(AİHS m. 2, 3, 13, 34, 35, 41, 44) (2709 S. K. m. 125) (ABDOLKHANI VE KARIMNIA - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 36370/08)
KARAR
STRAZBURG
13 Nisan 2010
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USULİ İŞLEMLER
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan davanın (no. 36370/08) nedeni İran vatandaşı Mansour Keshmirinin (başvuran), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleşmesinin (AİHS) 34. maddesi uyarınca 1 Ağustos 2008 tarihinde yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, İstanbul Barosu avukatlarından A. Baba tarafından temsil edilmişlerdir.
OLAYLAR
I. DAVA KOŞULLARI
Başvuran, 1958 doğumludur ve halen Kırklareli Yabancılar Misafirhanesinde tutulmaktadır.
1985te başvuran İrandaki Halkın Mücahit Örgütüne (PMOI) katılmıştır.
1986da Iraka gelmiştir. 2003te PMOInın hedeflerine ve yöntemlerine karşı olması nedeniyle örgütü terk edene kadar Iraktaki PMOI mensuplarının bulunduğu Al-Ashraf kampında yaşamıştır. PMOIdan ayrıldıktan sonra, Iraktaki ABD güçlerinin oluşturduğu bir kamp olan Geçici Mülakat ve Koruma Merkezie (TIPF) gitmiştir. Daha sonra bu kamp, Ashraf Mülteci Kampı adını almıştır.
Başvuran 5 Mayıs 2006da, sorgulanması ardından, Irakta kaldığı süre boyunca Cenevredeki BMMYK tarafından sığınmacı olarak kabul edilmiştir.
Başvuran belirsiz bir tarihte sahte pasaportla Türkiyeye giriş yapmıştır.
1 Haziran 2008te Bodrum limanından sahte pasaportla Yunanistandaki Kos adasına gitmeye teşebbüs ederken Türk güvenlik güçleri tarafından yakalanmıştır.
Başvuran Türk polisine verdiği ifadelerde İrandaki rejimden kaçmış olduğunu ve BMMYK tarafından sığınmacı olarak tanındığı Iraka vardığını belirtmiştir. Eski bir PMOI üyesi olduğunu belirtmemiştir. Daha sonra Türkiyeye geldiğinde ve Yunanistana gitmeye teşebbüs ettiğinde içinde bulunduğu koşullardan bahsetmiştir. Ankaradaki BMMYK şubesiyle kontak kurduğunu ve kendisine beklemesinin söylendiğini belirtmiştir. Bekleyebilecek gibi hissetmemiş ve yasadışı yollardan Türkiyeyi terk etmeye teşebbüs etmiştir.
2 Haziran 2008de BMMYK şubesi İçişleri Bakanlığına bir yazı göndererek başvuranın kendi vekaletleri altında sığınmacı olarak kabul edildiğini bildirmiştir.
Belirsiz bir günde BMMYK şubesi ulusal makamlardan başvurana Türkiyedeki iltica usulüne erişim hakkı verilmesini istemiştir. Bu talep, PMOI üyeliği göz önüne alındığında başvuranın Türkiyedeki varlığının ulusal güvenliğe tehdit arz ettiği düşüncesiyle reddedilmiştir.
Polis gözetiminde tutulması ardından başvuran hakkında tutuklama emri çıkarılmış ve Türkiyeye yasadışı yollardan girmesi ve kimlik kartı sahteciliği yapması nedeniyle aleyhinde suçlamalarda bulunulduğu için Muğla cezaevine gönderilmiştir.
1 Ağustos 2008de başvuran İrana sınır dışı edilmek amacıyla Türkiyenin doğusundaki Van iline gönderilmiştir.
AİHM İç Tüzüğünün 39. Maddesi bağlamında ihtiyati tedbir alınması üzerine başvuran, Kırklareli Yabancılar Misafirhanesine gönderilmiştir.
HUKUK
I. HÜKÜMETİN İLK İTİRAZLARI VE KABULEDİLEBİLİRLİK
Hükümet, herhangi bir sınır dışı etme emri verilmemiş olması nedeniyle başvuranın AİHSnin 34. maddesi bağlamında mağdur statüsünde olmadığını kaydetmiştir. Hükümet ayrıca sınır dışı emri verilmiş olsaydı, başvuranın Anayasanın 125. maddesi uyarınca idari mahkemelere başvuruda bulunabileceğini ve başvurması gerekeceğini ileri sürmüştür.
AİHM, daha önce Abdolkhani ve Karimnia davasında Sorumlu Hükümetin benzer itirazlarını incelemiş ve reddetmiş olduğunu yinelemektedir. AİHM mevcut davada önceki içtihadından farklı yönde karar vermesini gerektirecek özel koşullar tespit etmemektedir. Dolayısıyla, Hükümetin itirazlarını reddetmektedir.
AİHM, başvurunun AİHSnin 35/3 maddesi bağlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını gözlemlemektedir. Ayrıca, kabuledilemez olduğu sonucuna varmak için gerekçe görmemektedir. Bu nedenle, kabuledilebilir olduğu sonucuna varılmalıdır.
II.AİHSNİN 2., 3. VE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran AİHSnin 2. ve 3. maddeleri bağlamında sınır dışı edilmesi halinde, açık bir ölüm ya da kötü muamele riskine maruz kalacağını iddia ederek İrana ya da Iraka sınır dışı edilmekle tehdit edildiğinden şikayetçi olmuştur. İrana gönderilmesinin kendisini gerçek bir ölüm ya da kötü muamele riskine maruz bırakacağını iddia etmiştir. Özellikle, eski bir PMOI üyesi olarak, İranda ölüm cezasına çarptırılma riskiyle karşı karşıyadır. Başvuran ayrıca Irakta yetkili makamlar tarafından eski Saddam Hüseyin rejiminin müttefiki olarak kabul edildiği için kötü muameleye maruz bırakılacağını kaydetmiştir. Başvuran son olarak AİHSnin 13. maddesi uyarınca AİHSnin 2. ve 3. maddeleri bağlamındaki şikayetleri hususunda etkili bir iç hukuk yolunun mevcut olmadığını kaydetmiştir. Bu bağlamda, sınır dışı emrinden haberdar edilmediğini ve Türkiyedeki iltica usulüne erişimine izin verilmediğini iddia etmiştir.
AİHM, başvuranın 2.ve 3. maddeler kapsamındaki şikayetlerini, AİHSnin 3. maddesi açısından incelemenin daha uygun olduğu kanaatindedir.
Hükümet başvuranın, Amerika Birleşik Devletleri tarafından terörist bir örgüt olarak adlandırılan PMOInın üyesi olduğunu iddia etmiştir. Bu nedenle, başvuranın da aralarında bulunduğu örgüt üyelerinin Türkiyede kalmasına izin vermek ulusal güvenlik, kamu güvenliği ve düzeni için risk teşkil edecektir. Başvuranın, ulusal mevzuata uygun olarak gelmiş olduğu Iraka geri gönderileceğini iddia etmiştir. Ancak Hükümet, AİHM İç Tüzüğünün 39. maddesi bağlamında kendilerine gösterilen geçici tedbire uymaktaydı. Bu bağlamda, başvuranın Iraka sınır dışı edilmesinin kendisi için risk teşkil etmeyeceğini iddia etmiştir.
Hükümet ayrıca başvuranın, Türkiyeye ilk geldiğinde 1994 Yönetmeliğine uygun olarak sığınma ve geçici sığınma başvurusunda bulunmadığını ileri sürmüştür. Türkiyeye yasadışı yollardan gelen yabancıların, makul bir süre içerisinde ulusal makamlara başvurmaları ve sığınma ya da geçici sığınma talebinde bulunmaları gerektiğini; bulunmadıkları takdirde, Türkiyede yasadışı göçmenler olarak kabul edileceklerini kaydetmiştir. Bu nedenle Hükümet, başvuranın ulusal mevzuat uyarınca Türkiyeden sınır dışı edilebilecek yasadışı bir göçmen olduğu kanısına varmıştır. Hükümet ayrıca başvuranın, talep etmiş olsaydı tutuklu olduğu süre içerisinde avukat yardımı alabileceğini kaydetmiştir.
AİHM öncelikle Hükümetin, kendilerine açık bir soru sorulmasına rağmen İkinci Daire Başkanı, AİHM İç Tüzüğünün 39. maddesi bağlamındaki geçici tedbire işaret etmeye karar verdiğinde, başvuranın kendisini sınır dışı etmek amacıyla Vana götürdüklerine ilişkin iddiasının doğruluğuna itiraz etmediğini gözlemlemektedir. Bununla birlikte, Hükümet başvuran hususunda sınır dışı emri bulunmadığını belirtmiştir ancak başvuranın sınır dışı edilmesi iç hukuka uygun olan yasadışı bir göçmen olduğunu ve Türkiyede bulunmasının ulusal güvenlik için risk teşkil ettiğini de kaydetmiştir. AİHM ayrıca Hükümetin, kendilerinden talep edildiği halde, başvuranın sığınma talebinin reddedildiğine, sınır dışı edilmekle tehdit edildiğine ve tutukluluğuna ilişkin belgeler sunmadığını kaydetmektedir. AİHM bu koşullar altında başvuranın, sınır dışı edilmesi girişiminde bulunulmasını çevreleyen koşulları doğru olarak yansıttığı sonucuna varmaktadır.
AİHM bu bağlamda, mevcut dava koşullarının, eski PMOI üyeleri olan başvuranların İrana ya da Iraka gönderilmeleri halinde AİHSnin 3. maddesine aykırı bir muameleye maruz bırakılmaları riskinin ortaya çıkacağı sonucuna vardığı Abdolkhani ve Karimnia/Türkiye davasındaki koşullarla hemen hemen aynı olduğuna işaret etmektedir. AİHM aynı zamanda Abdolkhani ve Karimnia/Türkiye kararında, başvuranların İranda ve Irakta karşı karşıya kalabilecekleri risklerin ulusal makamlar tarafından hiçbir zaman incelenmemesi nedeniyle İranda ve Irakta kötü muamele ve ölüm riskiyle karşı karşıya kalacakları iddiaları hususunda kendileri için etkin ve erişilebilir bir iç hukuk yolunun mevcut olmadığı sonucuna varmıştır. AİHM bu hususta sözkonusu başvuranların sınır dışı edilme kararlarından haberdar edilmediklerini göz önüne almıştır. AİHM ayrıca sınır dışı kararlarının bozulmasını talep eden idari mahkemelere yapılan başvurunun, Türk hukuku kapsamında otomatik bir askıya alma etkisi bulunmadığını kaydetmiştir.
Mevcut dava olaylarının, Karimnia/Türkiye davasındaki koşullarla hemen hemen aynı olduğunu göz önüne alan AİHM, önceki kararından farklı bir karar vermesi için özel nedenler görmemektedir.
Dolayısıyla AİHM, başvuran İrana ya da Iraka sınır dışı edilseydi, AİHSnin 3. maddesinin ihlal edilmiş olacağı kanaatindedir. Ayrıca, AİHSnin 13. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
Sözleşmenin 41. maddesine göre:
Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.
Başvuran, adil tatmin talebinde bulunmamıştır. Dolayısıyla AİHM başvurana bu başlık altında tazminat ödenmesini gerekli görmemektedir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK, AİHM OYBİRLİĞİ İLE
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. Başvuranın İrana ya da Iraka sınır dışı edilmesinin AİHSnin 3. maddesinin ihlaline neden olacağına;
3. Başvuranın 3. madde bağlamındaki şikayetleri hususunda AİHSnin 13. maddesinin ihlal edildiğine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İç Tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları uyarınca 13 Nisan 2010 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy