(AİHS m. 3, 4, 5, 6, 29, 34, 35, 41) (2709 S. K. m. 43) (765 S. K. m. 102, 104) (2845 S. K. m. 5) (ÖCALAN - TÜRKİYE DAVASI) (BATI VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (CİĞERHUN ÖNER - TÜRKİYE DAVASI) (İNCAL - TÜRKİYE DAVASI) (BAYRAM VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (PÜTÜN - TÜRKİYE DAVASI) (ÜMMÜHAN KAPLAN DAVASI - TÜRKİYE DAVASI) (MÜDÜR TURGUT VE DİĞERLERİ V. - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 714/08)
KARAR
STRAZBURG
18 Şubat 2014
İşbu karar Sözleşmenin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Batmaz / Türkiye davasında,
Başkan,
Guido Raimondi,
Yargıçlar,
Işıl Karakaş,
Dragoljub Popovic,
Andras Sajö,
Neboja Vucinic,
Helen Keller,
Egidijus Küris,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismithin katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm) heyeti 28 Ocak 2014 tarihinde yapılan müzakere sonrasında, anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (714/08 nolu) davanın temelinde, Türk vatandaşı Selman Batmaz'ın (başvuran) 28 Eylül 2007 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru bulunmaktadır.
2. Adli yardım hizmetinden yararlanan başvuran, İstanbulda görev yapan Avukat E. Aslaner tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (Hükümet) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru 8 Mart 2012 tarihinde Hükümete bildirilmiştir. Ayrıca, Sözleşmenin 29. maddesinin 1. fıkrası hükümlerince, Dairenin davanın kabul edilebilirliği ve esası hakkında birlikte karar vereceği bildirilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran 1961 yılı doğumlu olup, Kölnde ikamet etmektedir.
5. Başvuran 12 Ekim 1992 tarihinde, PKKya (Kürdistan İşçi Partisi, yasadışı silahlı örgüt) yardım ve yataklık yaptığı ve gemi yaktığı şüphesiyle gözaltına alınmıştır.
6. İstanbul Adli Tıp Kurumu tarafından 27 Ekim 1992 tarihinde, aralarında başvuranın da bulunduğu yedi kişi hakkında düzenlenen ortak sağlık raporunda, başvuranın sağ kolunu hareket ettirdiğinde ağrı hissettiği, haricen darp ve yara izi bulunmadığı belirtilmiştir.
7. Başvuran aynı gün, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (Devlet Güvenlik Mahkemesi) huzuruna çıkarılmıştır. Mahkeme, başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.
8. Eyüp Adli Tıp Kurumu (İstanbul) tarafından düzenlenen 4 Kasım 1992 tarihli sağlık raporunda bilhassa, sağ dirsekte 2x2 cmlik ekimoz, sağ kolda kuvvet kaybı, koltuk altlarında ağrı ve sarımsı renkte ekimozlar, sol omuz dış yanda 1x3 cmlik kabuksuz ekimoz, sağ kolda dirsek bölümünde 3x5 cmlik kahverengi renkte ekimoz, sağ dirsekte şişlikler, sağ kolda ekimoz, sağ kolda omuz hizasında ileri derecede ağrı, sol el 4. ve 5. parmaklarda ağrı ve karıncalanma hissi ile sol uylukta 1x3 cmlik ekimozun mevcut olduğu belirtilmiştir. Bu sağlık raporunda, söz konusu şahısla ilgili olarak on gün iş göremezlik kararı verilmiştir.
9. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı (Cumhuriyet savcısı) 10 Kasım 1992 tarihli iddianame ile aralarında başvuranın da yer aldığı çok sayıda kişi hakkında, söz konusu yasadışı örgüte yardım ve yataklık yaptıkları ve gemi yaktıkları gerekçesiyle ceza davası açmıştır.
10. Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranın savunmasını dinlemiştir. Başvuran 15 Ocak 1993 tarihli duruşmada, gözaltında kaldığı süre boyunca işkence gördüğünü ifade etmiştir. Bu işkence iddiaları, aynı gün, Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından yetkili savcılığa bildirilmiştir.
11. Başvuran, 30 Mart, 15 Haziran ve 20 Temmuz 1993 tarihli duruşmalar sırasında işkence iddialarını yinelemiştir. Dava dosyasında bulunan dosyaların içeriğinden, başvuranın bu beyanlarıyla ilgili olarak herhangi bir soruşturma yürütülmediği sonucuna varılmaktadır.
12. Devlet Güvenlik Mahkemesi 28 Kasım 1997 tarihinde başvuranın tutuksuz olarak yargılanmak üzere serbest bırakılmasına karar vermiştir.
13. Başvuran belirtilmeyen bir tarihte Almanyada siyasi mülteci statüsü almıştır.
14. Türkiye Büyük Millet Meclisi 18 Haziran 1998 tarihinde Anayasanın 43. maddesinde değişiklik yaparak Devlet Güvenlik Mahkemeleri bünyesinden askeri hakimleri çıkarmıştır. Devlet Güvenlik Mahkemeleri Hakkında Kanunla ilgili olarak 22 Haziran 1999 tarihinde yapılan mevzuat değişikliklerinin ardından, başvuranın davasının görüldüğü Devlet Güvenlik Mahkemesi bünyesinde yer alan askeri hakim sivil hakimle değiştirilmiştir.
15. Devlet Güvenlik Mahkemesi 11 Nisan 2003 tarihli kararla, başvuranı gemi yangını suçundan beraat ettirmiş; buna karşın, yukarıda anılan yasadışı örgüte üye olma suçundan on iki yıl altı ay hapis cezasına mahkûm etmiştir.
16. Yargıtay 7 Haziran 2004 tarihli kararla, başvuranın -ve diğer suç ortaklarının- ifadesinin, gözaltında bulunduğu sırada, baskı ve işkence altında alındığını iddia etmesi nedeniyle bu kararı bozmuştur. Yargıtay, davanın esasına bakan mahkemeden bu iddiaların incelenmesini talep etmiştir.
17. Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kaldırılmasını öngören 5190 sayılı Kanun 16 Haziran 2004 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu nedenle, başvuran hakkında yürütülen ceza davası İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesine (Ağır Ceza Mahkemesi) iletilmiştir.
18. Ağır Ceza Mahkemesi 18 Eylül 2012 tarihli kararıyla, Eski Ceza Kanununun 102. maddesinin 3. fıkrası ile 104. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen zaman aşımı süresinin sona erdiğini belirterek davanın düştüğünü açıklamıştır. Başvuran bu karara karşı temyiz başvurusunda bulunmamış; karar 26 Eylül 2012 tarihinde kesinlik kazanmıştır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK KURALLARI VE UYGULAMASI
19. Olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan ilgili iç hukuk kuralları ve uygulaması özellikle Öcalan / Türkiye ((BD), No. 46221/99, p. 52-60, AİHM 2005-IV), Batı ve diğerleri / Türkiye (No. 33097/96 ve 57834/00, p. 96-100, AİHM 2004-IV) ve Ciğerhun Öner / Türkiye (no. 2) (No. 2858/07, p. 67-72, 23 Kasım 2010) davalarında yer almaktadır.
20. 4390 sayılı Kanunun 22 Haziran 1999 tarihinde yürürlüğe girmesinden önce, 2845 sayılı Kanunun 5. maddesinde Devlet Güvenlik Mahkemeleri bünyesindeki üç hakimden birinin askeri hakim olması öngörülmekteydi (bu dönemde yürürlükte olan mevzuat için, bk. Incal / Türkiye, 9 Haziran 1998, p. 26-29, Karar ve Hüküm Derlemeleri 1998-IV). 4390 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra, söz konusu mahkemeler bünyesinde artık herhangi bir askeri hakim yer almamıştır ve bu mahkemeler, 16 Haziran 2004 tarihli 5190 sayılı Kanunla kaldırılmıştır (Ümit Işık / Türkiye, No. 10317/03, p. 39, 16 Mart 2010).
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMENİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
21. Başvuran, gözaltında bulunduğu sırada polisler tarafından işkence gördüğünden şikayet etmektedir. Başvuran ayrıca, bu polis memurları hakkında herhangi bir ceza davası açılmadığını iddia etmekte ve Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Sözleşmenin 3. maddesi şu şekildedir:
Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.
22. Hükümet, başvuranın Sözleşmenin 3. maddesi bağlamındaki şikayetlerinin, altı aylık süre kuralına riayet edilmemesi nedeniyle reddedilmesi gerektiğini ileri sürmektedir.
23. Başvuran, Hükümetin iddiasına karşı çıkmaktadır.
24. Mahkeme öncelikle, altı ay kuralının, hukuk güvenliğinin sağlanmasını ve Sözleşme bakımından ihtilaf konusu davaların makul süre içinde incelenmesini amaçladığını hatırlatmaktadır. Bu kural, ayrıca, yetkililer ile diğer ilgili kişileri uzun süre belirsizlik içinde kalmaktan korumayı da amaçlamaktadır.
25. Mahkeme ayrıca, başvuru yolu bulunmaması ya da mevcut olan başvuru yollarının etkin olmaması halinde Sözleşmenin 35. maddesinin 1. fıkrasında belirtilen altı aylık sürenin, kural olarak, ihtilaf konusu olay tarihinde başladığını hatırlatmaktadır (Bayram ve Yıldırım / Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 38587/97, AİHM 2002-III).
26. Bununla birlikte, bir başvuran görünüşe göre var olan bir iç hukuk yolunu kullandığında veya kullanmayı istediğinde, ancak daha sonra bu yolları etkisiz kılan koşulların var olduğunu farkına vardığında bir takım özel değerlendirmeler dikkate alınabilir. Böyle bir durumda, altı aylık sürenin başlangıç tarihi olarak, başvuranın bu durumu ilk defa öğrendiği veya öğrenmesi gereken tarihi kabul etmek uygun olacaktır (Echvards / Birleşik Krallık (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 46477/99, 7 Haziran 2001).
27. Somut olayda, Mahkeme, 15 Ocak, 30 Mart, 15 Haziran ve 20 Temmuz 1993 tarihli duruşmalarda, gözaltında bulunduğu sırada işkenceye maruz kaldığını ifade etmiştir. Mahkeme ayrıca, 15 Ocak 1993 tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemesinin bu işkence iddialarını Savcılığa ilettiğini tespit etmektedir. Mahkeme aynı zamanda, Yargıtayın 7 Haziran 2004 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesince verilen kararı bozduğunu ve Devlet Güvenlik Mahkemesinden, başvuranın baskı ve işkence altında ifade verdiğine dair iddialarının aydınlığa kavuşturulmasını talep ettiğini kaydetmektedir. Dava dosyasında yer alan unsurlardan, bu konuda savcılık tarafından herhangi bir ceza soruşturması yürütülmediği sonucuna varılmaktadır.
28. Mahkeme, bu durumda, başvuranın Mahkemeye başvurmadan çok daha önce, herhangi bir etkin ceza soruşturması yürütülmediğini bilmesi gerektiği kanısındadır. Şayet ilgili şahıs bunun farkında değilse, Mahkeme bu durumun, ilgilinin ihmalkarlığından kaynaklandığı kanaatindedir. Mahkeme ayrıca, başvuranın, Sözleşmenin 35. maddesinin 1. maddesinde öngörülen süreye riayet etmesine engel olan özel koşulların var olduğunu göstermeye elverişli herhangi bir unsur sunmadığını kaydetmektedir.
29. Mahkeme, bundan dolayı, başvurunun bu kısmının süresi dışında sunulduğunu ve Sözleşmenin 35. maddesinin 3. ve 4. fıkraları bağlamında kabul edilemez olduğunu tespit etmektedir.
II. SÖZLEŞMENİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
30. Başvuran, Sözleşmenin 5. maddesine dayanarak, aynı zamanda tutukluluk süresinden de şikayet etmektedir.
31. Hükümet, bu şikayet hakkında görüş bildirmemektedir.
32. Mahkeme, somut olayda, başvuranın tutukluluk süresinin 28 Kasım 1997 tarihinde, yani mevcut başvurunun yapıldığı tarih itibariyle altı aylık sürenin çok öncesinde sona erdiğini tespit etmektedir.
33. Dolayısıyla, bu şikayet geç sunulmuş olup, Sözleşmenin 35. maddesinin 1. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
III. SÖZLEŞMENIN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
34. Başvuran, davasının görüldüğü Devlet Güvenlik Mahkemesinin bünyesinde askeri bir hakim bulunduğu gerekçesiyle tarafsız ve bağımsız olmadığını iddia etmektedir. Başvuran aynı zamanda, Cumhuriyet savcısının, duruşmalar sırasında, savunma avukatının bulunduğu yere kıyasla yüksek bir kürsüde oturması ve müzakereler sırasında bulunduğu gerekçesiyle silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğinden de şikayet etmektedir. Başvuran ayrıca, Cumhuriyet savcısının, duruşma salonunun giriş ve çıkışında kürsü hakimi ile aynı kapıyı kullandığını ve kararın açıklandığı sırada, savunma avukatının ayakta durduğu esnada, savcının, sanki karar verecekmiş gibi, oturur durumda olduğunu belirtmiştir.
35. Hükümet, başvuranın iddialarıyla ilgili olarak herhangi bir yorum yapmamaktadır.
36. Mahkeme, Sözleşmenin 6. maddesi ile amaçlanan sonuç -yani adil yargılanma- ilkesi dikkate alındığında, ceza soruşturması yürütülmemesinin bu hüküm kapsamında (ö.madde) ileri sürülen ihlallerinin telafisini teşkil eden bir tedbir olarak görülmesi/yorumlanması gerektiği kanısındadır (Pütün / Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 31734/96, 18 Kasım 2004). Dolayısıyla başvuran, Sözleşmenin 34. maddesinin gerektirdiği üzere, Sözleşmenin 6. maddesiyle güvence altına alınan haklarının ihlal edilmesi nedeniyle mağdur olduğunu artık iddia edemez.
37. Başvurunun bu kısmı Sözleşmenin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
IV. CEZA DAVASININ SÜRESİ NEDENİYLE SÖZLEŞMENİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
38. Başvuran, yargılama süresinin Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasında öngörülen makul süre ilkesini ihlal ettiğini iddia etmektedir. Bu madde şu şekildedir:
Herkes, (
) cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan (
) bir mahkeme tarafından (
) davasının makul bir süre içinde (
) görülmesini istemek hakkına sahiptir.
39. Hükümet, Mahkemenin konuyla ilgili içtihadını hatırlattıktan sonra, değerlendirmesini Mahkemenin takdirine bıraktığını açıklamaktadır.
A. Kabul edilebilirlik hakkında
40. Mahkeme, Ümmühan Kaplan / Türkiye (No. 24240/07, 20 Mart 2012) davasında pilot karar usulünün uygulanmasının ardından Türkiyede tazminata yönelik yeni bir hukuk yolu düzenlendiğine dikkat çekmektedir. Mahkeme, Turgut ve Diğerleri / Türkiye (No. 4860/09, 26 Mart 2013) kararında başvuranların iç hukuk yollarını, bu durumda yeni hukuk yolunu tüketmemiş olmaları nedeniyle yeni bir başvurunun kabul edilemez olduğuna karar verdiğini hatırlatmaktadır. Mahkeme, bu şekilde karar verirken bilhassa yargılamanın uzunluğuna ilişkin şikayetler hususunda, bu yeni hukuk yolunun a priori (her şeyden önce) erişilebilir olduğuna ve tazminat anlamında makul bakış açıları sunabileceğine kanaat getirmiştir.
41. Mahkeme benzer şekilde, Ümmühan Kaplan (yukarıda anılan, p.77) pilot kararında da, özellikle Hükümete daha önce tebliğ edilmiş olan bu tür başvuruların incelemesini normal usul yoluyla sürdürebileceğini belirtmiş olduğunu hatırlatmaktadır. Mahkeme ayrıca, Hükümetin mevcut davada bu yeni hukuk yoluna ilişkin itirazda bulunmamış olduğunu kaydetmektedir.
42. Yukarıdaki açıklamalar ışığında, Mahkeme mevcut başvurunun incelemesini sürdürmeye karar vermektedir. Mahkeme, bununla birlikte, bu davada ulaşılan mevcut sonucun, AİHMe bildirilen diğer başvurular çerçevesinde Hükümet kanadınca yapılan buna benzer muhtemel bir itirazın incelenmesine herhangi bir zarar vermeyeceğini hatırlatmaktadır.
Ancak Mahkeme, bu sonucun, gönderilen diğer başvurular bakımından Hükümet tarafından muhtemelen ileri sürülebilecek böyle bir itirazın incelenmeyeceği anlamına gelmediğini hatırlatmaktadır.
43. Bu şikayetin, Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve ayrıca başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit eden Mahkeme, söz konusu şikayetin kabul edilebilir olduğunu açıklamaktadır.
B. Esas hakkında
44. Mahkeme, dikkate alınacak sürenin 12 Ekim 1992 tarihinde başladığını ve 18 Eylül 2012 tarihinde sonar erdiğini, dolayısıyla iki dereceli mahkemede yaklaşık on dokuz yıl on bir ay sürdüğünü kaydetmektedir.
45. AİHM, bir yargılama süresinin makul niteliğinin, davanın konusuna ve Mahkemenin içtihadında yer alan kriterlere, özellikle de davanın karmaşıklığı, başvuranın ve yetkili mercilerin davranışları dikkate alınarak değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (birçok karar arasında bk. Pélissier ve Sassi / Fransa (BD), No. 25444/94, p. 67, AİHM 1999-II).
46. Mahkeme, defalarca somut olaydakine benzer soruları içeren davaları ele almış ve Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğini tespit etmiştir (Ümmühan Kaplan, yukarıda anılan, p. 46).
47. AİHM, sunulan tüm unsurları inceledikten sonra, Hükümetin, mevcut davada farklı bir sonuca ulaşılmasına yol açabilecek herhangi bir olgu ya da iddia sunmadığı kanaatindedir. AİHM, konuyla ilgili içtihadını dikkate alarak, somut olayda yargılama süresinin aşırı uzun olduğunu ve makul süre ilkesine uyulmadığını değerlendirmektedir.
48. Dolayısıyla, Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrası ihlal edilmiştir.
V. SÖZLEŞMENIN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
49. Sözleşmenin 41. maddesi şu şekildedir:
Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyet uygun surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.
A. Tazminat
50. Başvuran, maruz kaldığını ifade ettiği maddi zarar bağlamında 100 000 Avro (EUR), manevi zarar bağlamında 100 000 EUR talep etmektedir.
51. Hükümet, bu iddialara karşı çıkmaktadır.
52. Mahkeme, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında nedensellik bağı görmemekte ve bu talebi reddetmektedir. Buna karşın, Mahkeme, başvurana, manevi tazminat olarak 13 000 EUR ödenmesinin uygun olduğu kanaatindedir.
B. Masraf ve Giderler
53. Başvuran aynı zamanda, ulusal mahkemeler önünde yapmış olduğu masraf ve giderler için 1 023 EUR, AİHM önünde yapmış olduğu masraf ve giderler için ise 1 557 EUR talep etmektedir. Kanıtlayıcı belge olarak, Türkiye Barolar Birliği tarafından düzenlenen avukatlık asgari ücret tarifesini sunmaktadır.
54. Hükümet, bu talebe itiraz etmektedir.
55. Mahkemenin içtihadı uyarınca bir başvuranın yapmış olduğu masraf ve giderlerin, bu miktarların gerçek, zorunlu ve makul oranda olması halinde geri ödenebilir. AİHM, somut olaya ilişkin elinde bulunan belgeleri ve içtihadını göz önünde bulundurarak, masraf ve harcamalara ilişkin talebi reddetmektedir.
C. Gecikme Faizleri
56. AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranın uygun olduğu sonucuna varmaktadır.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Ceza yargılamasının süresi ile ilgili olarak Sözleşmenin 6. Maddesi bağlamında yapılan şikayetin kabul edilebilir, başvurunun geri kalan kısmının ise kabul edilemez olduğuna;
2. Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine;
3. a) Sözleşmenin 44 § 2. maddesine uygun olarak; davalı Devletin başvurana kararın kesinleştiği tarihten başlamak üzere üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 13 000 EUR (on üç bin Avro) ödemekle yükümlü olduğuna;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten başlayarak ödemenin yapıldığı tarihe kadar Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş; İçtüzüğün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca 18 Şubat 2014 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy