(AİHS. m. 3, 5, 6, 34, 35, 41, 44) (2709 S. K. m. 143) (765 S. K. m. 146) (ÜMMÜHAN KAPLAN DAVASI - TÜRKİYE DAVASI) (MÜDÜR TURGUT VE DİĞERLERİ V. - TÜRKİYE DAVASI) (RIFAT DEMİR V. - TÜRKİYE DAVASI) (SALDUZ - TÜRKİYE DAVASI) (DAYANAN - TÜRKİYE DAVASI) (GETİREN - TÜRKİYE DAVASI) (GÜVEÇ - TÜRKİYE DAVASI) (BÖKE VE KANDEMİR - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 28451/08)
KARAR
STRAZBURG
14 Ekim 2014
İşbu karar, Sözleşmenin 44. maddesinin 2. paragrafında öngörülen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup, şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Çarkçı/Türkiye (No.2) davasında,
Başkan,
Guido Raimondi,
Yargıçlar,
Andras Sajö,
Neboja Vucinic,
Egidijus Küris,
Robert Spano,
JonFridrikKjolbro ve Daire Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Abel Campos katılımıyla, Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 23 Eylül 2014 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakerelerin ardından, aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir.
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Önder Çarkçının (başvuran), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM veya Mahkeme) 25 Mayıs 2008 tarihinde, İnsan Haklan ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (no. 28451/08) bulunmaktadır.
2. Başvuran, İstanbulda görev yapan avukat G. Tuncer tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (Hükümet) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru, Hükümete 29 Mart 2011 tarihinde tebliğ edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran 1973 doğumlu olup; halihazırda Kandıra Cezaevinde cezası infaz edilmektedir.
5. Başvuran, 17 Temmuz 1996 yılında, aralarında kendisinin de olduğu iddia edilen bir grup tarafından yapılan bir kuyumcu soygunu esnasında ateşli silah ile yaralanmıştır. Olay esnasında ateş edilmiş ve dükkan sahibi öldürülmüştür. Başvuranın ise, hastane acil servisine getirildiğinde bilinci kapalı haldedir.
6. 18 Temmuz 1996 tarihinde jandarma tarafından başvuranın ifadesine başvurulmuş olup; başvuran verdiği ifadeyi, elleri yaralı ve sargılı olduğu için imzalayamadığı notu, ifade tutanağına düşülmüştür. Başvuran, bu ifadede, silahlı soygunda yer aldığını kabul etmiştir. Bunun yanı sıra, soygun esnasında yanında silahının olduğunu ve dükkan sahibi ateş etmeye başladığında kendisinin de silahını ateşlediğini belirtmiştir. Başvuran ayrıca, suçu iki kişi ile birlikte işlediğini belirtmiştir.
7. 22 Temmuz 1996 tarihinde başvuranın ifadesine tekrar başvurulmuştur ve ifadesine imzasının yerine parmak izi eklenmiştir. Başvuran, aynı gün, hastanenin acil servisinden taburcu edilmiştir. Doktor tarafından düzenlenen ve imzalanan belgeye göre, başvuran, acil serviste olduğu sürece, torakotomi ve laparotomi operasyonlarından geçmiştir.
8. Başvuran, 23 Temmuz 1996 tarihinde, sorgulanmak üzere Jandarma Karakoluna götürülmüştür. Üç görevli tarafından düzenlenen tutanağa göre; başvuranın doktoru, başvuranın sağlık koşullarının gözaltına alınmasına engel teşkil etmediğini beyan etmiştir. Aynı gün, başvurandan, olayda kullanıldığı iddia edilen silahlan ve aynı hırsızlık suçundan yakalanmış olan diğer iki kişiyi teşhis etmesi istenmiştir. Görevliler tarafından düzenlenen tutanaklara göre, aynı gün saat 23:00 sıralarında başvuranın durumu kötüleşmiş ve bu nedenle tekrar hastaneye götürülmüştür.
9. Başvuran, 25 Temmuz 1996 tarihinde, Cumhuriyet savcısı ve sulh ceza hakimi önüne çıkarılmıştır. Başvuranın hakim önünde bulunduğu beyanlarını içeren tutanağa göre, başvuran avukat tarafından temsil edilmek istememiştir. Bir kez daha silahlı soyguna katıldığını kabul etmiş ancak dükkan sahibini öldürdüğü yönündeki suçlamaları reddetmiştir. Başvuranın parmak izi ifadesinin sonuna eklenmiştir. Aynı gün, sulh ceza hakimi başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.
10. Gözaltında tutulduğu ve daha sonra Cumhuriyet savcısı ve hakim önünde ifade verdiği sırada, başvuran bir avukat tarafından temsil edilmemiştir.
11. Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesinde görevli savcı, 9 Ağustos 1996 tarihinde, başvuran ve diğer üç kişi aleyhinde silahlı soygun ve adam öldürme suçlamalarını kapsayan bir iddianame düzenlemiştir.
12. Başvuran ve diğer sekiz kişi hakkında, 21 Şubat 1997 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet savcısı ikinci bir iddianame düzenlenmiş ve başvuran ve diğer kişilere, THKP-C (Türkiye Halk Kurtuluş Partisi) üyesi olma ve anayasal düzeni zor kullanarak kaldırmaya teşebbüs etme suçlarını isnat edilmiştir.
13. Başvuran, 27 Eylül 1996 tarihinde, Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesinde söz konusu silahlı soyguna katılmadığını beyan etmiştir. Düşmanları olduğu için silah taşıdığını ve olayın meydana geldiği civarda silah seslerini duyduğu zaman silahını kullandığını ileri sürmüştür. Düşmanlarının kendisine saldırdığını düşünmüş ve bu nedenle ateş açtığını öne sürmüştür.
14. Başvuran, 13 Mayıs 1997 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde yaptığı savunmasında, 17 Temmuz ve 22 Temmuz 1996 tarihleri arasında alınan ifadelerinin doğruluğuna itiraz etmiş ve jandarmanın bu ifadeleri, hastanede bilinçsiz şekilde yattığı sırada aldığını iddia etmiştir.
15. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi ve Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi, sırasıyla 23 Ekim 1997 ve 29 Nisan 1998 tarihli kararlarında, davalar arasında hukuki ve fiili bağlantı olması sebebiyle, başvuran hakkındaki iki ayrı ceza kovuşturmasının İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi nezdinde görülen başka bir davayla birleştirilmesine hükmetmiştir (1996/180E).
16. Başvuranın temsilcisi, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesine sunulan 18 Haziran 1998 tarihli dilekçesinde, başvuranın 17 Temmuz 1996 tarihinde ağır şekilde yaralandığını ve güvenlik güçleri tarafından 18 Temmuz 1996 tarihinde ifadesi alındığı esnada, kendisinin bu ifadeleri imzalayamayacak durumda olduğunu ileri sürmüştür. Başvuran avukatı, güvenlik güçlerinin bir senaryo uydurduğunu ve başvuranı silahlı soygun ve terörle ilgili faaliyetlerle ilişkilendirdiklerini iddia etmiştir.
17. Başvuran temsilcisi, 28 Haziran 1998 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinde, başvuranın ifadelerinde adı geçen kişileri tanımadığını ve içeriği güvenlik güçleri tarafından uydurulduğu için ifadelerinin doğru olmadığı kanaatinde olduğunu beyan etmiştir.
18. 18 Haziran 1999 tarihinde Anayasanın 143. maddesinde değişiklik yapılmış olup; Devlet Güvenlik Mahkemesi oluşumundan askeri üyeler çıkarılmıştır. Bunun sonucunda, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi kürsüsünde yer alan askeri hakim yerine sivil hakim görevlendirilmiştir. 16 Haziran 2004 tarihli ve 5190 sayılı Yasa ile Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kaldırılmasının ardından, başvuran hakkındaki dava İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine devredilmiştir.
19. Başvuran temsilcisi, 20 Mart 2007 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi önünde, başvuranın ifadelerinin jandarma tarafından baskı altında alındığını ileri sürmüştür.
20. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 30 Mayıs 2008 tarihinde, başvuranı mülga Ceza Kanununun 146/1. maddesi uyarınca anayasal düzeni zor kullanarak yıkmaya teşebbüs etme suçundan suçlu bulmuş ve başvurana ağırlaştırılmış" müebbet hapis cezası vermiştir (şartlı tahliye imkanı olmaksızın). Kararını; balistik raporlar, otopsi raporu ve diğer bilirkişi raporları, sanığın, yargılamaya müdahil sıfatıyla katılan dükkan sahibinin kuzeninin, tanıkların ifadeleri ve dava dosyasında yer alan diğer deliller temelinde veren mahkeme, başvuranın ve diğer üç kişinin, silahlı soygun ve adam öldürme suçlarında THKP-C adına müşterek fail olduğuna hükmetmiştir.
21. İlk derece mahkemesi kararı, 11 Mart 2009 tarihinde Yargıtay tarafından onanmıştır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA
22. Söz konusu zamanda yürürlükte ve geçerli olan iç hukuk ve uygulamaya Salduz/Türkiye ((BD), no. 36391/02 §§ 27-31, 27 Kasım 2008) kararından ulaşılabilir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMENİN 3.MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
23. Resmi belgelerde imzası yerine parmak izinin kullanılmasına atıfta bulunarak başvuran, Sözleşmenin 3. maddesi kapsamında, güvenlik güçlerinin ifadesini hastanede bilinçsiz halde yatarken almış olmalarından şikayetçi olmuştur. Aynı hüküm kapsamında, sağlık koşullarının hastaneden ayrılması için elverişli olmamasına rağmen, jandarmaya ifade vermek ve teşhis amacıyla yüzleştirme işlemine katılmak zorunda bırakıldığını iddia etmiştir. Sözleşmenin 3. maddesi şu şekildedir:
Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.
24. Hükümet, başvuranın 18 Temmuz ile 22 Temmuz 1996 tarihleri arasında jandarmaya verdiği ifadelerini ve diğer resmi evrakları, elleri sargılı olduğu için imzalayamadığını belirtmiştir.
25. Mahkeme, başlangıçta, delilleri değerlendirirken genellikle makul şüphenin ötesinde ispat standardını uygulamakta olduğunu; ancak, bu ispata yeterli, güçlü, açık ve tutarlı çıkarımlardan veya aynı biçimde çürütülmemiş karinelerden varılabileceğini yineler.(Bkz. Labita/İtalya (BD), no. 26772/95, § 121, AGHM, 2000-IV).
26. Mevcut davanın koşullarına dönüldüğünde, başvuranın hastanede bilinçsiz halde yatarken ifadesinin bulunduğu tutanaklarda parmak izinin kullanıldığı iddiasına ilişkin olarak ise Mahkeme, başvuranın 17 Temmuz 1996 tarihinde yaralandığını ve hastanede operasyon geçirdikten sonra yatarak tedavi gördüğünü gözlemler (Bkz. paragraf 7). Soruşturma kapsamındaki ilk ifadesini bu tarihte verdiğini ve jandarmaya verdiği ifadeleri içeren tutanaklarda başvuranın imzasının bulunmadığını dikkate alır (Bkz. yukarıda 6. ve 7. paragraflar).
27. Ancak, başvuranın ifadesinde parmak izlerinin bilgisi dışında kullanıldığı iddiasının doğru olduğu varsayılsa bile, dava dosyasında başvuranın hastanede 3. madde kapsamına girecek bir muameleye maruz kaldığına ilişkin bir belge veya bilgi bulunmamaktadır. Mahkeme, bu bağlamda, başvuran ve temsilcisinin yerel mahkemelere sadece, başvuranın hastanede ifadesi alındığı sırada kendinde olmadığını ve bu ifadelerin, güvenlik güçleri tarafından uydurulmuş bir senaryodan ibaret olduğunu dile getirdiklerini belirtir (Bkz. yukarıda 14, 16 ve 17. paragraflar). Aslında, yargılamayı yapan mahkemeler önünde dile getirilen bu beyanların amacı, söz konusu ifadelerin delil niteliği bakımından güvenirliğine ve kabul edilebilirliğine itiraz etmektir. Ulusal mahkemelere ya da AİHMe iddia edilen baskı veya kötü muameleye ilişkin detaylar sunulmamış olup; başvuran tarafından bu kapsamda bir delil de ileri sürülmemiştir. Mahkeme, bu nedenle, Sözleşmenin 3. maddesi uyarınca başvuranın iddialarının bu bölümünün dayanaktan yoksun olduğu kanaatindedir.
28. Başvuranın güvenlik güçleri tarafından ifadesinin alınması ve 23 Temmuz 1996 tarihinde teşhis amacıyla yüzleştirme işlemine katılmasına ilişkin olarak ise Mahkeme, başvuranın jandarma karakoluna getirilip hastaneye geri götürülmesine ilişkin Mahkemeye beyanda bulunmasına rağmen, başvuran ve temsilcisinin ulusal mahkemeler önünde bu hususları dile getirmediklerini gözlemler. Güvenlik güçleri tarafından tanzim edilen belgelere göre, doktoru taburcu olmasını onayladıktan sonra başvuran hastaneden çıkarılmıştır ve sağlık durumu kötüleşince aynı gün jandarma tarafından tekrar hastaneye götürülmüştür (Bkz. yukarıda 8. paragraf). Başvuran, ulusal mahkemeler veya AİHM önünde bu belgelerin doğruluğuna itirazda bulunmamıştır. Başvuranın temsilcilerinden biri, 20 Mart 2007 tarihinde, yargılamayı yürüten mahkeme önünde başvuranın jandarma tarafından ifadesi alınırken kötü muameleye maruz kaldığını (bakınız yukarıda 19. paragraf) dile getirmiş; ancak kötü muamele iddiasına ilişkin ayrıntılı bir açıklama yapmamıştır. Dava dosyasında, başvuranın 23 Temmuz 1996 tarihinde jandarma karakoluna götürülmesi ve aynı gün ifadesinin alınması nedeniyle yaşadığını iddia ettiği sıkıntının, Sözleşmenin 3. maddesi ile yasaklanan kötü muamele olarak sınıflandırılacak nitelikte olduğunu gösteren belge ya da bilgi mevcut değildir.
29. Kısaca, Mahkeme, başvuranın 3. madde kapsamındaki şikayetlerinin açıkça dayanaktan yoksun olduğunu ve bu nedenle Sözleşmenin 35 §§ 3 (a) ve 4 madde hükümleri uyarınca reddedilmesi gerektiğine karar verir.
II. SÖZLEŞMENİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
30. Başvuran, Sözleşmenin 6 § 1. maddesi uyarınca, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi kürsüsünde askeri hakimin bulunması nedeniyle tarafsız bir mahkeme tarafından yargılanmamasından şikayet etmektedir. Aynı hüküm altında, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinde davaya bakan hakimin, dosyanın İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine devredilmesinden sonra aynı mahkemede başkanlık yaptığını iddia etmiştir. Başvuran, son olarak Sözleşmenin 6 § 1. maddesi kapsamında, aleyhinde yürütülen cezai yargılamanın uzunluğunun, makul süre şartını aştığını ileri sürmüştür.
31. Başvuran, Sözleşmenin 6 § 3. maddesi uyarınca, imzasının bulunmadığı belgelerin kendisi aleyhine delil olarak kullanılması ve jandarma tarafından ifadesinin alındığı esnada avukat yardımından yararlanamamasından şikayetçi olmuştur. Aynı hüküm kapsamında, yakalandığı esnada kendisine hakkındaki suçlamaların yeterli ölçüde anlatılmadığını ve hastanedeyken savunmasını hazırlaması için kendisine yeterli zaman ve olanak tanınmadığını iddia etmiştir.
32. Sözleşmenin 6. maddesi, bağlamla ilgili olduğu ölçüde, aşağıdaki şekildedir:
1. Herkes davasının,
.yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından,
ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. 3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:
a) Kendisine karşı yöneltilen suçlamanın niteliği ve sebebinden en kısa sürede, anladığı bir dilde ve ayrıntılı olarak haberdar edilmek;
b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olmak;
c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir avukatın yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek;
33. Hükümet, bu iddialara itiraz etmiştir.
A. Kabul edilebilirlik hakkında değerlendirme
34. Hükümet, başvuran hakkındaki mahkeme kararının 11 Mart 2009 tarihinde kesinleştiğini; başvurunun ise 25 Mayıs 2008 tarihte yapıldığını belirtmiştir. Bu nedenle Mahkemeden, iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle, başvuranın şikayetlerini reddetmesini talep etmiştir.
35. Başvuran bu hususta bir beyanda bulunmamıştır.
36. Mahkeme, mevcut başvuruya benzer davalarda Hükümetin yaptığı itirazı incelediğini ve reddettiğini yineler. (Bkz. örneğin, EK. / Türkiye (k.k.), no. 28496/95, 28 Kasım 2000). Mahkeme, bu sonuçtan sapmasını gerektirecek bir durum olmadığı kanaatinde olup; Hükümetin itirazını reddeder.
37. Başvuranın hakkındaki ceza yargılamasının uzunluğuna dair şikayetine ilişkin olarak ise Mahkeme, Türkiyede Ümmühan Kaplan/Türkiye (no. 24240/07, 20 Mart 2012) davasındaki pilot karar usulü uygulamasından beri yeni bir iç hukuk yolunun oluşturulduğunu vurgulamak ister. Mahkeme, Turgut ve Diğerleri/Türkiye (no. 4860/09, 26 Mart 2013) davasında, yeni bir iç hukuk yolu oluşturulduğundan, başvuranların iç hukuk yollarını tüketmemiş oldukları gerekçesiyle yeni başvuruyu kabul edilemez olarak nitelendirdiğini belirtir. Bunu yaparken Mahkeme, bu yeni hukuk yolunun, olay öncesinde de erişilebilir olduğunu ve yargılamaların uzunluğuna ilişkin şikayetlere yönelik makul tazmin fırsatı sunduğunu dikkate almıştır.
38. Mahkeme ayrıca Ümmühan Kaplan (yukarıda anılan karar, § 77) kararında Hükümete henüz tebliğ edilmiş olan bu tür başvuruların incelenmesine devam edebileceğine vurgu yaptığını da belirtir. Ayrıca mevcut davada Hükümetin, yeni iç hukuk yolu açısından bir itirazı olmadığını kaydeder. Yukarıdaki hususlar doğrultusunda, mevcut başvurunun incelenmesine devam edilmesine karar verir (Bkz. Rıfat Demir/Türkiye, no. 24267/07, §§ 34-36, 4 Haziran 2013).
39. Mahkeme, başvurunun bu bölümünün, Sözleşmenin 35 § 3 (a) maddesinin anlamı dahilinde açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka bir gerekçeyle de kabul edilemez olmadığını belirtir. Bu nedenle başvurunun bu bölümünün, kabul edilebilir olarak nitelendirilmesi gerektiğine karar verir.
B. Esas hakkında değerlendirme
1. Cezai yargılamanın ilk aşamalarında müdafi yardımından yararlanamama ve başvuran aleyhine yasaya aykırı olduğu iddia edilen delillerin kullanılması hakkında
40. Başvuran, Sözleşmenin 6 § 3. maddesi kapsamında, hakkındaki cezai yargılamanın ilk aşamalarında müdafi yardımından yararlandırılmamasından ve imzası olmayan belgelerin, kendisine karşı delil olarak kullanılmasından şikayetçi olmuştur.
41. Hükümet, başvuranın sadece jandarma tarafından alınan ifadelerin temelinde suçlu bulunmadığını ileri sürerek bu iddialara itirazda bulunmuş ve bu görevlilerin, söz konusu zamanda yürürlükte olan ulusal mevzuata göre hareket ettiklerini belirtmiştir.
42. Mahkeme, bu şikayetlerin, Sözleşmenin 6 § 1 maddesi ile bağlantılı olarak 6 § 3 (c) maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği kanaatindedir.
43. Mahkeme, başvuranın ifadelerini içeren belgelerin 18 Temmuz ve 23 Temmuz 1996 tarihleri arasında jandarma tarafından tanzim edildiği sırada başvuranın müdafi yardımından yararlandırılmadığı hususunun, taraflar arasında ihtilaf konusu olmadığını belirtir. Başvuranın avukata erişim hakkına getirilen kısıtlama sistematik olup; Devlet Güvenlik Mahkemesinin yargı yetkisine giren suçlar nedeniyle gözaltına alınan herkese uygulanmakta olduğunu dikkate alır (Bkz. Salduz/Türkiye ((BD), no. 36391/02, §§ 56-63, 27 Kasım 2008 ve Dayanan/Türkiye, no. 7377/03, § 30-34, 13 Ekim 2009).
44. Mahkeme, bir kez daha, başvuranın hastanedeyken 18 Temmuz ile 22 Temmuz 1996 tarihleri arasında jandarmaya verdiği ifadelerini içeren tutanaklarda başvuranın imzasının bulunmadığını dikkate alır (Bkz. yukarıda 6. ve 7. paragraflar). Mahkeme, bu bağlamda, başvuranın müdafi yokluğunda alınan ifadelerinin içeriğinin doğruluğuna itiraz etmesine ve bu tutanaklar tutulurken kendinde olmadığını iddia etmesine rağmen, ulusal mahkemelerin, davayı esas bakımından incelemeye başlamadan önce dava dosyasındaki delillerin kabul edilebilirliğini incelemediğini ve ayrıca yargılama işlemlerinin sonunda, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin, başvuranın suçlu olduğuna hükmederken bu belgelere itibar ettiğini dikkate alır (Bkz. yukarıda 20. paragraf).
45. Bu koşullar altında, Mahkeme; başvuranın, hiç şüphesiz, ifadelerinin kendi bilgisi dışında alındığını iddia ettiği gözaltında tutulduğu süre boyunca avukata erişim hakkına getirilen sınırlamalardan etkilendiği sonucuna varır. Ne bu süreç sonrasında sağlanan müdafi yardımının ne de devam eden yargılama sürecinin çekişmeli olmasının, daha önce meydana gelen bu eksiklikleri tazmin edebileceği kanaatindedir (bakınız, yukarıda anılan Salduz kararı, § 58).
46. Yukarıda anılan hususları dikkate alarak Mahkeme, Sözleşmenin 6 § 1 maddesi ile bağlantılı olarak 6 § 3 (c) maddesinin ihlal edildiğine karar verir.
2. Başvuran hakkındaki cezai yargılamanın uzunluğu hakkında
47. Başvuran, Sözleşmenin 6 § 1 maddesi uyarınca, aleyhinde yürütülen cezai yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmadığını ileri sürmüştür.
48. Hükümet; davanın karmaşıklığı, sanıkların sayısı ve başvuran aleyhindeki suçlamaların ciddiyeti dikkate alındığında yargılamaların uzunluğunun makul olarak nitelendirilebileceğini ileri sürmüştür.
49. Mahkeme, dikkate alınacak sürenin 17 Temmuz 1996 tarihinde başlayıp 11 Mart 2009 tarihinde sona erdiğini ve iki aşamalı yargılamanın on iki yıl yedi aydan fazla sürdüğünü dikkate alır.
50. Mahkeme, çoğunlukla, mevcut davadakine benzer konular içeren davalarda, Sözleşmenin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (Bkz.,diğer pek çok karar arasında, Pelissier ve Sassi/Fransa (BD), no. 25444/94, § 67, AGHM 1999-II, ve İbrahim Güler/Türkiye, no. 1942/08, § 44, 15 Ekim 2013). Kendisine ibraz edilen tüm belgeleri inceleyen Mahkeme; Hükümetin, mevcut davada farklı bir sonuca ulaşmasını sağlayabilecek bir durum veya sav ortaya koymadığı kanaatindedir. Mahkeme, konuya ilişkin içtihadını göz önünde tutarak, yargılamaların uzunluğunun aşırı olduğuna ve makul süre koşulunu karşılamadığına kanaat getirir.
51. Bu nedenle, bu bağlamda, Sözleşmenin 6 § 1. maddesinin ihlali söz konusudur.
3. Sözleşmenin 6. maddesinin ihlaline ilişkin diğer iddialar hakkında
52. Başvuran, Sözleşmenin 6 § 1 maddesi kapsamında, bağımsız ve tarafsız bir mahkemece yargılanmadığını öne sürmüştür. Sözleşmenin 6 § 3. maddesi kapsamında ise yakalandığı esnada hakkındaki suçlamalardan yeterince haberdar edilmemesinden ve kendisine savunmasını hazırlaması için yeterli süre ve olanak verilmemesinden şikayetçidir.
53. Davaya konu olayları, tarafların beyanlarını ve yukarıda 6 §§ 1 ve 3 (c) madde hükümleri kapsamında tespit ettiği ihlalleri (Bkz. 43. ve 48. paragraflar) dikkate alan Mahkeme, mevcut davada 6. madde uyarınca ileri sürülen temel yasal sorunları incelediğini dikkate alır ve bu nedenle, başvuranın bu madde kapsamındaki diğer şikayetleri hakkında ayrı bir hüküm vermeye gerek olmadığına karar verir (Bkz. Kamil Uzun/Türkiye, no. 37410/97, § 64, 10 Mayıs 2007, Getiren/Türkiye, no. 10301/03, § 132, 22 Temmuz 2008, Güveç/Türkiye, no. 70337/01, § 135, 20 Ocak 2009 ve Böke ve Kandemir/Türkiye, no. 71912/01, 26968/02 ve 36397/03, §73, 10 Mart 2009).
III. SÖZLEŞMENİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
54. Başvuran, Sözleşmenin 5 §§ 3 ve 4 maddesi hükümleri uyarınca, gözaltında tutulduğu sürenin makul olmayan ölçüde uzun olmasından ve bu tutulma işleminin yasaya aykırılığına itirazda bulunabileceği bir iç hukuk yolu olmamasından şikayetçi olmuştur.
55. Mahkeme, yerleşmiş içtihadına göre, iç hukuk yolunun mevcut olmadığı durumlarda, altı aylık sürenin, Sözleşmeyi ihlal ettiği iddia edilen eylemin meydana geldiği tarihten itibaren başlayacağını; ancak devam eden bir durumla ilgili olması halinde ise, altı aylık sürenin söz konusu durumun sona erdiği tarihten itibaren başlayacağını yineler (Bkz. Ege/Türkiye (k.k.), no. 47117/99, 10 Şubat 2004 ve Doğan/Türkiye (k.k.), no. 67214/01, 7 Haziran 2005).
56. Mahkeme, başvuranın gözaltı süresinin 25 Temmuz 1996 tarihinde sona erdiğini ve Mahkemeye başvurunun 25 Mayıs 2008 tarihinde, yani altı aydan fazla süre sonra, yapıldığını dikkate alır. Bu nedenle, başvurunun bu bölümünün süre sınırı dışında yapıldığını ve bu nedenle Sözleşmenin 35 §§ 1 ve 4. maddesi hükümleri gereğince reddedilmesi gerektiğine karar verir.
IV. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
57. Sözleşmenin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:
Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.
A. Tazminat
58. Başvuran, manevi tazminat olarak 100.000 avro talep etmiştir. Ayrıca, cezaevinde tutulması nedeniyle maddi kayba uğradığını da ileri sürmüştür.
59. Hükümet, dayanaktan yoksun olduğu ve aşırı olduğu gerekçesiyle başvuranın bu talebine itiraz etmiştir.
60. Mahkeme, başvuranın maddi tazminata yönelik iddiasını belgelendirmediğini gözlemler. Bu nedenle bu iddiayı reddeder. Ancak Mahkeme, sadece ihlal tespit etmesiyle giderilemeyecek acı ve üzüntü yaşamış olduğuna kanaat getirir. Tespit edilen ihlallerin mahiyetini dikkate alarak Mahkeme, manevi tazminat olarak, başvurana 9.200 avro ödenmesini uygun bulmuştur.
61. Mahkeme ayrıca, en uygun tazmin yolunun, başvuranın talep etmesi halinde, Sözleşmenin 6. maddesi koşulları uyarınca, başvuranın yeniden yargılanması olduğu kanaatindedir (Bkz. yukarıda anılan Salduz kararı, § 72).
B. Masraf ve giderler
62. Başvuran ayrıca, avukatlık ücreti için 4.500 avro ve Mahkeme önünde gerçekleşen posta giderleri dahil kırtasiye giderleri, fotokopi giderleri, tercüme masrafları için 170 avro talep etmiştir. Başvuran bu bağlamda, temsilcisinin otuz altı saatlik yasal çalışma yürüttüğünü gösteren bir zaman cetvelini ve idari masraflara ilişkin belgeleri sunmuştur.
63. Hükümet bu talepleri temelden yoksun bularak, itiraz etmiştir.
64. Mahkemenin içtihatlarına göre, başvuranın masraf ve giderlerini geri alabilmesi için, söz konusu masraf ve harcamaların fiilen ve gerekli olduğu için yapılmış olduğunun belgelenmesi ve makul miktarda olması gerekmektedir. Mevcut davada Mahkeme, elindeki mevcut belgeler ve yukarıda belirtilen kriterleri dikkate alarak, tüm başlıklardaki masrafların karşılanması için başvurana 2.000 avro ödenmesinin makul olacağı kanısındadır.
C. Gecikme faizi
1. Mahkeme, gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası'nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğu kanaatindedir.
BU GEREKÇELERLE MAHKEME OYBİRLİĞİYLE,
1. Sözleşmenin 6. maddesi kapsamındaki şikayetlerin kabul edilebilir ve geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna;
2. İfadesinin bilgisi dışında alındığını iddia ettiği, jandarma tarafından gözaltında tutulduğu esnada başvurana sağlanması gereken avukat yardımının sağlanmadığı gerekçesiyle Sözleşmenin 6 § 1. maddesi ile bağlantılı olarak 6 § 3 (c) maddesinin ihlal edildiğine;
3. Başvuran aleyhinde yürütülen cezai yargılamaların aşırı uzun olması nedeniyle Sözleşmenin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;
4. Sözleşmenin 6. maddesi kapsamındaki diğer şikayetlerin incelenmesine gerek olmadığına;
5. (a) Davalı Devlet tarafından başvuranlara, Sözleşmenin 44 § 2 maddesi uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde; ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı devletin para birimine çevrilecek şekilde aşağıdaki miktarların ödenmesine:
(i) Manevi tazminat olarak, ortaya çıkabilecek vergiler hariç olmak üzere, 9.200 avro (dokuzbinikiyüz avro) ödenmesine;
(ii) Masraf ve harcamalara ilişkin olarak, ortaya çıkabilecek vergiler hariç olmak üzere, 2.000 avro (ikibin avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankası'nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranda basit faiz uygulanmasına;
6. Başvuranların adil tazmin taleplerinin geri kalanının reddine; Karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme İç Tüzüğü'nün 77 §§ 2 ve 3 maddesi uyarınca, 14 Ekim 2014 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy