(AİHS. m. 5, 6, 8, 13, 35, 41, 44) (5271 S. K. m. 91, 135, 250)
İKİNCİ BÖLÜM
(Başvuru no. 35285/08)
KARAR
STRAZBURG
7 Şubat 2017
(İşbu karar, Sözleşme’nin 44 § 2 Maddesi’nde öngörülen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir)
İrfan Güzel / Türkiye davasında,
Başkan,
Julia Laffranque,
Hakimler,
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Paul Lemmens,
Jon Fridrik Kjolbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
Georges Ravarani,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith'in katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm) heyeti, 17 Ocak 2017 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakereler sonucunda, aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Davanın temelinde, Türk vatandaşı İrfan Güzel (« başvuran ») tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (« Sözleşme ») 34. Maddesi kapsamında, 9 Temmuz 2008 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Mahkeme’ye yapılmış olan 35285/08 no’lu başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuran, Diyarbakır Barosuna kayıtlı avukatlar M. Beştaş ve D. Beştaş tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (« Hükümet ») kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran Mahkeme önünde bilhassa telefon görüşmelerinin mahkeme kararı olmadan dinlemeye alındığını ve bu tedbirin denetlenmesi için herhangi bir başvuru yoluna sahip olmadığını ileri sürmektedir.
4. Başvuru 2 Mayıs 2011 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiştir.
OLAY
I. SOMUT OLAYIN KOŞULLARI
5. Başvuran 1971 doğumludur ve Mardin'de ikamet etmektedir. Olaylar döneminde başvuran hayvan ticareti yapmaktadır.
A. Davanın gelişimi ve başvuran bakımından izleme tedbirleri
6. Başvuranın da içinde bulunduğu kişiler hakkında, silah kaçakçılığı suçundan dolayı, yetkililer tarafından istihbarat toplanmıştır. Dosyadan, başvuran aleyhine ileri bir tarihte birleştirilecek olan Silopi ve Diyarbakır'da iki ayrı soruşturma başlatıldığı anlaşılmaktadır.
7. Başvurana göre Diyarbakır Sulh Ceza Mahkemesi, belirtilmeyen bir tarihte sahte banknotları tedavüle sürmek ve kullanmakla suçlanan N.A.’nın telefon görüşmelerinin tespiti için Diyarbakır Savcılığına yetki vermiştir.
8. Başvuruna göre telefon görüşmelerinin tespiti, sadece üzerinde kendi ifadeleriyle ne adının ne de atılı suçun yer almadığı bu karara dayanarak yapılmıştır. Başvuran bu kararın örneğini sunmamıştır ancak numarasını belirtmiştir (2007/505 sayılı karar).
9. Hükümet tarafından bir nüshası temin edilen bu belge, başvuran hakkındaki telefon dinlemeleri için verilen yetkinin uzatılmasını kapsamaktadır. Bunun yanı sıra, 22 Ekim 2007 tarihinde Diyarbakır Sulh Ceza Mahkemesi, Diyarbakır Cumhuriyet savcısının talebi üzerine başvuran hakkında telefon dinlemelerine başlanması için verilen ilk yetkinin üç ay uzatılmasına karar vermiştir. 2007/505 sayılı bu karar, ilk kararın da üç ay süreyle verildiğini göstermektedir. İlk karar tarihi belirtilmemiştir. Başvuranın adı belgede şüpheli sıfatıyla yer almakta ve adına kayıtlı iki telefon numarası da bulunmaktadır. Kararda, Güzel’in izinsiz olarak ateşli silah ve mermileri ülkeye sokma suçundan şüpheli olduğu ancak başka bir yöntemle hakkında somut bir delil elde edilemediği belirtilmektedir.
10. Silopi Cumhuriyet savcısı 27 Aralık 2007 tarihinde başvuran ve diğer iki şahsın cep telefonlarının dinlenmesini talep etmiştir. Savcı talebinde, Irak’tan bölgeye silah kaçakçılığı yapıldığına dair istihbarat alınmasının ardından soruşturmaların yürütülmüş olduğunu belirtmektedir. Savcı, şüpheli şahısların, soruşturmanın ilerlemesini zorlaştıracak olan bölgenin insanları olduklarını ifade etmiştir. Ayrıca savcıya göre bölgenin sınır niteliği ve söz konusu fiillerin sık sık gece işlenmesi, delil elde edilmesini ve şüphelilerin yakalanmasını amaçlayan takiplere yeterli derecede engel teşkil etmektedir. Bunun yanı sıra savcıya göre ancak Ceza Muhakemesi Kanununun (« CMK ») 135. Maddesi kapsamında uygulanacak bir tedbir, şüpheli şahısların - hem yurt içinde hem yurt dışında - temas halinde oldukları şahısların, suçların işleniş biçimlerinin, bu şahısların suç işledikleri gün ve saatlerin tespitine, delil unsurlarının elde edilmesine ve şüphelilerin yakalanmasına imkan sağlayabilecektir.
11. Silopi Sulh Ceza Mahkemesi 28 Aralık 2007 tarihinde (2007/1599 sayılı karar) başvuran ve diğer iki şahıs ile ilgili gereken altmış günlük izni vermiştir.
B. Telefon dinlemelerinin ilgili tape metinleri
12. Böylelikle yapılan dinlemeler başvuranın, Irak’ta ikamet etmekte olan Ahmet isimli bir şahıs ile temas kurduğunu, bu şahsın, Münir isimli şahıs aracılığıyla yapılması planlanan ateşli silahların sevki için bir anlaşma yapacağının tespitine imkan sağlamıştır.
13. Bir bilirkişi belirtilmeyen bir tarihte çoğunlukla Kürtçe telefon görüşmelerinin çevirisini yapmıştır.
14. Başvuran ve Aydın Ö. isimli şahıs arasında geçen 8 Aralık 2007 tarihli görüşmede şu cümleler bulunmaktadır:
« Koyun sürüsünün durumu nedir?»
« Geçenlerde kurtlar saldırdı. Çobanlarla arazideydim, bana sürülerin birinden haberlerinin olmadığını söylediler. Kaç kişinin yaralandığını bilmiyorum.»
« Kayıplar ne düzeyde? »
« Kesin bilmiyorum ama televizyonda bazı şeyler gördüm.»
« Onları ara ve bilgi al. Beni haberdar et, benden bilgi isteniyor. »
15. Başvuran ve Olga E. adına kayıtlı bir telefon numarası kullanan Ahmet isimli şahıs arasında geçen 13 Ocak 2008 tarihli görüşme kaydı şu şekildedir:
« Yarın için altı gömleğin hazır, gel onları al. Diğer altısı şimdi değil bir dahaki sefere tamam mı ? »
16. 14 Ocak 2008 tarihinde başvuran ve Münir isimli şahıs arasında yakalama gününde yapılan görüşme, saat ve yer randevusunu içermektedir. Başvuran Münir’e « telefon bağlantılarının kirli olduğunu» tekrarlamaktadır.
17. Münir ve Ahmet arasında aynı gün yapılan görüşmede Ahmet’in Münir’den « altı koyunun » teslimatı sırasında kendini Metin adıyla tanıtmasını istediği ve başvuranın kendisine teslimat alacak durumda olmadığını söylediği anlaşılmaktadır. Ahmet buna ek olarak beklerken Münir’den güvenli bir yer bulmasını da istemiştir.
18. Son olarak başvuran ve Ahmet arasında 14 Ocak 2008 tarihinde gerçekleşen görüşmede şu cümleler sarfedilmiştir:
« Söyle ayarlasın; onları alabilecek durumda olsaydım, alırdım. Durumum uygun değil, beni anlıyor musun?»
C. Başvuranın yakalanması ve yargılamanın devamı
19. 14 Ocak 2008 tarihinde aynı gün polisler başvuranı izlemeye başlamışlardır. Belgelere göre başvuran ve Münir, şehir merkezinde buluşmuşlar ve sonra ayrılmışlardır. İlgili tutanak başvuranın takip edildiğini anladığını, silahları almaktan vazgeçtiğini ve kaçmaya çalıştığını belirtmektedir. Başvuran saat 15.40’ta yakalanmıştır, üzerinde biri dinlemeye alınmış olan üç adet cep telefonu ve bazı belgeler ele geçirilmiş ve bunlara el konulmuştur.
20. Münir de yakalanmıştır. Münir içinde el konulan altı ateşli silah ve 128 mermi bulunan aracında yakalanmıştır.
21. 14 Ocak 2008 tarihinde saat 19.00’a doğru başvuran, arama yapılmak üzere evine götürülmüştür. Güvenlik güçleri bir cep telefonuna el koymuşlar ve İdil Savcılığına teslim etmişlerdir.
22. Cumhuriyet savcılığı 15 Ocak 2008 tarihinde polisin talebi üzerine suça karışan şüpheli sayısını, delillerin toplanmasının güçlüğünü ve el konulan cep telefonları ve belgelerin bilirkişiye tevdi olunmasını göz önünde bulundurarak başvuranın gözaltı süresini yirmi dört saat uzatmıştır.
23. Cumhuriyet savcısı 16 Ocak 2008 tarihinde söz konusu silah kaçakçılığını terör örgütü PKK’ya yardım ve yataklık olarak nitelendirmiş ve başvuranın terörizmle mücadelede özel bir birime sevk edilmesine karar vermiştir. Bir avukat yardımı alan başvurana bu suçlamalar bildirilmiştir. Başvuran polise ifade vermeyi reddetmiş ve Cumhuriyet savcısına ifade vereceğini açıklamıştır.
24. Aynı gün Cumhuriyet savcısı, olguların yeniden nitelendirilmesini, soruşturma dosyasının tamamlanmasının gerekliliğini, şahsın üzerinde ele geçirilen cep telefonlarında ortaya çıkan görüşmelere açıklama getirmesinin istenmesinin faydasız olacağı, başvuranın işbirliği içinde olmamasını, aynı zamanda şahsın üzerinde ele geçirilen belgelerle karşılaştırma yapmak için el yazısı örneği vermeyi reddetmesini göz önünde bulundurarak başvuranın gözaltı süresini ikinci kez yirmi dört saat, ardından 17 Ocak 2008 tarihinde üçüncü kez yirmi dört saat daha uzatmıştır.
25. Aydın Ö. 17 Ocak 2008 tarihinde yakalanmıştır. Üzerinde teröristler için hazırlanmakta olduğu değerlendirilen ceketler, bıçaklar, radyolar ve erzak gibi satın alınacak eşyaların bulunduğu bir liste ele geçirilmiştir. Telefon tespitlerinin dökümlerine göre başvuran önceden bu alışverişe kendi cebinden bin amerikan doları katabileceğini söylemiştir.
26. Başvuran 18 Ocak 2008 tarihinde saat 13.00’te Cumhuriyet savcısı tarafından sorgulanmak üzere gözaltından çıkarılmıştır. Başvuran savcıya avukatı aracılığıyla susma hakkını kullanmak istediğini bildirmiştir.
27. Aynı gün başvuran ve Aydın Ö. Silopi Sulh Ceza Mahkemesi hakimi tarafından sorgulanmışlardır. Başvuranın avukatı, başvuranın fiziki olarak gözetlenebileceğini ya da takip edilebileceğini, soruşturma makamlarının telefon görüşmelerini yanlış yorumladıklarını ve müvekkilinin bu görüşmelerde hayvan ticaretinden söz ettiğini ileri sürerek telefon dinlemelerinin aşırı önlem teşkil ettiğini belirtmiştir.
28. Hakim duruşmanın sonunda, dosya unsurlarını ve özellikle silah kaçakçılığı suçu nedeniyle tutuklama öngören Ceza Muhakemesi Kanununun 100. maddesinin 3. fıkrası b) bendini dayanak göstererek başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir. Bunun yanı sıra hakim, kendisi hakkında delillerin toplanmış olduğu gerekçesiyle Aydın Ö.'nün tahliyesine karar vermiştir.
29. Silopi Cumhuriyet savcısı 23 Ocak 2008 tarihinde konu bakımından (ratione materiae) yetkisizlik kararı vererek, dosyayı Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.
30. Ceza Muhakemesi Kanununun 250. maddesi kapsamına giren ağır suçların soruşturmasında görevli olan Diyarbakır Cumhuriyet savcısı, 8 Şubat 2008 tarihinde başvuran, Aydın Ö. ve Münir K. hakkında iddianame hazırlamıştır. Özellikle bu şahıslar arasında geçen telefon görüşmelerini, el konulan silah ve malzemeleri dayanak gösteren savcı, Aydın Ö.'nün güvenlik güçlerinin durum ve faaliyetleri hakkındaki bilgileri toplayıp, bunları PKK üyelerine aktaran başvurana ilettiğini belirtmiştir. Savcı bunun yanı sıra başvuran ve Münir K.'yı uluslararası silah kaçakçılığı yapmakla ve PKK'ya yardım ve yataklık etmekle suçlamıştır.
31. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi 19 Şubat 2008 tarihinde yapılan hazırlık duruşması sonucunda bu iddianamenin Ceza Muhakemesi Kanununun 170. maddesi kıstaslarını taşıdığını ve yargılamanın yürütülmesi için yeterli delil unsurlarının toplanmış olduğunu değerlendirmiştir. Ağır ceza mahkemesi bu durumda iddianamenin kabul edildiğini beyan ederek, başvuranın tutukluluk halinin devamına ve iddianamenin başvuran ve suç ortağı Aydın Ö. ye tebliğ edilmesine karar vermiştir.
32. 25 Şubat 2008 tarihli bilirkişi raporunda, müsadere edilen altı silahın, herhangi bir arızasının bulunmadığı ve silahların kalibrelerine uygun mermilerle atış yapılır durumda oldukları tespit edilmiştir.
33. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesinin 10 Nisan 2008 tarihli ilk duruşmasında başvuran, üzerine atılı suçlamalara ve telefon tapelerinin içeriğine itiraz etmiş ve tahliye talebinde bulunmuştur. Ağır ceza mahkemesi başvuranın üzerine atılı suçun niteliğini ve mevcut delil durumunu göz önünde bulundurarak tutukluluk halinin devamına karar vermiş ve ardından söz konusu tapelerin çözümü için yeniden bilirkişiye tevdiine karar vermiştir.
34. Ağır Ceza Mahkemesi 5 Haziran 2008 tarihli duruşmada başvuran ile ilgili telefon tapelerini yeniden incelemiştir. Başvuranın avukatı suçlamalara ve yargılamaya tekrar itiraz etmiştir. Avukat, söz konusu tedbirin uygulanmasına imkan sağlayan bir mahkeme kararının bulunmadığını ve dinleme yapılması için esas alınan kararın başvuranı değil ancak başvuranla görüşen kişileri içerdiğini, müvekkili hakkında yapılan telefon dinlemelerinin usulsüz olduğunu ileri sürmektedir. Avukata göre bu unsurların delil olarak kullanılması Yargıtay içtihadına aykırı olacaktır.
35. Ağır ceza mahkemesi bu duruşmanın da sonunda söz konusu tapelerin çözümünün yeni bir bilirkişiye tevdiine karar vermiştir. Ağır ceza mahkemesi, üzerine atılı suçların niteliğini ve bu suçların Ceza Muhakemesi Kanununun 100. maddesinin 3. fıkrası c) bendinde sayılan suçlardan olmasını dikkate alarak, başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
36. 19 Şubat 2009 tarihinde yapılan sekizinci duruşmanın sonunda başvuran terör örgütüne yardım ve yataklık suçundan on iki yıl altı ay hapis cezasına mahkum edilmiştir. Ağır ceza mahkemesi karar gerekçesinde, yukarıda belirtilen konuşmaların şifrelendiği, bu konuşmaların söz konusu silah kaçakçılığı ve terörist gruplarına göre güvenlik güçlerinin konumları hakkında bilgi toplamaya yönelik olduğu hususlarına dayanmaktadır. Ağır ceza mahkemesine göre bilhassa « koyun sürüsü » ifadesi terörist grupları işaret etmekte, bu görüşme tarihi, teröristler ve güvenlik güçlerini karşı karşıya getiren çatışmaların tarihine uymaktadır; « koyunlar » ve « gömlekler » ifadeleri ile silahlar kastedilmekte ve başvuranın « telefon bağlantılarının kirli olduğunu» sık sık telkin eden sözlerinden, suç işlediğinin bilincinde olduğu ve dinlemeye alındığından şüphelendiği anlaşılmaktadır. Ağır ceza mahkemesi taraflar arasında bu konuda para ya da pazarlığın söz konusu edilmediğini gerekçelerine eklemiştir. Ağır ceza mahkemesine göre diğer dosya unsurlarına ilave edilen bu unsur, silah kaçakçılığının bireyler arasında yapılan bir kaçakçılık olmadığının, PKK’ya silah sağlanması amacı taşıyan bir kaçakçılık olduğunun anlaşılmasına imkan sağlamıştır.
37. Yargıtay 31 Mart 2010 tarihli bir karar ile bu kararı onamıştır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI
A. Gözaltı hakkında
38. Ceza Muhakemesi Kanununun 91. maddesinin 1 ve 2. fıkralarının olaylar döneminde yürürlükte olan hali, Cumhuriyet savcısı serbest bırakılmamasına karar verdiği takdirde yakalanan kişinin yirmi dört saat boyunca gözaltında tutulabileceğini belirtmektedir. Bir kişi, bu tedbirin soruşturmanın yürütülmesi için zorunlu olması ve bu kişinin bir suçu işlediği şüphesini gösteren somut delillerin varlığı halinde gözaltına alınabilecektir.
39. Halihazırda bugün yürürlükte olan Ceza Muhakemesi Kanununun 91. maddesinin 3. fıkrasına göre, toplu işlenen suçlarla ilgili olarak Cumhuriyet savcısı, gözaltı süresinin her defasında bir günü geçmemek üzere, üç gün süre ile uzatılmasına yazılı olarak emir verebilir. Ceza Muhakemesi Kanununun 91. maddesinin 5. fıkrasına göre ilgili kişi ve yakınları yakalama işlemine, gözaltına alma ve gözaltı süresinin uzatılmasına ilişkin kararlara karşı sulh ceza hakimine itiraz edebilir.
B. Telefon dinlemeleri hakkında
40. Mahkeme konuyla ilgili bölümleri aşağıda ifade edilen Karabeyoğlu /Türkiye, no. 30083/10,§§ 37-45, 7 Haziran 2016 kararına atıfta bulunmuştur:
- Haberleşme hürriyeti hakkında Anayasanın 22. Maddesi,
- İletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması hakkında olaylar döneminde yürülükte olan Ceza Muhakemesi Kanununun 135. maddesi,
- İletişime ilişkin verilerin muhafaza altına alınması ve imha edilmesine dair kararlarının yerine getirilmesi hakkında Ceza Muhakemesi Kanununun 137. maddesi,
- Tesadüfi olarak elde edilen deliller hakkında Ceza Muhakemesi Kanununun 138. maddesi,
- Ceza Muhakemesi Kanununu uyarınca izleme tedbirlerinin uygulanması hakkında yönetmelikler,
- Kişiler arasındaki konuşmaların yasadışı yoldan dinlenmesi ve kayda alınması nedeniyle hapis cezası öngören Türk Ceza Kanunu hükümleri.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA
A. Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrası c) bendi hakkında
41. Başvuran, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrası c) bendi açısından, kendisine göre makul bir şüphe olmaksızın işlenen bir suça ilişkin olarak yakalanmaktan, sonrasında tutuklanmaktan şikayet etmektedir.
42. Mahkeme kişinin bir suç işlediğinden şüphelenmek için makul gerekçelerin varlığı halinde, bir ceza yargılaması kapsamında yetkili adli merci önüne çıkarılmak üzere 5. maddenin 1. fıkrası c) bendi uyarınca tutulabileceğini hatırlatmaktadır (Ječius / Litvanya, no. 34578/97, § 50, AİHM 2000‑IX ve Wloch / Polonya, no. 27785/95, § 108, AİHM 2000‑XI). Yakalamaya dayanak oluşturması gereken şüphelerin «kabul edilebilir» olması, 5. maddenin 1. fıkrası c) bendi ile sağlanan güvencenin temel unsurunu teşkil etmektedir. Makul şüphenin varlığı, tarafsız bir gözlemciyi söz konusu kişinin bir suça iştirak edebileceğine ikna etmeye yönelik bulgu ve bilgilerin varlığını gerektirmektedir. Ancak makul olarak kabul edilebilecek durumlar, somut olaya ilişkin koşulların tamamına bağlıdır (Fox, Campbell ve Hartley / Birleşik Krallık, 30 Ağustos 1990, § 32, A serisi no. 182, O’Hara / Birleşik Krallık, no. 37555/97, § 34-36, AİHM 2001‑X ve Çetin Doğan / Türkiye (kabul edilebilirlik kararı), no. 28484/10, § 78, 10 Nisan 2012).
43. Mahkeme sonrasında 5. maddenin 1. fıkrası c) bendinin, soruşturmayı yapan görevlilerin, yakalandığı anda kişiyi suçla itham etmek için yeterli delilleri toplamış olmasının gerekliliğini öngörmediğini hatırlatmaktadır. Sözleşme’nin 5. maddesi, 1. fıkrası, c) bendine göre soruşturmanın hedefi, tutukluluk süresince kişinin yakalanmasına dayanak oluşturan somut şüphelerin doğruluğunu kanıtlayarak veya bu şüpheleri ortadan kaldırarak soruşturmanın tamamlanmasıdır. Dolayısıyla, şüphelerin doğmasına yol açan olgular ile ceza yargılamasının sonraki aşamasında tartışılacak olan ve mahkûmiyete ya da hatta suçlamaya gerekçe oluşturacak olguların aynı seviyede değerlendirilmemesi gerekmektedir (Murray / Birleşik Krallık, 28 Ekim 1994, § 55, A serisi no.300-A, ve yukarıda anılan Çetin Doğan kararı, § 79).
44. Sözleşme’nin 5’nci maddesinin 1 c) fıkrasının, Sözleşmeci Devletlerin güvenlik güçlerinin özellikle örgütlü suçlara karşı uygun önlemleri alarak mücadele etmesinde büyük zorluklara sebep olacak şekilde uygulanmaması gerekir. Mahkemenin görevi, incelemeye aldığı davalarda 5. maddenin 1. fıkrasının c) bendinde öngörülen meşru amacın izlenmesi de dahil olmak üzere, belirlenen koşulların yerine getirilip getirilmediğinin tespit edilmesinden ibarettir. Bu bağlamda Mahkeme, doğal olarak kendilerine sunulan delilleri değerlendirmek için daha iyi konumda olan yerel mahkemelerin değerlendirmesinin yerine kendi değerlendirmesini koymakla görevli değildir (yukarıda anılan Murray kararı, § 66, ve Çetin Doğan, yukarıda anılan karar, § 80).
45. Somut olayda Mahkeme, silah kaçakçılığı şüphelisi ve üzerinde çok sayıda cep telefonu bulunan başvuranın, kendisi de üzerinde çok sayıda ateşli silah ve mühimmatla yakalanan muhatabıyla randevulaştığı telefon görüşmelerine dayalı olarak yakalanmış olduğunu tespit etmektedir.
46. Bu itibarla Sözleşme'nin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi anlamında bir suç işlendiğinden «kuşku duyulması için makul şüphelerin» varlığı nedeniyle başvuranın yakalanmasının ve tutuklanmasının kabul edilebileceği sonucuna varılmaktadır (yukarıda anılan Murray kararı, § 63, ve Çetin Doğan, yukarıda anılan karar, § 83).
47. Bu şikayetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme'nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerektiği anlaşılmaktadır.
B. Sözleşme'nin 5. maddesinin 3. fıkrası hakkında
48. Sözleşme'nin 5. maddesinin 3. fıkrasını ileri süren başvuran ayrıca Ceza Muhakemesi Kanununun sadece yirmi dört saate kadar gözaltı yetkisi verdiğini ancak kendisinin dört gün gözaltında tutulduğunu iddia etmektedir. Bu süre haliyle aşırı ve ulusal mevzuata aykırı olacaktır. Başvuran aynı zamanda tutukluluk süresinden de şikayet etmektedir.
49. Mahkeme konuya ilişkin yerleşik içtihadını hatırlatmaktadır: adli kontrol tedbirlerinin çabukluğu, her davanın özelliklerine göre değerlendirilir ancak bu durumda bile çabukluğun esneklik derecesi sınırlıdır ve somut olayın koşullarına verilen ağırlık hiçbir şekilde 5. maddenin 3. fıkrası ile güvence altına alınan hakkın özünü zedeleyecek derecede yorumlanamaz, bu durum Devlet'i, adli merci önündeki yargılamanın kısa sürede yapılmasını ve tahliyenin ivedilikle gerçekleşmesini sağlamaktan muaf tutamaz (Brogan ve diğerleri / Birleşik Krallık, 29 Kasım 1988, § 59, A serisi no. 145‑B ve Aquilina / Malta (BD), no. 25642/94, § 48, AİHM 1999‑III).
50. Mahkeme, terör suçları konusunda yapılan soruşturmaların, yetkilileri, kuşkusuz özel sorunlarla yüz yüze getirdiğini daha önceden pek çok kez kabul etmiştir (yukarıda anılan Brogan ve diğerleri kararı, § 61, yukarıda anılan Murray kararı, § 58, Sakık ve diğerleri / Türkiye, 26 Kasım 1997, § 44, Derlenen karar ve hükümler 1997‑VII ve Filiz ve Kalkan / Türkiye, no. 34481/97, § 24, 20 Haziran 2002). Ancak bu husus, yetkililerin, bir olayı terör suçu olarak nitelendirdikleri her durumda, yerel mahkemeler tarafından ve nihai aşamada Sözleşme'nin denetim organları tarafından yapılacak her türlü etkin denetimden uzak bir şekilde şüphelilerin yakalanmasını ve gözaltına alınmasını sağlayacak şekilde, 5. madde bakımından sınırsız yetkiye sahip olduklarını göstermez (bkz., mutatis mutandis, yukarıda anılan Murray kararı, § 58).
51. Mahkeme, başvuranın 14 Ocak 2008 tarihinde saat 15.40'a doğru yakalanmış olduğunu ve gözaltı süresinin üç kez uzatılmış olduğunu dikkate almaktadır. Başvuran 18 Ocak 2008 tarihinde saat 13.00'te polis nezarethanesine nakledilmiştir. Başvuranın nezarethanedeki gözaltı süresi, dört günden biraz az sürmüştür. Daha sonra Cumhuriyet savcısı tarafından ifadesi alınmak ve Sulh Ceza Mahkemesi tarafından sorgulanmak üzere götürülmüştür. Bu hakim önündeki yargılama saati dosyada yer almamaktadır. Ancak başvuran özellikle gözaltı süresinin dört gün sürdüğünden şikayet etmektedir. Mahkeme bu nedenle bu husus üzerinde durmayacaktır ve gözaltının dört gün sürdüğünü değerlendirmektedir.
52. Mahkeme mevcut davada ulusal mevzuatın, başvuranın iddialarına karşılık, bir gözaltı süresinin dört güne kadar sürebilmesine imkan sağladığını gözlemlemektedir. Cumhuriyet savcısı kişilerin yirmi dört saat süreyle gözaltına alınmasına ve bu sürenin her defasında bir günü geçmemek üzere, üç gün süreyle uzatılmasına karar verebilmektedir (bkz. yukarıdaki 38. ve 39. paragraflar). Bu durumda başvuranın gözaltı süresi ulusal mevzuata uygundur.
53. İçtihatla belirlenen sınırlara göre Mahkeme, amaç toplumu bütünüyle terörizmden korumak olsa dahi, adli bir denetim olmadan dört gün altı saat süren bir gözaltının, 5 § 3 maddesinin öngördüğü süreyle ilgili katı sınırlamaların dışında kaldığını belirtmiştir (yukarıda anılan Brogan ve diğerleri kararı, § 62, Ataoğlu / Türkiye, no. 77111/01, § 24, 20 Ekim 2005 ve Daş / Türkiye, no.74411/01, § 27, 8 Kasım 2005). Halbuki, somut olaydaki gözaltı dört gün olarak sınırlandırılmıştır.
54. Bunun yanı sıra hem konuya ilişkin yerleşik içtihadını, hem de dava koşullarının tamamını göz önünde bulunduran Mahkeme, özellikle başvurana isnat edilen suçun, basit bir silah kaçakçılığından yola çıkarak bir terör örgütüne yardım ve yataklık suçu olarak yeniden nitelendirilmesi ve birçok şüpheliyi kapsaması hususlarını gözönünde bulundurarak, başvuranın ilk derece ceza mahkemesinde yargılanmasının öncesinde geçen sürenin, hem ulusal mevzuata hem Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrasının içerdiği ivedilik şartına uyduğu sonucuna varmaktadır.
55. Başvurunun bu bölümünün açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme'nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerektiği anlaşılmaktadır.
56. Başvuranın tutukluluk süresi hakkında Mahkeme, başvuranın 18 Ocak 2008 tarihinden Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen mahkumiyet kararının tarihi olan 19 Şubat 2009’a kadar tutuklu kaldığını gözlemlemektedir. Bu durumda söz konusu tahliye yaklaşık on üç ay sürmüştür.
57. Hükümet, eğer başvuran dediği gibi kendisinin aşırı bir tutukluluk süresine maruz kaldığını değerlendirmiş ise de, kendisinin iddia ettiği mağduriyetin tazmin edilmesini iç hukuktan talep etmediğini ileri sürmektedir. Hükümet ayrıca başvuranın tutukluluk süresinin, kendisine isnat edilen uluslararası silah kaçakçılığı ve terör örgütüne yardım suçları dikkate alındığında makul kabul edilebileceği kanaatindedir. Öte yandan Hükümet, adli mercilerin yargılamanın yürütülmesinde herhangi bir özensizlik göstermedikleri kanısındadır.
58. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmemesi bağlamında yapılan itirazın üzerinde durmadan, adli merciler tarafından başvurana isnat edilen suçların ağırlığını göz ardı edemeyeceğini belirtmiştir. Mahkeme karar aşamasında mahkemelerin herhangi bir atalet döneminin bulunmadığını da gözlemlemektedir. Aslında ağır ceza mahkemesi yargılamayı hızlı bir şekilde yürütmüş, pek çok duruşma yapmış ve bilhassa başvuranın kendi telefon görüşmelerinin dökümlerine yaptığı itiraz başvuruları düşünüldüğünde fazladan iki bilirkişi daha görevlendirilmesine karar vermiştir. Ele geçirilen silahlar ile ilgili bilirkişi raporu da bu süreçte istenilmiştir.
59. Önceki belirtilenleri göz önünde bulunduran Mahkeme, başvuranın tutukluluk süresinin makul sınırların dışında olmadığını değerlendirmektedir. Böylece bu şikayetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme'nin 35. maddesinin 3. fıkrası a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerektiği anlaşılmaktadır.
C. Sözleşme'nin 6. maddesi hakkında
60. Sözleşme'nin 6. maddesinin 1. fıkrasını ileri süren başvuran, yaptığı telefon görüşmelerinin aleyhine delil olarak kabul edilmesinin, kendisini adil yargılanma hakkından yoksun bıraktığını savunmaktadır. Kendisine göre telefon görüşmeleri tesadüfi olarak elde edilmiştir ve dinleme izni kendisi için değil bazı şahıslar için verilmiştir.
61. Mahkeme, başvuranın iddialarına karşılık kendisinin iki adli soruşturma kapsamında ve sırasıyla Diyarbakır ve Silopi Sulh Ceza Mahkemeleri tarafından 22 Ekim 2007 ve 28 Aralık 2007 tarihlerinde verilen kararların ardından dinlemeye alındığını öncelikle nazara almaktadır (bkz., yukarıdaki 9 ve 11. paragraflar).
62. Mahkeme, başvuranın kayıtlı telefon görüşmelerinin dökümlerine itirazda bulunmak için büyük bir imkana sahip olduğunu ve başvuranın yargılama sürecinde fazladan iki bilirkişi raporu aldığını gözlemlemektedir. Başvurunun bu bölümü dolayısıyla dayanaktan yoksundur ve Sözleşme'nin 35. maddesinin 3. fıkrası a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
63. Başvuran aynı zamanda ağır ceza mahkemesinin Cumhuriyet savcısı tarafından sunulan iddianamenin kabul etmesinden önce kendisine itiraz etmesi için fırsat vermediği gerekçesiyle Sözleşme'nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğini ileri sürmektedir; bu durumda kendisi Cumhuriyet savcısına göre dezavantajlı bir duruma düşmektedir. Bahse konu kabul aynı zamanda ağır ceza mahkemesinin tarafsızlığına gölge düşürmektedir.
64. Mahkeme, benzer şikayetleri daha önceden incelemiş ve bu şikayetlerin kabul edilemez olduklarını beyan etmiştir (Ökten/ Türkiye (kabul edilebilirlik kararı), no.22347/07, §§ 51-52, 3 Kasım 2011). Somut olayda Mahkeme, önceki tespitleri tekrar incelemek için elinde her hangi bir unsur bulundurmamaktadır. Kendisine sunulan olay ile ilgili olarak Mahkeme, iddianamenin, ağır ceza mahkemesi tarafından kabul edilmesinin ardından başvurana iletilmiş olduğunu hatırlatmaktadır. Mahkeme, yargılamanın başından itibaren bir avukat tarafından temsil edilen ilgilinin, karar aşaması boyunca görüşlerini bildirme imkanına sahip olduğunu tespit etmektedir. Şayet başvuran söz konusu iddianamedeki tespitlerin yanlış yapıldığı ve bazı önemli unsurların toplanmamış olduğu kanaatinde olsaydı, iddianamenin tamamlanmasını ya da yargılama boyunca ek soruşturma tedbirleri alınmasını talep etme hakkına sahipti. Bunun yanı sıra Mahkeme, bu tür görüş ve taleplerin yargılama aşamasından önce sunulmasından ziyade bu yargılama aşamasında sunulmasının, başvuranın adil yargılanma hakkını nasıl ve ne ölçüde ihlal edebileceğini görememektedir.
65. Başvuranın, iddianamenin kabul edilmesinin, ağır ceza mahkemesinin suçlama hakkında belirttiği görüşe eşdeğer olduğunu gerekçe göstererek, ağır ceza mahkemesinin tarafsız olmadığı bağlamında sunduğu şikayetleri ile ilgili olarak Mahkeme, iddianamenin kabul edilmesinin, esasın açıklanacağı karar konusunda bir önyargı oluşturmuş gibi değerlendirilemeyeceğini daha önceden belirtmiştir. Aslında bu incelemenin, ciddi gerekçeler bulunmaksızın ilgiliye esas hakkında bir yargılama yükü getirmesini engellemeyi amaçlaması sebebiyle, ağır ceza mahkemesi, ara kararda, bu türden bir düzenleme ile, söz konusu suçun Ceza Muhakemesi Kanununun 170. maddesinde yer alan unsurları taşıdığını ve delillerin toplandığını belirterek, ilgilinin suçlanması için resmi koşulların bir araya geldiğini tespit etmekle yetinmektedir. (yukarıda anılan Ökten kararı, §§ 40-50).
66. Başvurunun bu bölümünün açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme'nin 35. maddesinin 3. fıkrası a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerektiği anlaşılmaktadır.
D. Sözleşme'nin 5 ve 6. maddeleri ile birlikte 13. maddesi hakkında
67. Başvuran genel bir ifadeyle yukarıda belirtilen şikayetlere ilişkin olarak iç hukukta her hangi bir etkin başvuru yoluna sahip olmadığını iddia etmektedir.
68. Sözleşme'nin 5 ve 6. maddelerinin ihlal edildiğinin (yukarıdaki 41-66. paragraflar) savunulamayacağı bu durumda, 13. madde bağlamında sunulan şikayet, açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme'nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
E. Sözleşme'nin 8 ve 13. maddeleri hakkında
69. Başvuran, telefon görüşmelerinin kendi bakış açısına göre kanuna aykırı olarak tespit edilmesi nedeniyle özel hayatına saygı hakkının ihlal edildiğini, Sözleşme'nin 8. maddesi alanında iddia etmektedir. Başvuran bu tedbire itirazda bulunması imkanı sağlayacak hiçbir başvuru yolunun bulunmadığını da ileri sürmektedir.
70. Hükümet, başvuranın telefon görüşmelerinin kanuna aykırı olarak tespit edildiği kanaati edindiğinde şikayetçi olabileceğini zira böyle bir işlemin, Türk Ceza Kanunu ile özellikle cezalandırıldığını gerekçe göstererek, başvuranın iç hukuk yollarını tüketmediğini değerlendirmektedir.
71. Öncelikle Mahkeme, telefon görüşmelerinin sözde kanuna aykırı olarak tespit edilmesi ile ilgili olarak, somut olayda dinleme işlemi için yasal prosedür izlenmesi nedeniyle, bazı görevlilerin yetkilerini kötüye kullandıkları ve benzer işlemlere izin veren bir mahkeme kararı olmadan telefonları dinlemeye almış oldukları (bkz., Parlamış / Türkiye (kabul edilebilirlik kararı), no. 74288/01, 13 Kasım 2007) bir durum ile karşılaştırma yapılmasının yerinde olmadığını saptamaktadır. Yukarıda anılan Parlamış davasının, bir mahkeme kararı olmaksızın dinlemeye başlayan polisler hakkında ceza ve disiplin soruşturmaları açılmış olması nedeniyle ve sözde kanuna aykırı olarak yapılan dinlemelerin diğer mağdurlarının tazminat talebinde bulunmuş olduklarının anlaşıldığı yerel içtihat örnekleri ışığında kabul edilemez olduğu bilfiil beyan edilmiştir.
72. Somut olayda Hükümet, bir kimsenin böyle bir izleme tedbirinden doğan özel yaşama saygı hakkına yapılan bir müdahaleyi, Sözleşme'nin 8. maddesi alanında inceleme yaptırma imkanına sahip olduğunu gösteren hiçbir örnek sunmamıştır.
73. Mahkeme bu itibarla Hükümetin ön itirazını reddetmektedir.
74. Öte yandan bu şikayetlerin Sözleşme'nin 35. maddesinin 3. fıkrası a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadıklarını ve herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit eden Mahkeme, başvuruların kabul edilebilir olduğunu beyan etmektedir.
II. SÖZLEŞME'NİN 8. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
75. Başvuran, söz konusu tedbirin, her hangi bir mahkeme kararına dayanmadığı gerekçesiyle kanuna aykırı yapılan dinlemeler nedeniyle Sözleşme'nin 8. maddesini ileri sürmektedir. Başvuran her halükarda, Ceza Muhakemesi Kanununun 135. maddesinde belirtilen koşulların - suç işlendiğine dair kuvvetli şüphelerin varlığı ve delillerin elde edilmesi için başka yöntemlere başvurma imkanının bulunmamasının - oluşmadığını ve kendisinden bir terör örgütüne yardım ve yataklık etmekten şüphelenilebileceğinin objektif olarak değerlendirilmesine herhangi bir unsurun imkan vermediğini de iddia etmektedir.
76. Sözleşme'nin 8. maddesi şu şekildedir:
« 1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.»
77. Hükümet, başvuranın iddialarına itiraz etmektedir. Hükümet, silah kaçakçılığı şüphelisi başvuranın telefon görüşmelerinin dinlemeye alınmasına izin veren mahkeme kararlarına atıfta bulunmaktadır. Hükümet, bu müdahalenin yasayla öngörülmüş olduğunu ve milli güvenlik ve kamu güvenliğinin korunması, düzenin korunması ve Sözleşme'nin 8. maddesinin 2. fıkrası anlamında suç işlenmesinin önlenmesi gibi meşru amaçların kendisine göre orantılı bir biçimde izlendiğini görüşlerine eklemektedir.
78. Mahkeme, telefon görüşmelerinin elde edilmesi konusunda genel esaslarla ilgili olarak, Roman Zakharov / Rusya ((BD), no. 47143/06, §§ 227-235, 4 Aralık 2015) kararına atıfta bulunmaktadır.
79. Mahkeme hemen sonra, başvuranın telefon konuşmalarının tespit edilmesi işleminin, birbirini izleyen iki adli soruşturma kapsamında sırasıyla Diyarbakır ve Silopi Sulh Ceza Mahkemeleri tarafından alınan 22 Ekim 2007 ve 28 Aralık 2007 tarihli kararlarla (bkz., 9. ve 11. paragraflar) yerine getirildiğinin yukarıda daha önceden belirlenmiş olduğunu hatırlatmaktadır. Bir önceki soruşturma boyunca toplanan delil unsurları göz önünde bulundurulduğunda ilgili, silah kaçakçılığına dahil olmaktan şüpheli durumdadır. Başvuranın mahkeme kararının bulunmadığına ilişkin iddiası bu vesileyle dayanaksız kalmaktadır.
80. Mahkeme reddedilen iddianın bu bölümünde, başvuranın telefon bağlantısının dinlemeye alınmasının, özel yaşama ve haberleşmeye saygı hakkının ilgili kişi tarafından kullanılmasında, Sözleşme'nin 8. maddesinin 2. fıkrası anlamında uygun « resmi bir makam müdahalesi » oluşturduğunu tespit etmektedir (Klass ve diğerleri / Almanya, 6 Eylül 1978, § 41, A serisi no. 28 ve Dragojević / Hırvatistan, no. 68955/11, § 78, 15 Ocak 2015). Bu husus, taraflar arasında ihtilaf konusu değildir.81. Dolayısıyla temel sorun bu müdahalenin, Sözleşme'nin 8. maddesinin 2. fıkrası uyarınca doğru olup olmadığının, bilhassa da aynı fıkrada sıralanan amaçlardan birinin izlenmesi için « kanunla öngörülmüş » ve « demokratik bir toplumda gerekli » olup olmadığının anlaşılmasıdır.
82. Müdahalenin yasal temeli konusunda Mahkeme, olaylar döneminde yürürlükte olan anayasal hükümler ve mevzuat hükümleri ile ilgili olarak, erişilen ve öngörülebilen ulusal hukukun hem izleme tedbirlerinin uygulanışını, makamların takdir yetkilerini kullanma biçimlerini hem de bu tedbirler aracılığıyla toplanan verilerin bilgiye dönüştürülmesini sıkı koşullarda bir bütün haline getirdiğini daha önceden belirtmiştir (yukarıda anılan Karabeyoğlu kararı, §§ 82-98).
83. Somut olayda Mahkeme, dosyada bulunan unsurlardan söz konusu mevzuat hükümlerinin başvurana uygulanmadığının söylenmesine imkan vermediğini, dolayısıyla başvuranın demokratik bir toplumda hukukun üstünlüğü ile istenen güvenceden asgari derecede yararlandığı kanısındadır.
84. Müdahalenin amacı konusunda Mahkeme, Ceza Muhakeme Kanununun 135. Maddesinin milli güvenliğin, kamu düzeninin korunması ve suç işlenmesinin önlenmesini bilfiil amaçladığına ilişkin Karabeyoğlu (yukarıda anılan karar, 99. paragraf) kararında varılan sonuçtan Mahkeme’yi uzaklaştıracak hiçbir unsur ya da argüman belirlememiştir. Mahkeme, bu amaçların Sözleşme’nin 8. maddesinin 2. Fıkrasına göre meşru olduğunu hatırlatmaktadır (bkz., ayrıca Weber ve Saravia / Almanya (kabul edilebilirlik kararı), no. 54934/00, § 104, AİHM 2006‑XI).
85. Müdahalenin, meşru bir amacın gerçekleştirilmesinde “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığının anlaşılması sorunu konusunda Mahkeme, gizli izleme tedbirleri ile milli güvenliğin korunması hususundaki davalı Devletin menfaati ile kişinin özel hayatının gizliliğine yapılan müdahalenin ağırlığı karşılaştırıldığında ulusal güvenliğin korunması gibi meşru bir amaca ulaşmak için ulusal makamların uygun araçları seçme hususunda takdir hakkına sahip olduğunu kabul eder. Bu takdir hakkı, hem kanun hem de kanunun uygulanmasına ilişkin kararlar üzerindeki Avrupa denetimiyle birlikte yürür. Mahkemenin, yetki aşımına karşı uygun ve etkin güvencelerin varlığına ikna olması gerekmektedir çünkü, gizli izleme sistemi, demokrasiyi savunurken onu zayıflatma hatta yok etme riskini taşır. Bu sorunun değerlendirilmesi, davanın tüm koşullarının incelenmesini gerektirir. Örneğin; davanın mahiyetinin, alınacak tedbirlerin süresinin, bu tedbirlere karar verme gerekçeleri, bu tedbirlere izin verecek, onları yerine getirecek ve kontrol edecek yetkili makamların, bu tedbirlere karşı iç hukukta öngörülen başvuru yolunun incelenmesi gerekir. Mahkeme, kısıtlayıcı tedbirlerin alınması ve uygulanması sırasındaki denetim usullerinin müdahaleyi demokratik toplumda gerekli hale getirecek mahiyette olup olmadığını inceler. (yukarıda anılan Roman Zakharov kararı, § 232).
86. Yetkiyi veren merci tarafından yapılan inceleme konusunda Mahkeme, bu merciin ilgili kişi hakkında makul bir şüphenin varlığını tespit edecek durumda olması gerektiğini özellikle de milli güvenliği tehdit eden eylemler gibi gizli izleme tedbirlerinin alınmasına yol açacak suçların ve fiillerin tasarlandığından ve işlendiğinden ya da işlenecek olmasından kuşkulanılmasına imkan veren ipuçlarının olup olmadığını araştırması gerektiğini hatırlatmaktadır. Bu merciin aynı zamanda, gerekli olan müdahalenin, Sözleşme'nin 8. maddesinin 2. fıkrasınca öngörülen «demokratik bir toplumda gereklilik » kıstasının yerine getirmesini özellikle örneğin aranan amaçlara daha az kısıtlayıcı araçlarla ulaşılmasının mümkün olup olmadığını tespit ederek, izlenen meşru amaçlarla orantılı olmasını sağlaması gerekmektedir (yukarıda anılan Roman Zakharov kararı, § 260).
87. Bu bağlamda Mahkeme, söz konusu suçun işlendiğini gösteren makul şüphelerin varlığı konusunda, kendilerine sunulan delilleri değerlendirmek üzere daha iyi konumda olan yerel mahkemelerin değerlendirmesinin yerine kendi değerlendirmesini koymakla görevli olmadığını hatırlatmaktadır (bkz., mutatis mutandis, izleme sistemine ilişkin koşulların seçimi hususunda , yukarıda anılan Klass ve diğerleri kararı § 49). Mahkeme bunun yanı sıra dinleme yetkisi veren mahkemelerin bilhassa, Cumhuriyet savcısının bölgenin sınırda olmasının ve ihtilaf konusu suçların sıklıkla geceleyin işlenmesinin delil elde edilmesini ya da şüphelilerin yakalanmasını amaçlayan bir soruşturmaya engel teşkil ettiklerine ilişkin argümanlarını dikkate almış olduklarını kaydetmektedir. Savcıya göre telefon dinlemeleri, şüpheli şahısların -hem yurt içinde hem yurt dışında- bağlantı kurdukları kişilerin de kimliklerinin, suçların işleniş biçimlerinin, bu şahısların suç işledikleri gün ve saatlerin tespit edilmesi dolayısıyla delil unsurlarının elde edilmesi ve şüphelilerin yakalanması imkanı sağlayacak tek yoldur (yukarıdaki 8. ve devamı paragraflar). Kısaca, somut olayda başvuranın muhatabıyla randevulaştığı gün muhatabın üzerinde altı adet ateşli silah ve mühimmatla yakalanmış olduğunu tespit etmek Mahkeme için yeterlidir. Mahkeme ayrıca, somut olayda yerel makamlar tarafından ileri sürülen kanun hükümlerinin yorumlanış ve uygulanışının, ihtilaf konusu tedbire kanuna aykırı bir nitelik verilmesi noktasında keyfi ya da açıkça mantıktan yoksun olduklarını gösteren herhangi bir husus olmadığını gözlemlemektedir.
88. Bu değerlendirmeler ışığında Mahkeme, başvuranın Sözleşme'nin 8. maddesinin 1. fıkrasınca tanınan hakkına müdahale edilmesinin, Sözleşme'nin 8. maddesinin 2. fıkrasının gerektirdiği şekilde milli güvenliğin ve kamu düzeninin korunması ve suç işlenmesinin önlenmesi için demokratik bir toplumda gerekli olduğu sonucuna varmıştır.
89. Bu itibarla Mahkeme, başvuranı, aleyhine yürütülen ceza soruşturması kapsamında konu haline getiren telefon dinlemeleri hakkında Sözleşme'nin 8. maddesinin ihlal edilmediği kanaatine varmaktadır.
III. SÖZLEŞME'NİN 8. MADDESİ İLE BİRLİKTE 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
90. Başvuran Ceza Muhakemesi Kanununun 135. maddesinin 1. fıkrası ile belirlenen bazı kıstaslara, kendisi hakkında yapılan telefon dinlemeleri konusunda riayet edilmediğine itiraz etmek için etkili hiçbir başvuru yoluna sahip olmadığından şikayet etmektedir. Başvuranın ileri sürdüğü Sözleşme'nin 13. maddesi şu şekildedir:
« (...) Sözleşme’de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, söz konusu ihlal resmi bir hizmetin ifası için davranan kişiler tarafından gerçekleştirilmiş olsa dahi, ulusal bir merci önünde etkili bir yola başvurma hakkına sahiptir »
91. Hükümet bu iddiaya itiraz etmektedir. Hükümet, başvuranın dinlemelerin kanuna aykırı olduğu iddialarına ilişkin şikayette bulunmadığını ve ne ağır ceza mahkemesi önünde ne de Yargıtay'da bu tedbire itiraz etmediğini tekrar ifade etmektedir.
A. Genel Esaslar
92. Mahkeme, Sözleşme'nin 13. maddesinin, Sözleşme'nin hak ve özgürlüklerinden yararlanılması imkanı sağlayan ulusal bir merci önünde bir başvuru yapma hakkını güvence altına aldığını pek çok kez belirtmiştir. Dolayısıyla bu hüküm, Sözleşme'ye dayalı « savunulabilir bir şikayetin » kapsam olarak incelemesinin yapılmasını sağlayacak ve uygun tazmin sağlayacak nitelikte bir ulusal başvuru yolu gerekliliğinin sonucudur (De Souza Ribeiro / Fransa (BD), no. 22689/07, §§ 78-79, 13 Aralık 2012, AİHM 2012 ve daha yakın dönemde, Khlaifia ve diğerleri / İtalya (BD), no. 16483/12, § 268, 15 Aralık 2016, AİHM 2016). 13. maddenin sözleşmeci devletleri zorladığı yükümlülük kapsamı, başvuranın şikayetinin doğasına göre değişmektedir. Devletler aslında bu hükmün kendilerini mecbur bıraktığı yükümlülüklere uyacakları usulü belirleme konusunda belli bir takdir hakkına sahiptirler (Jabari / Türkiye, no. 40035/98, § 48, AİHM 2000‑VIII). Bununla birlikte 13. maddenin gerektirdiği başvuru hem uygulamada hem hukuken “etkin ” olmalıdır (Kudla / Polonya (BD), no. 30210/96, § 157, AİHM 2000‑XI).
93. 13. madde anlamında bir başvurunun etkinliği, başvuran için olumlu bir sonuç doğurmasına bağlı değildir. Nitekim bu hükümde bahsedilen “ulusal mercii”nin mahkeme olması zorunlu değildir. Bununla birlikte hükmün sunduğu yetki ve usuli güvenceler, başvurunun etkin olup olmadığının anlaşılmasında göz önüne alınmaktadır (yukarıda anılan Klass ve diğerleri kararı, § 67). Adli olmayan “merciiler” söz konusu olduğunda, Mahkeme, başvurana sunulan usuli güvencelerin yanı sıra (bkz. mutatis mutandis, Chahal/Birleşik Krallık, 15 Kasım 1996, §§ 152 ila 154, Derlenen 1996‑V) bu mercilerin bağımsızlığını da kontrol etmektedir (bkz. örneğin, Leander/İsveç, 26 Mart 1987, §§ 77 ve 81 ila 83, A serisi no 116, yukarıda anılan Khan kararı, §§ 44 ila 47, AİHM 2000‑V). Öte yandan, iç hukuk yollarından her biri tek başına 13. maddenin gerekliliklerini karşılamasa bile, iç hukuk tarafından sunulan başvuru yollarının toplamı bu gereklilikleri yerine getirebilmektedir (Rotaru/Romanya (BD), No. 28341/95, § 69, AİHM 2000‑V).
94. Somut olayda Mahkeme başvurana 8. madde bağlamında tanınan hakkın ihlal edilmediğini tespit etse de, Türk mevzuatının başvurana, 13. madde anlamında « ulusal bir merci önünde etkin bir başvuru yolu» açıp açmadığının belirlenmesi gerekmektedir (yukarıda anılan Klass kararı, §§ 64-65).
95. İncelenen durum itibariyle söz konusu ulusal merciin, özel yaşama saygıya ilişkin başvuranın hakkını kullanmasına müdahale edilmesinin Sözleşme’nin 8. maddesinin 2. fıkrası ile bağdaşıp bağdaşmadığına karar vermesi için Sözleşme’yi esas alan şikayeti esastan inceleme yetkisinin olması gerekmektedir (P.G. ve J.H. / Birleşik Krallık, no.44787/98, § 86, AİHM 2001‑IX).
96. Gizli izleme tedbirlerinin inceleme ve denetimi üç aşamada ortaya çıkmaktadır: tedbire karar verildiğinde, tedbir uygulanırken ve tedbirin sona ermesinden sonra. İlk iki aşama ile ilgili olarak, tedbirin doğası ve mantığı gereği, sadece tedbirin değil aynı zamanda bunun denetiminin de ilgilinin bilgisi dışında olmasını gerektirir. Bu durumda, ilgiliye etkin bir başvuru ya da herhangi bir kontrole müdahil olma imkânı tanınmadığı için, uygulanacak kuralların bizatihi kendi içinde kişilerin haklarını korumak amacıyla uygun ve eşdeğer güvenceler sağlaması kaçınılmaz olmaktadır. Üstelik 8. maddenin sınırlarını aşmamak için, denetleme usullerinde demokratik toplumun gereklerine mümkün olduğunca sadık kalınması gerekmektedir. Demokratik toplumun bütünü için zarar verici sonuçların meydana gelebileceği bu alanda, olası suistimallerin kolayca mümkün olduğu bireysel vakalar söz konusu olduğunda, kural olarak, denetimin bir hakime verilmesi arzu edilmektedir zira, yargı erki, bağımsızlık, tarafsızlık ve davanın kurallara uygun olarak yürütülmesi hususunda en iyi güvenceleri sunar. (yukarıda anılan Roman Zakharov kararı, § 233).
97. Üçüncü aşamada ise, yani, tedbirin sona ermesinden sonraki aşamada, alınan tedbirlere ilişkin yapılacak tebliğ, hukuki yollara başvurunun etkinliğine ayrılamaz biçimde bağlıdır. İlgili kişi, haber verilmediği sürece, kural olarak bilgisi dışında alınmış tedbirler hakkında bunların hukukiliğini geriye dönük olarak yargıya taşıyamaz (yukarıda anılan Roman Zakharov kararı, § 234).
98. Mahkeme, her durumda sonradan (a posteriori) tebligatın yapılmasını talep etmenin uygulamada mümkün olamayacağını daha önce belirtmiştir. İzleme tedbirlerinin bir bütün olarak mücadele etmeyi amaçladığı eylem ya da tehlike, bu tedbirlerin kaldırılmasının ardından yıllarca hatta on yıllarca sürebilmektedir. Kaldırılmış olan bir tedbir kararının ilgili her bireye sonradan (a posteriori) tebliğ edilmesi, izlemenin temeline gerekçe oluşturan uzun süreli amaca zarar verme riski taşımaktadır Öte yandan böyle bir tebligat, istihbarat birimlerinin çalışma yöntemlerini, faaliyet alanlarını ve hatta, kimi zaman, istihbarat görevlilerinin kimliklerinin ifşasına yol açma riski taşımaktadır. Bununla birlikte, ilgili kişinin, gözetim tedbirleri kaldırıldıktan sonra kısıtlamanın amacına zarar vermeden tebligatın yapılabileceği anda haberdar edilmesi gerekmektedir (bkz., yukarıda anılan Roman Zakharov kararını, §§ 287-301, Kennedy / Birleşik Krallık, no. 26839/05, §§ 92-95, 185-191 ve 196, 18 Mayıs 2010 kararıyla karşılaştırınız, bkz., ayrıca Cevat Özel / Türkiye no 19602/06, § 34, 7 Haziran 2016).
99. Mevcut ihtilaf bağlamında, 13. maddeye göre "etkin bir başvuru", her türlü izleme tedbirine bağlı, sınırlı kapsamı bakımından olabileceği kadar etkin bir başvuru olarak görülmelidir (yukarıda anılan Klass ve diğerleri kararı, § 69).
B. Somut olaydaki uygulama
100. Mahkeme, başvuranın ceza yargılaması boyunca yapılan dinlemelerin meşruiyetine itiraz etmeye çalıştığını ancak dinlemelerin kanunsuz yapıldıkları iddiasına cevap almadığını gözlemlemektedir. Telefon dinlemelerinin Sözleşme'nin 8. maddesi ile uyumu konusunda böylelikle bir sorun ortaya çıkmıştır; başvuran tarafından bu husus hakkında sunulan şikayet, Sözleşme'nin 13. maddesi anlamında « savunulabilir » durumdadır.
101. Ulusal mevzuatı inceleyen Mahkeme, Ceza Muhakemesi Kanununun 137. maddesinin 4. fıkrası uyarınca bir takipsizlik kararı verildiğinde, Cumhuriyet savcısının soruşturmaların bitimini izleyen on beş gün içinde ilgiliyi bilgilendirmesi ve elde edilen verilerin de imhasına karar vermesi gerektiğini belirlemektedir.
102. Bu nedenle bu mevzuat, dava mahkemeye taşındığında izlenecek usulü belirtmemektedir. Yargılamanın bu aşamasından sonra yapılan telefon dinmelerinin dökümleri, iddianame ve dosya bilgilerinin bir sureti ilgiliye tebliğ edildiği için bu durum mantıklıdır. Somut olayda da durum bu şekildedir ve başvuran söz konusu dökümlere itiraz etme imkanına sahiptir.
103. Ancak dosyada bulunan unsurlardan hiçbiri, başvuranın söz konusu dinlemelere izin veren (yukarıdaki 9. ve 11. paragraflar) Diyarbakır ve Silopi Sulh Ceza Mahkemelerinin sırasıyla 22 Ekim 2007 ve 28 Aralık 2007 tarihli kararların varlığından asgari olarak da olsa bilgilendirildiğinin anlaşılmasına imkan vermemektedir. Başvuranı yargılayan Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi hiçbir zaman bu kararlara atıfta bulunmamıştır.
104. Aslında Mahkeme, hem duruşma tutanaklarının hem de esasa ilişkin kararın incelemesinin ardından, başvuranın bu izleme tedbiri konusunda mahkeme kararı bulunmadığına ilişkin iddiasına, ağır ceza mahkemesinin herhangi bir cevap vermediğini tespit etmektedir. Başvuran dolayısıyla telefon dinlemelerinin, iç hukukta öngörülen usul uyarınca verilen yetkinin ardından gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğini dahi anlayamamıştır.
105. Mahkeme'ye göre özel yaşam hakkının kullanılmasına müdahale edilmesine ilişkin sürecin denetlenmesi hakkının başvurana verilmesi için başvuranın itiraz edebileceği karardaki minimum bilgilerin örneğin hangi mahkemeden verildiği ve kabul edildiği tarihin kendisine ilke olarak sağlanması gerekmektedir (bkz., yukarıda anılan Roman Zakharov kararı, §§ 286-300 ve 307).
106. Hiç kuşku yok ki başvuran bu kararları dayanak alarak elde edilen telefon dinlemelerinin içeriğine çekişmeli bir dava içinde itiraz hakkına sahiptir. Ancak atılı suçlara ilişkin olarak başvuranın cezai sorumluluğunu incelemekten ibaret olan davanın bu kısmı, başvuranın telefon görüşmelerinin dinlenmesini sağlayan kararlara ilişkin kısmından bütünüyle farklıdır.
107. Mahkeme ayrıca Hükümetin benzer durumlarda, ilgiliye gerektiğinde uygun telafinin sağlanması için Sözleşme'nin 8. maddesinde yer alan kıstaslarla izleme tedbirlerinin uyumlu olduğunu geriye dönük olarak incelemek üzere bir merciin yetkililendirildiğini gösteren herhangi bir örnek sunmadığını da dikkate almaktadır (bkz., mutatis mutandis, yukarıda anılan P.G. ve J.H. kararı § 86, ayrıca karşılaştırınız yukarıda anılan Parlamış kararı, yukarıdaki § 71; bkz., ayrıca « milli güvenlik » kıstası ve Sözleşme'nin 6. maddesinin 1. fıkrası kapsamında dinlemelerin gerçekleştirilmesi hakkında gizliliğin korunması imkanına ilişkin yukarıda anılan Kennedy kararı, 92-95, 185-191 ve 196. paragraflar, 18 Mayıs 2010).
108. Önceki belirtilenler ışığında Mahkeme, yukarıda ifade edilen uygulamanın, başvuranı, hakkında verilen telefonlarının dinlenmesine yönelik kararların, Sözleşme'nin 8. maddesi açısından denetlenmesi imkanını sağlayan bir iç hukuk başvuru yoluna erişimden yoksun bıraktığı sonucuna varmıştır.
109. Sonuç olarak Sözleşme'nin 8. maddesi ile birlikte 13. maddesi ihlal edilmiştir.
IV. SÖZLEŞME'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
110. Sözleşme'nin 41. maddesi uyarınca,
« Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder. »
A. Tazminat
111. Başvuran Ma2hkeme'den maruz kaldığını değerlendirdiği maddi zarar bağlamında makul bir meblağ tespit etmesini talep etmektedir. Başvuran, manevi zarar bağlamında ayrıca 50.000 Türk lirası (talep tarihi olan 22 Kasım 2011 tarihinde (yaklaşık 20.000 avro (EUR)) talep etmektedir.
112. Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.
113. Maddi zarar bağlamında sunulan talebin tutarı ve gerekçelerinin belirtilmemesi nedeniyle Mahkeme bu talebi reddetmektedir. Başvuran tarafından maruz kalınan zarar konusunda Mahkeme, mevcut kararın, kendi başına yeterli bir adil tazmin oluşturduğunu değerlendirmektedir.
B. Masraf ve giderler
114. Başvuran ayrıca ulusal mahkemeler önünde yapılan masraf ve giderler için 4.000 TRY (talep tarihinde yaklaşık 1.600 avro), Mahkeme önünde yapılan masraf ve giderler için ise 8.000 TRY (yaklaşık 3.200 avro) talep etmektedir. Başvuranın Mahkeme önünde yapılan masraf ve giderler için talebi, temsilcileri tarafından gerçekleştirilen çalışma saatleri, sekreterya, iletişim ve fotokopi masrafları ile detaylandırılmıştır.
115. Hükümet, resmi belgelerle desteklenmediği gerekçesiyle Mahkeme’yi bu talebi reddetmeye davet etmektedir.
116. Mahkeme içtihadına göre bir başvuran, ancak masraf ve giderlerin gerçekten ve zorunlu olarak yapıldığını ve miktar olarak makul olduğunu gösterebildiği takdirde, bunların tazmini isteme hakkına sahiptir.
117. Somut olayda Mahkeme öncelikle ulusal yargılamanın Sözleşme'nin 8. maddesinin tespit edilen ihlalinin telafi edilmesini amaçlamadığını belirlemektedir. Sonuç olarak, Mahkeme, talebin ulusal yargılamaya ilişkin kısmını reddetmektedir.
118. Geri kalan kısmı için dosya unsurlarını ve yerleşik içtihadını dikkate alan Mahkeme, tüm masraflar dahil olmak üzere 1.000 avro tutarın makul olduğunu değerlendirmiş ve başvurana ödenmesine karar vermiştir.
C. Gecikme faizi
119. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Sözleşme'nin 8 ve 13. maddeleri bağlamında sunulan şikayetler konusunda başvurunun kabul edilebilir olduğunu ve geri kalan kısmının kabul edilemez olduğunu beyan eder;
2. Sözleşme'nin 8. maddesinin ihlal edilmediğine;
3. Sözleşme'nin 8. maddesi ile birlikte 13. maddesinin ihlal edildiğine;
4. Mevcut kararın, başvuran tarafından maruz kalınan manevi zarar adına tek başına yeterli bir adil tazmin teşkil ettiğine;
5. a) Davalı Devlet tarafından, başvurana, Sözleşme’nin 44. maddesi 2. fıkrası uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde; ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere tüm vergi ve masraflar hariç olmak üzere 1.000 avro ödenmesine;
b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankası’nın söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oranda basit faiz uygulanmasına;
6. Başvuranın adil tazmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş; ardından Mahkeme İçtüzüğü'nün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca 7 Şubat 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)