(AİHS. m. 6, 13, 35, 41) (ER - TÜRKİYE DAVASI) (ŞAHAP DOĞAN - TÜRKİYE DAVASI) (TENDİK VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 17914/09)
KARAR
STRAZBURG
17 Ocak 2012
İşbu karar nihai olup şekli düzeltmelere tâbi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 17914/09 no'lu davanın nedeni Önder Dolutaş adlı T.C. vatandaşının ("başvuran") Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne ("AİHM") 14 Mart 2009 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme'nin ("AİHS") 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, AİHM önünde İstanbul Barosu avukatlarından H. Karakuş ve Gül Altay tarafından temsil edilmiştir.
OLAYLAR
DAVA OLAYLARI
Başvuran 1977 yılında Sivas'ta doğmuştur. Yasadışı örgüt üyesi olduğu şüphesiyle 6 Mayıs 1998 tarihinde gözaltına alınmış, 9 Mayıs 1998 tarihinde İstanbul DGM hakimi önüne çıkarılarak tutuklanmıştır.
11 Mayıs 1998 tarihinde İstanbul DGM savcısı, başvuran hakkında, yasadışı örgüt üyeliği suçlamasıyla dava açmıştır.
Başvuran 14 Temmuz 1998 tarihinde tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edilmiştir.
29 Temmuz 2000 - 20 Şubat 2001 tarihleri arasındaki duruşmalar mahkeme heyetinde meydana gelen değişiklikler nedeniyle ertelenmiştir.
Hakkındaki suçlamanın değişme ihtimaline ilişkin olarak başvuran, 20 Şubat 2001 tarihinde ek savunma yapması için mahkemeye davet edilmesine karar verilmiş, ancak mahkeme celbi başvurana tebliğ edilememiştir.
İstanbul DGM savcısı, 30 Kasım 2001 tarihinde başvuranı patlayıcı madde kullanmakla suçlayan ek bir iddianame sunmuştur.
10 Mayıs 2001 - 24 Mayıs 2007 tarihleri arasında başvuranın adresinin tespit edilmesi çalışmaları sonuçsuz kalmış, sonrasında başvuranın eğitim için yurtdışına gittiği öğrenilmiştir.
Anayasada yapılan bir değişiklikle Devlet Güvenlik Mahkemeleri kaldırılmış, başvuran hakkındaki dava dosyası İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiştir.
Mahkeme, 24 Şubat 2009 tarihinde başvuran hakkındaki ceza davasının zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle düşürülmesine karar vermiştir. Başvuran vekili aynı gün söz konusu kararı temyiz etmiş olup yargılama Yargıtay önünde derdesttir.
HUKUK
I.AİHS'NİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, AİHS'nin 6/1 maddesine dayanarak, hakkındaki yargılama süresinin söz konusu maddede öngörülen "makul süre" şartına uymadığını öne sürmüş, Hükümet iddiaya karşı çıkmıştır.
AİHM, söz konusu şikâyetin AİHS'nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde dayanaktan yoksun olmadığını, şikâyetin başka açılardan bakıldığında da kabul edilemezlik unsuru taşımadığını gözlemler. Bu nedenle şikâyet kabul edilebilir niteliktedir.
Hükümet, duruşmalara katılmaması nedeniyle davanın uzamasına başvuranın neden olduğu gerekçesiyle, yargılama süresinin ulusal mercilere yüklenemeyeceğini savunmuştur.
Başvuran, ilk derece mahkemesi heyetinin sık değişmesi ve savcılığın suçlamaları değiştirmesi nedeniyle yargılamanın uzun sürmesinden yetkili makamların sorumlu olduğunu savunmuştur.
AİHM, söz konusu ceza davasının başvuranın yakalandığı 6 Mayıs 1998 tarihinde başlayıp dava dosyasındaki bilgilere göre halen Yargıtay önünde derdest olduğunu kaydeder. Dolayısıyla yargılama iki dereceli yargıda hali hazırda 13 yıl sürmüştür.
AİHM yargılama süresinin uygunluğunun davanın şartları ışığında, özellikle de davanın karmaşıklığı ile başvuran ve ilgili mercilerin tutumu dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğini yineler (bkz. birçok içtihadın yanı sıra Danespayeh - Türkiye, no. 21086/04).
AİHM, 10 Mayıs 2001 ile 24 Mayıs 2007 tarihleri arasında başvuranın, aleyhinde ek suç isnadı ihtimaline karşı bizzat ifade vermek üzere mahkemeye davet edildiğini gözlemler. Ancak yetkili makamlarca yapılan uzun araştırmalar sonucunda başvuranın yurtdışında yaşadığı öğrenilmiştir.
AİHM, mücbir sebep ya da özrün bulunması durumları hariç mahkemeye gelme yükümlülüğünün ceza davalarının vazgeçilmez bir unsuru olduğunu hatırlatır (bkz. Sarı - Türkiye ve Danimarka, no. 21889/93). Somut davada başvuranın yerinin tespiti için adli makamların, CMUK'ta güvence altına alındığı üzere, başvuranın hakkındaki yeni suçlama hakkında mahkemece sorgulanabilmesi ve kendisine konuyla ilgili savunma yapma imkanının tanınması amacıyla mahkeme önüne çıkmasının sağlanması için kendilerinden makul olarak beklenebilecek her şeyi yaptıkları görülmektedir.
AİHM, başvuranın yargılama süresince avukatı tarafından temsil edilmiş olmasına karşın altı yıl boyunca ilk derece mahkemesine savunma sunmamış olduğunu gözlemler. Başvuranın avukatı ne yetkilileri başvuranın şahsi durumuyla ilgili bilgilendirmiş, ne de başvuranın duruşmalara katılmaktan muaf tutulması için herhangi bir talepte bulunmuştur.
Bu bağlamda AİHM, başvuranın mahkemeye kendisinin gelmemesi nedeniyle yargılamanın altı yıl uzamasına neden olduğu ve bu gecikmenin yetkililere yüklenemeyeceği görüşündedir (bkz. Aladağ - Türkiye, no. 6781/04).
Öte yandan AİHM, iki derecede geçen kalan yedi yıllık yargılama süresinin sadece başvuranın geciktirici tutumu, davanın karmaşıklığı ya da sanık sayısı ile açıklanamayacağını kaydeder. Duruşmalar arasında birtakım ertelemeler ve aralıklar gözlemleyen AİHM, yargılamada adli makamların sorumluluğunda gereksiz gecikmeler olduğunu tespit etmiştir. Bu nedenle AİHM, dava konusunun başvuran için önem arz etmesine rağmen ulusal mahkemelerin söz konusu ceza davasını makul bir süre içerisinde sonuçlandırmak için gerekli titizliği gösterdiği konusunda ikna olmamıştır.
AİHM, somut başvurudakine benzer sorunlar ortaya çıkaran davalarda sıklıkla AİHS'nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (bkz. diğer davaların yanı sıra, Er - Türkiye, no. 21377/04; Şahap Doğan - Türkiye, no. 29361/07; Fırat Can - Türkiye, no. 6644/08). Sunulan tüm delilleri inceleyen AİHM, somut davada farklı bir sonuca ulaşmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delilin Hükümet tarafından sunulmadığı kanaatindedir. Dolayısıyla somut davada yargılama süresinin "makul süre" şartına uymadığı görüşündedir.
Bu nedenle AİHS'nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHSNİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
III. Başvuran, AİHS'nin 13. maddesine dayanarak, Türk hukukunda uzun yargılama süresine itiraz edebileceği iç hukuk yolu bulunmadığını öne sürmüştür.
Hükümet, başvuranın yargılama süresinin uzunluğuna dair bu şikâyetiyle ilgili olarak idari hukuk yoluna başvurabileceğini savunmuştur. AİHM, Türk hukuk sisteminde yargılamanın hızlandırılmasına yönelik bir hukuk yolu bulunmadığını gözlemler. Bu bağlamda Hükümetin, başvuranın yargılama süresinin uzunluğu şikâyetini idare mahkemeleri önüne getirmediği savı 13. madde kapsamında "etkili hukuk yolu" olarak değerlendirilemez (bkz. Daneshpayeh - Türkiye; Tendik vd. - Türkiye, no. 23188/02).
Bu nedenle AİHM, Türk hukukunun başvuranın yargılama süresinin uzunluğuna itiraz edebileceği etkili bir hukuk yolu sağlamadığına karar vermiştir.
Dolayısıyla AİHS'nin 13. maddesi ihlal edilmiştir.
IV.AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
Başvuran 20,000 Euro manevi tazminat, ulusal mahkemeler ve AİHM önündeki masraf ve giderler için ise 7,200 Euro talep etmiştir. Bu bağlamda avukatıyla yaptığı sözleşme, Baro ücret tarifesi ve avukatı tarafından hazırlanan; tercüme, posta ve kırtasiye giderlerini gösteren bir masraflar çizelgesi ibraz etmiştir.
Hükümet, aşırı ve dayanaksız olduğu gerekçesiyle miktara itiraz etmiştir.
AİHM, başvurana 3,600 Euro manevi tazminat ödenmesini uygun bulmaktadır.
AİHM'nin içtihadına göre bir başvuran, ancak masrafların gerçekten ve gerektiği için yapıldığı ve miktarın makul olduğu kanıtlanmış ise bunları geri almaya hak kazanmaktadır (bkz. Sawicka - Polonya, no. 37645/97). Söz konusu davada elindeki bilgileri ve yukarıdaki ölçütleri göz önünde bulundurarak ve hakkaniyete uygun bir değerlendirme ile başvurana 1,200 Euro yargılama masraf ve gideri ödenmesine karar vermiştir.
AİHM, gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi faiz oranına üç puanlık bir artış eklenerek belirlenmesini uygun görmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,
1.Başvurunun kalan kısmının kabul edilebilir olduğuna;
2.Yargılama süresine ilişkin olarak AİHS'nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
3.Uzun yargılama süresine itiraz için etkili bir hukuk yolu bulunmayışı nedeniyle AİHS'nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;
4.(a) Savunmacı devletin başvurana, üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Türk Lirasına çevrilmek ve uygulanabilecek tüm vergilerden muaf tutulmak üzere:
5.(i) 3,600 (üç bin altı yüz) Euro manevi tazminat;
6.(ii) 1,200 (bin iki yüz) Euro yargılama masraf ve giderleri ödemesine;
7.(b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için, söz konusu meblağlara, Avrupa Merkez Bankası'nın anılan dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranına üç puanlık bir artış eklemek suretiyle belirlenecek basit faiz uygulanmasına;
8.Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İç Tüzüğü'nün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları uyarınca 17 Ocak 2012 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy