(AİHS. m. 6, 13, 17, 35) (MÜDÜR TURGUT VE DİĞERLERİ V. - TÜRKİYE DAVASI) (ÜMMÜHAN KAPLAN DAVASI - TÜRKİYE DAVASI) (ŞAMAN - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 13350/09)
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
28 Ocak 2014 tarihinde,
Başkan,
Dragoljub Popovic,
Yargıçlar
Paulo Pinto de Albuquerque,
Helen Keller
ve Yazı İşleri Müdürü Stephen Phillips in katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Dairesi), 13 Şubat 2009 tarihinde yapılan başvuruya ilişkin gerçekleştirilen müzakereler sonrasında, aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
Başvuran Veysi Karaatay, 1982 doğumlu bir Türk vatandaşı olup İstanbulda ikamet etmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Mahkeme) önünde, İstanbulda görev yapan avukat M. Erbil tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın koşulları
Davanın koşullan, taraflarca ibraz edildiği şekilde, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
Başvuran, 10 Aralık 2000 tarihinde PKK (Kürt İşçi Partisi) isimli yasadışı terör örgütüne yardım ve yataklık yapma şüphesi ile yakalanmıştır. 13 Aralık 2000 tarihinde serbest bırakılmıştır. 7 Şubat 2001 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, bu mahkemeye bir iddianame sunmuştur. Daha sonra duruşmalar sırasında hiçbir askeri hakim başvuranın yargılama sürecine katılmamıştır. 2004 yılında, anayasal bir değişikliğin ardından Devlet Güvenlik Mahkemeleri kaldırılmış ve başvuranın davası İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine devredilmiştir. 2 Kasım 2007 tarihinde, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi başvuranı bir yıl sekiz ay hapis cezasına çarptırmıştır. Bu dava hala Yargıtay önünde derdest durumdadır.
B. İlgili iç hukuk
İlgili iç hukuka ilişkin tanımlamalar Müdür Turgut ve Diğerleri ((karar), no. 4860/09, §§ 19-26, 26 Mart 2013) kararında görülebilir.
ŞİKAYETLER
Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (Sözleşme) 6 § 1 maddesine dayanarak, yerel mahkeme önündeki yargılamaların makul bir süre içerisinde sonuçlandırılmadığından şikayetçi olmuştur.
Başvuran, yine 6 § 1 maddesi kapsamında, Devlet Güvenlik Mahkemesi ile bu mahkeme kaldırıldıktan sonra davayı devralan Ağır Ceza Mahkemesinin bağımsız ve tarafsız olmadıklarından şikayetçi olmuştur.
Başvuran, Türk hukukunda etkin bir iç hukuk yolu olmadığı sebebiyle Sözleşmenin 13. maddesinin ihlal edildiğinden şikayetçi olmuştur.
Başvuran, Sözleşmenin 17. maddesi kapsamında, akit tarafın haklarını ihlal ettiğinden şikayetçi olmuştur.
Başvuran, davalı Devletin kendisinin hak ve özgürlüklerini Sözleşmenin 18. maddesi kapsamında izin verilen ölçülerin ötesinde kısıtlama amacı taşıdığından şikayetçi olmuştur.
HUKUKSAL DEĞERLENDİRME
I. YARGILAMALARIN UZUNLUĞUNUN İHLALİ İDDİASINA İLİŞKİN DEĞERLENDİRME
Başvuran, yargılamaların süresinin, Sözleşmenin 6 § 1 maddesinde belirtilen makul süre ilkesinin gerekliliğine uygun olmadığından şikayetçi olmuştur. Bu madde aşağıdaki gibidir:
Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan (...) bir mahkeme tarafından, (...) makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir.
Mahkeme, Ümmühan Kaplan / Türkiye (no.24240/07, 20 Mart 2012) pilot kararı uygulamasının ardından Türkiyede yeni bir iç hukuk yolunun tesis edildiğini gözlemlemiştir. Mahkeme, Turgut ve Diğerleri / Türkiye (no. 4860/09, 26 Mart 2013) kararında, yeni bir iç hukuk yolunun öngörülmesi ile birlikte başvuranların iç hukuk yollarını tüketmemiş olmaları üzerine yeni başvurunun kabul edilemez olduğuna hükmettiğini hatırlatır. Mahkemenin bu kararının sebebi, söz konusu yeni iç hukuk yolunun olaydan önce erişilebilir durumda olması ve yargılamaların uzunluğuna ilişkin şikayetleri tazmin etmeye yönelik makul bir olanak sunmasıdır.
Mahkeme ayrıca, Ümmühan Kaplan/Türkiye (yukarıda anılan, § 77) davasında verdiği hükmünde, halihazırda Hükümete iletilmiş olan bu tür başvuruları incelemeye devam edebileceğini vurguladığını hatırlatmaktadır. Hükümet, yargılamaların uzunluğundan şikayetçi olan kişilerin şikayetlerini tazmin edebilecek bir hukuk yolu sunan 6384 Sayılı Kanunu göz önünde bulundurarak, Mahkemeden, iç hukuk yolları tüketilmediği gerekçesiyle bu başvurunun kabul edilemez olduğunu beyan etmesini istemiştir. Başvuran, Hükümetin talebine itiraz etmiştir.
Yukarıda anılan Müdür Turgut ve Diğerleri davası ışığında, mevcut davada başvuranın iç hukuk yollarını tüketme yükümlülüğünden muaf tutulmasını gerektirebilecek hiçbir istisnai durum bulunmamaktadır. Dolayısıyla, başvuran 6384 Sayılı Kanunun sunduğu hukuk yollarından yararlanmalıdır.
Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmemiş olmasından dolayı, bu şikayetin Sözleşmenin 35 §§ 1 ve 4 maddeleri uyarınca reddedilmesi gerektiği görüşündedir.
II. SÖZLEŞMENİN 13. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASINA İLİŞKİN DEĞERLENDİRME
Başvuran ayrıca Türk hukukunda herhangi bir etkin hukuk yolunun bulunmadığından şikayetçi olmuştur. Bu bağlamda, Sözleşmenin aşağıda belirtilen 13. maddesine dayanmıştır.
Bu Sözleşmede tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, söz konusu ihlal resmi bir hizmetin ifası için davranan kişiler tarafından gerçekleştirilmiş olsa dahi, ulusal bir merci önünde etkili bir yola başvurma hakkına sahiptir.
Mahkeme ayrıca 6384 Sayılı Kanun ile kurulan Tazminat Komisyonunun, Sözleşmenin 13. maddesi kapsamında, başvuranlara, Mahkeme önünde bekleyen ancak 23 Eylül 2012 tarihine kadar henüz davalı Devlete iletilmemiş olan davalara dair, Sözleşmenin 6 § 1 maddesi uyarınca yargılamaların uzunluğuna ilişkin şikayette bulunabilecekleri bir iç hukuk yolu sunmakta olduğunu belirtmiştir (Müdür Turgut ve Diğerleri, yukarıda anılan, §77). Mevcut dava bu tarihten sonra tebliğ edilmiştir.
Mahkeme ayrıca başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğunu ve Sözleşmenin 35 §§ 3(a) ve 4 maddeleri uyarınca reddedilmesi gerektiğini belirtmiştir.
III. SÖZLEŞMENİN DİĞER İHLALLERİNE DAİR İDDİALARA İLİŞKİN DEĞERLENDİRME
Mahkeme ayrıca, 4390 Sayılı Kanun ile yapılan 22 Haziran 1999 tarihli yasal değişikliklerin ardından, Devlet Güvenlik Mahkemelerinde görevli askeri hakimlerin yerine sivil hakimlerin görevlendirildiğini belirtmiştir. Dolayısıyla, başvuranın duruşmasında herhangi bir askeri hakim bulunmamıştır. Ayrıca, Mahkeme, başvuranın Devlet Güvenlik Mahkemelerinin tarafsız ve bağımsız olmadığından şikayet etmesine rağmen bu iddiasını desteklemediğini kaydetmiştir. Mahkeme, dolayısıyla, mahkemenin oluşumundan dolayı başvuranın adil yargılanma hakkının ihlal edildiğinin söylenemeyeceğini belirtir (bk. Sever ve Aslan / Türkiye (karar), no. 33675/02, 12 Nisan 2007 ve Şaman / Türkiye, no. 35292/05, § 39, 5 Nisan 2011).
Mahkeme, diğer şikayetlere ilişkin, önündeki tüm belgelerin ışığında başvuranın şikayetlerini dikkatle incelemesinin ardından ve şikayet edilen husus yetki alanında olduğundan dolayı, mevcut davada Sözleşmede veya Protokollerinde belirtilen herhangi bir hak veya özgürlüğün ihlal edilmemiş olduğuna karar vermiştir.
Mahkeme ayrıca mevcut başvurunun kısmi olarak açıkça dayanaktan yoksun olduğunu belirtmiş ve Sözleşmenin 35 §§ 3 ve 4 maddeleri uyarınca reddedilmesine karar vermiştir.
Bu nedenlerle, Mahkeme oybirliğiyle
Başvurunun kabul edilemez olduğunu beyan eder. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy