(AİHS m. 5, 6, 34, 35, 41) (5271 S. K. m. 141, 142) (ŞEFİK DEMİR V. - TÜRKİYE DAVASI) (GÜRCEĞİZ V. - TÜRKİYE DAVASI) (ÇATAL - TÜRKİYE DAVASI) (ÜMMÜHAN KAPLAN DAVASI - TÜRKİYE DAVASI) (MÜDÜR TURGUT VE DİĞERLERİ V. - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru No. 9961/08)
KARAR
STRAZBURG
1 Temmuz 2014
Şekerci/Türkiye Davasında,
Başkan
András Sajó,
Yargıçlar
Helen Keller,
Robert Spano,
ve Daire Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Abel Camposun katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm); komite olarak, 3 Haziran 2014 tarihinde gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (9961/08 No.lu) Davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Radi Şekercinin (« başvuran ») 14 Şubat 2008 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme'nin ("Sözleşme") 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru bulunmaktadır.
1. Başvuran, İstanbulda görev yapan Avukatlar M. Filorinalı ve Y. Filorinalı tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (« Hükümet ») kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
2. Başvurunun, 27 Nisan 2010 tarihinde, kısmen kabul edilemez olduğuna karar verilmiş ve Sözleşmenin 5. ve 6. maddelerine ilişkin şikayetler Hükümete tebliğ edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
3. Başvuran 1978 doğumludur.
4. Başvuranın erkek kardeşine karşı, 26 Temmuz 2005 tarihinde, kasten adam öldürme suçundan kamu davası açılmıştır ve davası İstanbul Çocuk Mahkemesi önünde görülmeye başlamıştır.
5. Başvuran, 15 Aralık 2005 tarihinde, aynı dava çerçevesinde yakalanarak gözaltına alınmış ve 16 Aralık 2005 tarihinde tutuklanmıştır.
6. 25 Ocak 2006 tarihli bir iddianameyle, başvuran hakkında da kasten adam öldürme suçundan bir kamu davası açılmıştır.
7. Ağır Ceza Mahkemesi, 7 Mart 2006 tarihinde düzenlediği ilk duruşmada, başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.
8. Ağır Ceza Mahkemesi, 6 Nisan 2006 tarihinde, başvuranın savunmasını almış ve olayın tanığını dinlemiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, bu duruşma sonunda, başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
9. Ağır Ceza Mahkemesi, 27 Temmuz 2006 tarihinde, olay tutanağını düzenleyen polis memurunu tanık sıfatıyla dinlemiştir ve İstanbul Kriminal Polis Laboratuarının, mağdurun bedeninden çıkartılan mermilerin başvurandan ele geçirilen silahlardan çıkıp çıkmadığının incelenmesi için bilirkişi raporu düzenlemesine karar vermiştir.
10. Ağır Ceza Mahkemesi, 19 Eylül 2006, 2 Kasım 2006, 26 Aralık 2006 ve 22 Mart 2007 tarihlerinde bilirkişi raporunun dosyaya sunulmadığını tespit etmiştir ve bu gerekçeyle duruşmaları ertelemiştir.
11. Bu arada İstanbul Çocuk Mahkemesi, 14 Şubat 2007 tarihli bir kararla, başvuranın erkek kardeşini kasten adam öldürme suçundan on bir yıl, sekiz ay hapis cezasına mahkûm etmiştir.
12. Cumhuriyet savcısı, 17 Temmuz 2007 tarihinde, davanın esası hakkında mütalaasını sunmuştur ve Ağır Ceza Mahkemesi başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
13. Ağır Ceza Mahkemesi, 24 Ocak 2008 tarihli duruşma sırasında, yeniden, başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir. Başvuran, belirtilmeyen bir tarihte, bu karara karşı itirazda bulunmuştur. Ağır Ceza Mahkemesi, Cumhuriyet savcısının görüşünü talep ettikten sonra, 25 Ocak 2008 tarihinde, dosya üzerinden bu itirazın reddine karar vermiştir.
14. Ağır Ceza Mahkemesi, 24 Ocak 2008 tarihinde, Çocuk Mahkemesi tarafından verilen karara karşı yapılan temyiz başvurusunun sonucunu beklemeye (yukarıdaki 12. paragraf) ve başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
15. Ağır Ceza Mahkemesi, Yargıtayın, Çocuk Mahkemesinin kararı hakkında hüküm vermesi beklentisiyle,22 Nisan, 20 Haziran ve 5 Ağustos 2008 tarihli duruşmaların ertelenmesine ve başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
16. Ağır Ceza Mahkemesi, 17 Ekim 2008 tarihli duruşmada, başvuranın erkek kardeşinin temyiz başvurusuna ilişkin bilgi edinmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, Yargıtayın 21 Nisan 2008 tarihinde, usuli eksikliklerin bulunması nedeniyle 14 Şubat 2007 tarihli kararı bozduğunu ve dava dosyasının Çocuk Mahkemesine geri gönderildiğini tespit etmiştir.
17. Başvuran, 12 Kasım 2008 tarihli duruşma sonunda, mevcut delillerin durumu dikkate alınarak tahliye edilmiştir.
18. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 10 Nisan 2009 tarihinde, delil yokluğundan başvuranın beraatına karar vermiştir.
19. Ağır Ceza Mahkemesinin verdiği karar, itiraz edilmemesi nedeniyle 24 Haziran 2009 tarihinde kesinleşmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULANMASI HAKKINDA
20. İlgili iç hukuk ve uygulanması için Altınok/Türkiye Davasına bakınız (No. 31610/08 §§ 28-32, 29 Kasım 2011).
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. HÜKÜMETİN İTİRAZI HAKKINDA
21. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazında bulunmaktadır. Hükümet, başvuranın, zararının karşılanmasını talep etmesi için Ceza Muhakemesi Kanununun 141. ile 142. maddelerinde öngörülen başvuru hakkını kullanması gerektiği kanaatindedir.
22. Başvuran, Hükümetin bu iddiasını kabul etmemektedir.
23. Mahkeme, bu itirazın Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrasına ilişkin şikayetle ilgili olması nedeniyle, Ceza Muhakemesi Kanununun 141. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinde, makul bir süre içerisinde karar verilememesi halinde tutuklu bir kişiye tazminat talebi imkanı öngörüldüğünü hatırlatmaktadır.
24. Mahkeme, Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrası anlamında, tutukluluk halinin, başvuranın 12 Kasım 2008 tarihinde tahliye edilmesiyle sona erdiğini dikkate almaktadır (yukarıdaki 18. paragraf). Verilen beraat kararı, 24 Haziran 2009 tarihinde kesinleşmiştir (yukarıdaki 19-20. paragraflar). Başvuran, bu tarihten itibaren Ceza Muhakemesi Kanununun 141. maddesi gereğince tazminat talep etme imkanı bulmuştur.
25. Mahkeme, söz konusu tazminatın etkinliğiyle ilgili olarak Demir/Türkiye ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 51770/07, §§ 32-34, 15 Kasım 2012) ve Gürceğiz/Türkiye (No. 1045/07, , §§ 19-34, 15 Kasım 2012) davalarındaki bu değerlendirmeler ışığında, başvuranın Ceza Muhakemesi Kanununun 141. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendine dayanarak, tazminat talebi için yerel mahkemelere müracaat etmesi gerektiği kanaatindedir. Ancak başvuranın bu yola müracaat etmediği tespit edilmiştir. Dolayısıyla Mahkeme, Sözleşmenin 35. maddesinin 1. ve 4. fıkraları uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle, Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrasına ilişkin şikayeti reddetmektedir.
26. Mahkeme, Hükümetin itirazının Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrasına ilişkin şikayetle ilgili olması nedeniyle, Ceza Muhakemesi Kanununun 141. maddesinde öngörülen başvuru yolunun, tutukluluğa son verilmesini hedeflemediğini, bu başvuru yolunun esas amacının tazminat ödenmesi olduğunu dikkate almaktadır. Mahkeme, başvuranın tazminat talep etmek için dava açması zorunluluğunun, Sözleşmenin 5. maddesinin 4. paragrafı tarafından sunulan güvencenin niteliğini değiştirebileceği kanaatindedir. Gerçekten de, başvuranın tutukluluğuna itiraz edebilmesi için -Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrası kapsamına giren-etkin bir başvuru yolu bulunmadığından şikayet ettiğini, oysa hükümet tarafından ileri sürülen itirazın haksız tutukluluk nedeniyle tazminat talep etme hakkına ilişkin olduğunu ve dolayısıyla Sözleşmenin 5. maddesinin 5. fıkrası kapsamına girdiğini tespit etmek gerekir. Mahkeme burada, tutukluluğun yasaya aykırı olması halinde, başvuranın tutukluluğunun yasallığı hakkında kısa sürede karar verilmesi ve tahliyesine hükmedilmesi amacıyla bir mahkeme önünde dava açma hakkının, böyle bir tutukluluk karşısında tazminat elde etme hakkından farklılık gösterdiğini hatırlatmaktadır. (Smatana/Çek Cumhuriyeti, No. 18642/04, § 122, 27 Eylül 2007). Dolayısıyla söz konusu başvuru Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrası anlamında etkin bir çözüm olarak değerlendirilemez. Bu sebeple Mahkeme, Hükümetin bu itirazının, söz konusu hükümle ilgili olması nedeniyle reddetmektedir.
27. Son olarak Mahkeme, bu itirazın, Sözleşmenin 5. maddesinin 5. fıkrasıyla ilgili olması nedeniyle, söz konusu şikayetin esasının incelenmesine yakından bağlı konularla ilgili olduğunu dikkate almaktadır. Dolayısıyla Mahkeme, bu itirazın, esasla birlikte incelenmesine karar vermektedir.
II. SÖZLEŞMENİN 5. MADDESİNİN 4. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
28. Başvuran, itiraz yolunun etkin olmamasından şikayet etmekte ve Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrası ile 6. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir. Başvuran, Ağır Ceza Mahkemesinin 25 Ocak 2008 tarihli itirazını, duruşma düzenlemeksizin yalnızca dava dosyasını esas alarak incelemesinden yakınmaktadır. Başvuran, Ağır Ceza Mahkemesinin bu vesileyle Cumhuriyet savcısının görüşünü aldığını ve bu görüşün kendisine veya avukatına tebliğ edilmediğini dolayısıyla söz konusu görüşü yorumlama imkanının bulunmadığını eklemektedir.
29. Hükümet, bu iddiayı kabul etmemektedir.
30. Mahkeme, bu şikayetin Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrası açısından incelenmesinin uygun olduğu kanaatindedir. Bu hüküm, aşağıdaki gibidir:
"4. Yakalama veya tutulma nedeniyle özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, özgürlük kısıtlamasının yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar vermesi ve yasaya aykırı görülmesi halinde, kendisini serbest bırakması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir. "
A. İtirazın İncelenmesi Sırasında Duruşma Düzenlenmemesi
31. Mahkeme, Ağır Ceza Mahkemesinin, 25 Ocak 2008 tarihinde, duruşma yapmaksızın, başvuranın tutukluluk halinin devamına ilişkin verilen 24 Ocak 2008 tarihli duruşmada verilen karara karşı yaptığı itirazı reddettiğini kaydetmektedir. Gerçekten de Ağır Ceza Mahkemesinin itirazı incelediği sırada ilgilinin hakim önüne çıkarılması sadece bir gün önce gerçekleşmişti. (yukarıdaki 14.-15. paragraflar). Dolayısıyla Mahkeme, somut olayın koşullarında, 25 Ocak 2008 tarihinde itirazın incelenmesi sırasında bir duruşma yapılmasının zorunlu olmadığını değerlendirmektedir. Tarafların hiçbirinin itiraz duruşmasında hazır bulunmamaları sebebiyle bu eksikliğin, tek başına silahların eşitliği ve çekişmeli yargılama ilkelerini ihlal etmediğini belirtmek gerekmektedir (Altınok/Türkiye, No. 31610/08, § 55, 29 Kasım 2011 ve Çatal/Türkiye, No. 26808/08, § 41, 17 Nisan 2012).
32. Bu sebepten dolayı, itirazın incelenmesi sırasında duruşma yapılmamasına ilişkin bu şikayet, açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve aynı maddenin 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
B. Cumhuriyet Savcısının Görüşünün Tebliğ Edilmemesi
33. Mahkeme, Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında, bu şikayetin açıkça dayanaktan yoksun olmadığını tespit etmektedir. Mahkeme, diğer taraftan bu şikayetin herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle örtüşmediğini belirlemektedir. Dolayısıyla bu şikayetin kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi uygun olacaktır.
34. Mahkeme, tutukluluğa itiraza ilişkin bir davada çekişmeli yargılama ilkesine uyulması ve tarafların - savcı ve tutuklunun - eşitliğinin sağlanması gerektiğini hatırlamaktadır (Nikolova/Bulgaristan (BD), No. 31195/96, § 58, AİHM 1999-II). Bu gereklilik, ulusal mevzuatta farklı şekillerde yerine getirilebilir fakat ulusal mevzuat tarafından kabul edilen yöntem, karşı tarafın beyan edilen görüşlerden haberdar edilmesini ve bu görüşleri fiili olarak yorumlama imkanını sağlamalıdır. (Lietzow/Almanya, No. 24479/94, § 44, AİHM 2001-I).
35. Somut olayda, 24 Ocak 2008 tarihli karara karşı başvuran tarafından yapılan itirazın incelenmesi sırasında, Ağır Ceza Mahkemesi Cumhuriyet savcısını yazılı görüşlerini sunması için davet etmiştir. Savcı, tahliye talebinin reddine yönelik yazılı görüşlerini söz konusu mahkeme önüne sunmuş, ancak bu görüşler başvurana veya avukatına tebliğ edilmemiştir. Dolayısıyla ilgililer, bu görüşlere cevap verme imkanı bulamamışlardır.
Ağır Ceza Mahkemesi, savcı görüşü yönünde karar vermiştir ve başvuran tarafından yapılan itirazı reddetmiştir.
36. Dolayısıyla Mahkeme, çekişmeli yargılama ilkesi ve taraflar arasındaki eşitlik ilkesine riayet edilmediğini değerlendirerek, iç hukukta öngörülen başvuru mekanizmasının Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrasının gereklerini yerine getirmediği kanaatindedir (yukarıda anılan, Altınok, § 60).
III. SÖZLEŞMENİN 5. MADDESİNİN 5. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
37. Başvuran, iddia ettiği yasaya aykırı tutukluluğu nedeniyle tazminat elde etmek için etkin başvuru yollarının bulunmamasından şikayet etmektedir. Bu bağlamda aşağıda metni yer alan Sözleşmenin 5. maddesinin 5. fıkrasına dayanmaktadır:
"5. Bu madde hükümlerine aykırı bir yakalama veya tutma işleminin mağduru olan herkes tazminat hakkına sahiptir."
38. Mahkeme, Sözleşmenin 5. maddesinin 5. fıkrasında belirtilen tazminat hakkının elde edilebilmesi için, bu hükmün diğer fıkralarından herhangi birinin ihlalinin ulusal bir makam veya Sözleşme kurumları tarafından tespit edilmiş olması gerektiğini hatırlatmaktadır. (N.C./İtalya (BD), No. 24952/94, § 49, AİHM 2002-X). Somut olayda, 5. maddenin 4. fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varan Mahkemenin, başvuranın uğradığı zarar için tazminat elde etme imkanı bulunup bulunmadığını belirlemesi gerekmektedir.
39. Mahkeme, Ceza Muhakemesi Kanununun 141. maddesinde bildirilen bazı sınırlayıcı durumlarda, hakkında önleyici tutukluluk tedbiri kararı verilen kişiye, tazminat talebinde bulunma imkanının öngörüldüğünü tespit etmektedir. Halbuki bu hükmün, olayların meydana geldiği tarihte yürürlükte olduğu halinde belirtilen durumlardan hiçbiri, tutukluluğa itiraz etmek için etkin başvuru yolu bulunmaması nedeniyle maruz kalınan zararın telafisini talep etme imkanı öngörmemektedir.
40. Dolayısıyla Mahkeme, Hükümet tarafından belirtilen tazminat yolunun, Sözleşmenin 5. maddesinin 5. fıkrası anlamında etkin bir başvuru yolu teşkil etmeyeceği kanaatindedir. Sonuç olarak Mahkeme, bu noktada Hükümetin itirazını reddetmektedir ve Sözleşmenin 5. maddesinin 5. fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
IV. SÖZLEŞMENİN 6. MADDESİNİN 1. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
41. Başvuran, davasının makul süre içerisinde görülmediğinden şikayet etmektedir. Bu bağlamda başvuran, Sözleşmenin 6. maddesini ileri sürmektedir. Somut olayda, bu maddenin ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
Herkes, (
) gerek cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla (
) davasının makul bir süre içinde, (
) görülmesini istemek hakkına sahiptir.
42. Hükümet, başvuranın bu iddiasına itiraz etmektedir.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
43. Mahkeme, Ümmühan Kaplan/Türkiye Davasında, pilot karar usulünün uygulanmasının ardından, Türkiyede yeni bir tazminat başvurusu yolunun açıldığına dikkat çekmektedir. (No. 24240/07, 20 Mart 2012). Mahkeme, Turgut ve diğerleri Kararında (No. 4860/09, 26 Mart 2013) başvuranların iç hukuk yollarını, mevcut durumdaki yeni başvuru yolunu, tüketmedikleri gerekçesiyle yeni bir başvurunun kabul edilemez olduğuna karar verdiğini hatırlatmaktadır (No. 4860/09, 26 Mart 2013). Bu sonuca ulaşmak için Mahkeme, özellikle bu yeni başvuru yolunun, ilk bakışta (a priori) erişebilir olduğunu ve makul süre şikayetleri ile ilgili tatmin sağlamaya elverişli makul imkanlar sunduğunu değerlendirmiştir.
44. Ayrıca Mahkeme, Ümmühan Kaplan pilot kararında (anılan karar, § 77) özellikle daha önce Hükümete tebliğ edilen bu türden başvuruların incelenmesini normal usulde sürdürebileceğini belirttiğini hatırlatmaktadır. Ayrıca Mahkeme, Hükümetin mevcut dava çerçevesinde bu yeni başvuru yoluyla ilgili olarak, herhangi bir itiraz ileri sürmediğini de kaydetmektedir. Mahkeme, yukarıda belirtilenler ışığında, mevcut başvurunun incelenmesinin sürdürülmesine karar vermektedir.
45. Mahkeme, Sözleşmenin 6. maddesine ilişkin şikayetin, Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında, açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle örtüşmediğini tespit ederek şikayetin kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
B. Esas Hakkında
46. Mahkeme, değerlendirilmesi gereken süresinin 15 Aralık 2005 tarihinde başladığını ve 10 Nisan 2009 tarihinde sona erdiğini dikkate almaktadır. Sonuç olarak dava tek dereceli bir yargılamada yaklaşık olarak üç yıl, dört ay sürmüştür.
47. Mahkeme, her halükarda yargılama süresinin uzatılmasına sebep olabilecek ve başvurana yüklenebilir herhangi bir unsur tespit etmemektedir.
48. Mahkeme, yerel makamların tutumuyla ilgili olarak, bilirkişi raporunun dosyaya sunulması için yaklaşık olarak yedi ayın gerekli olduğunu ve bu gerekçeyle 19 Eylül 2006, 2 Kasım 2006, 26 Aralık 2006 ve 22 Mart 2007 tarihli duruşmaların ertelendiğini kaydetmektedir. Ayrıca Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın erkek kardeşinin davasında dosyanın tekemmül etmiş olmasına rağmen, bu dosyadaki temyiz başvurusunun sonucunu yaklaşık bir yıl boyunca beklemiştir. Bu gerekçeyle, 24 Ocak 2008, 22 Nisan 2008, 20 Haziran 2008 ve 5 Ağustos 2008 tarihli duruşmalar ertelenmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, 21 Nisan 2008 tarihinde verilen Yargıtay kararından ancak 17 Ekim 2008 tarihli duruşmada haberdar olmuştur.
49. Ayrıca Mahkeme, yargılamanın büyük bir kısmı boyunca başvuranın tutuklu olarak kaldığını gözlemlemekte ve böylesi durumlarda davaya bakmakla yetkili olan mahkemelerin adaletin en kısa sürede tecelli etmesi için itina göstermeleri gerektiğini değerlendirmektedir (bk., Kalachnikov/Rusya, No. 47095/99, § 132, AİHM 2002-VI).
50. Mahkeme, kendisine sunulan bütün unsurları inceledikten sonra, bu konudaki içtihadını dikkate alarak, somut olayda ihtilaf konusu yargılama süresinin aşırı olduğu ve " makul süre " gerekliliğine cevap vermediği kanaatindedir.
51. Dolayısıyla Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrası ihlal edilmiştir.
V. SÖZLEŞME'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
52. Sözleşme'nin 41. maddesi uyarınca,
"Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa,
Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder."
A. MANEVİ TAZMİNAT
53. Başvuran, maruz kalmış olduğu manevi zarar için 15.000 avro (EUR) talep etmektedir.
54. Hükümet, bu miktara itiraz etmektedir.
55. Mahkeme, hakkaniyete uygun olarak, başvurana manevi tazminat olarak 1.500 EUR ödenmesinin uygun olacağı kanaatindedir.
B. MASRAF VE GİDERLER
56. Ayrıca başvuran, Mahkeme önünde yapılan masraf ve giderleri için 5.350 EUR talep etmektedir. Başvuran kanıt olarak, ödediği saat ücretine ilişkin makbuzları sunmuştur.
57. Hükümet, bu miktara itiraz etmektedir.
58. Mahkeme İçtihadına göre, bir başvuranın Mahkeme önünde yaptığı masraf ve giderlerinin doğruluğunu, gerekliliğini ve oranlarının makul niteliğini ispatladığı takdirde, bu masraflar başvurana iade edilebilmektedir.
Somut olayda Mahkeme, kendisine sunulan belgeleri ve içtihatlarını dikkate alarak, başvurana, her türlü masraf ve giderler karşılığında 500 EUR ödenmesinin makul olduğu kanaatindedir ve bu meblağın ödenmesine karar vermiştir.
C. GECİKME FAİZİ
59. AİHM, gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranı uygulamanın uygun olduğu sonucuna varmaktadır.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Sözleşmenin 6. maddesine ve Sözleşmenin 5. maddesinin 4. ve 5. fıkrasına ilişkin şikayetlerle ilgili olarak (savcı görüşünün tebliğ edilmemesi), başvurunun kabul edilebilir olduğuna ve geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna;
2. Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrasının ihlal edildiğine;
3. Sözleşmenin 5. maddesinin 5. fıkrasının ihlal edildiğine;
4. Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine;
5. a) davalı Devletin, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere, aşağıdaki miktarları başvurana ödemekle yükümlü olduğuna;
i) manevi tazminat olarak başvurana ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere 1.500 EUR (bin beş yüz avro);
ii) masraf ve giderler için başvurana, ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere 500 EUR (beş yüz avro) ödenmesine;
b) Söz konusu miktarlara, belirtilen sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
6. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş; İçtüzüğün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca, 1 Temmuz 2014 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy