(AİHS m. 3, 5, 6, 7, 34, 35, 41, 44) (765 S. K. m. 169) (3713 S. K. m. 5) (SALDUZ - TÜRKİYE DAVASI) (DAYANAN - TÜRKİYE DAVASI) (GEÇGEL VE ÇELİK - TÜRKİYE DAVASI) (TEZCAN UZUNHASANOĞLU - TÜRKİYE DAVASI) (GENÇEL - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru No. 29724/08)
KARAR
STRAZBURG
11 Şubat 2014
İşbu karar Sözleşmenin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir.
Bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Şiray/Türkiye davasında,
Başkan,
Guido Raimondi
Yargıçlar,
Işıl Karakaş,
Peer Lorenzen,
Dragoljub Popovic,
Andras Sajö,
Paulo Pinto de Albuquerque,
Helen Keller
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith in katılımıyla Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 21 Ocak 2014 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakereler sonrasında, aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir.
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (29724/08 nolu) davanın temelinde, Türk vatandaşı Abdurrahman Şiray ın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM veya Mahkeme) 6 Haziran 2008 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuran, Diyarbakırda görev yapan avukat F. Danış tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (Hükümet) ise kendi görevlileri tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru, 6 Eylül 2010 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran, Abdurrahman Şiray, 1972 doğumlu bir Türk vatandaşıdır ve Siirtte ikamet etmektedir.
5. Kürt asıllı olan başvuran, 20 Haziran 2003 tarihinde Mardinde yakalanmıştır ve diğer üç kişiyle beraber yasadışı silahlı bir örgüt olan PKK/KADEK için kuryelik yaptıkları şüphesiyle polis tarafından gözaltına alınmışlardır. Başvuranın üzerinden, yakalandığı sırada, sahte kimlik kartı çıkmıştır.
6. PKK/KADEK in silahlı faaliyetlerine katılmaya kalkıştığı şüphesiyle başvuranla birlikte yakalanan F.A.nın, 21 Haziran 2003 tarihinde, Nusaybin Emniyet Müdürlüğünde, yanında avukatı bulunmaksızın, ifadesi alınmıştır. F.A., başvuranla bir gün önce Batmanda görüştüğünü ve başvuranla birlikte Nusaybinde yakalandıkları zaman, başvuranın kendisini PKK/KADEK üyelerine katılması için dağlara götürdüğünü iddia etmiştir.
7. Başvuran, 22 Haziran 2003 tarihinde Nusaybin Emniyet Müdürlüğüne ifadesi alınmak amacıyla götürülmüştür. Başvuran, ifadesi alınmadan önce, yakalanan kişilerin haklarının belirtildiği belgeyi imzalamış, bu şekilde susma hakkı ve aleyhindeki suçlamalar konusunda da bilgilendirilmiştir. Başvuran avukatı bulunmaksızın verdiği ifadesinde, yasadışı örgütle bir bağlantısı olduğunu kabul etmemiş ve F.A.nın iddialarına karşı çıkmıştır. Başvuran, ayrıca bir çoban olduğunu ve yakalandığı sırada dağlarda kayıp olan koyununu aradığını ifade etmiştir. Başvuran ayrıca, asker kaçağı olduğu için sahte kimlik belgesi taşıdığını açıklamıştır. Bu ifade alma sürecinde tercüman hazır bulunmuştur.
8. Herhangi bir avukat yardımı olmadan, başvuran ile F.A. yüzleştirilmiştir.
9. Başvuran, 23 Haziran 2003 tarihinde Nusaybin Cumhuriyet Savcısı önüne çıkarılmıştır. Nusaybin Cumhuriyet Savcısı önünde, polise vermiş olduğu ifadeleri tekrarlamıştır.
10. Aynı günün ilerleyen saatlerinde, başvuran ayrıca Nusaybin Sulh Ceza Mahkemesinde, avukatı bulunmaksızın, sorguya alınmıştır. Bu sorgulamanın sonunda, hakim başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.
11. Aynı gün başvuranın suç ortağı F.A. da Nusaybin Cumhuriyet Savcısı ve Nusaybin Sulh Ceza Mahkemesi önünde ifadelerini vermiştir. F.A. ifadelerinde başvuran hakkındaki iddialarını tekrarlamıştır.
12. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet savcısı, 7 Temmuz 2003 tarihinde bu mahkemeye başvuranı PKK/KADEK e yardım ve yataklık yapmak ve F.A.yı bu örgüte üye olmakla suçlayan bir iddianame sunmuştur.
13. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi, 19 Ağustos 2003 tarihinde ilk duruşmasını gerçekleştirmiştir. Bu duruşmada başvuran mahkemeyi, duruşmaları takip edecek kadar yeterli Türkçe bilgisine sahip olmadığı konusunda bilgilendirmiştir. Kürtçe konuşan mahkeme mübaşiri, bu nedenle tercüman olarak görevlendirilmiştir. Duruşmalar sırasında, başvuran kendisine atılı suçlamaları kabul etmemiştir, ancak polis tarafından gözaltında tutulurken vermiş olduğu ifadelerin doğru olduğunu onaylamıştır. Başvuran, Kürtçe vermiş olduğu ifadelerinin, Kürtçe konuşan katipler tarafından Türkçeye çevrildiğini ifade etmiştir.
14. Aynı duruşmada, F.A. da, tercüman yardımıyla, Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından dinlenmiştir. F.A. kendisine atılan bütün suçlamaları kabul etmemekle birlikte; polis, Cumhuriyet savcısı ve Sulh Ceza Mahkemesi önünde vermiş olduğu ifadelerini geri almıştır. F.A., bu ifadelerin baskı altında alındığını ileri sürmüştür. Ayrıca, ifadelerini Kürtçe verdiğini ve ifadelerinin Türkçeye çevrilirken doğru olarak çevrilip çevrilmediğini bilmesinin bir yolu olmadığını öne sürmüştür.
15. 1 Nisan 2004 tarihinde gerçekleştirilen altıncı duruşmada, başvuranın avukatı, başvuran hakkındaki tek delilin ön soruşturma aşamasında F.A.nın başvuran hakkında vermiş olduğu ifadeler olduğunu iddia ederek, başvuranın serbest bırakılmasını talep etmiştir. Ayrıca, başvuranın avukatı, başvuranın ve
F.A.nın ifadelerinin yasaya aykırı olarak alındığını ve yeterince Türkçe bilmemelerine rağmen tercüman yardımı olmadan alındığını ileri sürmüştür.
16. Devlet Güvenlik Mahkemeleri, 30 Haziran 2004 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanan 16 Haziran 2004 tarihli 5190 sayılı Kanun ile kaldırılmıştır.
17. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi, 31 Ağustos 2004 tarihinde başvuranı PKK/KADEK e yardım ve yataklık yaptığı gerekçesiyle, Eski Türk Ceza Kanununun 169. maddesi ve Terörle Mücadele Kanununun 5. maddesi uyarınca mahkûm etmiştir. Başvuran temyiz yoluna başvurmuştur.
18. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmiş olan Yeni Ceza Kanununda (5237 sayılı Kanun) başvuranın lehine olabilecek hükümler olup olmadığına karar verilmesi için 14 Şubat 2006 tarihinde, dava dosyasının Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesine iade edilmesine karar vermiştir., Böylece dosya, en son yapılan mevzuat değişikliği göz önünde tutularak, bir kez daha Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi tarafından incelenmiştir.
19. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi, 11 Mayıs 2006 tarihinde, Eski Türk Ceza Kanununun 169. maddesi ve Terörle Mücadele Kanununun 5. maddesi uyarınca başvuranı bir kez daha PKK/KADEK e yardım ve yataklık yapmaktan suçlu bulmuş ve 4 yıl 6 ay hapis cezasına mahkûm etmiştir. Ağır ceza mahkemesi, yeni ceza kanunu kapsamında, yasadışı örgüte yardım ve yataklık faaliyetinde bulunmanın, yasadışı örgüte üye olma suçunu oluşturduğuna ve böylece daha ağır bir ceza gerektirdiğine karar vermiştir. Ağır Ceza Mahkemesi başvuranı, Yeni Ceza Kanunun ilgili hükümlerinden daha lehe olan Eski Türk Ceza Kanununun 169. maddesi kapsamında mahkûm ettiğini belirtmiştir. İlk derece mahkemesi kararını verirken, esas olarak, F.A.nın ön soruşturma aşamasındayken başvuranla ilgili olarak verdiği ifadelere dayanmıştır.
20. Yargıtay, 22 Aralık 2008 tarihinde, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesinin kararını onamıştır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK KURALLARI VE UYGULAMALAR
21. Yeni gelişmelere ek olarak polis tarafından gözaltında tutulması süresince avukat yardımı alma hakkı kapsamında ilgili tarihte yürürlükte olan iç hukuk kuralları ve uygulamalar, Salduz/ Türkiye ((BD), No. 36391/02, §§ 27-44, 27 Kasım 2008) kararında mevcuttur.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMENİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
22. Başvuran, hakkında verilen mahkûmiyet kararının tamamen suç ortağı F.A.nın ön soruşturma aşamasındayken baskı altında alınan ve sonradan da geri çektiği iddialarına dayalı olduğundan şikayetçi olmuştur. Başvuran, ayrıca polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada avukata erişim hakkının kısıtlanması nedeniyle savunma haklarının ihlal edilmesinden şikayetçi olmuştur. Başvuran, şikayetleriyle ilgili olarak Sözleşmenin 6 §§ 1 ve 3. maddelerine dayanmıştır, Bu maddelerin ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
1. Herkes cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan bir mahkeme tarafından davasının görülmesini isteme hakkına sahiptir...
3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir: c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafiinin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddi olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek;
23. Hükümet, başvuranın şikayetlerine itiraz etmiştir.
A. Kabul edilebilirlik hakkında
24. Mahkeme, bu şikayetlerin Sözleşmenin 35 § 3 (a) maddesinin anlamı dahilinde açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Mahkeme ayrıca, kabul edilemezliğe ilişkin herhangi bir gerekçe bulunmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla, şikayetlerin kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
B. Esas Hakkında
25. Başvuran, ceza yargılamalarının ilk aşamalarında, kendisine avukat yardımı sağlanmadığından şikayetçi olmuştur.
26. Hükümet, başvuranın mahkûmiyetinin yalnızca polis tarafından gözaltında tutulurken vermiş olduğu ifadelere dayanmadığını ileri sürerek, bu iddialara itirazda bulunmuş ve makamların söz konusu zamanda yürürlükte olan yerel mevzuata tamamen uyduklarını ileri sürmüştür.
27. Mahkeme, başvuranın gözaltında tutulduğu sırada avukata erişiminin kısıtlandığı hususunda taraflar arasında bir anlaşmazlık bulunmadığını kaydetmektedir. Mahkeme, başvuranın avukat yardımı alma hakkına getirilen kısıtlamanın sistemsel olduğuna ve Devlet Güvenlik Mahkemelerinin yargı yetkisi alanına giren bir suç ile bağlantılı olarak gözaltında tutulan herkese uygulandığına dikkat çekmektedir (bk. Salduz, yukarıda anılan, §§ 56-63; Dayanan/Türkiye, No. 7377/03, § 30-34, 13 Ekim 2009). Mahkeme, mevcut davayı incelemiş ve yukarıda bahsi geçen (Dayanan/Türkiye) kararındaki tespitlerinden sapmasını gerektirecek herhangi bir özel koşul olmadığını tespit etmiştir.
28. Bu nedenle Mahkeme, mevcut davada, Sözleşmenin 6 § 1 hükmü ile bağlantılı olarak 6 § 3 (c) hükmünün ihlal edilmiş olduğuna karar vermiştir.
29. Mahkeme, yukarıdaki tespitini dikkate alarak ve aşağıdaki 35. paragrafa atıfta bulunarak; suç ortağı F.A.nın kötü muamele sonucu elde edilen ifadelerinin kullanılmasıyla ilgili olarak başvuran tarafından öne sürülen yargılamaların adil olmamasına ilişkin şikayeti hakkında görüş belirtmeksizin, öne sürülen şikayetin incelenmesinin gereksiz olduğu kanaatindedir. Mahkeme, Salduz kararında belirtilen ilkeleri ihlal edecek şekilde alınan bir ifadenin üçüncü bir kişinin mahkûm edilmesini sağlamak amacıyla kullanılan tek ve belirleyici delil olması durumunda, adil yargılanma hakkının ihlal edileceği hususunu dile getirmenin doğru olacağı görüşündedir. En uygun tazmin şekli olan yeniden yargılama işlemi, tüm bu durumların açıklığa kavuşmasını sağlayacaktır (bk. Geçgel ve Çelik / Türkiye, No. 8747/02 ve 34509/03, § 16, 13 Ekim 2009 ve Tezcan Uzunhasanoğlu/Türkiye, No. 35070/97, § 23, 20 Nisan 2004).
II. İDDİA EDİLEN DİĞER SÖZLEŞME İHLALLERİ
30. Ayrıca, başvuran başvuru formunda, Sözleşmenin 5 §§ 1 (c), 3 ve 5. maddeleri kapsamında, yakalanmasına ilişkin gerekçeler arasında makul şüphenin bulunmadığı, tutukluluk süresinin aşırı uzun olduğu ve iç hukukun, Sözleşmenin 5. maddesi kapsamındaki bu tür ihlallere ilişkin olarak uygulanabilir bir tazminat hakkı öngörmediği konusunda şikayette bulunmuştur. Başvuran, ayrıca Sözleşmenin 6 §§ 1 ve 3 (e) maddesi uyarınca, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil yargılanmadığı ve yetersiz Türkçe bilgisine rağmen, ön soruşturma aşamasındayken kendisine tercüman sağlanmadığı konusunda şikayetçi olmuştur. Ayrıca, başvuran Sözleşmenin 7. maddesi kapsamında, mahkûm edildiği tarihte mahkûm edilmesine neden olan faaliyetlerin, yeni Ceza Kanunu kapsamında yasadışı bir örgüte yardım ve yataklık yapmak olarak sınıflandırılmasının sona erdiğini ifade etmiştir. Son olarak, Kürt asıllı olduğu için temel haklarını kullanırken ayrımcılıkla karşı karşıya kaldığını ileri sürmüştür.
31. Mahkeme elindeki tüm belgeler ışığında ve şikayet edilen hususların yetkisi kapsamına girdiği ölçüde; diğer şikayetlerin Sözleşmenin yukarıda belirtilen maddelerinden herhangi birinin ihlal edildiği konusunda bir husus doğurmadığı kanaatindedir. Bu şikayetler açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez olup, Sözleşmenin 35 §§ 3 ve 4. maddeleri kapsamında reddedilmelidir.
III. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
32. Başvuran, maddi tazminat olarak 10,000 Türk lirası (yaklaşık 4,000 avro), manevi tazminat olarak 30,000 Türk lirası (yaklaşık 12,000 avro) talep etmiştir. Ayrıca, başvuran avukatlık ücretleri için 10,950 Türk lirası (yaklaşık 4,300 avro) ve posta ve kırtasiye masrafları için 1,500 Türk lirası (yaklaşık 600 avro) talep etmiştir. Başvuran fatura nüshalarını ibraz etmemiştir ve avukat ücretlerine ilişkin olarak Diyarbakır Barosunun tarifesine atıfta bulunmuştur.
33. Hükümet, bu taleplere itirazda bulunmuştur.
34. Mahkeme, tespit edilen ihlal ile talep edilen maddi tazminat arasında illiyet bağı tespit edememiştir; bu nedenle bu talebi reddetmektedir. Ancak Mahkeme, başvuranın bazı manevi zararlara uğradığı kanısındadır ve bu nedenle somut davanın koşullarını göz önünde bulundurarak, başvurana hakkaniyet temelinde, manevi tazminat olarak 1,500 avro ödenmesine karar vermiştir.
35. Mahkeme ayrıca, en uygun tazminat biçiminin, başvuranın talep etmesi halinde, Sözleşmenin 6. maddesinin gereklilikleri doğrultusunda yeniden yargılanması olacağı kanaatindedir (bk. Gençel/Türkiye, No. 53431/99, § 27, 23 Ekim 2003).
36. Masraf ve giderler konusunda, Mahkemenin içtihatları doğrultusunda, başvuranın masraf ve harcamalarını geri alabilmesi için, söz konusu masraf ve harcamaların fiilen ve gerekli olduğu için yapılmış olduğunun belgelenmesi ve makul miktarda olması gerekmektedir. Mevcut davada başvuran, talep etmiş olduğu masraf ve harcamaların fiilen gerçekleştiğini kanıtlamamıştır. Başvuran özellikle, fatura, makbuz, sözleşme, ücret sözleşmesi veya avukatın dava üzerinde harcadığı zamanı gösteren belge gibi herhangi bir yazılı delil ibraz etmemiştir. Bu sebeple Mahkeme, bu başlık altında herhangi bir tazminata hükmetmemiştir.
37. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası'nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar verir.
İŞBU GEREKÇELERLE MAHKEME OYBİRLİĞİYLE,
1. Avukata erişim hakkının ihlal edilmesi ve kanuna aykırı olarak elde edilen delillerin kullanılmasına ilişkin şikayetlerin kabul edilebilir, başvurunun geri kalan kısmının ise kabul edilemez olduğuna;
2. Başvuranın polis tarafından gözaltında tutulması süresince avukat yardımı almaması sebebiyle Sözleşmenin 6 § 1 maddesi ile bağlantılı olarak 6 § 3 (c) maddesinin ihlal edildiğine;
3. Kanuna aykırı olarak elde edilen delillerin kullanılmasına ilişkin şikayetlerin Sözleşmenin 6 §§ 1 ve 3 maddesi kapsamında incelenmesine gerek olmadığına;
4. (a) Davalı Devlet tarafından, başvurana, Sözleşmenin 44 § 2 maddesi uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, aşağıdaki meblağın ödenmesine:
(i) Manevi tazminata karşılık olarak, miktara yansıtabilecek her türlü vergi hariç olmak üzere, 1,500 avro (bin beş yüz avro);
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, yukarıda bahsedilen Avrupa Merkez Bankası'nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranda, yukarıda bahsedilen meblağlara basit faiz uygulanmasına;
5. Başvuranın adil tazmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine Karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme İç Tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3 maddesi uyarınca 11 Şubat 2014 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy