(AİHS m. 3, 5, 6, 35) (5237 S. K. m. 82, 149) (SALDUZ - TÜRKİYE DAVASI) (HAKAN DUMAN - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 39182/08)
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), aşağıdaki hakimlerin yer aldığı 14 Ocak 2014 tarihinde kurulan Komiteden oluşmuş olup: Başkan,
Guido Raimondi,
Yargıçlar,
Işıl Karakaş,
Dragoljub Popovic,
András Sajó,
Neboja Vucinic,
Helen Keller,
Egidijus Küris,
ve Daire Yazı İşleri Müdürü, Stanley Naismith,
4 Ağustos 2008 tarihli yukarıda belirtilen başvuruyu ve Davalı Devletin sunduğu görüşleri ve cevaben başvuranın sunduğu görüşleri dikkate alarak,
Yapılan müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran, Sayın Mustafa Gür, Türk vatandaşı olup 1979 doğumludur ve şu anda Silifkede hapis cezasını çekmektedir. Türk Hükümeti (Hükümet) kendi görevlileri tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın koşulları
2. Tarafların ibraz ettiği şekliyle, davaya konu olaylar aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Cinayet şüphesiyle aranan başvuran, 14 Ekim 2004 tarihinde, jandarmaya teslim olmuştur.
4. Başvuran, 15 Ekim 2004 tarihinde, merkeze bağlı Sütlüce Jandarma Karakoluna sorgulanmak amacıyla götürülmüştür. Gözaltında bulunan kişilerin haklarını açıklayan ve başvuranın okuyarak imzaladığı belgeye göre, sessiz kalma hakkı ve avukat erişimi hakkının yanında suçlandığı suçlar hakkında bilgilendirilmiş ve kendisinden, M.S.nin 13 Ekim 2004 tarihinde zehirlenerek öldürülmesine ilişkin ifade vermesi talep edilmiştir. Başvuran, avukat yardımından yararlanmak istemediğini belirterek, M.S.yi nasıl zehirlediğini detaylı bir şekilde anlatmıştır. Koyunlarını çalmak amacıyla M.S.yi öldürmesi için alacaklıları tarafından şantaja maruz bırakıldığını iddia etmiştir.
5. 15 Ekim 2004 tarihinde saat 16.25te, bir doktor tarafından muayene edilen başvuranın vücudunda kötü muamele gördüğüne dair hiç bir ize rastlanmamıştır. Ayrıca, sağlık raporunda, başvuranın herhangi bir fiziksel rahatsızlık veya psikolojik bir durumdan şikayet etmediği belirtilmiştir.
6. Başvuran, aynı tarihte, Gülnar Cumhuriyet savcısı önüne çıkartılmış ve bir kez daha sessiz kalma ve avukat talep etme hakları hatırlatılmıştır. Başvuran, avukat yardımından yararlanmayı reddetmiş ve jandarma karakolunda verdiği ifadeyi yinelemiştir. Jandarmaya teslim olduğunu ve yaptıkları için pişmanlık duyduğunu belirtmiştir.
7. Başvuran, aynı gün daha sonra, Gülnar Sulh Ceza Mahkemesinde sorgulanmıştır. Avukat yardımından faydalanmayı reddeden başvuran, jandarma karakolunda ve Cumhuriyet savcısı önünde verdiği ifadesini onaylamıştır. Başvuran, borcu olduğu ve koyunları çalarak borcunu ödemesi için alacaklılarının kendisini çobanı öldürmeye zorladığını belirtmiştir. Daha sonra, başvuran çobanı öldürmeye ikna olmuş ve zirai zehir satın almıştır. Başvuran, ayrıca, koyunları taşımak için bir sürücüyle birlikte kamyon kiralamıştır. Sürücüyle birlikte köye giden başvuran, sürücüye, kendisi koyunları getirene kadar köyün dışında beklemesini söylemiştir. Daha sonra, başvuranın çobana yaklaştığı sırada, başvurana bir köpek saldırmıştır. Başvuran, köpeğe içinde zehir olan bir parça ekmek vermiştir ve köpek sakinleşmiştir. Akabinde, başvuran çobanı bulmuş, onunla sohbet etmiş ve ona zehirli bir meşrubat vermiştir. Çoban içeceği içtikten hemen sonra, başvuran yaptığından pişman olarak oradan uzaklaşmıştır. Sorgunun sonunda, hakim, başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.
8. 20 Ekim 2004 tarihli bir bilirkişi raporunda, kamyonun dikiz aynasında bulunan parmak izlerinin, başvuranınkilerle uyuştuğu belirtilmiştir.
9. Gülnar Cumhuriyet savcısı, 26 Ekim 2004 tarihinde, Silifke Ağır Ceza Mahkemesine başvuranı kasıtlı adam öldürme ve diğer üç kişiyi cinayetten ve/veya adam öldürmeye azmettirme suçları ile birlikte birçok suçtan suçlayan iddianame sunmuştur.
10. Duruşma sırasında, ağır Ceza Mahkemesi yirmiden fazla tanık dinlemiştir.
11. Köyün muhtarı, A.K.K., bir köylün, köyün dışında bir kamyonun park edildiğini fark ettiğini ve sürücüsünü köye getirdiğini belirtmiştir. Sürücü, köye bir kişiyi getirdiğini ve bu kişini kendisine birinden 68 tane koyun satın alacağını söylediğini belirtmiştir. Kendisine saat 17.00a kadar beklemesi söylenmiştir, fakat söz konusu kişi geri gelmemiştir. A.K.K., jandarma görevlilerinden köye gelmelerini istemiştir ve jandarma görevlileri geldiklerinde, köylülerle birlikte koyunları aramaya başlamışlardır. Bir sonraki gün, maktulün vücudu bulunmuştur.
12. H.H.K., maktulü bir adamla birlikte köyün dışında yürürken gördüğüne dair ifade vermiştir. Ancak, iki saat sonra söz konusu kişiyi uzak bir mesafede, koyunları kendisinin güttüğü sırada görmüştür.
13. Kamyon sürücüsü M.A., olay günü başvuranın bazı koyunları taşımak için kamyonunu kiraladığını belirtmiştir. Köye gittikleri sırada, başvuran, ekmek ve meşrubat satın almıştır. Başvuran, sürücüden saat 17.00a kadar köyün dışında beklemesini söylemiştir. Bir süre sonra, zehirlendiği anlaşılan bir köpek oradan geçmiştir. Başvuran geri dönmemiştir ve sürücü bir şeylerin ters gittiğinden şüphelenmiştir. Sürücü, köye gitmiş ve köyün muhtarına ve jandarma görevlilerine olayları anlatmıştır.
14. A.T., başvuranın olaydan önce üç veya dört kere arabasını kiraladığına dair ifade vermiştir. Jandarma görevlileri tarafından sorgulanmak için çağırılmıştır. Jandarma komutanlığında bulunduğu sırada, başvuran ve B.D. komutanlığa gelmiştir.
15. B.D., başvuranın, iş arkadaşının (A.T.nin) arabasının iki veya üç kere kiraladığını belirtmiştir. B.D., sorgulanmak üzere jandarma komutanlığına davet edilmiştir. B.D., jandarma komutanlığından aldığı telefondan başvurana bahsetmiştir. B.D.nin tavsiyesi üzerine, karakola birlikte gitmişlerdir.
16. Jandarma Komutanlığı tarafından hazırlanan 14 Ekim 2013 tarihli olay yeri inceleme raporuna göre, maktulün vücudu yerde yüz üstü uzanmış halde bulunmuştur. Kollarının karnının altında olduğu belirtilmiştir. Ağzının etrafında köpük ve kan, ayaklarının etrafında ise kusmuk kalıntısı bulunmuştur. Ayrıca, raporda 68 koyunun uzak bir mesafede saklanmış olarak bulunduğu belirtilmiştir.
17. Toksikolojik incelemenin ardından, 23 Şubat 2005 tarihinde, Adana Adli Tıp Kurumu, maktulün kanında, idrarında ve iç organlarında zehirli madde, alkol ve uyuşturucu izlerine rastlanmadığına dair bir rapor hazırlamıştır.
18. Son olarak, 3 Mayıs 2006 tarihinde, Adli Tıp Kurumu Patoloji Bölümünün talep etmesi üzerine Adli Tıp Kurumu tarafından bir rapor hazırlanmıştır. Raporda, olay yerinin ve kusmuk kalıntısının maktulün zehirlendiği sonucuna işaret ettiği görülmüştür. Ayrıca, aradan geçen zaman yüzünden maktulün organ ve vücut sıvılarında zehirli maddelere rastlanamayacağı belirtilmiştir. Ancak, maktulün zehirlendiğini gösteren tıbbi bir kanıt olmadığı gerçeğini göz önüne alındığında, raporda, ölümün gerçek nedeni belirlenememiştir.
19. Duruşma sırasında, başvuran bir avukat tarafından temsil edilmiştir. Silifke Ağır Ceza Mahkemesi önünde verdiği savunmada, başvuran, Jandarma Karakolu, Cumhuriyet savcısı ve Sulh Ceza Mahkemesi önünde verdiği ifadelerini inkar etmiştir. Jandarma Karakolunda alınan ifadelerinin baskı altında alındığını ve ifadeyi imzalanmaya jandarma görevlileri tarafından zorlandığını iddia etmiştir. Ayrıca, başvuran, jandarma görevlilerinin kendisini Cumhuriyet savcısı ve Sulh Ceza Mahkemesi önünde de aynı ifadeyi vermeye zorladıklarını ve aynı ifadeyi vermediği takdirde tekrar kötü muameleye maruz kalmaktan korktuğu için aynı ifadeyi verdiğini iddia etmiştir. Davayı gören mahkemeye sunulan yazılı savunmada, başvuranın avukatı, başvuranın yetkililer tarafından, avukat yardımından faydalanmak istemediği iddiası ile birlikte kendisini suçlayan ifadeleri imzalamaya zorlandığını belirtmiştir. Başvuranın avukatı, dava dosyasındaki ifadelerin hukuki geçerliliği olmadığını iddia etmiştir.
20. Cumhuriyet savcısı, belirtilmeyen bir tarihte, davanın esasına ilişkin görüşlerini Silifke Ağır Ceza Mahkemesine bildirmiş ve başvuranın yargılandığı suçu işlediğine dair makul şüphenin ötesinde kanıt bulunmadığı gerekçesiyle, diğer üç sanık ile birlikte başvuranın beraatına karar verilmesini talep etmiştir.
21. Silifke Ağır Ceza Mahkemesi, 30 Ekim 2007 tarihinde, başvuranı cinayet ve hırsızlık suçlarından yargılamış ve 5237 sayılı Ceza Kanununun 82 § 1 ve 149 § 1 maddeleri uyarınca ömür boyu hapis cezasına mahkûm etmiş, ancak kanıt yokluğundan müşterek sanıkların beraatına karar vermiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın suçlu olduğuna hükmederken, esas olarak, başvuranın Jandarma Karakolu, Cumhuriyet savcısı ve Sulh Ceza Mahkemesi önünde verdiği ifadelere, yaklaşık yirmi tanığın tanık ifadelerine, tespit raporlarına, olay yeri raporuna ve parmak izi deliline dayanmıştır. Mahkeme, başvuranın yargılama işlemleri sırasında daha önce verdiği ifadeleri yalanlayan savunmalarını, bu savunmaları başvuranın sadece hüküm giymekten kaçınmak için verdiğine hükmederek, doğru kabul etmemiştir. Davayı gören mahkeme, ayrıca, birçok tanık ifadesinin mükemmel bir şekilde, başvuranın kendisini suçlayan ifadeleriyle uyuştuğunu ve bunun da söz konusu ifadelerin doğru olduğunu gösterdiğini belirtmiştir. Başvuranın kötü muameleye maruz kaldığı iddialarıyla ilgili olarak, Ağır Ceza Mahkemesi, Jandarma Komutanlığında başvuranın tutuklanmadan önce ve sonra alınan tıbbi raporlarda, başvuranın vücudunda kötü muameleye dair bir iz bulunmadığı belirtilmiştir. Bu nedenle, söz konusu iddiaların asılsız olduğuna hükmedilmiştir.
22. Yargıtay, 8 Temmuz 2009 tarihinde, Silifke Ağır Ceza Mahkemesinin kararını bir düzeltme ile onamıştır. Maktulün söz konusu zamanda reşit olmadığını belirterek, başvuranın cezası ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çevrilmiştir.
B. İlgili iç hukuk ve uygulama
23. Söz konusu zamanda geçerli ilgili iç hukuk ve uygulama Salduz v. Türkiye ([BD], no. 36391/02, §§ 27-44, 27 Kasım 2008) kararında bulunabilir.
ŞİKAYETLER
24. Başvuran, Sözleşmenin 3. maddesi uyarınca, merkeze bağlı Sütlüce Jandarma Komutanlığında tutuklu bulunduğu sırada kötü muameleye maruz kaldığı konusunda şikayetçi olmuştur.
25. Başvuran, Sözleşmenin 5. maddesi uyarınca, tutukluluk halinin kanunlara uygun olmadığını ve aşırı uzun olduğunu iddia etmiştir.
26. Başvuran, Sözleşmenin 6. maddesi uyarınca, jandarma komutanlığında gözaltında bulunduğu sırada avukat erişiminden faydalandırılmadığı gerekçesiyle savunma haklarının ihlal edildiğini savunmuştur.
27. Son olarak, başvuran 7 no.lu Protokolünün 3. maddesine atıfta bulunmuştur.
HUKUKSA DEĞERLENDİRME
A. Sözleşmenin 6. maddesine ilişkin hukuksal değerlendirme
28. Başvuran, Sözleşmenin 6. maddesi uyarınca, cezai yargılama işlemlerinin ilk aşamalarında avukat yardımından faydalandırılmaması hakkında şikayetçi olmuştur.
29. Mahkeme, söz konusu şikayeti Sözleşmenin 6 § 3 (c) maddesi uyarınca incelemenin uygun olduğuna hükmetmiştir. Söz konusu madde aşağıdaki gibidir:
3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:
(c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek.
30. Hükümet, iddialara itiraz etmiştir.
31. Mahkeme, kendi kendini itham etmeme ayrıcalığının ve susma hakkının genel olarak adil bir usulün kalbinde yatan kabul görmüş uluslararası standartlar olduğunu hatırlatmaktadır. Ayrıca, ilk safhalarda avukata erişim, sanığın, diğerleri arasında, kendini itham etmeme hakkına saygının sağlanmasına yönelik temel usulü bir önlemdir (bk. yukarıda anılan, Salduz, § 54).
32. Mahkeme, Sözleşmenin 6. maddesinin kişinin adil yargılanmanın belli güvencelerinden, kendi isteği ile, açıkça veya zımnen vazgeçmesini engellemediğini hatırlatmaktadır (bk. Pishchalnikov / Rusya, no. 7025/04, § 77, 24 Eylül 2009). Ancak, bir haktan vazgeçmenin Sözleşme bağlamında kabul edilebilir olması için, kişinin bu haktan vazgeçtiği tartışmasız bir şekilde tespit edilmeli ve bu haktan vazgeçmesine mütenasip asgari güvenceler sağlanmalıdır. Ayrıca bir sanığın, haktan vazgeçmesinin sonuçlarını makul olarak öngörebileceğinin ortaya konulması gerekmektedir (bk. Hakan Duman / Türkiye, no. 28439/03, § 48, 23 Mart 2010).
33. Mevcut davada, Mahkeme, başvuranın arandığı sırada jandarma karakoluna kendisinin teslim olduğunu ve jandarma görevlilerinin, daha sonra, başvuran tarafından açıkça okunmuş ve imzalanmış, başvuranın avukat yardımından faydalanma hakkına ilişkin bir rapor hazırladıklarını gözlemlemiştir. Buna göre, gözaltında tutulduğu sırada avukat yardımından faydalanma hakkına sahip olmasına rağmen ve bu hakkı kendisine hatırlatılmış olmasına rağmen, başvuran söz konusu yardımdan faydalanmayı reddetmiş ve detaylı bir ifade vermiştir. Ayrıca, başvuran, Cumhuriyet savcısı ve hakim önünde ifade vermiş ve avukat yardımından faydalanmayı tekrar reddetmiştir. Mahkeme, ayrıca, başvuranın, iç hukukta yürütülen yargılama işlemlerinin hiç bir aşamasında, avukat yardımından faydalanma hakkından mahrum bırakıldığını veya yerel makamlar önünde söz konusu yardım için açık bir talepte bile bulunduğunu iddia etmediğini belirtmektedir. Ek olarak, 15 Ekim 2004 tarihli sağlık raporunda başvuranın vücudunda kötü muamele gördüğüne dair herhangi bir iz bulunmadığı ve başvuranın fiziksel bir rahatsızlıktan veya psikolojik bir durumdan şikayetçi olmadığı belirtilmiştir. Buna göre, Mahkeme, başvuranın tartışmasız bir şekilde haklarından vazgeçtiği ve haklarından vazgeçmesine mütenasip asgari güvencelerin sağlandığı görüşündedir.
34. Mahkeme, ayrıca, Ağır Ceza Mahkemesinin nihai kararını sadece başvuranın cezai yargılama işlemlerinin ilk safhalarında alınan ifadelerine dayandırmamış, aynı zamanda bilirkişi raporlarını, olay yeri inceleme raporlarını ve parmak izi kanıtlarını dikkate almıştır. Davayı gören mahkeme, ayrıca, birçok tanık ifadesinin, başvuranın verdiği ilk ifadelerle mükemmel bir şekilde uyduğuna hükmetmiştir.
35. Bu nedenle, başvuranın gözaltı sırasında avukat yardımından faydalandırılmamasının, Sözleşmenin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin anlamı çerçevesinde, başvuranı adil yargılanma hakkından mahrum bıraktığı düşünülemez.
36. Mahkeme, başvurunun bu kısmının, açıkça dayanaksız olduğuna ve Sözleşmenin 35 §§ 3 ve 4 maddeleri gereğince reddedilmesi gerektiğine hükmeder.
B. Diğer şikayetler
37. Son olarak, başvuran, Sözleşmeye ek 7 no.lu Protokolün 3. maddesi ve Sözleşmenin 3. ve 5. maddeleri uyarınca ihlaller gerçekleştiğini iddia etmişlerdir.
38. Elindeki bütün bilgi ve belgeler ışığında ve şikayet edilen olaylar yetki sınırları dahilinde olduğundan dolayı, Mahkeme geri kalan şikayetlerin Sözleşmenin yukarıdaki maddelerinin hiçbirinin ihlaline işaret etmediğine karar vermiştir. Mahkeme, bu şikayetlerin açıkça dayanaksız olduklarından kabul edilemez olduklarına ve Sözleşmenin 35 §§ 3 ve 4 maddeleri gereğince reddedilmeleri gerektiğine hükmeder.
Bu gerekçelere dayanarak, Mahkeme oybirliğiyle
Başvuruyu kabul edilemez olarak nitelendirir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy