(AİHS m. 3, 6, 35) (HASAN UZUN V. - TÜRKİYE DAVASI) (İNAN VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 40314/08)
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
25 Kasım 2014 tarihinde,
Başkan
Guido Raimondi,
Yargıçlar Işıl Karakaş,
Andras Sajö,
Neboja Vucinic,
Egidijus Küris,
Robert Spano,
Jon Fridrik Kjdbro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith katılımıyla oluşturulan ve Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 13 Ağustos 2008 tarihli yukarıdaki başvuruyu dikkate alarak, Davalı Hükümet tarafından ibraz edilen görüşleri ve bu görüşlere karşılık olarak başvuran tarafından ibraz edilen görüşleri dikkate alarak, Gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran, Sinan Tekpetek, Türk vatandaşı olup, 1980 doğumludur ve İstanbulda ikamet etmektedir. Mahkeme önünde, İstanbulda görev yapan Avukat M. Kaya tarafından temsil edilmektedir.
2. Türk Hükümeti (Hükümet) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmektedir.
Davanın koşulları
3. Davaya konu olaylar, taraflarca ibraz edildiği şekliyle aşağıdaki gibi özetlenebilir.
1. Başvuranın yakalanması ve kötü muameleye maruz bırakılması
4. Başvuranın beyanlarına göre, kendisi 26 Temmuz 2007 tarihinde saat 23.15 sularında İstanbul Taksim Meydanında rutin bir kimlik kontrolü için polisler tarafından durdurulmuştur. Polis memurları, başvuranın kimliğini inceleyip bilgilerini polis veritabanında sorgulattıktan sonra, başvuranın gitmesine izin vermişlerdir. Ancak başvuran, Taksim Meydanından çıkmak üzereyken arkadan bir polis aracı yaklaşmış ve birkaç polis memuru başvuranı tutarak zorla araca bindirmişlerdir. Başvuran aracın içerisindeyken, üç polis memuru başvurana biber gazı püskürtmüş, başvuranı dövmüş ve bir yandan da küfür etmişlerdir. Başvuran söz konusu muamelenin sebebini sormuş ancak cevap alamamıştır.
5. Başvuran, kötü muamelenin devam ettiği 15 dakikalık bir sürüşün ardından, İstanbulun Yedikule veya Yenikapı semti olduğunu tahmin ettiği, eski surların bulunduğu bir yerde arabadan indirilmiştir. Söz konusu yerde iki polis aracı daha hazır bulunmuştur. Burada, on-on iki polis memuru, bir saatten fazla süre boyunca, başvurana tekrardan hakaret etmiş, silah doğrultarak başvuranı tehdit etmiş, tekmelemiş, yumruklamış, copla dövmüş ve biber gazına maruz bırakmıştır. Başvuran sonradan araca geri bindirilmiş ve kötü muamele devam etmiştir. Başvuran, aynı gece saat 1.45 sularında Karaköy yakınlarında bir yerde hareket halindeki araçtan dışarı atılmıştır. Sonradan, yardım istediği bazı arkadaşları tarafından Haydarpaşa Numune Hastanesine götürülmüştür.
6. Hükümet, başvuranın beyanlarına karşı çıkarak, başvuranın söz konusu gece kimlik kontrolü için durdurulmadığını ileri sürmüştür.
2. Başvuranın tıbbi muayeneden geçirilmesi ve ceza soruşturması evresi
7. Haydarpaşa Numune Hastanesi Acil Servisindeki ilk muayenelerin ardından, başvuran, göğüs travması şüphesiyle, Siyami Ersek Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesine (Siyami Ersek Hastanesi) sevk edilmiştir. Başvuran, 27 Temmuz 2007 tarihinde belirtilmeyen bir saatte, Siyami Ersek Hastanesindeki bir uzman hekim tarafından muayene edilmiştir. Uzman hekim, başvuranın vücudunda şu yaralanmaları tespit etmiştir: sol kolda 20 x 3 cm çapında bir ekimoz; sol kulağın arkasındaki servikal bölgede 10 x 3 cm çapında bir ekimoz; sol kulakta hematom; sol kürek kemiğinin omurga düzeyinde 3 x 1 cm çapında bir ekimoz; sırtta boyutları 1-5 x 0.5 cm çaplan arasında değişen çok sayıda ekimotik alan; kürek kemiğinin sağ omurga düzeyinde 5 x 2 cm çapında bir ekimoz; sağ kolda dirseğin arka kısmında 2 xl cm çapında bir ekimoz; sağ kolun yan tarafında omuzdan başlayan 10 x 3 cm çapında bir ekimoz; göğüs kafesinde 10 x 5 cm çapındaki bölgeye yayılan ekimotik alanlar; sağ diz kapağının 10 cm altında 5 cm çaplarında iki lezyon ve sağ tarafta altıncı ve yedinci kaburgalarda kırık.
8. Başvuran, kendisine kötü muamelede bulunduklarını iddia ettiği polis memurları aleyhinde, 30 Temmuz 2007 tarihinde Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunmuştur. Başvuran, şikayeti kapsamında, polisler tarafından maruz bırakıldığı kötü muameleyi tüm detaylarıyla hatırlayamadığını, zira yaşadığı fiziksel travma ve maruz kaldığı biber gazı nedeniyle birkaç defa bayıldığını, ancak kaçırıldığı polis aracının markasının Renault Clio olduğunu ifade etmiştir. Başvuran, kimlik kontrolü sırasında polis memurlarının, kendisinin bazı polis memurlarına direnme suçundan ötürü yargılandığını ve/veya iyi bilinen muhalefet yayınlarından bazılarının editörlüğünü yaptığını tespit etmeleri nedeniyle, kendisini hedef almış olabileceklerini eklemiştir. Başvuran, Cumhuriyet savcısından, 26 Temmuz 2007 gecesi olayın yaşandığı yerde görevli olan polis memurlarını kimlik tespiti amacıyla çağırmasını ve civardaki bankaların ve diğer binaların güvenlik kameraları ile kaydedilen görüntüleri incelemesini talep etmiştir.
9. Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığı aynı gün, Haydarpaşa Numune Hastanesinden ve Siyami Ersek Hastanesinden, iddia konusu olay sonrasında başvuranın vücudunda meydana gelen yaralanmaları belgeleyen tıbbi raporların derhal ibraz edilmesini istemiştir.
10. Beyoğlu Cumhuriyet savcısı 31 Temmuz 2007 tarihinde, başvuranın şikayetlerine ilişkin ifadesini almıştır. Başvuran, önceki iddialarını yinelemiştir. Başvuran, olaya dahil olan polis memurlarının yaşlarının 20 ila 25 olduğunu, birinin yüzünü net olarak hatırlayabildiğini ve birini de şivesinden tespit edebileceğini ilave etmiştir. Cumhuriyet savcısı, başvuranı sonradan, yeniden tıbbi muayene yapılması için Adli Tıp Kurumu Beyoğlu şubesine sevk etmiştir.
11. Adli Tıp Kurumu, 31 Temmuz 2007 tarihli raporunda aşağıdaki bulguları kaydetmiştir: sol kürek kemiğinde 3 x 3 cm, 1 x 1 cm ve 2 x 1 cm çaplarında kızarıklık ve ekimoz; belde 1 x 1 cm ve 3 x 1 cm çaplarında kabuklanmış çizikler; sağ dirsekte 1 x 1 cm ve 2 x 1 cm çaplarında kabuklanmış çizikler; sağ ve sol kolda ekimozlar; sol göz ve sol kulak çevresinde ekimoz; sağ bacağın ön kısmında kabuklanmış çizik; sol gluteal bölgenin orta kısmında 15 x 15 x 20 cm çapında sarı-mor renkte yaygın bir ekimoz; sağ gluteal bölgede 3 x 1 cm çapında bir ekimoz ve göğüs kafesinin sağ kısmında ekimoz ve ağrı. Raporda, başvuranın yaralarının basit tıbbi müdahaleyle giderilemeyeceği ve kafa ve göğüs taramalarının bir radyoloji uzmanı tarafından görülmesi gerektiği not düşülmüştür. Dava dosyasında, bu doğrultuda tekrardan muayene yapıldığına dair herhangi bir bilgi yer almamaktadır.
12. O tarihlerde, başvuranın polis tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığı iddiası bazı ulusal gazetelerde de yankı bulmuştur. Radikal gazetesinin 29 Temmuz 2007 tarihli sayısında, polis memurlarının, söz konusu olayla ilgili bilgilerinin olmadığını ancak iddialara yönelik inceleme gerçekleştireceklerini ifade ettikleri bildirilmiştir.
13. 29 Kasım 2007 tarihinde Beyoğlu Cumhuriyet savcısı, Beyoğlu Emniyet Müdürlüğüne, iddia konusu olayın geçtiği güne ait, 23.30dan gece yarısına kadarki süre içerisinde olay yerini kaydeden tüm kamera (CCTV) görüntülerinin toplanması için talimat vermiştir.
14. Beyoğlu Cumhuriyet savcısı aynı gün Beyoğlu Emniyet Müdürlüğünden ayrıca, 26 Temmuz 2007 - 27 Temmuz 2007 tarihleri arasında 23.15 - 01.45 saatlerinde Taksim Meydanında mesaide olan polis memurlarının bir listesini ve fotoğraflarını istemiştir.
15. Cumhuriyet savcısının talebi üzerine, isimleri S.Ç., M.K. ve S.C. olan üç polis memurunun, belirtilen zamanda Taksim Meydanında nöbetçi oldukları bildirilmiştir. Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü, 5 Aralık 2007 tarihinde Beyoğlu Cumhuriyet savcısına, polis memuru S.Ç.ye bir fotoğrafla savcılığa gitmesinin söylendiğini, ancak diğer iki polis memurunun birimlerinin değişmesi nedeniyle kendilerine ulaşılamadığını bildirmiştir.
16. İstanbul Emniyet Müdürlüğü, 4 Ocak 2008 tarihinde Beyoğlu Cumhuriyet savcısına, olay yerinde bir CCTV kamerasının bulunmasına rağmen, CCTV kayıtlarının yalnızca on gün saklanması nedeniyle söz konusu geceye ait görüntülerin mevcut olmadığı bilgisini vermiştir.
17. Kalan iki polis memuru M.K. ve S.C.ye, Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığına gitmeleri gerektiği yönündeki talimat 10 Ocak 2008 tarihinde iletilmiştir.
18. S.Ç.nin savcılığa gitmemesi üzerine, Beyoğlu Cumhuriyet savcısı, S.Ç.yi ifadesinin alınması için bir kez daha çağırmıştır.
19. Beyoğlu Cumhuriyet savcısı 14 Mayıs 2008 tarihinde, Bayrampaşa Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğüne, başvuranın kendisine saldırdığını iddia ettiği şüphelileri teşhis edebilmesi amacıyla, söz konusu zamanda nöbetçi olan tüm polis memurlarının ve amirlerinin fotoğraflarının kendisine gösterilmesi için Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğünde bir görüşme düzenlenmesi talimatını vermiştir. İlgili talimatın bir nüshası başvuranın avukatına şahsen verilmiştir. Hükümet, başvuranın, ilgili talimattan haberdar edilmesine rağmen, şüphelilerin tespiti amacıyla Bayrampaşa Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğüne başvurmadığını ileri sürmüştür.
20. Beyoğlu Cumhuriyet savcısı, henüz ifade vermediği anlaşılan S.Ç., M.K. ve S.C. hakkında, 14 Mayıs 2008 ve 8 Şubat 2009 tarihlerinde tekrardan celpname çıkarmıştır.
21. Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü, 12 Şubat 2009 tarihinde Beyoğlu Cumhuriyet savcısına, 8 Şubat 2009 tarihli celpnamenin S.Ç.ye iletilemediği, zira kendisinin Sarıyer Emniyet Müdürlüğüne (İstanbul) atandığı bilgisini vermiştir.
22. Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü, 24 Nisan 2009 tarihinde Beyoğlu Cumhuriyet savcısına, polis memuru M.K.ya, talep edildiği üzere savcılığa gitmesi talimatının verildiğini, ancak S.Ç.nin Esenler Emniyet Müdürlüğüne (İstanbul) atanmış olması nedeniyle kendisine ulaşılamadığını bildirmiştir. Dolayısıyla, Cumhuriyet savcılığı, S.C. hakkında çıkarılan celpnameyi Esenler Emniyet Müdürlüğüne iletmiş ve M.K. hakkındaki talimatını da Beyoğlu Emniyet Müdürlüğüne tekrardan bildirmiştir.
23. Beyoğlu Cumhuriyet savcısı 9 Kasım 2009 tarihinde, S.Ç., M.K. ve S.C.nın ifade vermek üzere zorla savcılığa getirilmesi için bir emir çıkarmıştır.
24. Sarıyer Emniyet Müdürlüğü 25 Aralık 2009 tarihinde, Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığına, S.Ç.nin Savcılığa getirilemediğini, zira kendisinin 18 Haziran 2009 tarihinde İstanbul dışına tayin edildiğini ve şu anda da Van Emniyet Müdürlüğünde görevli olduğunu bildirmiştir. Bu nedenle, Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığı, S.Ç.nin ifadesinin alınması için, 13 Ocak 2010 tarihinde Van Cumhuriyet Savcılığıyla irtibata geçmiştir.
25. Söz konusu zamanda, Esenler Emniyet Müdürlüğü 29 Aralık 2009 tarihinde benzer şekilde Beyoğlu Cumhuriyet savcısına, S.C.nin, Tunceli Emniyet Müdürlüğüne atandığı bilgisini vermiştir. Bu nedenle, Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığı, S.C.nin ifadesinin alınması için, 13 Ocak 2010 tarihinde Tunceli Cumhuriyet Savcılığıyla irtibata geçmiştir.
26. Van Cumhuriyet savcısı, 16 Şubat 2010 tarihinde S.Ç.nin ifadesini almıştır. S.Ç., belirtilen zamanda yaşanmış olan olaya dair hiçbir şey hatırlamadığını ve ilgili akşama ait olay raporu veya başka tutanakların kendisine verilmesi halinde hatırlama ihtimalinin daha yüksek olabileceğini belirtmiştir.
27. Beyoğlu Cumhuriyet savcısı, 12 Mayıs 2010 tarihinde M.K.nın ifadesini almış, ancak kendisi, aleyhindeki tüm iddiaları reddetmiştir. M.K., sabit bir birim olmaları nedeniyle, Taksim Meydanındaki görevlerinin başından yalnızca çağrı üzerine ayrılabildiklerini ifade etmiştir. M.K. ayrıca, söz konusu zamanda kendilerine tahsis edilmiş olan aracın markasının Mercedes Vito olduğunu beyan etmiştir.
28. S.C., başvuranın şikayetleri ile bağlantılı olarak ifadesini vermek üzere, 21 Mayıs 2010 tarihinde Tunceli Cumhuriyet Savcılığına başvurmuştur. S.C., ilk olarak, iddia edilen olayın üzerinden oldukça uzun zamanın geçtiğini ifade etmiştir. Sonrasında da, böyle bir olaya karışmadığını ve çalıştığı birimin Taksim Meydanında sabit olduğunu ve çok nadir araç kullandıklarını beyan etmiştir.
29. Beyoğlu Cumhuriyet savcısı 10 Haziran 2010 tarihinde, başvuranın 26 Temmuz 2007 tarihinde gece vakti kötü muameleye maruz bırakıldığı iddiası ile bağlantılı olarak, polis memurları S.Ç., M. K. ve S.C. aleyhinde takipsizlik kararı vermiştir. Cumhuriyet savcısı, üç polis memurunun ifadelerine dayanarak, söz konusu polis memurları aleyhinde kovuşturma başlatılması için yeterli delil veya şüphenin mevcut olmadığına karar vermiştir. Başvuran, Cumhuriyet savcısının kararına itiraz etmemiştir.
30. Beyoğlu Cumhuriyet savcısı aynı tarihte, 26 Temmuz 2022 tarihine kadar geçerli olacak daimi bir arama kararı çıkarmıştır. Bu kapsamda, Cumhuriyet savcısı, Beyoğlu Emniyet Müdürlüğüne, failleri aramaya devam etmeleri ve her üç ayda bir soruşturmanın mevcut durumu hakkında savcılığa rapor sunmaları için talimat vermiştir.
31. Görüldüğü üzere, ilgili soruşturma halen açık olup, henüz herhangi bir sonuca varılamamıştır.
ŞİKAYETLER
32. Başvuran, Sözleşmenin 3. maddesine dayanarak, 26 Temmuz 2007 tarihinde gece vakti İstanbulda polis memurları tarafından ciddi şekilde dövüldüğünden, hakarete uğradığından ve tehdit edildiğinden şikayetçi olmuştur.
33. Başvuran ayrıca, Sözleşmenin 3 ve 6 § 1 maddeleri kapsamında, yerel makamların, kendisinin kötü muamele iddialarına ilişkin olarak etkili bir soruşturma yürütmediklerini ve hızlı hareket etmemeleri nedeniyle de delillerin yok olmasına sebep olduklarını ileri sürmüştür.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
34. Başvuran, Sözleşme'nin 3. maddesine dayanarak, polis memurları tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığını iddia etmiştir. Başvuran ayrıca Sözleşme'nin 3 ve 6 § 1 maddeleri kapsamında, ulusal makamların, kötü muamele iddialarını etkili bir şekilde soruşturmadıklarını ileri sürmüştür.
35. Hükümet ilk olarak, mevcut başvurunun, Sözleşme hükümleri ile kişi bakımından (ratione personae) bağdaşmaz olduğu gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğini savunmuştur, zira mahkemeye ibraz edilen yetki formu yalnızca başvuran tarafından imzalanmış olup, temsilcisi tarafından imzalanmamıştır. Hükümet ayrıca, başvuranın, Beyoğlu Savcılığınca üç polis memuru hakkında verilmiş olan takipsizlik kararına itiraz etmediğini ve aynı zamanda şikayetlerini, Mahkemenin Hasan Uzun/Türkiye kararında da ((k.k.), no. 10755/13, §§ 68-71, 30 Nisan 2013) kabul edildiği üzere, Sözleşme ile korunan hak ve özgürlüklerin ihlallerinin tazmin edilmesi yönünde yetki sahibi olan Anayasa Mahkemesi önünde sunmadığını göz önünde bulundurarak, başvuranın, mevcut iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmüştür.
36. Başvuran, Hükümetin itirazı hakkında herhangi bir görüş bildirmemiştir.
37. Mahkeme ilk olarak, başvuranın şikayetlerinin, tek başına Sözleşme'nin 3. maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği kanaatindedir.
38. Hükümetin ilk itirazlarını dikkate alan Mahkeme, başvuranın Beyoğlu Cumhuriyet savcısının kararına itiraz etmemesi nedeniyle iç hukuk yollarını tüketmemiş olmasından ötürü, mevcut başvurunun her koşulda reddedilmesi gerektiğini değerlendirerek, başvuranın şikayetlerinin incelenmesinin gerekli olmadığına kanaat getirmiştir.
39. Bu bağlamda Mahkeme, Sözleşme'nin 35 § 1 maddesine öngörülen, iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralındaki amacın, Sözleşmeci Devletlere, kendileri aleyhindeki ihlal iddialarının Mahkemeye sunulmasından önce, bu ihlalleri önleyebilme veya telafi edebilme imkanı sağlamak olduğunu hatırlatmaktadır. Bu nedenle, Mahkemeye sunulacak olan şikayetin, en azından esas olarak, ilk başta yetkili ulusal mahkemeler önünde ve iç hukuk uyarınca gerekli görülen koşullar çerçevesinde olmak üzere, öngörülen süre sınırı içerisinde dile getirilmesi gerekmektedir (Bk. diğer birçok karar arasında, Paksas/Litvanya (BD), no.34932/04, § 75, AGHM 2011 (alıntılar)). 40. Mahkeme ayrıca, Türkiye aleyhindeki birçok davada, savcılık tarafından verilmiş olan takipsizlik kararlarına karşı yapılan itirazların, ilke olarak, Sözleşme'nin 35 § 1 maddesinin anlamı dahilinde, etkili ve erişilebilir bir çözüm yolu tesis ettiği tespitine vardığını vurgulamaktadır (Bk. Saraç v. Türkiye (k.k.), no. 35841/97, 2 Eylül 2004; Hıdır Durmaz/Türkiye, no. 55913/00, 5 Aralık 2006, §§ 29-30; Pad ve Diğerleri/Türkiye, no. 60167/00, § 67, 28 Haziran 2007; Nurettin Aldemir ve Diğerleri/Türkiye, no. 32124/02, 32126/02, 32129/02, 32132/02, 32133/02, 32137/02 ve 32138/02, § 52, 18 Aralık 2007 ve İnan ve Diğerleri/Türkiye, no. 19637/05, 43197/06 ve 39164/07, § 30, 13 Ekim 2009). Ancak görünen o ki, başvuran, Beyoğlu Cumhuriyet savcısının kararına itiraz etmemiş ve dolayısıyla söz konusu hukuk yoluna başvurmamıştır. Başvuran ayrıca, komünikasyon aşamasında kendisinden bu yönde bir açıklama yapmasının beklenmesine rağmen, aksini gerektirebilecek bir koşuldan da bahsetmemiştir. Mevcut durumda Mahkeme, başvuranın, 10 Haziran 2010 tarihli karara itiraz etmemesi ve kötü muamele iddialarını ulusal düzeyde takip etmemesi nedeniyle, iç hukuk yollarını tüketmediği kanaatine varmıştır. Mahkeme ayrıca, başvuranın, kendisini kötü muameleye maruz bırakmış olan üç ana şüpheli hakkında Cumhuriyet savcılığınca verilmiş olan karara neden itiraz etmediğine dair tatmin edici bir açıklamanın bulunmadığı mevcut durumda; yerel soruşturma derdest olsa da, bu aşamada anlamlı bir neticeye varılması ihtimalinin az olduğuna, dolayısıyla bu bağlamda farklı bir sonuca varılmayacağına vurgu yapmaktadır.
Mahkeme, Sözleşme'nin 35 §§ 1 ve 4 maddesi uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle, ilgili şikayetin reddedilmesi gerektiğini değerlendirmektedir.
Bu gerekçelere dayanarak Mahkeme, oybirliğiyle,
Mevcut başvuruyu kabul edilemez olarak nitelendirir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy