(AİHS m. 2, 3, 5, 13, 34, 35, 41, 44) (5683 S. K. m. 17) (Türkiyeye İltica Eden veya Başka Bir Ülkeye İltica Etmek Üzere Türkiyeden İkamet İzni Talep Eden Münferit Yabancılar ile Topluca Sığınma Amacıyla Sınırlarımıza Gelen Yabancılara ve Olabilecek Nüfus Hareketlerine Uygulanacak Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik m. 5) (RANJBAR VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (ABDOLKHANI VE KARIMNIA - TÜRKİYE DAVASI) (MAMATKULOV VE ASKAROV V. - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 33526/08)
KARAR
STRAZBURG
13 Temmuz 2010
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 33526/08 nolu davanın nedeni, İran vatandaşı D.B.nin (başvuran), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine, 17 Temmuz 2008 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair Sözleşmenin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde, Ankara Barosu avukatlarından Barış Yıldız tarafından temsil edilmiştir.
OLAYLAR
DAVANIN KOŞULLARI
1984 doğumlu olan başvuran, başvurunun yapıldığı tarihte Edirne Yabancı Kabul ve Barındırma Merkezinde tutulmaktaydı.
A. Başvuranın Türkiyeye gelmesi ve geçici sığınma talebine ilişkin prosedür
Başvuran, İran İşçi-Komünist Partisi ile İrandaki Eşitlik ve Özgürlük Arayan Öğrenci Hareketinin aktif bir üyesiydi. Başvuran, ayrıca, bilinen bir öğrenci gazetesinin editör kurulunda yer almaktaydı.
Başvuranın ifadesine göre, 2007 yılındaki Öğrenci Gününde (İrandaki üniversite öğrencileri tarafından her yıl düzenlenmektedir) elliden fazla öğrenci yakalanarak Tahrandaki Evin Cezaevinde hücre hapsine alınmıştır. Başvuranın mensup olduğu öğrenci gazetesi editör kurulunun diğer üyeleri de yakalananlar arasında bulunmaktadır. Söz konusu olayın akabinde daha fazla öğrenci yakalanarak cezaevine konmuştur.
2008 yılının başlarında, başvuran, yasadışı yollardan Türkiyeye giriş yapmıştır.
5 Nisan 2008 tarihinde, başvuran, yasadışı yollardan Türkiyeden ayrılmak isterken Türk güvenlik güçleri tarafından yakalanmış ve Edirne Yabancı Kabul ve Barındırma Merkezine yerleştirilmiştir.
Başvuran, 22 Nisan 2008 tarihinde, İçişleri Bakanlığına başvurarak geçici sığınma talebinde bulunmuştur.
24 Temmuz 2008 tarihinde, başvuranın talebi reddedilmiştir. İçişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığı tarafından Edirne Valiliğine gönderilen yazıya göre, başvuran, ulusal güvenlik için tehlike oluşturduğu gerekçesiyle 22 Ağustos 2007 tarihinde İrana sınır dışı edilen P.P. isimli şahıs ile aynı eylemlerde yer aldığını ifade etmiştir. İçişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı, başvuranın talebinin aynı gerekçeyle reddedildiğini ve genel olarak böyle kişilere geçici sığınma izninin verilmemesi gerektiğini ileri sürmüştür. İçişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı, ayrıca, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliğinin (BMMYK) söz konusu olaylardan haberdar edilmemesini talep etmiş ve ulusal güvenliğin zarar görmemesi nedeniyle BMMYKnin söz konusu bilgiye erişimin kısıtlanması gerektiğini belirtmiştir. Müsteşar Yardımcısı, Edirne Valiliğinden, başvuran hakkında verilen kararın kendisine tebliğ edilmesini ve söz konusu kararla ilgili olarak iki gün içinde itirazda bulunabileceğinin bildirilmesini talep etmiştir.
Aynı gün, geçici sığınma talebinin reddedildiğine dair karar başvurana tebliğ edilmiş ve iki gün içerisinde itirazda bulunmaması halinde kendi ülkesine sınır dışı edileceği belirtilmiştir.
Başvuran, 25 Temmuz 2008 tarihinde bir dilekçe ile Edirne Valiliğine başvurarak geçici sığınma talebinin reddedilmesine hükmeden karara itiraz etmiştir.
Aynı gün, başvuran, bir çevirmen eşliğinde iki polis memuruna ifade vermiştir. Başvuran, İran İşçi-Komünist Partisi ile İrandaki Eşitlik ve Özgürlük Arayan Öğrenci Hareketinin aktif bir üyesi olduğunu ifade etmiştir. Başvuran, söz konusu örgütlerce düzenlenen çok sayıda gösteriye katıldığını ve elinde bu gösterilere ait dijital fotoğrafların bulunduğunu kaydetmiştir. Başvuran, söz konusu örgütler adına düzenlenen etkinliklerde yer alan arkadaşlarının yakalanarak cezaevine konmasının ardından İrandan ayrıldığını ifade etmiştir. Başvuran, Türk makamlarından, İrandaki eylemlerine ilişkin belge ve ayrıntılı bilgi edinilmesi amacıyla BMMYK, avukatı ve bir sivil toplum kuruluşu olan Helsinki Vatandaşları Meclisi ile iletişime geçmelerini talep etmiştir.
9 Eylül 2008 tarihinde, başvuranın talebi İçişleri Bakanlığı tarafından reddedilmiştir. Resmi belgelere göre, İçişleri Bakanlığı, militan geçmişini göz önünde bulundurarak, başvuranın ABDye götürülüp orada askeri eğitim alacağı ve İranı hedef alan askeri operasyonların bir parçası olacağına dair bir tehlikenin bulunduğu kanaatine varmıştır.
4 Kasım 2008 tarihinde, BMMYK Ankara Ofisi görevlileri, Türk makamları tarafından tutulduğu sırada başvuran ile görüşme yapmıştır. 20 Mart 2009 tarihinde, BMMYK tarafından başvurana mülteci statüsü tanınmıştır.
B. Başvuranın Kırklareli Yabancı Kabul ve Barındırma Merkezine
Yerleştirilmesi ve ilgili işlemler
1. Başvuranın ifadesi
Başvuran, 9 - 21 Temmuz 2008 tarihleri arasında Edirne Yabancı Kabul ve Barındırma Merkezine yerleştirilmesinin ardından, tutukluluğunu ve geçici sığınma talebinin makamlarca reddedilmesini protesto etmek amacıyla açlık grevine başlamıştır. Başvuran, ayrıca, Edirne Yabancı Kabul ve Barındırma Merkezinde hücre hapsinde tutulduğunu ve intihara teşebbüs ettiğini iddia etmiştir.
25 Temmuz 2008 tarihinde, başvuran Kırklareli Yabancı Kabul ve Barındırma Merkezine gönderilmiştir. Başvuran söz konusu merkezde de hücre hapsinin devam ettiğini iddia etmiştir.
21 Ekim 2008 tarihinde, Kırklareli Yabancı Kabul ve Barındırma Merkezini ziyaretinin ve başvuranla buluşmasının ardından, Barış Yıldız, başvuranın tek başına bir hücrede tutulduğunu iddia ettiğini kaydetmiştir. Avukat, daha sonra başvuranın tutulduğu hücrenin koşullarıyla ilgili olarak polis memurlarından birinden bilgi istemiştir. Polis memuru, hücre içerisinde bir tuvalet ve duş bulunduğunu belirtmiştir. Başvuran, avukata, kendisine kötü muamelede bulunulmadığını ve psikolog veya psikiyatriste görünmesine gerek olmadığını söylemiştir.
3 Eylül 2008 tarihinde, Mazlum-Der, yaşam koşullarını gözlemlemek üzere Kırklareli Yabancı Kabul ve Barındırma Merkezine ziyarette bulunmuştur. Mazlum-Derin raporuna göre, yönetim tarafından dernek üyelerinin yabancı uyruklu kişilerin tutulduğu yere girmelerine ve başvuranla görüşme yapmalarına izin verilmemiştir. Görevliler, dernek üyelerine, başvurana erişimin kısıtlanması yönünde Bakanlığın yazılı talimatının bulunduğunu söylemişlerdir. Ancak, görevliler, söz konusu belgeyi dernek üyelerine göstermek istememişlerdir. Mazlum-Der, merkezde kalan diğer kişilerin başvuranın uzun bir süreden beri merkezde tutulduğunu bilmediklerini kaydetmiştir. Daha sonra, söz konusu şahıslar, başvuranın kendilerinden ayrı bir yerde tutulduğunu öğrenmişlerdir. Rapora göre, yönetim, ruhsal sorunlar yaşayan başvuranın diğer hiçbir tutukluyla konuşmasına izin vermemiştir. Ayrıca, başvuranın BMMYK temsilcileri ile görüşmesine de izin verilmemiştir.
2. Hükümetin ifadesi
Hükümet, başvuranın Kırklareli Yabancı Kabul ve Barındırma Merkezinde tutulduğunu ve söz konusu merkezin bir cezaevi olmadığını ileri sürmüştür. Bu nedenle, Hükümet, başvuranın hücre cezasını çekebileceği herhangi bir hücre veya bölmenin bulunmadığını, ayrıca bu yönde herhangi bir talimat verilmediği belirtmiştir.
3. İdari yargılama
23 Nisan 2009 tarihinde, başvuranın avukatı, Kırklareli Emniyet Müdürlüğü ile Emniyet Genel Müdürlüğü Yabancılar ve Hudut İltica Daire Başkanlığına dilekçe yazmıştır. Başvuranın avukatı, dilekçesinde, İsveç Hükümetinin başvuranı İsveç mülteci kotası kapsamında kabul ettiğini ve 27 Mayıs 2009 tarihi için İsveçe uçak biletinin ayırtıldığını kaydetmiştir. Avukat, idari makamlardan, Türkiyeden ayrılmasının kolaylaştırılması amacıyla başvuranın serbest bırakılmasının sağlanmasını talep etmiştir.
Belirtilmeyen bir tarihte, başvuranın avukatı, başvuranın serbest bırakılması talebiyle Ankara İdare Mahkemesine dava açmıştır.
6 Mayıs 2009 tarihinde, Ankara İdare Mahkemesi, başvuranın avukatının daha önce idari makamlara başvurduğunu ancak taleplerinin reddedildiğini gösteren belgeleri dilekçesiyle birlikte göndermediği gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. Mahkeme, başvuranın avukatından, söz konusu kararın içeriğine uygun olarak 30 gün içerisinde talebini yenilemesini istemiştir.
24 Haziran 2009 tarihinde, Ankara Bölge İdare Mahkemesi, 6 Mayıs 2009 tarihli kararı onamıştır.
26 Haziran 2009 tarihinde, başvuranın avukatı, Ankara İdare Mahkemesine yeniden başvurmuştur.
21 Ağustos 2009 tarihinde, Ankara İdare Mahkemesi, BMMYKden başvuranla ilgili bilgi talep edilmesine karar vermiştir. BMMYK ofisinden, özellikle, İsveç Hükümetinin başvurana mülteci statüsü verilmesine dair kararını gösteren belgeler, AİHMnin ihtiyati tedbir kararına ilişkin belgeler ve dava dosyasının bir kopyası talep edilmiştir.
19 Kasım 2009 tarihinde, Ankara İdare Mahkemesi, başvuranın Kırklareli Yabancı Kabul ve Barındırma Merkezinden serbest bırakılmasına hükmetmiştir. Mahkeme, kararında, BMMYK tarafından başvurana mülteci statüsü tanınmasını ve İsveç Hükümetinin başvuranı mülteci kotası kapsamında kabul etmesini göz önünde bulundurmuştur. Dolayısıyla, mahkeme, İsveçe gönderilmesi amacıyla başvuranın serbest bırakılmasına hükmetmiştir.
Hükümet, 23 Aralık 2009 tarihli yazı ile başvuranın 24 Kasım 2009 tarihinde kaçtığını AİHMye bildirmiştir. Hükümet, başvuranın banka havalesi alması için götürüldüğü Kırklareli Emniyet Müdürlüğünden kaçtığını ifade etmiştir. Hükümet, başvuranın kaçmasının ardından Kırklareli polisi tarafından çıkarılan yakalama emrine rağmen, başvuranın yakalanmadığını ileri sürmüştür.
Başvuranın avukatı, Ankara İdare Mahkemesinin 19 Kasım 2009 tarihli kararı uyarınca, kendisinin ve BMMYKnin talebi üzerine, başvuranın Kırklareli Yabancı Kabul ve Barındırma Merkezinden serbest bırakılmak için polise teslim olduğunu 12 Ocak 2010 tarihli yazıyla AİHMye bildirmiştir.
3 Şubat 2009 tarihinde, Hükümet ile başvuranın avukatı, başvuranın 26 Ocak 2010 tarihinde Kırklareli Yabancı Kabul ve Barındırma Merkezinden serbest bırakıldığını AİHMye bildirmiştir. Hükümet, ayrıca, başvurana, İsveçe gidene kadar beş ay süreyle oturma izni verildiğini kaydetmiştir. Başvuranın avukatı, başvuran için 4 Mart 2010 tarihine İsveçe uçak bileti ayırtıldığını kaydetmiştir.
9 ve 15 Mart 2010 tarihlerinde, başvuranın avukatı ile Hükümet, başvuranın 4 Mart 2010 tarihinde Türkiyeden ayrılarak kendisine mülteci statüsü tanıyan İsveçe gittiğini AİHMye bildirmiştir.
HUKUK
I. BAŞVURANIN SINIRDIŞIYLA TEHDİT EDİLMESİNE İLİŞKİN OLARAK AİHSNİN 2., 3. VE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, İran'a sınır dışı edilmesi halinde kötü muamele veya ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kalacağı gerekçesiyle AİHSnin 2. ve 3. maddelerinin ihlal edildiği konusunda şikayetçi olmuştur. Başvuran, ayrıca, İran'a sınır dışı edilmesi ile ilgili karara itiraz edebileceği etkili bir iç hukuk yolunun bulunmadığı ve sığınma talebinde bulunamadığı gerekçesiyle AİHS'nin 13. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
Hükümet, başvuranın iddialarına itiraz etmiştir.
AİHM, başvurunun bu kısmının, başvuranın Türkiyeden İrana sınır dışı edilmesi ihtimaliyle ilişkili olduğunu gözlemlemektedir. AİHM, ayrıca, Türk Hükümetinin, başvuranın İrana gönderilmesiyle ilgili olarak AİHM tarafından verilen ihtiyati tedbir kararına uyduğunu ve sınır dışı işlemlerini durdurduğunu gözlemlemektedir. Ayrıca, başvuran serbest bırakılmış ve kendisine İsveçe gidene kadar beş ay süreyle oturma izni verilmiştir. Son olarak, 4 Mart 2010 tarihinde, başvuran Türkiyeden ayrılarak İsveçe gitmiştir. Bu koşullar altında, AİHM, AİHSnin 34. maddesi uyarınca, başvuranın AİHSnin 2., 3. ve 13. maddelerinin ihlallerinden mağdur olduğunu iddia edemeyeceği kanaatindedir (mutatis mutandis, Mohammedi / Türkiye, no. 3373/06; Ayashi / Türkiye, no. 3083/07; Ranjbar ve Diğerleri / Türkiye, no. 37040/07).
AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca tamamen asılsız olduğu gerekçesiyle başvurunun bu kısmı kabuledilemez niteliktedir.
II. AİHSNİN 3. VE 5. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, Edirne ve Kırklareli Yabancı Kabul ve Barındırma Merkezlerinde tutulmasının hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle AİHSnin 5. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvuran, aynı madde uyarınca, özgürlüğünden mahrum bırakılmasının yasallığını sorgulayabileceği herhangi bir hukuk yolu bulunmadığı konusunda şikayetçi olmuştur. Başvuran, son olarak, hem Edirne hem de Kırklareli Yabancı Kabul ve Barındırma Merkezlerinde hücre hapsinde tutulduğu konusunda şikayetçi olmuştur. Başvuran, söz konusu şikayetini AİHSnin 3. maddesine dayandırmıştır.
A. AİHSnin 5. maddesinin ihlal edildiği iddiası
1. Kabuledilebilirlik
AİHSnin 35/3 maddesi uyarınca başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
2. Esas
(a) AİHSnin 5/1 maddesinin ihlal edildiği iddiası
Hükümet, başvuranın Edirne ve Kırklareli Yabancı Kabul ve Barındırma Merkezlerinde tutuklu bulundurulmadığını, 5683 No.lu Kanunun 17. maddesi ile 1994 İltica Yönetmeliğinin 5(d) maddesi uyarınca söz konusu merkezlerde barındırıldığını ileri sürmüştür. Başvuranın adı geçen merkezlere yerleştirilme nedeni, geçici sığınma taleplerinin değerlendirilmesi yapılana kadar yabancıların makamlar tarafından gözetim altında tutulmak istenmesidir.
Başvuran, gerçekten alıkonduğunu ve tutukluluğunun iç hukukta herhangi bir yasal dayanağının bulunmadığını ileri sürmüştür.
AİHM, aynı şikayeti Abdolkhani ve Karimnia davasında incelediğini hatırlatır. AİHM, Kırklareli Yabancı Kabul ve Barındırma Merkezine yerleştirilmeleri sonucu başvuranların özgürlüklerinden mahrum bırakıldıkları kanaatine varmıştır. AİHM, sınır dışı amacıyla tutukluluk kararı verme ve tutukluluk süresini uzatma ve böyle bir tutukluluk için süre koymaya ilişkin usulü belirleyen açık yasal hükümlerin yokluğunda, başvuranların maruz kaldığı özgürlükten yoksun bırakmanın, AİHSnin 5. maddesi uyarınca yasaya uygun olarak değerlendirilemeyeceği sonucuna varmıştır.
AİHM, söz konusu dava koşullarının adı geçen Abdolkhani ve Karimnia davasındaki koşullarla neredeyse aynı olduğunu gözlemlemektedir. Ayrıca, AİHMye göre, Hükümet, başvuranın Kırklareli Yabancı Kabul ve Barındırma Merkezinden kaçtığını bildirdiğinde, dolaylı olarak başvuranın özgürlüğünden mahrum bırakıldığını kabul etmiştir. Bu nedenle,
AİHM, söz konusu davada, Abdolkhani ve Karimnia kararında yapmış olduğu tespitlerden ayrılmasını gerektirecek herhangi bir koşul bulunmadığı sonucuna varır. Dolayısıyla, AİHSnin 5/1 maddesi ihlal edilmiştir.
(b) AİHSnin 5/4 maddesinin ihlal edildiği iddiası
Hükümet, kişilerin yabancı kabul ve barındırma merkezlerine yerleştirilmesine dair verilen kararlara karşı idare mahkemelerine başvurmanın, AİHSnin 5/4 maddesi uyarınca etkili bir hukuk yolu olduğunu ileri sürmüştür.
Başvuran, ilk olarak, geçerli kimlik belgeleri olmadan avukat tutamadığı için idare mahkemelerine başvuramadığını ileri sürmüştür. Başvuran, sonraki ifadelerinde, noter onaylı bir vekaletname ile avukatına yetki verdiğini ifade etmiştir. Böylece, başvuranın avukatı Ankara İdare Mahkemesine başvurarak başvuranın serbest bırakılmasını talep etmiştir. Başvuran, Eylül 2009da verdiği ifadesinde, söz konusu yargılamanın yeterince hızlı yürütülmediğini ileri sürmüştür.
AİHM, başvuranın avukatının 26 Haziran 2009 tarihinde Ankara İdare Mahkemesine başvurarak, İçişleri Bakanlığının müvekkilinin serbest bırakılmamasına hükmeden kararının iptalini ve yargılama sonlandırılıncaya kadar söz konusu kararla ilgili olarak yürütmenin durdurulmasını talep ettiğini gözlemlemektedir. İlk derece mahkemesi, 21 Ağustos 2009 tarihinde, başvuranın talebinin değerlendirilebilmesi amacıyla BMMYKden bilgi talebinde bulunmuştur. İlk derece mahkemesi, 19 Kasım 2009 tarihinde, başvuru tarihinden yaklaşık beş ay sonra, başvuranın serbest bırakılmasına hükmetmiştir.
AİHM, AİHSnin 5/1 maddesi uyarınca, Türkiyede sınır dışı edilene kadar tutuklu bulundurma prosedürünü düzenleyen yasal hükümler bulunmadığına dair tespitlerine atıfta bulunmaktadır. Söz konusu yargılamada herhangi bir karmaşık sorun ortaya konmamıştır. AİHM, başvuranın tutukluluğu için yeterli yasal dayanak bulunmadığını gözlemlemek açısından Ankara İdare Mahkemesinin AİHMye göre daha iyi bir konumda olduğu kanaatindedir. Ancak, Ankara İdare Mahkemesi, söz konusu sorunu incelememiştir. 26 Haziran 2009 ile 19 Kasım 2009 tarihleri arasında geçen süreyi göz önünde bulunduran AİHM, söz konusu davadaki yargısal denetimin, başvuranın dilekçesi için ivedi bir cevap olarak görülemeyeceği sonucuna varmıştır (Khudyakova / Rusya, no. 13476/04; Kadem / Malta, no. 55263/00).
Dolayısıyla, AİHM, AİHSnin 5/4 maddesi uyarınca, Türk hukuk sisteminin, başvuranın tutukluluğunun yasaya uygunluğu konusunda ivedi olarak yargısal denetime başvurabilmesini sağlayacak bir hukuk yolu sunmadığı sonucuna varmıştır (S.D. / Yunanistan, no. 53541/07; Abdolkhani ve Karimnia).
Buna göre, AİHSnin 5/4 maddesi ihlal edilmiştir.
B. AİHSnin 3. maddesinin ihlal edildiği iddiası
Hükümet, Edirne veya Kırklareli Yabancı Kabul ve Barındırma Merkezlerinde başvuranın tek başına tutulabileceği herhangi bir hücre veya bölme bulunmadığını ileri sürerek, başvuranın hücre hapsinde tutulduğu iddiasına itiraz etmiştir. Hükümet, ayrıca, başvuranın bu iddia ile ulusal makamlara başvurabileceğini ve de başvurması gerektiğini ileri sürmüştür. Bu nedenle, Hükümet, AİHSnin 35/1 maddesi uyarınca, başvuranın iç hukuk yollarını tüketmediğini belirtmiştir.
AİHM, ilk olarak, başvuranın tek başına ayrı bir yerde tutulduğu iddiasının taraflar arasında ihtilaflı olduğunu kaydeder. AİHM, bu bağlamda, başvuranın Mazlum-Der aracılığıyla bir rapor sunduğunu ve bu rapora göre Kırklareli Yabancı Kabul ve Barındırma Merkezinde tutulan diğer kişilerin başvuranın ayrı bir yerde kaldığına tanık olduklarını gözlemlemektedir. Ancak, başvuran, ayrı bir odada tutulduğu iddiasının inanılırlığının AİHM tarafından değerlendirilebilmesi için fiziksel koşullarla ilgili olarak ayrıntılı bilgi vermemiştir. Başvuran, ayrıca, 21 Ekim 2008 tarihli görüşmelerinde avukatı Barış Yıldıza psikolog veya psikiyatriste görünmesine gerek olmadığını söylemiş, dolayısıyla hücre hapsinin ruhsal durumu üzerindeki olumsuz etkisiyle ilgili olarak iddialarını desteklememiştir.
AİHM, başvuranın bu başlık altındaki iddialarıyla ilgili olarak, Hükümetin de anlamlı ifadelerde bulunmadığını tespit etmiştir. Hükümet, başvuranın iç hukuk yollarını tüketmediğini iddia etmiş, ancak mevcut iç hukuk yollarından ve başvuranın şikayetine ilişkin ne gibi bir çözüm sunulacağından bahsetmemiştir. Hükümet, şikayetin esasıyla ilgili olarak, yalnızca, yabancı kabul ve barındırma merkezlerinin cezaevi olmadıklarını ve hücre odalarının bulunmadığını ileri sürmüştür. Hükümet, başvuranın alıkonma şekliyle ilgili olarak herhangi bir ayrıntı vermemiştir.
Bununla birlikte, AİHSnin 5/1 maddesi uyarınca başvuranın söz konusu merkezlerde alıkonmasının kanuna aykırı olduğu yönündeki tespitini göz önünde bulunduran AİHM, AİHSnin 3. maddesi uyarınca hücre hapsi konusunu etkili bir biçimde incelemesini sağlayacak detaylara yer verilmemesine rağmen, söz konusu tutuklulukla ilgili temel hukuki sorunun belirlendiği kanaatindedir. Dolayısıyla, AİHM, Hükümetin ön itirazının incelenmesine veya başvuranın söz konusu merkezlerde gerçekten hücre hapsinde tutulup tutulmadığının belirlenmesine gerek olmadığı kanaatindedir.
AİHM, başvurunun bu kısmının kabuledilebilir olduğu kanaatindedir. Bununla birlikte, yukarıda anlatılanları göz önünde bulunduran AİHM, başvuranın bu başlık altındaki iddialarıyla ilgili olarak ayrıca karar vermesine gerek olmadığı sonucuna varır.
IV. AİHSNİN 34. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Türkiyenin AİHSnin 34. maddesinde öngörülen yükümlülüğünü yerine getirip getirmediği sorusunu ortaya koyan AİHM, başvurunun Savunmacı Hükümete bildirildiği 8 Ekim 2008 tarihinde bu sorunun taraflara sunulduğunu belirtir.
A. Tarafların ifadeleri
Başvuran, AİHM İçtüzüğünün 39. maddesi uyarınca Daire Başkanı tarafından verilen ihtiyati tedbir kararına rağmen, Edirne ve Kırklareli Yabancı Kabul ve Barındırma Merkezlerinde tutulduğu sırada avukatla görüşmesine izin verilmediğini ileri sürmüştür. Başvuran, kişisel başvuru hakkının kısıtlandığını iddia etmiştir.
Hükümet, 16 Ekim 2008 tarihinde, İçişleri Bakanlığının Kırklareli Valiliğinden başvuranın avukatı ile görüşmesine izin verilmesini talep ettiğini ileri sürmüştür. Hükümet, ayrıca, 4 Kasım 2008 tarihinde, BMMYK ofisinin başvuran ile görüşmesine izin verildiğini kaydetmiştir. Hükümet, yabancı kabul ve barındırma merkezlerinde tutulan kişilerin kendi avukatlarıyla veya baro tarafından görevlendirilen avukatlarla görüşmelerini engelleyen herhangi bir kısıtlama bulunmadığını belirtmiştir.
B. AİHMnin değerlendirmesi
AİHM, ilk olarak, AİHSnin 34. maddesi uyarınca başvuranın AİHMye erişim hakkının hiçbir şekilde engellenmemesi ve AİHM İçtüzüğünün 39. maddesinde değinilen ihtiyati tedbir kararına uyulmamasının sonuçları ile ilgili olarak daha önce yapmış olduğu tespitleri hatırlatır (Mamatkulov ve Askarov / Türkiye, no. 46827/99; Shamayev ve Diğerleri / Gürcistan ve Rusya, no. 36378/02; Paladi / Moldova, no. 39806/05; Grori / Arnavutluk, no. 25336/04; Cebotari / Moldova, no. 35615/06). AİHM, yukarıda bahsi geçen içtihadı uyarınca, Savunmacı Hükümetin 34. madde bağlamındaki yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğini inceleyecektir.
AİHM, başvuranın avukatının, Edirne ve Kırklareli Barolarından iki avukata, AİHM tarafından talep edilen vekaletnameyi almaları için başvuranla görüşmeleri talimatını verdiğini ve bu avukatların 21 Temmuz ve 5 Eylül 2008 tarihlerinde Edirne ve Kırklareli Yabancı Kabul ve Barındırma Merkezlerinde başvuranı görmek istediklerini, ancak yönetim tarafından kendilerine izin verilmediğini gözlemlemektedir. AİHM, ayrıca, AİHM İçtüzüğünün 39. maddesi uyarınca ihtiyati tedbir kararının verilmesinin ardından, ikinci bir girişimde bulunulduğunu gözlemlemektedir. Hükümet, AİHMnin belirlediği sürenin bitiminden on üç gün sonra, başvuranın avukatıyla görüşmesine izin vermeleri için yetkili makamlara talimat verildiğini AİHMye bildirmiştir. 21 Ekim 2008 tarihinde, süre bitiminden on sekiz gün sonra, başvuran avukatıyla görüşebilmiş ve avukatına AİHM önündeki yargılama sırasında kendisini temsil etme yetkisi veren belgeyi imzalayabilmiştir. AİHM, Hükümetin, AİHM İçtüzüğünün 39. maddesinde öngörülen ihtiyati tedbir kararına uymadığı sonucuna varır.
Ayrıca, Hükümetin öngörülen süre içerisinde ihtiyati tedbir kararına uymasını engelleyici nedenlerin bulunup bulunmadığı hususunun AİHM tarafından belirlenmesi gerekir. Bu bağlamda, AİHM, uygulamada başvuranın avukatıyla görüşmesini engelleyen herhangi bir kısıtlama olmadığı ve 5 Eylül 2008 tarihinde Barış Yıldızla görüşme için yapılan ikinci girişimin, Barış Yıldızın başvuranın avukatı olduğunu kanıtlayan noter onaylı vekaletnameyi ibraz etmemesi nedeniyle gerçekleşemediği yönünde Hükümetin yapmış olduğu ifadeleri kaydeder. AİHM, avukatın başvuranla görüşmesi için gerekli vekaletnameye sahip olmaması nedeniyle başvuranın AİHM tarafından talep edilen vekaletname için avukatıyla görüşemediğini, dolayısıyla Hükümet tarafından ortaya konan iddiayı kabul edemeyeceğini belirtir. AİHM, başvuranın vekaletnameyi imzalayamamasına ve İranda karşı karşıya kalacağı tehlikelerle ilgili olarak ayrıntılı bilgi verememesine sebep olan başlangıçtaki idari engel nedeniyle başvurunun riske atıldığı kanaatindedir. Dolayısıyla, AİHM, başvuranın AİHM önünde etkili bir şekilde temsil edilmesinin ciddi biçimde engellendiği sonucuna varır. AİHMye göre, başvuranın sonradan avukatıyla görüşmesi, vekaletnameyi imzalaması ve İrandaki durumuyla ilgili bilgi vermesi, makamların belirtilen süre içerisinde harekete geçmemeleri nedeniyle Savunmacı Hükümetin AİHSnin 34. maddesi bağlamındaki yükümlülüklerini yerine getirmediği gerçeğini değiştirmez.
Buna göre, AİHSnin 34. Maddesi ihlal edilmiştir.
V. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHSnin 41. maddesine göre:
Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.
A. Tazminat
Başvuran, 3,200 Euro maddi tazminat, 20,000 Euro manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
Hükümet bu taleplere itiraz etmiştir.
Tespit edilen ihlalle talep edilen maddi tazminat arasında herhangi bir illiyet bağı bulunmadığını kaydeden AİHM, söz konusu talebi reddeder. Bununla birlikte, AİHM, başvuranın tek başına tespit edilen ihlalle telafi edilemeyecek düzeyde manevi zarar görmüş olabileceği kanaatindedir. Tespit edilen ihlallerin ağırlığını göz önünde bulunduran AİHM, adil temellere dayanarak, başvurana 11,000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar verir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuran, ayrıca, AİHM önündeki yargılama masraf ve giderleri karşılığında 3,500 Euro talep etmiştir. Başvuran, İstanbul Barolar Birliğinin ücret cetveline atıfta bulunarak avukatlık ücreti karşılığında 3,000 Euro talep etmiştir. Başvuran, ayrıca, çeviri, ulaşım, telefon ve faks ücretleri karşılığında 600 Euro talep etmiştir. Başvuran, ayrıca, avukatının söz konusu dava için kırk saat çalıştığını ileri sürmüştür. Başvuran, taleplerini desteklemek üzere, avukatının Erdem Ersaçmışa 300 TL (158 Euro) ödediğini gösteren bir posta havalesi sunmuştur.
Hükümet, yalnızca gerçekliği kanıtlanan yargı giderlerinin elde edilebileceğini kaydederek bu talebe itiraz etmiştir.
AİHMnin içtihadına göre, bir başvuranın gerçekliğini ve gerekliğini kanıtladığı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. Söz konusu davada ilgili belgelerin sunulmadığını ve yukarıdaki ölçütleri göz bulunduran AİHM, başvurana bu başlık altında 158 Euro ödenmesine karar verir.
C. Gecikme faizi
AİHM, gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artış eklenerek belirlenmesini uygun görmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun AİHSnin 3. (tutukluluk koşulları), 5/1, 5/4 ve 34. maddeleriyle ilgili kısımlarının kabuledilebilir olduğuna;
2. Başvurunun geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
3. AİHSnin 5/1 ve 5/4 maddelerinin ihlal edildiğine;
4. AİHSnin 34. maddesinin ihlal edildiğine;
5. Başvuranın tutukluluğuyla ilgili olarak AİHSnin 3. maddesi uyarınca yaptığı şikayetin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;
6. (a)AİHSnin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirasına çevrilmek üzere ve her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet tarafından, başvurana, manevi tazminat olarak 11,000 Euro (on bir bin Euro), yargılama masraf ve giderleri için 158 Euro (yüz elli sekiz Euro) ödenmesine;
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
7. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları gereğince 13 Temmuz 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy