmıştır. Mahkemeye göre, bu kadar uzun bir süre geçmiş olması, ulusal makamların delil toplama ve olaylarla ilgili koşulları tespit etme sürecini zora sürükleyebilecek bir etkendir.
78. Akabinde Mahkeme, 39 jandarma görevlilerinin görevleri sırasında Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesinde adam öldürme ve adam öldürmeye teşebbüsten yargılandıklarını ve suç isnat edilen birçok jandarma görevlisinin ve de bazı şikayetçilerin bu mahkeme tarafından dinlendiğini kaydetmektedir. Mahkeme, elindeki bütün deliller ışığında ve Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesinde derdest olan davanın sonucuna dair önyargıya kapılmaksızın, operasyonun tam olarak ne şekilde gerçekleştirildiği ve başvuranların hangi koşullarda yaralandıkları konularının aydınlatılmadığı kanaatindedir.
79. Nitekim söz konusu yargılama, operasyonun planlaması hakkında daha fazla bilgi elde edilmesini sağlamış olsa dahi, operasyonun ne şekilde yönetildiği ve başvuranların hangi koşullarda yaralandığı konusunda aynı şeyi söylemek mümkün değildir. Ağır ceza mahkemesince dinlenen jandarma görevlilerinin ifadelerinden öncelikli olarak bu görevlilerin müdahale eden görevliler arasında yer almadıkları anlaşılmaktadır. Nitekim bu kişiler ifadelerinde görevlerinin mahkumların tahliye edilmesi veya güvenliklerinin sağlanması olduğunu jandarma görevlilerinin bir kısmının Ümraniye Cezaevine yapılan müdahaleye katıldıklarını ve sonradan Bayrampaşa Cezaevine düzenlenen operasyona katıldıkları yönünde daha önceki ifadelerini beyan etmişlerdir. Mahkeme, burada suçlanan jandarma görevlilerinin tamamının Elazığ Jandarma Komando Taburuna bağlı olduklarını, halbuki 15 Aralık 2000 tarihli operasyon planındaki müdahale grubunun Ankara Jandarma Komando Özel Asayiş Birliğine bağlı olduğunu kaydetmektedir (yukarıda 42 paragraf). Halbuki olaylardan sonra 10 yıl geçmesine rağmen, bu jandarmaların kimlikleri halen tespit edilememiştir. Böylelikle askeri makamların soruşturma yetkililerine ve adli sorumlulara operasyona katılan görevlilerin kimliklerini vermekte isteksiz davrandıkları ve bu isteksizliğin halen devam ettiği dosyadan anlaşılmaktadır (yukarıda 36. paragraf).
Öte yandan Mahkeme, yukarıda belirtilen planda operasyonun video görüntülerinin kaydedilmesi ve operasyon sonrasında bir rapor hazırlanmasının öngörüldüğünü kaydetmektedir. Halbuki askeri makamlar tarafından 22 Mart 2011 tarihinde gönderilen yazıya göre hiçbir görüntü kaydı mevcut değildir. Operasyon raporu ile ilgili olarak ise, dosyada bu tür nitelikte bir belge yer almamaktadır (yukarıda anılan, Düzova, § 89 ve yukarıda anılan, Şat, § 79).
80. Öte yandan Mahkeme, dosyadaki unsurların başvuran Songül İncenin ayaklanmaya aktif olarak katıldığını ve güvenlik güçlerine saldırdığını veya güç kullanımının ilgilinin davranışları dolayısıyla kesinlikle zorunlu hale geldiğini kanıtlamaya imkan vermediğini tespit etmektedir. Dosya incelendiğinde, ilgilinin kendisine karşı ölümcül güç kullanılmasını mutlak olarak zorunlu kılabilecek bir davranış içine girildiğinin kanıtlanması mümkün değildir.
81. Mahkeme, yukarıda belirtilenler ışığında, günümüzde ceza soruşturması ve davasının yukarıda belirtilen başvuranın Devletin sorumluluğu altındayken yaralandığı olayı çevreleyen koşulların değerlendirilmesine halen imkan vermediğini tespit etmektedir. Dolayısıyla Hükümet ilgilide oluşan yaraların kaynağını yeterli biçimde izah etme ve mağdura Sözleşmenin 2. maddesi bağlamında meşru güç uygulandığını kanıtlama durumunda değildir.
82. Mevcut davanın bütün koşulları dikkate alındığında, Mahkeme, başvuran Songül İnceye karşı kullanılan gücün Sözleşmenin 2. maddesi bağlamında mutlak zorunlu olmadığı sonucuna varmıştır.
83. Dolayısıyla Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmediğine ilişkin itirazın Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi önünde yürütülen ceza davası ve kimlikleri halen tespit edilemeyen jandarma görevlilerine ilişkin Eyüp Savcılığı tarafından başlatılan soruşturma ile ilgili olması nedeniyle Hükümetin bu itirazını reddetmekte olup söz konusu başvuran ile ilgili olarak Sözleşmenin 2. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
2. Sözleşmenin 3. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası Hakkında
84. Başvuranlar, ihtilaf konusu operasyon sırasında yaralanmalarından ve aşırı derecede göz yaratıcı gaz bombasına maruz kalmalarından şikayet etmektedirler.
a) Başvuranlar Özgül Dede, Gülperi Özen ve Aydan Odabaş ile İlgili Olarak
85. Mahkeme, bu şikayetin Sözleşmenin 35. maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle örtüşmediğini tespit ederek kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
86. Mahkeme, başvuranlar Özgül Dede ve Gülperi Özen ile ilgili olarak sağlık muayenelerinin ardından düzenlenen raporlarda her biri için on beş günlük iş göremezlik raporu gerektirdiği bedenlerinin farklı bölgelerinde yanıkların mevcut bulunduğunun belirtildiğini kaydetmektedir. Mahkeme, başvuran Aydan Odabaş ile ilgili olarak, sağlık muayenesinde sol omuzda ve sağ işaret parmağında bir morluk teşhis edildiğini gözlemlemektedir (yukarıda 14. ve 15. paragraflar).
87. Halihazırda Mahkeme, ceza soruşturmasının ve davasının, yukarıda belirtilen başvuranların Devletin sorumluluğu altındayken yaralandıkları olayı çevreleyen koşulların değerlendirilmesine halen imkan vermediğini tespit etmektedir.
88. Mahkeme, özellikle Özgül Dede ve Gülperi Özen ile ilgili olarak, söz konusu mahkumların yaralandıkları yangının nedeninin halen aydınlatılmadığını kaydetmektedir. Söz konusu başvuranlar, güvenlik güçleri tarafından atılan göz yaşartıcı gaz bombaları nedeniyle koğuşun alev aldığını dile getirmektedirler. Hükümet, bu anlatım şeklini kabul etmemekte olup mahkumların bizzat kendilerinin yangın çıkardıklarını ve kendilerini bu yangına attıklarını savunmaktadır. Mahkeme, bu noktada adli tıp bilirkişileri tarafından 14 Şubat 2001 tarihinde düzenlenen rapor içeriğini hatırlatmaktadır. Dolayısıyla, göz yaşartıcı gaz bombalarının insanların ve yanıcı maddelerin bulunduğu kapalı alanlarda kullanılması yasak olduğu bu rapordan açıkça anlaşılmaktadır. Halbuki güvenlik güçleri bu talimatlara aykırı davranmış ve göz yaşartıcı gaz bombalarını aşırı derecede kullanmışlardır. Bununla birlikte, bilirkişiler yangının kaynağı ile ilgili olarak kesin bir sonuca varamamışlardır (yukarıda 20. paragraf). Öte yandan Mahkeme, itfaiyenin raporunda, mahkumlar tarafından başlatılan bir yangın olduğu iddiası ileri sürülmektedir (yukarıdaki 12.paragraf). Dolayısıyla, bu iki raporun tespitleri dikkate alınarak Mahkeme, iki rapordan sonuçlar çıkartacak konumda olmadığı kanaatindedir.
89. Mahkeme, yangının kaynağının ancak bir soruşturma veya yargılama yoluyla belirlenebileceğini değerlendirmektedir. Ancak burada yukarıda belirtilen tespitlere benzer tespitlere ulaşılması gerekir. Ceza davası, ileri sürülen olaylardan yaklaşık on dört yıl sonra, Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi önünde halen derdesttir ve ilgililerin bulunduğu koğuşta meydana gelen yangının koşulları kesin bir şekilde halen tespit edilmemiştir (yukarıda anılan Erol Arıkan ve diğerleri, § 91).
90. Dolayısıyla Hükümet, ilgililerde oluşan yaraların kaynağını açıklamak ve Sözleşmenin 3. maddesi anlamında meşru güç mağduru olup olmadıklarını yeterli bir şekilde değerlendirmek durumunda değildir.
91. Dolayısıyla Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmediğine ilişkin itirazın Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi önünde yürütülen ceza davası ve kimlikleri halen tespit edilemeyen jandarma görevlilerine ilişkin Eyüp Savcılığı tarafından başlatılan soruşturma ile ilgili olması nedeniyle Hükümetin bu itirazını reddetmekte olup başvuranlar Özgül Dede, Gülperi Özen ve Aydan Odabaş ile ilgili olarak Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
b) Başvuran Fatma Güzel ile İlgili Olarak
92. Mahkeme, bu şikayetin Sözleşmenin 35. maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle örtüşmediğini tespit ederek kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
93. Mahkeme, ihtilaf konusu operasyondan sonra, başvuran Fatma Güzelin akciğerlerinde hırıltı olması nedeniyle Bayrampaşa Hastanesine sevk edildiğini gözlemlemektedir. Mahkeme, söz konusu başvuranın aşırı bir şekilde göz yaşartıcı gaz bombasına maruz kaldığını ve zehirlendiğini kaydetmektedir.
94. Mahkeme, göz yaşartıcı gaz bombası veya kamu düzeninin sağlanması anlamında karabiberli sprey kullanımı konusunu daha önce inceleme imkanının bulunduğunu ve bu tür bir kullanımın rahatsız edici etkilere yol açabileceğinin kabul ettiğini hatırlatmaktadır (Oya Ataman/Türkiye, No. 74552/01, §§ 17-18, AİHM 2006-XIII, Ali Güneş/Türkiye, No. 9829/07, § 37, 10 Nisan 2012 ve Petruş Iacob/Romanya, No. 13524/05, §§33, 4 Aralık 2012). Öte yandan Mahkeme, karabiber spreyinin kullanımı ile ilgili olarak CPT tarafından verilen önerileri onaylamıştır (yukarıda anılan Ali Güneş, § 40). Diğer yandan Mahkeme, Avrupa Konseyi Üye Devletlerinin birkaçında, ayaklanma durumunda göstericileri kontrol etmek, hatta dağıtmak için kullanılan bu gazın, kimyasal silahların üretimini, stoklanmasını ve kullanımını yasaklayan Birleşmiş Milletlerin 13 Ocak 1993 tarihli Sözleşmenin (CAC) ekinde belirtilen toksik gazlar arasında yer almadığını belirtmiştir. Öte yandan CACye (madde II §9, d) göre, göz yaşartıcı gaz bombası veya sprey gibi yöntemlerin yerel düzeyde ayaklanma ile mücadele de dahil olmak üzere kamu düzeninin sağlanması amacıyla kullanılmasına izin verilmiştir (Çiloğlu ve diğerleri/Türkiye, No. 73333/01, §§ 18-19, 6 Mart 2007 ve yukarıda anılan Oya Ataman, §§17-18).
95. Bununla birlikte mevcut dava, Mahkemenin göstericilere (yukarıda anılan Çiloğlu ve diğerleri ve Oya Ataman) ya da güvenlik güçleri tarafından etkisiz hale getirilen kişilere (yukarıda anılan Ali Güneş ve Petruş Iacob) karşı rahatsız edici bir şekilde kullanılan göz yaşartıcı gaz bombası veya spreyin etkilerini incelediğini davalardan değerlendirilebilir bir şekilde ayrılmaktadır. Öte yandan mevcut dava, bir fırlatıcı aracılığıyla göstericilere yönelik göz yaşartıcı gaz bombalarının kullanılmasına ilişkin davalardan ayrılmaktadır (Abdullah Yaşa ve diğerleri/Türkiye, No. 44827/08, 16 Temmuz 2013).
96. Mevcut durumda, cezaevinde bir ayaklanmayı bastırmak amacıyla göz yaşartıcı gaz bombasının kullanımı söz konusudur. Burada Mahkeme, gazın kapalı alanda kullanılması nedeniyle kendisinin karar vermiş olduğu daha önceki davalardan farklı olarak değerlendirilebilir bir şekilde önem vermektedir. Öte yandan Mahkeme, başvuran Fatma Güzelin bulunduğu C1 koğuşunda göz yaşartıcı gaz bombasının aşırı bir şekilde kullanıldığının açıkça ortaya çıktığını kaydetmektedir (bk. 14 Şubat 2001 tarihli rapor, yukarıda 19. paragraf).
97. Öte yandan Mahkeme, göz yaşartıcı gaz bombası kullanılarak başvuran Fatma Güzele yapılan muamelenin Sözleşmenin 3. maddesinde öngörülen önem eşiğini ihlal ettiğini kabul etmektedir. Dolayısıyla ayaklanmanın bastırılması amacıyla askerler tarafından kullanılan bu gazın Sözleşmenin 3. maddesinin gereklilikleri dikkate alınarak duruma uygun bir tepki olup olmadığını araştırmak Mahkemenin görevidir.
98. Bu bağlamda Mahkeme, 19 Aralık 2000 tarihinde Bayrampaşa Cezaevinde meydana gelen olayların aşırı şiddetini, cezaevinde bulunan şiddetin potansiyelini ve mahkumların itaatsizliği hızlı bir şekilde bozularak güvenlik güçlerinin müdahalesi gerektiren ayaklanmaya dönüşebileceğini inkar edemez (Gömi ve diğerleri/Türkiye, No. 35962/97, § 77, 21 Aralık 2006). Öte yandan, güvenlik güçlerinin söz konusu operasyon sırasında zorlu ve tehlikeli bir görevden geçtikleri doğrudur.
99. Bu bağlamda Mahkeme, göz yaşartıcı gaz bombası ve karabiberli sprey gibi hareketsiz hale getiren yöntemlerin kullanılmasının ayaklanmayı bastırmak amacıyla gerekli ve uygun olarak görülebildiğini kabul etmektedir. Yetkililerin, yerel mahkemeler, son derece mahkemesi ve Sözleşmenin denetim organları tarafından Sözleşmenin 3. maddesi bakımından her türlü etkin denetim altında bu tür yöntemlere başvurmaya yetki sahibi oldukları anlamına gelmemektedir. Bu nedenle Mahkeme, somut olayda gaz kullandıklarında güvenlik güçlerinin eylemlerinin yeterli güvenceye sahip olup olmadıklarını belirlemesi gerekir.
100. Mahkeme, cezaevi ortamının güvenliğinin korunmasına ilişkin ulusal mevzuatın birkaç hükümlerinden (Ceyhan Demir ve diğerleri/Türkiye, No. 34491/97, §80, 13 Ocak 2005) Bayrampaşa Cezaevinde müdahale edilmeye çağrılan güvenlik güçlerinin göz yaşartıcı gaz bombası kullanmak için şüphesiz yetkiye sahip olduklarının anlaşıldığını gözlemlemektedir. Bu kuralların bulunduğu mevzuatta söz konusu yöntemlerin kullanılması ile ilgili olarak herhangi bir net kural yer almamaktadır. Bu bağlamda Mahkeme, bir gösteri sırasında göz yaşartıcı gaz bombasının kullanılmasının düzenlenmesi gerektiğinin daha önce belirttiğini hatırlatmaktadır (İzci/Türkiye, No. 42606/05, § 66, 23 Temmuz 2013 ve Ataykaya/Türkiye, No. 50275/08, § 57, 22 Temmuz 2014). Mahkeme, benzer gerekliliğinin ağır, dahası ölümcül sonuçlara yol açabilecek cezaevleri gibi kapılı veya yoğun nüfuslu alanlarda göz yaşartıcı gaz bombasının kullanılmasının geçerli olduğunu a fortiori değerlendirmektedir. Güvenlik güçlerinin müdahale etmeye yol açacak operasyon sırasında göz yaşartıcı gaz bombasının kullanım şekli ve nicel kısıtlamalara göre emirler hakkında net olarak talimatlar alıp almadıkları tespit edilmemiştir. C1 koğuşunda bulunan göz yaşartıcı gaz bombaları, bu duruma tanıklık etmektedir. Nitekim koğuşun alanı ve olay yerinde bulunan göz yaşartıcı gaz bombalarının sayısı (kırk beş) dikkate alınarak bilirkişi raporunda bu koğuşta kullanılan göz yaşartıcı gaz bombasının sayısının ölümcül derecede çok aşırı olduğu belirtilmektedir (yukarıda 19. paragraf).
101. Öte yandan Mahkeme, göz yaşartıcı gaz bombasının aşırı kullanılması ile ilgili olarak adli mahkemeler önüne çıkarılan mahkumların iddialarına rağmen söz konusu mahkemelerin hiçbir şekilde bu konuyla ilgilenmediklerini gözlemlemektedir. Yerel mahkemeler, göz yaşartıcı gaz bombasının kullanımının uygulanış şeklinden şüphe duymaksızın güç kullanma gerekliliğini söz konusu tarihe kadar incelemekle yetinmişlerdir.
102. Diğer yandan Mahkeme, ihtilaf konusu operasyon sırasında meydana gelen yaralanmalar ve ölümler ile ilgili olarak davanın iç hukukta halen derdest olmasına rağmen, adli mahkemelerin göz yaşartıcı gaz bombasının en uygun şekilde kullanıp kullanılmadığı konusunu inceleyeceklerine dair dosyadaki hiçbir belgenin bu durumun öngörülmesine imkan vermediğini kaydetmektedir. Bu bağlamda Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi tarafından bu konunun hiçbir şekilde ele alınmadığının tespit edilmesi gerekir.
103. Mahkeme, yukarıdaki değerlendirmeleri dikkate alarak, yukarıda belirtilen koşullarda başvuran Fatma Güzele uygulanan göz yaşartıcı gaz bombasının Sözleşmenin 3. maddesindeki gereklilikler bakımından duruma uygun bir karşılık olduğunun ve bu kullanımın hedeflenen amaca yani ayaklanmayı bastırmak amacına uygun olduğunun değerlendirilmediği kanaatindedir.
104. Öte yandan Mahkeme, somut olayın koşullarında kullanılan gücün haklı gösterilmesinin değerlendirilmesine imkan verilmesi nedeniyle, ihtilaf konusu operasyon sırasında meydana gelen yaralanmalara ve ölümlere ilişkin ulusal düzeyde yürütülen soruşturmanın ve davanın etkin olarak değerlendirilemeyeceği kanaatindedir. Sonuç olarak Mahkeme, soruşturmanın ve davanın söz konusu pozitif yükümlülükler bağlamında zımni olan hakkaniyet ve makul özen gerekliliğine de karşılık vermediğini değerlendirmektedir (bk. Diğer kararlar arasında, McKerr/Birleşmiş Milletler, No. 28883/95, §§113-114, AİHM 2001-III). Bu durum, suçlanan jandarma görevlileri hakkında yürütülen davanın olaylardan on dört yıl sonra ağır ceza mahkemesi önünde halen derdest olmasındandır.
105. Sonuç olarak Mahkeme, Hükümetin ilk itirazını (yukarıda 62. paragraf) reddetmekte olup başvuran Fatma Güzel ile ilgili olarak Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
c) Diğer Başvuranlar ile İlgili Olarak
106. Mahkeme, diğer başvuranların ihtilaf konusu operasyon sırasında yaralandıklarını dosyadan hiçbir şekilde anlaşılmadığını tespit etmektedir.
Mahkeme, söz konusu başvuranların koğuşu tahliye ettikten sonra diğer cezaevlerine sevk edildiklerini kaydetmektedir. Öte yandan başvuran Özkan Pekgüleç ile ilgili olarak, 22 Ocak 2001 tarihli ifadesinde göz yaşartıcı gaz bombasının sırtına isabet etmesi sonucu yaralandığını belirtmesine rağmen, bu iddiayı destekler nitelikte herhangi bir sağlık raporu sunmamış olup sağlık muayenesine tabi tutulmak istemediğini dile getirmiştir. Diğer yandan başvuran dava dosyasını 9 Şubat 2001 tarihinde Eyüp Savcılığına gönderdikten sonra şikayetinin sonucuna dair Mahkemeye bilgi de sunmamıştır (yukarıda 22. paragraf).
Sonuç olarak şikayetin bu kısmı, açıkça dayanaktan yoksun olup Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
107. Sonuç olarak Mahkeme, söz konusu operasyon sırasında göz yaşartıcı gaz bombasının kullanılması ile oluşan sekelleri doğrulayan herhangi bir sağlık raporunun bulunmaması veya daha sonra sağlık sorunlarının meydana gelmesi nedeniyle, göz yaşartıcı gaz bombasının kullanılması ile başvuranlara yapılan muamelenin Sözleşmenin 3. maddesinde öngörülen önem eşiğini ihlal ettiğini kabul edemez. Sonuç olarak şikayetin bu kısmı, Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında Sözleşmenin hükümleri ile konu bakımından (ratione materiae) uyumlu değildir ve Sözleşmenin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir (Leyla Alp ve diğerleri/Türkiye (No. 29675/02, § 93, 10 Aralık 2013).
IV. BAŞVURANLARIN TAHLİYE KOŞULLARI VE SEVK EDİLMELERİ İLE İLGİLİ OLARAK SÖZLEŞMENİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
108. Başvuranlar, tahliye edildikleri ve sevk edildikleri sırada aynı zamanda sevk edildikleri cezaevlerinde kötü muamelelere maruz kalmalarından şikayet etmektedirler.
Başvuranlar aşağıda yer alan Sözleşmenin 3. maddesini ileri sürmektedirler.
Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz.
109. Hükümet, bu iddiaları kabul etmemektedir. Hükümet, operasyon sırasında yaralanan mahkumların ve sağlık durumları kötüleşen grev yapan mahkumların tedaviye alınmaları için farklı hastanelere götürüldüklerine dair karşılık vermektedir. Diğer mahkumlar ise başka cezaevlerine doğrudan sevk edilmişlerdir.
110. Öncelikle başvuran Özkan Pekgüleç ile ilgili olarak (Başvuru No. 25595/08), Mahkeme başvuranın 21 Mayıs 2004 tarihinde Bayrampaşa Cezaevinden Edirne Cezaevine sevk edilmesi sırasında ve Edirne Cezaevine getirildiği esnada maruz kaldığı kötü muamelelerden dolayı şikayet etmesi sonucu 21283/04 Nolu başvuruda bulunduğunu kaydetmektedir. Mahkeme, 20 Mayıs 2008 tarihinde, Sözleşmenin 35. maddesinin 1, 3 ve 4. fıkraları uyarınca bu şikayetin kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Mevcut başvuru, yeni olaylar içermemektedir. Halbuki Sözleşmenin 35. maddesinin 2. fıkrasının b) bendine göre, başvurunun özellikle kendisi tarafından daha önce incelenen bir başvuruya benzer olduğu ve herhangi bir yeni olay içermediği durumlarda Sözleşmenin 34. maddesi uyarınca herhangi bir bireysel başvuruda bulunulmadığını tespit etmektedir. Dolayısıyla başvurunun bu kısmı, Sözleşmenin 3. maddesine ilişkin şikayet hakkında 21283/04 Nolu başvuruya özellikle benzer olması nedeniyle, Sözleşmenin 35. maddesinin 2. fıkrasının b) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
111. Mahkeme, diğer başvuranlar ile ilgili olarak, kendi önünde ilgililerin iddialarına dayanak olacak herhangi bir delil unsuru, jandarma görevlileri tarafından meydana gelen yaralar hakkında ayrıntılı ve ikna edici açıklamalar sunmadıklarını kaydetmektedir. Bu bağlamda Mahkeme, Edirne Cezaevine sevk edilen başvuranların, bu cezaevine alınmaları sırasında sağlık muayenesine tabi tutulduklarını tespit etmektedir. Mahkeme, bu amaçla düzenlenen sağlık raporlarında ilgililerin bedeninde herhangi bir yara izinden bahsedilmediğini kaydetmektedir. Öte yandan Mahkeme, söz konusu başvuranların bu muayene sırasında başvurularında ileri sürdükleri muamelelerden şikayet etmediklerini kaydetmektedir. Diğer yandan Mahkeme, ilgililerin tutuklu bulundukları herhangi bir zamanda cezaevine alınmaları sırasında düzenlenen sağlık raporlarına itiraz ettikleri ve/veya bu raporları düzenleyen doktor yerine başka bir doktor tarafından muayene edilmeleri için herhangi bir girişimde bulunup bulunmadıkları dosyadan hiçbir şekilde anlaşılmadığını gözlemlemektedir.
112. Sonuç olarak bu şikayet, başvuranlar ile ilgili olarak açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşmenin 35. maddesinin 3. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
V. SÖZLEŞMENİN 6. VE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
113. Başvuranlar, Sözleşmenin 6. maddesini ileri sürerek, yetkililerin, kendileri tarafından ileri sürdükleri muamelelerin sorumlularını araştırmamalarından aynı zamanda soruşturmanın ivedilikle ve etkin yürütülmemesinden şikayet etmektedirler.
Başvuranlar, Sözleşmenin 13. maddesini ileri sürerek, şikayetlerini sunmak için etkin başvuru yollarına sahip olmamaktan da şikayet etmektedirler.
114. Başvuranlar Songül İnce, Özgül Dede, Gülperi Özen, Aydan Odabaş ve Fatma Güzel ile ilgili olarak, Mahkeme bu şikayetlerin Sözleşmenin 2. ve 3. maddeler açısından yukarıda incelenen şikayetlere bağlı olduklarını ve dolayısıyla kabul edilebilir olarak karar verilmesi gerektiğini tespit etmektedir. Bununla birlikte Mahkeme, bu hükümlere ilişkin tespitleri (yukarıda 85, 93 ve 107 paragraflar) dikkate alarak, somut olayda Sözleşmenin 6. ve 13. maddeleri ihlal edilmiş ise bu şikayetlerin inceleme gerektirmediği kanaatindedir.
115. Mahkeme, diğer başvuranlarla ilgili olarak, bu şikayetleri ilgililerin sunduğu şekliyle incelemiştir. Mahkeme, elde ettiği bütün unsurlar ışığında Sözleşme veya Protokolleri tarafından güvence altına alınan hak ve özgürlüklerde herhangi bir ihlal görünümü tespit etmemektedir. Dolayısıyla bu şikayetler açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşmenin 35. maddesinin 3. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
VI. İDDİA EDİLEN DİĞER ŞİKAYETLER HAKKINDA
116. Başvuranlar, Sözleşmenin 14. maddesi anlamında, siyasi görüşlerine dayanan bir ayrımcılığa maruz kalmaktan şikayet etmektedirler. Öte yandan başvuranlar, cezaevinde yürütülen operasyon sırasında kişisel eşyalarının el konulmasından ve tahrip olmasından şikayet etmektedir.
117. Mahkeme, bu şikayetleri başvuranlar tarafından sunulduğu şekliyle incelemiştir. Mahkeme, elde ettiği bütün unsurlar ışığında, Sözleşme veya Protokolleri tarafından güvence altına alınan hak ve özgürlüklerde herhangi bir ihlal görünümü tespit etmemiştir. Dolayısıyla bu şikayetler açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşmenin 35. maddesinin 3. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
VII. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
118. Sözleşmenin 41. maddesi uyarınca,
Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.
A. Tazminatlar
119. Başvuranların her biri, 34252/10 Nolu başvurularında maruz kaldıklarını ileri sürdükleri manevi tazminat için 90.000 avro talep etmektedirler. Başvuranlar, maddi tazminat için Mahkemenin takdirine bırakmaktadırlar.
Başvuran Özkan Pekgüleç, 25595/08 Nolu başvuru ile ilgili olarak, maruz kaldığını düşündüğü manevi zarar için 50.000 avro talep etmektedir.
120. Hükümet, bu talepleri kabul etmemektedir.
121. Mahkeme, tespit edilen ihlaller ve iddia edilen maddi zarar arasında bir nedensellik bağı tespit etmemekte olup bu duruma ilişkin talebi reddetmektedir.
Buna karşın Mahkeme, manevi tazminat için başvuran Songül İnceye 15.000 avro, başvuranlar Özgül Dede ve Gülperi Özenin her birine 10.000 avro ve başvuranlar Aydan Odabaş et Fatma Güzelin her birine 8.000 avro ödenmesinin uygun olduğunu değerlendirmektedir.
B. Masraf ve giderler
122. Başvuranlar, 34252/10 Nolu başvuruda Mahkeme önünde yaptıkları masraf ve giderler için müştereken 7.853 avro talep etmektedirler.
25595/08 Nolu başvuru ile ilgili olarak, başvuran Özkan Pekgüleç, bu bağlamda 7.763 avro talep etmektedir.
123. Hükümet, bu meblağları kabul etmemektedir.
Mahkeme içtihadına göre, bir başvuranın Mahkeme önünde yaptığı masraf ve giderlerinin doğruluğunu, gerekliliğini ve oranlarının makul niteliğini ispatladığı takdirde, bu masraflar başvurana iade edilebilmektedir. Mahkeme, elde ettiği belgeler ışığında ve içtihadını dikkate alarak, 3.000 avro tutarının makul olduğu ve tüm masraflar dahil olmak üzere bu tutarın başvuranlar Songül İnce, Özgül Dede, Gülperi Özen, Aydan Odabaş ve Fatma Güzele müştereken ödenmesi kanaatindedir.
C. Gecikme Faizi
124. Mahkeme, gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinalkredi faizlerine uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranı uygulamanın uygun olduğuna karar vermiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvuruların birleştirilmesine;
2. Bir yandan Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi önünde otuz dokuz jandarma görevlisi hakkında yürütülen ceza davası ile ilgili olması nedeniyle Hükümetin ilk itirazının esasının ve diğer yandan kimlikleri tespit edilmemiş jandarma görevlileri ile ilgili olarak Eyüp Savcılığı tarafından açılan soruşturmanın birleştirilmesine ve ardından reddedilmesine;
3. Başvuran Songül İnce ile ilgili olarak, Sözleşmenin 2,6 ve 13. maddelerine ilişkin şikayet hakkında 34252/10 Nolu başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
4. Başvuranlar Özgül Dede, Gülperi Özen, Aydan Odabaş ve Fatma Güzel ile ilgili olarak, Sözleşmenin 3, 6 ve 13. maddelerine ilişkin şikayet hakkında 34252/10 Nolu başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
5. 25595/08 Nolu başvurunun kabul edilemez ve 34252/10 Nolu başvuruya ilişkin diğer şikayetlerinin kabul edilemez olduğuna;
6. Başvuran Songül İnce ile ilgili olarak, Sözleşmenin 2. maddesinin ihlal edildiğine;
7. Başvuranlar Özgül Dede, Gülperi Özen, Aydan Odabaş ve Fatma Güzel ile ilgili olarak, Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edildiğine;
8. Sözleşmenin 6. ve 13. maddelerine ilişkin şikayetlerin ayrı ayarı incelenmesine gerek olmadığına;
9. a) davalı Devletin, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere, aşağıdaki meblağları ödemekle yükümlü olduğuna;
i. Başvuran Songül İnceye manevi tazminat olarak, her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere 15.000 avro (on beş bin avro) ödenmesine;
ii. Başvuranlar Özgül Dede et Gülperi Özenin her birine manevi tazminat olarak, her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere 10.000 avro (on bin avro) ödenmesine;
iii. Başvuranlar Aydan Odabaş ve Fatma Güzelin her birine manevi tazminat olarak, her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere 8.000 avro (sekiz bin avro) ödenmesine;
iv. Başvuranlar Songül İnce, Özgül Dede, Gülperi Özen, Aydan Odabaş ve Fatma Güzele müştereken masraf giderler için her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere 3.000 avro (üç bin avro) ödenmesine;
b) Söz konusu meblağlara, belirtilen sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
10. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş; İçtüzüğün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca, 26 Mayıs 2015 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
EK
Başvuranlar Listesi
Başvuru No. 25595/08
1. 1966 doğumlu olan PEKGÜLEÇ Özkan
Başvuru No. 34252/10
1. 1973 doğumlu olan Songül İNCE Songül,
2. 1973 doğumlu olan Ali Ekber DÜZOVA,
3. 1970 doğumlu olan Hasan AKSAKAL,
4. 1951 doğumlu olan Kenan GÜNGÖR,
5. 1974 doğumlu olan İsmail ALTUN,
6. 1967 doğumlu olan Hasan DEMİR,
7. 1969 doğumlu olan Fatma GÜZEL,
8. 1977 doğumlu olan Aydan ODABAŞ,
9. 1972 doğumlu olan Şenol İSKENDER,
10. 1973 doğumlu olan Cengiz BAYIR,
11. 1963 doğumlu olan Muammer PAKKAN,
12. 1977 doğumlu olan POLAT Ali,
13. 1963 doğumlu olan Recep ÇİNGİTAŞ,
14. 1975 doğumlu olan Özgül DEDE,
15. 1969 doğumlu olan TÜRKMEN Canali,
16. 1954 doğumlu olan Hasan Selim AÇAN,
17. 1970 doğumlu olan ÖZEN Gülperi.
YARGIÇ SAJÓNUN MUTABAKAT ŞERHİ
Sırasıyla Sözleşmenin 2. ve 3. maddelerinin ihlal edildiklerine dair çoğunluğun görüşüne katılmaktayım ancak Özgül Dede, Gülperi Özen, Aydan Odabaş ve Fatma Güzel ile ilgili olarak, Devletin yalnızca usuli gerekliliklerini yerine getirmediği kanaatindeyim.
Mevcut dava, başvuranların tutuklu bulundukları Bayrampaşa Cezaevinde güvenlik güçleri tarafından yürütülen operasyon ile ilgilidir. Mahkeme, Sözleşmenin 2. maddesinin 2. fıkrası anlamında bazı başvuranlara karşı kullanılan gücün mutlak gerekli olmadığı sonucuna vardığı İsmail Altun/Türkiye (No. 22932/02, 21 Eylül 2010), Düzova/Türkiye (No. 40310/06, 5 Haziran 2012), Şat/Türkiye (No. 14547/04, 10 Temmuz 2012) ve Erol Arıkan ve diğerleri/Türkiye (No. 19262/09, 20 Kasım 2012 davalar çerçevesinde ihtilaflı askeri operasyon hakkında daha önce karar vermiştir. Bu sonuca ulaşmak için Mahkeme, söz konusu başvuranların Devletin sorumluluğu altındayken yaralandıklarını tespit etmiş olup yaralarının kaynağı ve ilgililerin Sözleşmenin 2. maddesi anlamında meşru bir güce kesinlikle tabi tutulduklarının ortaya çıkarılması hakkında yeterli bir açıklama yapma durumunda olmadığını gözlemlemiştir. Ancak özellikle ihtilaf konusu müdahalenin hazırlanışı ve gidişatı ile doğrudan ilgili olan unsurlar sunularak bir açıklama yapılabilinirdi (yukarıda anılan İsmail Altun, §§ 70 ve 78, yukarıda anılan Düzova, § 91, yukarıda anılan Şat, § 81 ve yukarıda anılan Erol Arıkan ve diğerleri § 93). Bununla birlikte somut olayda, 22 Mart 2011 tarihinde, Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi önündeki dava sırasında İstanbul Jandarma Bölge Komutanlığı gizli belge şeklinde sınıflandırılan 15 Aralık 2000 tarihli müdahale planını bu mahkemeye sunmuştur. İstanbul Jandarma Bölge Komutanlığı, planın arşiv düzenlenmesi sırasında bulunduğunu belirtmiştir. Mahkeme, hatalı olarak planı değerlendirmemiştir. Söz konusu başvuranların Devletin sorumluluğu altındayken yaralandıklarına dair iddia ile ilgili olarak, operasyonun ayaklanmaya son verilmesi amacıyla yani Devletin denetimi altında bulunmayan silahlı başvuranların ve diğer mahkumların kontrol altında tutulması için yürütüldüğünü kabul etmek gerekir. Sonuç olarak başvuran Songül İnce ile ilgili olarak, benim görüşüme göre, ihlal yalnızca etkin bir ceza soruşturması yapılmaması ile ilgilidir. Başvuran Fatma Güzelin aşırı bir şekilde göz yaşartıcı gaz bombasına maruz kalması ve zehirlenmesi ile ilgili olarak, meslektaşlarımla aynı görüşü paylaşıyorum. Cezaevleri gibi kapalı ve yoğun nüfuslu alanda göz yaşartıcı gaz bombasının kullanılması orantılı değildir. Bu nedenle, söz konusu başvuran ile ilgili olarak, Sözleşmenin 3. maddesinin (esas ve usuli yönden) ihlal edildiği sonucuna varmaktayım.
Başvuranlar Özgül Dede, Gülperi Özen ve Aydan Odabaş ile ilgili olarak, Mahkeme tarafından sunulan nedenlerin özellikle usuli nitelikte olduğu kanaatindeyim (91-93 paragraflar). (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy