(AİHS m. 3, 15, 29, 34, 35, 41, 44, 1 NOLU PROTOKOL, 4 NOLU PROTOKOL) (SELMOUNI - FRANSA DAVASI) (ABDULLAH YAŞA VE DİĞERLERİ V. - TÜRKİYE DAVASI) (TEKİN - TÜRKİYE DAVASI) (LABITA - İTALYA DAVASI)
(Başvuru no 54916/08)
KARAR
STRAZBURG
7 Ocak 2014
Bu karar AİHS'nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Kaçak ve Ebinç / Türkiye Davasında
Başkan
GuidoRaimondi,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Peer Lorenzen,
Dragoljub Popovic,
AndrasSajö,
Paulo Pinto de Albuquerque,
Helen Keller ve Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismithin katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölümü) komite olarak, kapalı müzakerelerin ardından, 3 Aralık 2013 tarihinde aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (no.54916/08) dava, Türk vatandaşı Nebi Kaçak ile Ömer Ebinç (Başvuranlar) 30 Ekim 2008 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvurudan ibarettir.
2. Başvuranlar, Denizlide görev yapan Avukat A. Oruç tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti (Hükümet) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranlar, yakalandıkları sırada, aşağılayıcı ve insanlık dışı muameleye ve işkenceye maruz kaldıklarından şikayet etmektedirler.
4. Başvuru, 9 Ocak 2012 tarihinde, Hükümete tebliğ edilmiştir. Sözleşmenin 29. maddesinin 1. paragrafı gereğince, Dairenin, davanın kabul edilebilirliği ve esası konusunda aynı anda karar vermesi kararlaştırılmıştır.
OLAY VE OLGULAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuranların her ikisi de, 1980 doğumludurlar ve Vanda ikamet etmektedirler.
A. 1 Şubat 2006 tarihli olaylar
6. Polisler, 1 Şubat 2006 tarihinde, Vanda bir gösteri sırasında basın açıklamasına müdahale etmişlerdir.
7. Bu gösterinin yapıldığı yerin yakınında bulunan başvuranlar, polislere direndikleri gerekçesiyle yakalanmış ve gözaltına alınmışlardır.
8. Başvuranlarca imzalanan ve aynı gün 13.45de düzenlenen yakalama tutanağına göre, yasadışı gösteri nedeniyle ilgililerin de bulunduğu on bir şüpheli güç kullanılarak yakalanmışlardır. Ayrıca polislerden B.K.nin, başvuranlardan Kaçakın taş atması sonucu, elinden hafifçe yaralandığı belirtilmektedir.
9. İfade tutanağına göre diğer başvuran Ebinç, olaylar sırasında sadece yoldan geçtiğini, ancak polisler tarafından yakalandığını ve gösteriyle hiçbir bağlantısı bulunmadığını beyan etmiştir.
10. Başvuran Ebinçe ilişkin üst arama tutanağında, sağlık sigortası kartı, cüzdan, nakit para, telefon kartı ve bir kemer bulunduğu tespit edilmiştir.
11. Başvuran Kaçak aynı gün ifadesinde, vitrinlere bakarken yakalandığını, hiçbir şekilde slogan atmadığını ve gözaltı sırasında polislerce hakarete uğradığını ifade etmiştir.
12. Üç polis tarafından imzalanan ve 1 Şubat tarihinde saat 22.30da düzenlenen diğer bir tutanak ise aşağıdaki gibidir:
Demokratik bir toplum için Parti önünde (DTP, Demokratik Toplum Partisi) yapılan Abdullah Öcalan lehine ve zorunlu göçe ilişkin basın açıklamasının ardından 1 Şubat 2006 tarihinde, bir grup insan Hacı Osman Camii çevresinde, saat 12.45de Abdullah Öcalan lehine yasadışı sloganlar atmaya başladıkları sırada diğer bir grup ise bu binaya girmiştir. Bu olayların ardından, kalabalığın dağılması için uyarıda bulunduk ancak göstericiler taş atarak bizlere saldırmaya başladılar (
)
13. Van Sulh Ceza Mahkemesi, 2 Şubat 2006 tarihinde, başvuranların tutuklanmalarına karar vermiştir.
14. Van Devlet Hastanesinden aynı gün, sağlık raporları alınmıştır. Başvuran Ebinç hakkındaki raporda aşağıdaki bulgulara rastlanılmıştır: Dudağın sol kısmında bir ekimoz ile 1 cmlik kesik, 2 x 5 cmlik ödem, sağ dizde bir hiperemi. Diğer taraftan sol kalçanın arka kısmında bir şişlik.
15. Saat 16.25de düzenlenen başvuran Kaçak ile ilgili sağlık raporu aşağıdaki gibidir:
Sağlık muayenesinde, alnın sol kısmında 1 cm x 1 cmlik ekimoz ve kavalkemiğinde (okunamayan bir kelime) teşhis edilmiştir.
16. Başvuranlar, belirtilmeyen bir tarihte, serbest bırakılmışlardır.
B. Hekim ve polisler hakkında başlatılan ceza yargılaması
17. Başvuranlar, 7 Şubat 2006 tarihinde, 1 Şubat 2006 tarihli olay sırasında iftira, kötü muamele ve işkence nedeniyle müdahale eden polisler ve sağlık durumlarını gizlediğini iddia ettikleri hekimler hakkında Van Cumhuriyet Başsavcılığı önünde (savcılık) suç duyurusunda bulunmuşlardır. Başvuranlar şikayetlerinde, polislerce kötü muameleye maruz kaldıklarını ve hareketsiz durmalarına rağmen darp edildiklerini ifade etmişlerdir. Başvuranlar, söz konusu polisler hakkında ceza soruşturması açılmasını ve Adli Tıp raporu alınmasını talep etmişlerdir. Özellikle aşağıdaki hususlara dikkat çekmişlerdir:
(...) ekte sunduğumuz cdde, olayı ayrıntılarıyla açıkça görebiliriz. Emniyet güçleri, kaçan kişilere müdahale etmiş, nesneler gibi yerden yere atmış ve bu kişiler kötü muamelelere maruz kalmışlardır. Ayrıca polisler, yüz ile gözleri doğrudan hedefleyerek yerde hareketsiz duran kişilere tekmeler atmışlardır. Dosyaya aktarılan sağlık raporları, bu olayları doğrulamaktadır (cd kayıtlarından söz konusu polislerin kimlikleri kolayca teşhis edilmektedir). (...)
18. Savcılık, 28 Şubat 2006 tarihinde, olay günü müdahale eden polislerin ifadelerini almıştır.
19. Polislerden M.A. savcılıktaki ifadesinde, göstericilerin polislere direndiklerini, sloganlar attıklarını ve taş atarak emniyet güçlerine saldırdıklarını beyan etmiştir. M.A., bu göstericilerin gözaltına alındıklarını, sağlık raporu alınmak üzere hastaneye sevk edildiklerini dolayısıyla herhangi bir insanlık dışı muamelenin kendilerine atfedilemeyeceğini eklemiştir.
20. Diğer iki polis de, M.A.nın ifadesini doğrulamışlardır.
21. Başvuranları muayene eden hekimler, aynı gün alınan ifadelerinde, muayeneler neticesinde sağlık raporu düzenlediklerini beyan etmişlerdir.
22. Savcılık, 13 Haziran 2006 tarihinde, yeterli delil bulunmaması nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Savcılık, dosyadaki delillerin tamamından, yasadışı gösteriye katılan davacıların polislere direndiklerinin ve ilgililerin kanuna uygun olarak meşru güç kullandıklarının görüldüğünü ifade etmiştir.
23. Başvuranlar, 10 Nisan 2008 tarihinde, bu karara itiraz etmişlerdir. Başvuranlar, itirazlarında özellikle yakalanmaları sırasında kendilerine yapılan muamelenin Sözleşmenin 3. maddesine aykırı olduğunu belirtmişlerdir. Başvuranlar, savcılığa verdikleri ve dosyada bulunan cdlere atıfta bulunmaktadırlar. Diğer taraftan başvuranlar, Adli Tıp raporu alınmamasından şikayet etmektedirler.
24. Van Ağır Ceza Mahkemesi, 6 Haziran 2008 tarihinde, başvuranların itirazlarını reddetmiştir.
25. Bu karar, 21 Temmuz 2008 tarihinde, başvuranlara tebliğ edilmiştir.
C. Taraflarca sunulan görsel-işitsel malzeme
26. Taraflar, söz konusu olaya ilişkin resimler ile video kayıtlar içeren cdler sunmuşlardır.
27. Hükümet tarafından sunulan cdde, Vanda yapılan gösterinin her aşamasının, 1 Şubat 2006 tarihinde gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Ayrıca cdde, göstericiler tarafından uygulanan şiddet (taş atma, polis araçlarına yönelik ve kamu üzerine Vandalizm eylemi) gösterilmektedir. Cddeki bazı kısımlarda, emniyet güçlerinin yürütülen yasadışı gösterinin temsilcilerini ve grubu yasadışı sloganlar atmalarına izin verilmesinin yasak olduğu hususunda ikna etmeye çalıştıkları tespit edilmektedir. Diğer taraftan, cdde başvuranların gösterinin farklı aşamalarına katıldıkları (basın bildirisi ile oturma eylemi) görülmektedir. Ayrıca bazı kısımlarda başvuran Ebinçin, polislere doğru atıp-atmadığı görülmemekle birlikte, elinde taşlar olduğu tespit edilmektedir.
Diğer taraftan, hükümet tarafından sunulan cdde, ROJ-TV kalanında yayınlanan kayıtlara ilişkin bir video da (ROJ. MPG) bulunmaktadır. Bu kayıtların sonunda, özellikle yakalan üç veya dört kişinin yere uzandıkları ve hareketsiz oldukları, üniformalı bu kişilerin silah taşıyan polisler tarafından kuşatıldıkları ve üniformalı veya sivil kıyafetli bazı polislerin bu kişileri darp ettikleri görülmektedir. Kayıt, bu kısımda sonlanmaktadır.
28. Başvuranlarca sunulan cdde ise polislerce bu kişilere müdahale edildiği görülmektedir. Ayrıca, yakalan üç veya dört kişinin yerde uzandıkları ve hareketsiz durdukları, bu kişilerin sivil ve silah taşıyan polisler tarafından kuşatıldıkları, üniformalı bazı polislerin kişilerin yüzlerine ve bazı değişik yerlerine tekme attıkları tespit edilmektedir. Özellikle, polisler arasındaki sivil kıyafetli kişilerin göstericilere tekme attıkları, hareketsiz duran bir kişinin ise başına tekme isabet etmemesi için korunmaya çalıştığı ve talkie-walkiesi bulunan sivil kıyafetli bir polisin diğer sivil polisleri durdurmaya çalıştığı açıkça tespit edilmektedir. Hareketsiz duran kişilerin, yüzlerini kapatarak tekmelerden korunmaya çalışmaları nedeniyle kimliklerini teşhis etmek mümkün değildir. Ardından, olayları kayda alan bir kameraman bölgeden uzaklaştırılmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMENİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
29. Başvuranlar, yakalanmaları sırasında polisler tarafından şiddete maruz kaldıklarını ve yetkililerin etkin bir soruşturma yürütme yükümlülüklerini yerine getirmediklerini iddia etmektedirler. Başvuranlar aşağıda belirtildiği gibi Sözleşmenin 3. maddesini ileri sürmektedirler.
Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.
30. Hükümet, bu iddiayı kabul etmemektedir.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
31. Başvurunun, Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi bağlamında, açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle örtüşmediğini tespit eden AİHM, bu başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
B. Esas hakkında
32. Yasadışı örgüt üyesi olmadıklarını belirten başvuranlar, aralarında bulundukları göstericilerin basın açıklaması yapma haklarını kullanmak istediklerini ifade etmektedirler. Başvuranlar, emniyet güçlerinin göstericileri önlediklerini ve bu durumu protesto etmek için oturma eylemi düzenlediklerini eklemektedirler. Kendileri tarafından sunulan cdye atıfta bulunarak, emniyet güçleri tarafından yerde hareketsiz bırakıldıkları ve kendilerine tekme atıldığını ileri sürmektedirler Bu bağlamda başvuranlar, Hükümet tarafından sunulan cdde Hükümetin, polislerce uygulanan şiddet kısımlarını sansürlediğini beyan etmişlerdir.
33. Hükümet, bu iddiayı kabul etmemektedir. Hükümet kendilerince sunulan cdye atıfta bulunarak kayıtların göstericiler tarafından uygulanan şiddeti gösterdiğini belirtmektedir (taş atma, polis araçlarına yönelik ve kamu üzerine vandalizm eylemi). Hükümet, bu cdde emniyet güçlerince yasadışı gösteri temsilcilerinin ve grubun yasadışı sloganlara izin verilmesinin yasak olduğuna ikna etmeye çalıştıklarının gösterildiğini eklemektedir. Ayrıca Hükümet, kayıtlarda başvuranların gösterinin farklı aşamalarına ve basın açıklaması ile oturma eylemine katıldıklarının görüldüğünü eklemektedir. Ayrıca Hükümet, kayıtların bazı kısımlarında başvuran Ebinçin polislere yönelik taş attığını beyan etmektedir. Bu bağlamda Hükümet, başvuranların yalnızca yaya oldukları ve söz konusu yasadışı bir gösteriyle ilgilerinin bulunmadığı iddialarını reddetmektedir.
34. Diğer taraftan Hükümet, başvuranların yakalanmaları sırasında polisler tarafından kullanılan şiddetin, ilgililerin vücutlarında teşhis edilen yara izlerinin kökenini açıkladığını savunmaktadır. Özellikle, on polis tarafından şiddetli tekmelere maruz kalınması halinde, söz konusu sağlık raporlarda belirtilenlerin dışında daha ciddi izler bulunabileceği kanaatindedir. Hükümet, yakalanan göstericilerin emniyet güçlerinin aracına götürülmelerine ilişkin video kayıtlarında, yakalanma sırasında polisin aşırı güç kullanmadığını değerlendirmekte ve bu kayıtlarda bu göstericilerin yere kapaklanmadıklarını veya hakarete uğramadıklarını beyan etmektedir.
35. AİHM, Sözleşmenin 3. maddesinin demokratik toplumların temel değerlerinden birini öngördüğünü hatırlatmaktadır. Bu maddede, Sözleşmenin 15. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, 1. ile 4. Nolu Ek Protokoller ve Sözleşmenin normatif hükümlerinin birçoğuyla tezat olmasıyla ilgili olarak, bir kısıtlama öngörülmemekte ve bir ulusun hayatını tehdit ederek kamunun tehlikede olması durumda dahi, herhangi bir izin verilmemektedir (Selmouni / Fransa (BD), no. 25803/94, § 95, AİHM 1999-V).
36. AİHM, dosya kapsamına göre iddia edilen kötü muamelenin başvuranları engellemek amacıyla, gösteri çerçevesinde, uygulandığını dikkate almaktadır. AİHM, ilgililerin yerde hareketsiz dururken emniyet güçleri tarafından darp edildiklerini ve özellikle tekmelendiklerini belirttiklerini gözlemlemektedir.
37. AİHM, olayların ertesi gününde 2 Şubat 2006 tarihinde, başvuranlarla ilgili olarak, sağlık raporlarının düzenlendiğini, başvuran Ebinçde bir cmlik kesik, dudağının sol tarafında bir ekimoz ile 2x5 cmlik bir ödem, sağ dizinde bir hepiremi görüldüğünü tespit etmektedir. Diğer taraftan, sol kalçanın arka tarafında bir şişlik teşhis edilmektedir. Aynı şekilde, raporlarda başvuran Kaçakın alın ve bacağında bir ekimoz tespit edilmektedir (yukarıdaki 14. 15. paragraflar). Ayrıca AİHM, başvuranların ek bir Adli Tıp raporu alınmasını talep ettiklerini gözlemlemektedir. Ancak, bu talebe herhangi bir yanıt verilmemiştir. Yukarıda belirtilenler ışığında, AİHM başvuranlara uygulanan muamelenin Sözleşmenin 3. maddesinde öngörülen asgari ağırlık eşiğinin aşıldığı sonucuna varmıştır ancak bu duruma kimse tarafından itiraz edilmemektedir.
38. Esasen Hükümet, emniyet güçleri tarafından uygulanan muameleler sonucu oluştuğu belirtilen başvuranların bedenlerinde bulunan yara izlerinin varlığına itiraz etmemektedir. Dolayısıyla Hükümet, sanıkların, emniyet güçlerine saldırmaları nedeniyle, göstericilerin engellenmesi için meşru bir gücün kullanımının gerektiğini savunarak yara izlerinin bu nedenle meydana geldiği kanaatindedir.
39. AİHM, olaylara ilişkin taraflarca sunulan video kayıtlarını incelemiştir (yukarıdaki 26.-28. paragraflar). AİHM, bu kayıtların gerçekliğinden şüphe edilmediğini dikkate almaktadır. Dolayısıyla AİHM, kayıtlarda basın açıklaması ile oturma eyleminin ardından, bazı kişilerin emniyet güçlerine taş attıklarını gözlemlemektedir. Ancak AİHM, mevcut başvuru konusunun, olaylarla ilgi olmayıp polisler tarafından bu kişilerin yere kapaklanması ve darp edilmeleri iddiasıyla ilgili olduğunu tespit etmektedir. Ayrıca AİHM, başvuranların birinin emniyet güçlerine taş atmasına yönelik ağır şüphelerin bulunmasının ve hareketsiz kalmasından sonra ilgiliye polislerce şiddet uygulamasının ispatlanmayacağını gözlemlemektedir. Diğer taraftan AİHM, yakalama tutanağı (yukarıdaki 8. paragraf) ile Hükümetin iddiasının aksine, başvuran Ebinç in polislere taş atmadığını ancak diğer başvuran Kaçakın polislere taş attığını ve olayın faili olduğunu ve dosyadaki unsurlara göre, ilgilinin bu tür bir eylemden hiçbir şekilde endişe duymadığını tespit etmektedir.
40. AİHM, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda savcılığın, başvuranların yasadışı bir gösteriye katıldıklarını tespit etmekle yetindiğini, polislere direndiklerinin belirtilerek, polisler tarafından kanuna uygun olarak meşru güç kullandıklarını tespit etmektedir (yukarıdaki 22. paragraf). AİHM için, başvuranların gösteriye aktif olarak katılıp-katılmadıklarını ayrıca öğrenme konusunda bu tür bir yaklaşımın, ilgililerin yere kapaklanıp engellendikten sonra - darp edilmeleri yani şiddete maruz kalmaları iddiasına karşı - açıkça yetersiz olduğu görülmektedir (yukarıda 17. paragraf). AİHM, bu şikayetin, görsel-işitsel delillere dayandırılmasına rağmen, yani söz konusu olayla ilişkin cddeki kayıtların savcılığın dikkatini çekmediğini dikkate almaktadır.
41. Ayrıca AİHM, Hükümetin iddiasının aksine, ilgililerin bedenlerinde tespit edilen yaraların, vücutlarının bazı bölgeleri ile yüzlerine isabet eden tekmelerin etkisiyle uyumlu olarak değerlendirilmeyeceğini gözlemlemektedir. AİHM, başvuran Ebinçin bacakları ile yüzünde ekimoz ve yara izlerinin ve başvuran Kaçakta ise alın ve bacağının birinde ekimoz bulunduğunu dikkate almaktadır. Şüphesiz, başvuranların engellenmelerinin ardından düzenlenen tutanağa göre, bu ilgililer güç kullanılarak yakalanmışlardır (yukarıdaki 8. paragraf). Ancak, kullanılan gücün önemi ile niteliği hakkında soruşturma dosyasının eksikliği dikkate alınarak, Hükümet, bu yaraların kökeni üzerine makul bir açıklama getirmiş gibi değerlendirilmeyecektir. Diğer taraftan AİHM, Hükümetin polisleri gösteren video kayıtlarında görülen ve daha önce savcılık önünde polis oldukları belirtilmelerine rağmen, engellenen kişilerin yüzlerine ve vücutlarının farklı bölgelerine tekme atan sivil kıyafetli polis kişilerin olduklarına veya olmadıklarına dair herhangi bir yorum yapmadığını gözlemlemektedir (yukarıdaki 28. paragraf). Halbuki AİHM, mağdurlar ile saldırganların kimlikleri tespit edilmesi amacıyla, gerekli araştırmaların yapılmasının Hükümetin sorumluluğunda olduğu kanaatindedir. Aynı şekilde AİHM, Hükümetin video kayıtlarında görünen kişilerin başvuranlar olduğuna ilişkin herhangi bir itirazda bulunmadığını da dikkate almaktadır. Sonuç olarak, Hükümetin başvuranların iddialarının aksini ispatlayacak herhangi bir delil sunmaması nedeniyle, AİHM bu iddiayı kabul etmekte ve dolayısıyla bu göstericiler arasında bulunan ilgililerin polislerce uygulanan şiddet mağdurları olarak kayıtlarda görüldüğünü değerlendirmektedir (bk., mutadis mutandis, Abdullah Yaşa ve diğerleri/ Türkiye, no. 44827/08, § 48, 16 Temmuz 2013).
42. Ayrıca AİHM, bir kişinin özgürlüğünden mahrum bırakılması veya daha genel olarak eylemleriyle gerekli olmamasına rağmen, kendisine emniyet güçlerince uygulanan fiziki gücün bulunması halinde, bu şiddetin insan onuru zedeleyici olduğu ve genellikle Sözleşmenin 3. maddesi tarafından güvence altına alınan hak ihlali teşkil ettiğini hatırlatmaktadır (Tekin / Türkiye, 9 Haziran 1998, §§ 52-53, Hüküm ve Karar Derlemesi 1998-IV ve Ivan Stoyanov Vasilev / Bulgaristan, no. 7963/05, § 63, 4 Haziran 2013).
43. AİHM, somut olayda da benzer bir durumun söz konusu olduğunu değerlendirmektedir. AİHM, başvuranlar tarafından sunulan video kayıtlarından, bu kişilerin kamu düzeni için gerek taşkınlık gerekse polisler için herhangi bir tehlike oluşturmamak amacıyla, yerde hareketsiz kalmalarına rağmen, polislerce darp edildiklerini dikkate almaktadır. Özellikle AİHM, mevcut davada olduğu gibi kişinin zaten yerde hareketsiz durması ve polisin kontrolü altında olmasına rağmen, güç uygulanılmasına ilişkin herhangi bir açıklayıcı neden bulunmadığının altını çizmektedir. Sonuç olarak, değerlendirmesine sunulan unsurların tümüne bakan AİHM, başvuranların, polis memurlarının kontrolü altındayken yaralanmaları ve bu polislerce kötü muamelelere maruz kalmalarından başka herhangi bir neden olmaması nedeniyle Hükümetin savunmasının yeterli olmadığı sonucuna varmıştır.
44. Dolayısıyla, Sözleşmenin 3. maddesi esas yönünden ihlal edilmiştir.
45. AİHM, soruşturmanın etkin olmadığına ilişkin şikayet hakkında öncesinde altını çizdiği gibi (yukarıdaki 40. paragraf), savcılığın ilgililerin darp edildikleri iddiası üzerine herhangi bir soruşturma işlemi gerçekleştirmediğini gözlemlemektedir. Savcılık, gerek başvuranlar tarafından sunulan video kayıtları, gerekse engellenen ve yerde hareketsiz duran kişilere tekme atan diğer failler ile polislerin kimlikleri tespit edilmesi bakımından, derin bir soruşturma başlatılmamasından endişe duymamıştır.
46. Bu bağlamda AİHM, başvuranların savunulabilir iddiaları hakkında etkin resmi bir soruşturmanın öneminin daima altını çizmiştir. Temel önemi olmasına rağmen, durumun böyle gitmemesi halinde, aşağılayıcı veya insanlık dışı muamelenin veya ceza ile işkencenin genel yasal yasağın uygulamada etkisiz kalabilmekte ve bazı durumlarda ceza alamaz niteliği bulunan devlet memurlarının gözetimine verilen kişilerin haklarının çiğnenmesi mümkün olmaktadır (Labita / İtalya (BD), no. 26772/95, § 131, AİHM 2000-Iv).
47. Yukarıda belirtilenler ışığında, ayrıca AİHM Sözleşmenin 3. maddesinin usul yönünden ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
II. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
48. Sözleşmenin 41. maddesi uyarınca,
Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarım ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.
49. Başvuranların her biri, maruz kalmış olduklarını belirttikleri manevi zarar olarak 25 000 Avro (EUR) talep etmektedirler. Aynı şekilde başvuranlar, AİHM ile yerel mahkemeler önünde yapılan masraf ve giderler için 5110 Türk Lirası (yani yaklaşık olarak 2 325 EUR) talep etmektedirler. İspat olarak başvuranlar, belgelerin çevirisiyle ilgili olarak bir makbuz ile masraflara ait hesap belgesi ve avukatlık hizmet sözleşmesini sunmaktadırlar.
50. Bu konuda AİHM içtihadına atıfta bulunarak Hükümet, başvuranların talep ettiği meblağların aşırı olduğu kanaatindedir.
51. Sahip olduğu unsurlara dayanarak AİHM, usuli ile esas yönünden Sözleşmenin 3. maddesinin ihlalinin, başvuranları sıkıntılı ve hayal kırıklığı yaratan bir duruma koyarak manevi zarara yol açtığı kanaatindedir. Hakkaniyete uygun olarak bu bağlamda AİHM, başvuranların her birine 7.500 EUR ödenmesine karar vermiştir. Masraf ve giderlerle ilgili olarak, AİHM başvuranların talep ettikleri meblağın uygun olduğuna ve kendilerine tam olarak 2.325 EUR ödenmesine karar vermiştir.
52. AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermiştir.
BU GEREKÇELERLE, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna,
2. Esas yönünden Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Usul yönünden Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edildiğine;
4. a) Sözleşmenin 44 § 2. maddesine uygun olarak; davalı devletin başvuranlara kararın kesinleştiği tarihten başlamak üzere üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere aşağıdaki miktarları ödemekle yükümlü olduğuna:
i. Manevi zarar olarak, her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere başvuranların her birine 7 500 EUR (yedi bin beş yüz avro) ödenmesine,
ii. Masraf ve giderler için her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, başvuranlara 2 325 EUR (iki bin üç yüz yirmi beş avro) ödenmesine,
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten başlayarak, ödemenin yapıldığı tarihe kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Geri kalan kısım için adil tazmin talebin reddine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş; Sözleşmenin 77 §§ 2. ve 3. maddesi uyarınca 7 Ocak 2014 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy