(AİHS. m. 5, 6, 35) (765 S. K. m. 146) (İPEK - TÜRKİYE DAVASI) (YAVUZ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru No. 47720/08)
KARAR
STRASBOURG
15 ŞUBAT 2013
Ahmet DURMAZ v.Türkiye Davasında,
Başkan
Dragoljub Popovic,
Yargıçlar
Paulo Pinto de Albuquerque,
Hellen Keller
Daire Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Françoise Elens-Passosun katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Daire), (Mahkeme) yukarıda belirtilen 3 Eylül 2008 tarihli başvuruyu dikkate alarak aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
Başvuran, 1970 doğumlu, Mardin Cezaevinde cezasını doldurmakta olan, Türk vatandaşı Ahmet Durmazdır.
Davayla ilişkili olarak başvuran tarafından beyan edilen olay ve olgular aşağıdaki şekilde özetlenebilir.
3 Aralık 2001de başvuran yasadışı örgüt Hizbullah'a üye olduğu şüphesiyle polis tarafından yakalanarak gözaltına alınmıştır. 7 Aralık 2001de gözaltı süresi uzatılmıştır. 7 Ocak 2002de Cumhuriyet Savcısı Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinden başvuran ve diğer birkaç sanık aleyhine eski Ceza Kanununun 146. maddesinin 1. fıkrası gereği yasadışı örgüte üye olmak suçundan iddianame düzenlemiştir.
Yargılama sürerken, 30 Haziran 2004te Resmi Gazetede yayımlanan 5190 sayı ve 16 Haziran 2004 tarihli Kanunla Devlet Güvenlik Mahkemeleri kapatılmıştır. Bundan sonra başvuran aleyhine açılmış dava Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesinde görülmeye başlamıştır.
19 Aralık 2006 tarihinde Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi başvuranın Hizbullah örgütünün iki eski üyesinin öldürülmesi ve başka bir şahsa ait aracın yakılması emrini verdiği tespitinin yerinde olduğuna hükmetmiştir. Tanık ifadeleri, yer gösterme tutanağı ve dava dosyasında yer alan diğer delillere dayanarak mahkeme başvuranı suçlu bulmuş ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırmıştır.
Karar, 5 Mayıs 2008 tarihinde Yargıtayda onanmıştır.
ŞİKÂYETLER
1. Başvuran 3 Eylül 2008 tarihinde Sözleşmenin herhangi bir maddesine atıfta bulunmaksızın genel bir ifadeyle kendisine karşı yürütülen ceza muamelelerinin adil olmadığından şikâyet etmiştir.
2. Başvuran 16 Mart 1999da bir başvuru formuyla poliste gözaltında tutulduğu sırada kötü muameleye maruz kaldığını iddia etmiştir. Ayrıca, Sözleşmenin 6. maddesi kapsamında yaptığı şikâyetinde hazırlık soruşturması sırasında avukat bulundurmasına izin verilmediğini iddia etmiştir. Son olarak da, Sözleşmenin 5. maddesine dayanarak dava öncesi tutukluluk süresinin çok uzun tutulduğunu ileri sürmüştür.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
1. Başvuran 3 Eylül 2008 tarihli ilk dilekçesinde Sözleşmenin herhangi bir maddesine atıfta bulunmaksızın kendisi hakkında adil bir yargılama yapılmadığını iddia etmiştir.
AİHM başvuranın şikâyetinin ilk derece mahkemesinin olayla ilgili olgu ve delillerin değerlendirmesiyle ilgili olduğunu ve bu nedenle de Sözleşmenin 6. maddesinin 1. paragrafı kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kanaatindedir.
AİHM görevinin yerel mahkemelerce verilen kararlarda bir temyiz mahkemesi ya da bazen söylendiği gibi son başvuru mahkemesi gibi hareket etmek olmadığını hatırlatır. Mahkemenin içtihadına göre Mahkemenin asıl görevi tanıkların güvenilirliğini ve davayla ilgili delillerin uygunluğunu değerlendirmektir (bkz. diğer yetkileri arasından Vidal v. Belçika, 22 Nisan 1992, paragraf 32, Seri A no. 235-B; Edwards v. Birleşik Krallık, paragraf 34, 16 Aralık 1992, Seri A. No 247-B).
Mevcut davada ulusal mahkemelerin kararlarının iç hukuk kapsamında ve özellikle de davanın kendine özel şartlarına göre verildiği görülmektedir. AİHM yerel mahkemenin davanın olay ve olgularını tespit ederken keyfi ve gerekçesiz hareket ettiğini gösterir hiçbir unsur bulamamıştır.
Yukarıda belirtilen gerekçelerin ışığında, AİHM bu şikayeti Sözleşmenin 35. maddesinin 3 ve 4. paragrafları kapsamında açıkça mesnetsiz bulduğundan reddedilmesi gerektiğine kanaat getirmiştir.
2. Başvuranın diğer şikâyetleriyle ilgili olarak, AİHM başvuranın ulusal mahkeme tarafından verilen nihai kararın yazılı kopyasıyla cezasını çekmeye başlaması halinde,
Sözleşmenin 35. maddesinin 1. fıkrasının amaç ve kapsamının yazılı kararın kaleme alındığı tarihten sonraki altı aylık dönem sayılarak uygulanabileceğini hatırlatır. Mevcut davada olduğu gibi, bu sürenin iç hukukta belirtilmediği durumlarda, yerel mahkeme tarafından verilen nihai karar ilk derece mahkemesinin kayıtlarına girdiği gün başlangıç noktası olarak alınmalı, en geç nokta da başvurana nihai kararın içeriği hakkında kesin bilgi verildiği tarih olarak kabul edilmelidir (bkz. İpek v. Türkiye (karar) no. 39706/98, 7 Kasım 2000 ve Yavuz ve diğerleri v. Türkiye (karar), no. 48064/99, 1 Şubat 2005)
Mevcut davada, dava dosyasında Yargıtayın kararının ilk derece mahkemesine bildirildiği tarih hakkında herhangi bir bilgi yer almamaktadır. Ancak, 3 Eylül 2008 tarihinde başvuran Mahkemeye başvuruda bulunarak Yargıtayın ilk derece mahkemesinin kararını onadığını belirtmiştir. Sonuçta, başvuranın Yargıtayın kararından 3 Eylül 2008den önce haberdar olduğunu söylemek geçerli bir varsayım olacaktır.
AİHM ayrıca Sözleşmenin 35. maddesinin 1. paragrafı gereği AİHM bir davaya ancak nihai kararın verildiği tarihten itibaren altı aylık süre içinde bakabilir. Altı ay süre sınırı genel kural olarak alındığında, bu süre başvuranın başvuruda bulunma niyetini belirttiği ve şikayetinin içeriği hakkında bazı açıklamalarda bulunduğu ilk dilekçesiyle kesintiye uğramıştır. İlk başvuru dilekçesinde yer almayan şikâyetlerle ilgili olarak, altı aylık süre sınırı şikayetin Sözleşme organına ilk iletildiği tarihe kadar kesintiye uğramamıştır (bkz. Allan v. Birleşik Krallık (karar), no 48539/99, 28 Ağustos 2001).
AİHM daha sonraki şikâyetlerle ilgili başvurunun 16 Mart 2009da yapıldığını dikkate almaktadır. Başvuranın Yargıtay kararından 3 Eylül 2008 tarihinde, yani AİHMe başvuruda bulunduğu tarihte haberdar olduğu varsayılsa bile, diğer şikâyetlerle ilgili başvuru Sözleşmenin 35. Maddesi gereğince altı aylık süre içerisinde yapılmamıştır.
Sonuç olarak, AİHM başvurunun bu kısmı Sözleşmenin 35. maddesinin 3 ve 4. paragrafları gereği geciktirilmiş olduğundan şikayetlerin kabul edilemez olduğunu kayıt eder.
Bu gerekçelere dayanarak Mahkeme oybirliği ile, Başvurunun kabul edilemez olduğunu beyan eder. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy