(AİHS m. 6, 35, 1 NOLU PROTOKOL) (2960 S. K. m. 4) (AKDIVAR VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 30384/08)
Selim KARADAĞ ve diğerleri/Türkiye davasında;
Başkan
Guido Raimondi,
Yargıçlar
Danute Jociene,
Peer Lorenzen,
András Sajó,
Işıl Karakaş,
Neboja Vucinic,
Helen Keller,
Ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismithin katılımıyla daire olarak oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölümü), 13 Haziran 2008 tarihli yukarıda belirtilen başvuruyu ve davalı Hükümetin görüşleri ve başvuranların cevap olarak sunduğu görüşleri dikkate alarak, 24 Eylül 2013 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuranlar Selim Karadağ, Atilla Karadağ ve Fatma Betül Karadağ sırasıyla 1959, 1958 ve 1937 doğumlu olup T.C. vatandaşlarıdırlar. Başvuranlar, İstanbulda ikamet etmektedirler. Başvuranlar, AİHM önünde, İstanbulda görev yapan Avukat O. Çavuşoğlu tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti (Hükümet), kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
2. Başvuranların murisi (de cujus) Abdülkadir Harun Karadağ, 19 Kasım 1974 tarihinde, İstanbul- Beşiktaşda yapı inşa edilebilecek 573 m2lik bir arsa satın almıştır.
3. Kentsel dönüşüm kapsamında, 22 Temmuz 1983 tarihinde, Boğazın korunması amacıyla yeni bir imar planı kabul edilmiştir. Bu vesileyle, söz konusu imarlı arsanın statüsü değiştirilip çocuklar için oyun parkı alanı olarak tahsis edilmiştir.
4. Boğazın korunması hakkındaki 18 Kasım 1983 tarihli 2960 sayılı Kanunla, ihtilaf konusu arsa yeşil alanı koruma kapsamına dahil olmuştur.
5. 22 Temmuz 1983 tarihli idari işlemin iptali için başvuran Karadağ tarafından dava açılan İstanbul İdare Mahkemesi, 23 Mayıs 1985 tarihli bir kararla, kentsel dönüşüm planının, çevrenin korunması hakkındaki kanuna uygun olduğunu değerlendirmiştir. Danıştay önünde kararın temyiz edilmemesi nedeniyle bu karar kesinleşmiştir.
6. Başvuran Karadağ, 31 Temmuz 1992 tarihinde, imar planında arsasının, çocuklar için oyun parkı alanı olarak kullanımına ilişkin kararının iptali ile kentsel dönüşüm planının değiştirilmesi talebiyle İstanbul Büyükşehir Belediyesine başvurmuştur.
7. Büyükşehir Belediyesi, 10 Ağustos 1992 tarihinde, bu tür bir talebin, imarlı arsaların her türlü inşaattan yoksun bırakılarak yeşil alanın korunması kapsamına girmesi konusunda yürürlükte olan Boğazın korunması hakkındaki 2960 sayılı Kanunun 4. maddesi gereğince, 1983 yılından bu yana kolaylıkla yasaya uygun olarak kabul edilmediğine dair kendisine cevap vermiştir.
8. Başvuran Karadağ, 19 Eylül 2000 tarihinde, Cumhurbaşkanlığına söz konusu kanun hükümlerine itirazını dile getiren bir yazı yazmıştır.
9. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, 17 Kasım 2000 tarihinde, 1983 yılından bu yana yeşil alan olarak korunan arazide, herhangi bir inşaat yapılmadığı hususunda başvuranı bilgilendirmiştir.
10. Başvuran Karadağ, 14 Haziran 2001 tarihinde, 18 Kasım 1983 tarihli Kanunun mülkiyet hakkını orantısız bir şekilde sınırlar nitelikte olduğu gerekçesiyle tazminat talebiyle İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açmıştır. Başvuran, ayrıca söz konusu yasa hükümlerinin Anayasaya aykırı olduğunu iddia etmiştir.
11. İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi, 20 Kasım 2001 tarihinde, özellikle İstanbul İdare Mahkemesince verilen 23 Mayıs 1985 tarihli karara dayanarak, arsanın statüsünün değiştirilmesinin çevrenin korunması hakkındaki kanuna uygun olduğu gerekçesiyle başvuranın davasını reddetmiştir. Hakimler (Mahkemeler) kararlarında esas yönünden karar verilmeden önce Anayasa Mahkemesine başvurulmasına gerek olmadığı kanaatindedirler.
12. Yargıtay, 1 Temmuz 2002 tarihinde, başvuranın herhangi bir idari işlemi doğrudan şikayet konusu etmediğini, 18 Kasım 1983 tarihli kanun hükümlerinden şikayet etmekle yetinildiğini değerlendirerek, söz konusu ihtilaf hakkında karar verilmesi için yetkili mahkemelerin idare mahkemeleri olduğu gerekçesiyle kararı bozmuştur.
13. Başvuran Karadağ, 24 Ekim 2002 tarihinde Yargıtayın bozma kararının ardından 1 Temmuz 2002 tarihinde karar düzeltme talebinde bulunmuştur.
14. İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi, 26 Aralık 2002 tarihinde, 1 Temmuz 2002 tarihli Yargıtay kararına uyarak ratione materiae nedeniyle söz konusu davada görevsizlik kararı vermiştir.
15. Yargıtay, 7 Nisan 2003 tarihinde, 26 Aralık 2002 tarihli görevsizlik kararını onamıştır. Bu karar, 23 Mayıs 2003 tarihinde başvuran Karadağa tebliğ edilmiştir.
16. Başvuran Karadağ, avukatı aracılığıyla, 18 Haziran 2003 tarihinde, 18 Kasım 1983 tarihli Boğazın korunması hakkındaki kanun ve 22 Temmuz 1983 tarihli kentsel dönüşüm planının kabul edilmesinden bu yana arsasının imar niteliğini kaybettiğini belirterek tazminat talebiyle İstanbul İdare Mahkemesine tam yargı davası açmıştır.
17. İdare Mahkemesi, 25 Haziran 2003 tarihinde, başvuran Karadağın avukatına ihtilaf konusu arsayla ilgili hangi idareye husumet yöneltilmesi gerektiğini bildirmesini talep etmiştir. Avukat, aynı gün, tam yargı davasının Maliye Bakanlığına karşı açıldığına ilişkin mahkemeyi bilgilendirmiştir.
18. Başvuran, 18 Haziran 2004 tarihinde, vefat etmiştir. Başvuranın mirasçıları, yargılamaya devam edilmesini talep etmişlerdir.
19. İstanbul İdare Mahkemesi, 30 Eylül 2004 tarihinde, başvuranların, yeni kentsel dönüşüm planının kabul edilmesi ile söz konusu arsanın kamulaştırılması için idare nezdinde herhangi bir taleplerinin olmadığı ve bu konuda ihmallerinin bulunduğu gerekçesiyle, başvuranların davasını reddetmiştir. Mahkeme, bu sonuca dayanarak, iddia edilen zararın, idarenin herhangi bir eyleminden veya işleminden ileri gelmediğini değerlendirmişlerdir.
20. Başvuranlar, 21 Şubat 2005 tarihinde, kararı temyiz etmişlerdir. Başvuranlar, 18 Kasım 1983 tarihli Boğazın korunması hakkındaki kanunun kabul edilmesinden bu yana mülkiyet haklarının kısıtlanmasından şikayet etmişler ve ayrıca tazminat taleplerini yinelemişlerdir.
21. 23 Kasım 2007 tarihli karar, başvuranlara 19 Şubat 2008 tarihinde tebliğ edilmiştir. Danıştay, anılan kararı tüm yönleriyle onamıştır.
ŞİKAYETLER
22. Başvuranlar, Sözleşmeye Ek 1 Nolu Protokolün 1. maddesine dayanarak, yeşil alan olarak sınıflandırılan imarlı arsalarının kullanılmasına getirilen kısıtlama sebebiyle mülkiyete saygı gösterilme haklarının ihlal edilmesinden şikayet etmektedirler.
23. Başvuranlar, Sözleşmenin 6. maddesini 1.fıkrasına dayanarak, yerel mahkemelerce verilen kararlarda varılan sonuç ile iç hukuktaki yargılama süresinin uzun olmasından şikayet etmektedirler.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMEYE EK 1 NOLU PROTOKOLÜN 1 MADDESİ HAKKINDA
24. Başvuranlar, yargılama sürecinde, Sözleşmeye Ek 1 Nolu Protokolün 1. maddesindeki hükümlerin ihlal edildiğini iddia etmektedirler.
25. Hükümet, başvuranların iddialarını kabul etmemektedir. Hükümet, başvuranların Sözleşmenin 35. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, iç hukuk yollarını tüketmediklerini savunmaktadır.
26. Başvuranlar ise, AİHMe başvurmadan önce iç hukuktaki elverişli iç hukuk yollarını tükettikleri kanaatindedirler.
27. AİHM, Sözleşmenin 35. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, iç hukuk yolları tüketildikten sonra AİHMe başvurulması gerektiğini hatırlatmaktadır.
28. AİHM, ardından Sözleşmenin 35. maddesinin 1. fıkrası hükmünün genellikle Sözleşmeci Devletlere fırsat vermesi gerektiği gibi, her başvuranın hakkında iddia edilen ihlali önlemek veya ihlali gidermek için yerel mahkemelere başvurma imkanı vermesi gerektiğini hatırlatmaktadır (Cardot/Fransa, no.11069/84, §36, 19 Mart 1991).
29. AİHM, ayrıca Sözleşmenin 35. maddesinin 1. fıkrası hükmü gereğince yalnızca yetkili yerel mahkemeleri görevlendirmenin ve daha önce verilen karara itiraz etmek için düzenlenen başvuru yolunun tüketilmesi gerektiği dışında genellikle Strazburga belirtilmiş olarak düşünülen şikayetlerin, iç hukuk yollarınca düzenlenen süre ve usul içinde aynı mahkemeler önünde en azından esas bakımından yerine getirilmesi yükümlülüğü getirdiğini hatırlatmaktadır. Sözleşmenin 35. maddesinin 1. fıkrası hükmü, ayrıca Sözleşmenin ihlal edilmesini önlemek için kendi usul yöntemlerinin uygulanması gerektiğini öngörmektedir (Akdıvar ve diğerleri/Türkiye, § 66, 16 Eylül 1996, ve Nold/Almanya, no. 27250/02, § 88, 29 Haziran 2006).
30. AİHM, somut olayda, bu ihtilafın, daha önce arsanın tapuya imarlı arsa olarak kayıtlı olmasına rağmen, olayların meydana geldiği tarihte ihtilaf konusu bölgedeki tüm yapılaşmanın yasaklanmasının, yürürlükte olan Boğazın korunması hakkındaki 2960 sayılı Kanununun 4. maddesinin uygulanmasından kaynaklandığını dikkate almaktadır. Bölgenin koruma altına alınarak yeşil alan olarak sınıflandırılması, yalnızca gerçek ve özel hukuk tüzel kişilerini değil kamu tüzel kişilerini de ilgilendirmektedir.
31. AİHM, 22 Temmuz 1983 tarihinde, başvuranların murisi (de cujus) başvuran Karadağın imarlı arsasının bu statüsünü kaybettiğini ve çocuklar için oyun olanı olarak düzenlenip tahsis edildiğini gözlemlemektedir (yukarıdaki 3. paragraf).
32. Başvuranlar, mahkeme önünde bu kararın iptal edilmesini talep etmişlerdir ancak söz konusu talepleri itiraz edilen idari işlemin, çevrenin korunması hakkındaki kanuna uygun olduğu gerekçesiyle, İstanbul İdare Mahkemesinin 23 Mayıs 1985 tarihli kararıyla reddedilmiştir; Başvuran Karadağ, Danıştaya temyiz başvurusunda bulunmaması nedeniyle, bu karar kesinleşmiştir (yukarıdaki 5. paragraf).
33. AİHM, başvuran Karadağın Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde, tazminat davası açmak için, İstanbul İdare Mahkemesinin kararından yaklaşık on altı yıl sonra 14 Haziran 2001 tarihinde başvurduğunu dikkate almaktadır (yukarıdaki 10. paragraf). Başvuran, üstelik dava hakkında karar verilmesi için görevli ve yetkili mahkemeye başvurmamıştır (yukarıdaki 14 ile 15. paragraflar).
34. Başvuranların murisi (de cujus), 18 Haziran 2003 tarihinde, arsasının yeşil alan olarak sınıflandırılması nedeniyle, inşaat ruhsatı alma imkanı bulunmamasından dolayı mülklerine tam olarak sahip olamadığını iddia ederek, dava hakkında karar verilmesi için görevli ve yetkili mahkemeye yani İstanbul İdare Mahkemesi önünde Hazine aleyhinde dava açmıştır (yukarıdaki 16. paragraf). Başvuran Karadağ, bir avukat tarafından temsil edilirken, davada husumetin hangi idareye yönelttiğini belirtmeyi unutmuştur. İdare Mahkemesi, ayrıca görevli ve yetkili mahkemenin belirlenmesinin ardından, ilgilinin daha önce ihtilaflı arsanın kamulaştırılmasına veya yeni bir kentsel dönüşüm planının kabul edilmesine ilişkin talepte bulunmak için ilgili idareye başvurmadığını tespit etmiştir. İdare Mahkemesi, bu sonuca dayanarak, davalı idarenin herhangi bir işlemi veya davranışına karşı iç hukuk yolunun işletilmemesinde davacı tarafın ihmali bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir (yukarıdaki 19. paragraf). Söz konusu karar, Danıştay tarafından onanmıştır (yukarıdaki 21. paragraf).
35. AİHM, başvuranların iç hukuk yolunda belirtilen süre ve şekil itibariyle AİHM önünde öne sürdükleri şikayetlerinin idare mahkemeleri huzurunda dile getirmemeleri nedeniyle Sözleşmenin 35. maddesinin 1. fıkrası bağlamında, iç hukuk yollarını tüketmiş gibi değerlendirilemeyeceği kanaatindedir.
II. SÖZLEŞMENİN 6. MADDESİ HAKKINDA
36. Başvuranlar, ayrıca yerel mahkemelerce verilen kararlarda varılan sonuç ile iç hukuktaki yargılama süresinin uzun olmasından şikayet etmektedirler.
A. Adli Mahkemeler Önündeki Yargılama
37. AİHM, adli mahkemeler önündeki yargılama süresi ve yargılamanın hakkaniyete uygun olup olmamasıyla ilgili olarak, Yargıtay kararının tebliğ tarihinden itibaren altı aylık süre zarfında başvuru yapılmadığı gerekçesiyle başvuranların şikayetleri konusunda karar vermek için yetkili değildir (yukarıdaki 15. paragraf).
B. İdari Mahkemeler Önündeki Yargılama
38. AİHM, idare mahkemeleri önündeki yargılamanın hakkaniyete uygun olup olmamasıyla ilgili olarak, öncelikle yerel mevzuatı yorumlamanın yerel mahkemelere ve özellikle mahkemelere düştüğünü hatırlatmaktadır (Brualla Gómez de la Torre/İspanya, 19 Aralık 1997, § 31, Hüküm ve Karar Derlemeleri 1997 - VIII). AİHMin görevi, bu tür bir yorumun etkilerinin Sözleşmeyle uyumluluğunu incelemekle sınırlı kalmaktadır. Özellikle bu durum, başvuru yapılması için riayet edilmesi gereken süre ve şekil itibariyle usulü kuralların belirlenmesi gibi, bu usulü kuralların mahkemeler tarafından yorumlanmasıyla ilgili olarak da geçerlidir. Aslında, başvuru yapılması için riayet edilmesi gereken süreler ve şekillere ilişkin düzenleme, hukuk yolunda doğru idareyi belirleme ve özellikle hukuki güvenlik ilkesine riayet edilmesini hedeflemektedir (Rodrigez Valin/İspanya, no. 47792/99, § 22, 11 Ekim 2001 ve Zvolsky ve Zvolska/Çek Cumhuriyeti, no. 46129/99, § 46).
39. AİHM, somut olayda, idari mahkemeler önünde (davalı idarenin çağırılmaması ve itiraz edilen idare işlemiyle ilgili olarak ayrıntı verilmemesi) başvuru yapılmasında başvuranlar tarafından şekli kurallara uyulmamasının, mahkemelerce şikayetlerinin esasının inceleme imkanından yoksun bırakıldıklarını gözlemlemektedir. AİHM, söz konusu davaların gidişatında keyfiliye ilişkin herhangi bir işaret sezmemektedir. AİHM, yerel mahkemenin başka bir karar yerine bu tür bir kararı kabul etmesine yol açan olay unsurlarını, kendisine ait olmadığı halde, genellikle kendisinin değerlendirmesi bağlamında, idare mahkemelerinin ulaştığı sonucu tekrar ele almak için herhangi bir neden tespit etmemektedir (Kemmache/Fransa (no. 3), 24 Kasım 1994, § 44, Seri A no. 296-C). AİHM, dolayısıyla, başvuranların şikayetlerinin Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi hükmü bağlamında, dayanaktan yoksun oldukları sonucuna varmaktadır.
40. AİHM, idare mahkemeleri önünde yargılama süresiyle ilgili olarak, makul süre konusunda Sözleşme aracılığıyla içtihatların ortaya çıkardığı ilkeler ışığında ve sahip olduğu bütün unsurlar dikkate alınarak, bu şikayetin Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi hükmü bağlamında, dayanaktan yoksun olduğunu değerlendirmektedir.
41. Yukarıda belirtilenler bağlamında, başvurunun, Sözleşmenin 35. maddesinin 4. fıkrası hükmüne uygun olarak reddedilmesi uygun olacaktır.
Bu gerekçelerle, AİHM, oybirliğiyle
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy