(AİHS m. 1, 3, 5, 6, 13, 14, 34, 35, 41, 44, Protokol No. 12) (SELMOUNI - FRANSA DAVASI) (SALMAN - TÜRKİYE DAVASI) (BEKER - TÜRKİYE DAVASI) (BATI VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (PAUL VE AUDREY EDWARDS - BİRLEŞİK KRALLIK)
(Başvuru no. 19222/09)
KARAR
STRAZBURG
24 Mart 2015
İşbu karar, Sözleşmenin 44. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
SÜLEYMAN DEMİR VE HASAN DEMİR / TÜRKİYE DAVASI
Süleyman Demir ve Hasan Demir / Türkiye davasında,
Başkan:
Andras Sajö
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Neboja Vucinic,
Helen Keller,
Paul Lemmens,
Egidijus Küris,
Jon Fridrik Kjolbro
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Abel Camposun katılımıyla Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 3 Mart 2015 tarihinde yapılan kapalı müzakereler sonrasında, aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir.
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (19222/09 no.lu) davanın temelinde, iki Türk vatandaşı Süleyman Demir (birinci başvuran) ve Hasan Demirin (ikinci başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM veya Mahkeme) 26 Mart 2009 tarihinde, İnsan Haklan ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuranlar, Hakkaride görev yapan Avukat Fahri Timur tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti (Hükümet) ise kendi görevlileri tarafından temsil edilmişlerdir.
3. Başvuranlar özellikle, birinci başvuranın maruz kaldığı kötü muamele nedeniyle, Sözleşme ile güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
4. Başvuru, 19 Aralık 2012 tarihinde, Hükümete tebliğ edilmiştir.
OLAYLAR DAVA KOŞULLARI
A. Giriş
5. Başvuranlar, sırasıyla 1951 ve 1973 doğumlu olup, Hakkaride ikamet etmektedirler. Birinci başvuran, ikinci başvuranın babasıdır.
B. Başvuranların olaylara ilişkin beyanları
6. Astsubay olan İ.D., ikinci başvuranı arayıp, birinci başvuranın yani babasının, Çukurca Jandarma Karakoluna gitmesini istemiştir. Birinci başvuran, 17 Temmuz 2007 tarihinde yaklaşık 17:00 sularında, ikinci başvuran ile birlikte belirtilen jandarma karakoluna gitmiştir. Karakola vardıklarında, ikinci başvuran karakol girişinde beklemiş ve birinci başvuran ise Binbaşı M.C.nin odasına alınmıştır. Birinci başvuran burada, M.C. ve aynı karakolda görevli İ.D. tarafından kötü muameleye maruz bırakılmıştır. İki görevli, birinci başvuranı PKKya (Kürdistan İşçi Partisi, yasadışı bir silahlı örgüt) destek vermekle ve siyasi bir parti olan DTP (Demokratik Toplum Partisi) adına propaganda yapmakla suçlamışlardır. Görevliler M.C. ve İ.D., koli bandı kullanarak başvuranın yüzüne el bombası yapıştırmışlardır. Başvuranın burnuna ve ağzına zorla bir nesne sokulmuş ve başvuran gözleri oyulmakla tehdit edilmiştir. Ayrıca yüzünün sol kısmına ve göğsüne bir nesneyle defalarca vurulmuştur. Kötü muamele ve suçlamalar ile aile üyelerini ve kendisini öldürmeye yönelik tehditler yaklaşık bir saat boyunca devam etmiştir.
7. Birinci başvuran serbest bırakıldıktan sonra, oğluyla birlikte köyde bulunan evlerine dönmüşlerdir. Daha sonra aynı gün, birinci başvuran
Çukurca ilçesinin yakınındaki bir hastaneye giderek muayene edilmiştir. Muayene sonucunda, birinci başvuranın yaralarını gösteren bir rapor düzenlenmiştir.
C. Hükümetin olaylara ilişkin beyanları
8. Birinci başvuran, Binbaşı M.C.nin talebi üzerine, 17 Temmuz 2007 tarihinde Çukurca Jandarma Karakoluna gitmiştir. Ancak kendisi burada kötü muameleye maruz bırakılmamıştır.
9. Birinci başvuran, Çukurca Jandarma Karakolunda dövüldüğü ve tehdit edildiği iddiasıyla, 18 Temmuz 2007 tarihinde savcılığa suç duyurusunda bulunmuştur.
10. Daha sonra, söz konusu görevliler İ.D. ve M.C. hakkında ceza davası açılmıştır. Yargılamalar halen devam etmektedir.
D. Taraflarca ibraz edilen yazılı deliller
11. Taraflarca ibraz edilen belgelerde aşağıda belirtilen bilgiler yer almaktadır.
12. 17 Temmuz 2007 tarihinde saat 19.30da Çukurca Hastanesinde düzenlenen rapora göre, birinci başvuranın yüzünün sol tarafında morarmış bir şişlik ve iki adet kanı pıhtılaşmış ufak kesik tespit edilmiştir. Raporda ayrıca, birinci başvuranın kollarının hareketinde sınırlama ve göğüs ağrısı bulunduğu kaydedilmiştir. Başvuran, hastanede gerçekleştirilen muayenesinin ardından Hakkari Devlet Hastanesine nakledilmiş ve burada bir kez daha muayene edildikten sonra taburcu edilmiştir.
13. Birinci başvuran, 18 Temmuz 2007 tarihinde, kendisine kötü muamelede bulundukları, hakaret ve tehdit ettikleri gerekçesiyle, askeri görevliler İ.D. ve M.C. hakkında Hakkari Cumhuriyet Savcılığına resmi olarak şikayette bulunmuştur. Savcı aynı gün birinci başvuranın ifadesini almıştır.
14. Daha sonra, başvuran sağlık muayenesi için Adli Tıp Kurumu Hakkari Şubesine sevk edilmiştir. Adli Tıp Kurumu 27 Temmuz 2007 tarihinde, başvuranın sol elmacık kemiğinde morarmış şişlik ve sol kolu ile omzunun hareketinde sınırlama ve ağrı tespit etmiştir.
15. Hakkari Cumhuriyet Savcısı, 27 Temmuz 2007 tarihinde, şikayeti incelemek için yer bakımından yetkisi bulunmadığına karar vererek (ratione loci), davayı Çukurca Cumhuriyet Savcılığına göndermiştir.
16. Çukurca Cumhuriyet Savcısı, 1 Ağustos 2007 tarihinde, kendisinin de gerekli yetkiye sahip olmadığına karar vererek, dava dosyasını Van Askeri Ceza Mahkemesi Savcılığına göndermiştir.
17. Van Askeri Savcısı ve bir askeri görevli, 1 Kasım 2007 tarihinde, İ.Dnin ifadesi ile aynı askeri karakolda görevli olan diğer birçok askerin tanık ifadelerini almışlardır. İ.D. ifadesinde, kendisine yöneltilen suçlamaları reddetmiştir. İ.D. ayrıca, birinci başvuranın, yaklaşan seçimlerde oylarını etkilemek amacıyla bireyleri tehdit etmemesi yönünde ikaz edilmek için jandarma karakoluna davet edildiğini belirtmiştir. Tanık olarak ifade veren bütün görevliler, iddia edilen kötü muameleyi ya da başvuranlarda kötü muameleye maruz kaldıklarını gösteren herhangi bir fiziksel iz görmediklerini belirtmişlerdir. Ayrıca görevlilerden T.P. ifadesinde, M.C.nin, birinci başvuranın daha sonra kendisi aleyhinde asılsız suçlamada bulunabileceğini düşünmesi sebebiyle, görüşme esnasında kapısının biraz açık bırakılması talimatında bulunduğunu ifade etmiştir.
18. Van Askeri Savcısı, 5 Eylül 2008 tarihinde, başvuranın iddialarıyla ilgili soruşturma açılmamasına karar vermiştir. Birinci başvuran, 23 Eylül 2008 tarihinde söz konusu karara itiraz etmiştir.
19. Askeri savcı, 10 Aralık 2008 tarihinde, M.C.nin ifadesini almıştır. M.C. ifadesinde, birinci başvuranı jandarma karakoluna davet ettiğini ve yaklaşık otuz dakika boyunca kendisiyle konuştuğunu ve birinci başvuranın hiçbir kötü muameleye maruz bırakılmadığını belirtmiştir.
20. Birinci başvuranın itirazını inceleyen Ağrı Askeri Mahkemesi, 14 Ağustos 2009 tarihinde, askeri görevlilerce verilen ve söz konusu olaya ilişkin olguları ortaya çıkaran tanık ifadelerinin, bu ifadelerin güvenilirliğine şüphe düşüren önemli tutarsızlıklar içerdiğine karar vermiştir. Ağrı Askeri Mahkemesi bu nedenle Van Askeri Savcısının kararını bozarak, iki askeri görevli hakkında ceza davası açılmasına karar vermiştir.
21. Ağrı Askeri Mahkemesinin kararı doğrultusunda, İ.D. ve M.C. hakkında Ceza Kanununun 86. ve 106. maddeleri gereği Kamu görevlisi tarafından kasten yaralama ve tehdit suçu nedeniyle, 31 Ağustos 2009 tarihinde Van Askeri Mahkemesi önünde ceza yargılamaları başlatılmıştır.
22. İkinci başvuran 11 Şubat 2010 tarihinde Van Askeri Mahkemesi önünde tanık olarak dinlenmiştir. İkinci başvuran şunları kaydetmiştir:
(...) olay günü evimizde telefonla arandık. Arayan kişi benim ve babamın gece olmadan askeri karargaha gitmemizi istemiştir. Bunun üzerine babamı buldum ve saat 17:00 civarında askeri karargaha gittik (...) yolda kontrol noktası vardı, kontrol noktasını geçtikten yaklaşık 100 metre sonra ana girişe ulaştık (...) Ben ana girişte kaldım, babamı içeri aldılar, babam 50-60 metre ilerideki askeri karargaha yürüdü. Yaklaşık bir saat sonra babamı getirdiler, babam (tek başına) yürüyemeyecek haldeydi. Onu kollarından tuttum ve kontrol noktasına götürdüm, burada (köyümüzde) köy korucusu (olarak çalışan) F.D.yi aradım. F.D. arabasıyla kontrol noktasına geldi (ve) babamı arabasıyla köye götürdük. (...) Babamın (sağlık) durumu iyi değildi (...) bu nedenle, babamı (köyümüzün) muhtarı K.D.nin arabasına bindirdik. Tekrar kontrol noktasından geçerek Çukurca Hastanesine gittik. (...) Ayrılırken, babamın yüzü kan içindeydi; destek almadan yürüyemeyecek haldeydi. Kontrol noktasına gelene kadar yüzünü temizledim.
23. Mahkeme, ikinci başvuranın ifadesini göz önünde bulundurarak, köy korucusu F.D.yi ve muhtar K.D.yi çağırıp tanık olarak dinlemiştir. F.D. şunları belirtmiştir:
(...) (Başvuranlar) (jandarma karakolu) girişinin dışında yer alan sivillere ait park alanındaydılar. Onları görünce, onlara doğru yaklaştım. Süleyman Demirin yüzünde ve ağzında kan vardı. Gömleği kan içinde kalmıştı ve gözlerinde, dudaklarında ve yüzünde morluklar vardı. Dövülmüş gibi görünüyordu.
K.D. şunları belirtmiştir:
(...) Evlerine gittiğimde, Süleyman Demir Köprülü askeri birlik komutanı binbaşı M. tarafından dövüldüğünü ve kendini kötü hissettiğini belirtti. (
) Ancak, herhangi bir darp izi görmedim ve kıyafetleri normaldi.
24. Birinci başvuranın yaralarının kötü muamele sonucunda oluşup oluşmadığının belirlenmesi amacıyla, Van Devlet Hastanesinde görevli bir sağlık uzmanı, 26 Ağustos 2010 tarihinde Van Askeri Mahkemesi huzuruna çağırılmıştır. Sağlık raporlarını inceleyen uzman, yaraların sebebinin tespit edilmesinin mümkün olmadığını belirtmiştir.
25. Van Askeri Mahkemesi, 4 Kasım 2010 tarihinde, davanın görülmesi noktasında konu bakımından yetkisiz olduğuna karar vererek (ratione materiae), dava dosyasını Çukurca Asliye Ceza Mahkemesine göndermiştir.
26. Askeri Yargıtay, 20 Nisan 2011 tarihinde, yetkisizlik kararını onamıştır.
27. İ.D. ve M.C. hakkında, basit yaralama ve tehdit suçlarından, 16 Haziran 2011 tarihinde Çukurca Asliye Ceza Mahkemesi önünde ceza davası açılmıştır.
28. Çukurca Asliye Ceza Mahkemesi de, 21 Kasım 2012 tarihinde, davayı görme yetkisi bulunmadığına karar vererek, davayı Çukurca Sulh Ceza Mahkemesine göndermiştir. Taraflarca sunulan bilgilere göre, yargılama halen Çukurca Sulh Ceza Mahkemesi önünde devam etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMENİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
A. Kabul edilebilirlik hakkında
1. Birinci Başvuran Süleyman Demir tarafından sunulan şikayet
29. Birinci başvuran, Çukurca Jandarma Karakolunda görevli iki asker tarafından maruz bırakıldığı kötü muamele ile hakaret ve tehdidin, Sözleşmenin 3. maddesi kapsamında yer alan haklarına aykırı olduğunu belirterek şikayette bulunmuştur. Birinci başvuran ayrıca, şikayetlerine ilişkin olarak yetkililerce etkin bir soruşturma yürütülmediği ve ulusal mahkemeler önündeki yargılamaların kısa bir süre içerisinde sonuçlandırılmadığı hususlarında şikayette bulunmuştur. Sözleşmenin 3. maddesi şöyledir:
Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.
30. Hükümet, söz konusu iddialara itiraz etmiş ve şikayetin açıkça dayanaktan yoksun olması sebebiyle reddedilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
31. Mahkeme, birinci başvuranın şikayetlerinin Sözleşmenin 35 § 3 (a) maddesi anlamı dahilinde açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve diğer gerekçelerle de kabul edilemez olmadığını kaydetmiştir. Bu nedenle kabul edilebilir olarak beyan edilmelidir.
2. İkinci başvuran Hasan Demir tarafından sunulan şikayet
32. İkinci başvuran, herhangi bir Sözleşme maddesi belirtmeden, kötü muamele sonrasında babasını yaralı olarak görmesi sebebiyle manevi zarara maruz kaldığını belirterek şikayette bulunmuştur.
33. Hükümet bu iddiaya itiraz etmiştir.
34. Mahkeme, kötü muamelenin Sözleşmenin 3. maddesinin kapsamına girmesi için, asgari bir güçlük seviyesine ulaşması gerektiğini hatırlatmaktadır. Asgari seviye hakkında yapılacak değerlendirme görecelidir; bu değerlendirme muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri, bazı hallerde cinsiyet, yaş, mağdurun sağlık durumu gibi davaya özgü koşulların tümüne bağlıdır (bk. Labita / İtalya (BD), no. 26772/95, § 120, AİHM 2000-IV).
35. Mahkeme, ikinci başvuranın maruz kaldığını iddia ettiği acının dolaylı niteliğinin farkındadır ve iddia edilen kötü muamele sonrasında babasını yaralı olarak görmesinin, Sözleşmenin 3. maddesi kapsamına girmesi açısından asgari güçlük seviyesine ulaşmadığını değerlendirmektedir.
36. Mahkeme, elinde bulunan tüm belgeler ışığında, ikinci başvuranın şikayetlerinin, Sözleşmenin ihlaline yol açmadığı kanısındadır. Hasan Demir tarafından sunulan şikayet, açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olup, Sözleşmenin 35 §§ 3 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmelidir.
B. Esas hakkında
1. Başvuranın maruz bırakıldığı iddia edilen kötü muamele
37. Birinci başvuran, yaralarını gösteren sağlık raporlarıyla da kanıtlandığı üzere, Çukurca jandarma Karakolunda kötü muameleye maruz kaldığını belirtmiştir.
38. Hükümet, birinci başvuranın askeri görevlilerle görüşmek için gittiği Çukurca Jandarma Karakolunda kötü muameleye maruz kalmadığını iddia etmiştir. Hükümet, birinci başvuranın yaralarının, jandarma karakolunu terk etmesinden sonra ve Çukurca Hastanesinde muayene edilmesinden önce oluşmuş olabileceği kanısındadır. Hükümet alternatif olarak, başvuranın karakola gelişinden önce kendisinin sağlık durumuyla ilgili hiçbir bilgi bulunmadığı dikkate alındığında, söz konusu yaraların karakola gelişinden bile önce oluşmuş olabileceğini belirtmiştir.
39. Mahkeme, bir kimsenin gözaltına alındığında sağlık durumunun iyi olduğu ancak serbest bırakıldığı zaman yaralanmış olduğu hallerde, bu yaralanmaların nasıl meydana geldiğine ilişkin yapılacak makul bir açıklamanın Devletin sorumluluğunda olduğunu ve Devletin bu sorumluluğu yerine getirememesi halinde, Sözleşmenin 3. maddesi kapsamına giren açık bir sorunun ortaya çıkacağını yinelemiştir (bk. Selmouni / Fransa (BD), no. 25803/94, § 87, AİHM 1999-V, ve Salman / Türkiye (BD), no. 21986/93, § 99, AİHM 2000-VII).
40. Akkum ve Diğerleri (no. 21894/93, § 211, AİHM 2005-II (alıntılar)) davasında verilen karardan itibaren, yukarıda belirtilen yükümlülüğün, sadece gözaltında değil aynı zamanda Devlet yetkililerinin özel kontrolü altında bulunan bölgelerde gerçekleşen yaralama ve ölümleri de kapsadığına, zira her iki durumda da, söz konusu olayların tamamı ya da büyük kısmının yetkililerin özel bilgisi dahilinde gerçekleştiğine hükmedilmektedir (bk. Beker / Türkiye, no. 27866/03, § 42, 24 Mart 2009).
41. Mevcut davada, birinci başvuranın olay günü jandarma karakoluna gittiği, karakoldan ayrıldıktan bir buçuk saat sonra Çukurca Hastanesinde muayene edildiği ve bir sağlık raporu düzenlendiği hususlarında taraflar arasında herhangi bir ihtilaf bulunmamaktadır. Mahkeme, birinci başvuranın jandarma karakolundan ayrıldıktan sonra sağlık muayenesi yaptırmaya çalıştığını ve yaptırdığını, aynı köyde yaşayan iki kişinin -bir tanesi ifadesinde birinci başvuranın jandarma karakolundan serbest bırakılmasının hemen ardından kendisini yaralı olarak gördüğünü belirtmiştir- birinci başvuranın köye gitmesine yardımcı olduklarını ve kendisini kötü hissedince hastaneye götürdüklerini dikkate almıştır. Mahkeme bu nedenle, hiçbir şekilde birinci başvuranın Sözleşmenin 3. maddesi kapsamında yer alan davasını bozacak kadar önemli olarak değerlendirilemeyecek olan kısa süreli gecikmeye belirleyici önem atfetmemektedir (bk. Balogh / Macaristan, no. 47940/99, §§ 49, 20 Temmuz 2004).
42. Birinci başvuranın, Hükümete göre iki askeri görevliyle görüşmek üzere gittiği jandarma karakolunu ziyaretiyle ilgili herhangi bir belge bulunmaması dikkate alındığında, Mahkeme, birinci başvuranın yaralarının, jandarma karakolu ziyareti öncesinde oluştuğuna ikna olmamıştır.
43. Mahkeme, yukarıda belirtilen bilgiler ışığında, birinci başvuranın yaralarının jandarma karakolunda oluştuğu ve bu yaralara yönelik makul bir açıklama yapmanın Hükümetin görevi olduğu kanısındadır.
44. Mahkeme, Hükümetin ispat yükümlülüğünü tatmin edici bir şekilde yerine getirip getirmediğinin tespit edilmesi amacıyla, ulusal yetkililerce yürütülen soruşturmayı incelemiştir (bk. Beker, yukarıda anılan, § 44). Mahkeme, birinci başvuranın şikayeti üzerine, sivil ve askeri savcılıkların ceza soruşturmaları başlattığını kaydetmiştir. Ancak, 2007 ve 2012 yılları arasında ortaya çıkan yargı yetkisine ilişkin çok sayıda ve uzun süreli anlaşmazlıklar nedeniyle, ceza yargılamaları henüz tamamlanamamıştır. Dolayısıyla ulusal yetkililer, jandarma karakolunda yaşanan olayları çevreleyen koşullan henüz tespit edememiş ve bu nedenle birinci başvuranın yaralarının nedenine ilişkin makul bir açıklama yapamamışlardır.
45. Mahkeme, yukarıda belirtilen bilgiler ışığında, birinci başvuranın yaralarının, Çukurca Jandarma Karakolunda gördüğü muameleden farklı bir sebeple oluştuğunun tespit edilemediğini değerlendirmiştir.
46. Mahkeme, Sözleşmenin 3. maddesinin esas yönünden ihlal edildiğine hükmetmiştir.
2. Birinci başvuranın kötü muamele iddialarına ilişkin yürütülen soruşturmanın etkinliği
47. Birinci başvuran, şikayetlerine ilişkin yürütülen soruşturmanın etkin olmadığını ve ulusal mahkemeler önündeki yargılamaların hızlı bir şekilde tamamlanmadığını belirtmiştir.
48. Hükümet, etkin soruşturma yürütme yükümlülüğünün, sonuca değil yönteme dayalı bir yükümlülük olduğunu kaydetmiştir. Birinci başvuranın şikayetlerine yönelik bir soruşturma hızlı bir şekilde başlatılmış olup, delillerin toplanması ve güvence altına alınması amacıyla yetkililer gerekli tüm tedbirleri almışlardır. Hükümet, birinci başvuranın soruşturmanın hızlı bir şekilde sonuçlandırılmadığı yönündeki şikayetine itiraz etmemiş ve söz konusu soruşturmanın uzun süreli olmasıyla ilgili Mahkeme içtihadının farkında olduğunu belirtmiştir.
49. Mahkeme, bir bireyin, polis ya da sair kamu görevlileri tarafından Sözleşmenin 3. maddesine aykırı bir şekilde kötü muameleye tabi tutulduğu yönünde ileri sürülebilir bir iddiada bulunması halinde, belirtilen hükmün, Devletin Sözleşmenin 1. maddesi kapsamında yer alan Sözleşmede... tanımlanan hak ve özgürlükleri, kendi egemenlik yetkisi içinde bulunan herkes için güvence altına alma genel yükümlülüğü ile birlikte yorumlandığında, dolaylı olarak etkin bir resmi soruşturma yürütülmesini gerektirdiğini vurgulamıştır. Bu tür bir soruşturmanın, 2. madde kapsamında yürütülen bir soruşturmada olduğu gibi, sorumluların belirlenmesi ve cezalandırılmasını sağlayabilmesi gerekmektedir (bk. Assenov ve Diğerleri / Bulgaristan, 28 Ekim 1998, § 102, Karar ve Hüküm Derlemeleri 1998-VIII).
50. Mahkeme bu bağlamda, sağlık raporu, birinci başvuranın ifadeleri ve girişi ve çıkışı ile ilgili herhangi bir resmi belge düzenlenmeden jandarma karakolunda yaklaşık bir saat tutulması hususlarının, soruşturmayı yürüten ulusal yetkililerin kafalarında, birinci başvuranın yaralarının jandarma karakolunda oluşmuş olabileceğine dair şüphe yaratmış olması gerektiği kanısındadır. Bu nedenle Mahkeme, birinci başvuranın, Sözleşmenin 3. maddesinin gerektirdiği üzere etkin bir soruşturma yürütülmesini gerektiren ileri sürülebilir bir iddiayı ulusal yetkililerin dikkatine sunduğunu değerlendirmiştir (bk. Çevik / Türkiye (k.k.), no. 57406/00, 10 Ekim 2006, ve Yerli / Türkiye, no. 59177/10, § 56, 8 Temmuz 2014).
51. Mahkeme, birinci başvuranın olaydan sonraki sabah resmi olarak şikayette bulunmuş olmasına rağmen (bk. yukarıda 12. paragraf), şikayetlerine ilişkin ilk soruşturmanın olaydan üç buçuk ay sonrasına kadar başlatılmadığını gözlemlemiştir (bk. yukarıda 16. paragraf). Buna ilaveten, ilk derece mahkemeleri önünde görülen dava, 2007 ve 2012 yılları arasında ortaya çıkan yargı yetkisine ilişkin birtakım anlaşmazlıklar nedeniyle yaklaşık beş yıl boyunca başlatılamamıştır. Mahkeme, belirli bir durumda soruşturmanın ilerleyişini önleyen engeller ve zorluklar olsa dahi, yetkililerin hukukun üstünlüğü ilkesine bağlılıklarına yönelik kamu güveninin sürdürülmesi açısından yetkililerce hızlı bir şekilde soruşturma başlatılmasının genellikle önemli olarak görülebileceğini vurgulamıştır (bk. Batı ve Diğerleri / Türkiye, no. 33097/96 ve 57834/00, § 136, AİHM 2004-IV(alıntılar)). Mahkeme bu bağlamda, dava öncesi gerçekleştirilen bir soruşturmanın sonlandırılmasının ardından başlatılan bir davanın makul bir süre içerisinde tamamlanmasının önemli olduğunu değerlendirmiştir. Ceza yargılamalarının başlatılmasındaki kayda değer gecikme ve davanın ilk derecede hızlandırılamaması dikkate alındığında, Mahkeme, adli makamların yeterince hızlı bir şekilde ya da makul bir özen içerisinde hareket ettiklerinin değerlendirilemeyeceğini kaydetmiştir (bk. Batı ve Diğerleri, yukarıda anılan, § 136).
52. İlk soruşturmada yaşanan gecikme neticesinde, şüpheliler ve olaya tanıklık eden kişilerin ifadeleri olaydan üç buçuk ay sonrasına kadar alınmamıştır. Mahkemeye göre ifadelerin alınmaması, ulusal yetkililerin olaya ilişkin delillerin güvence altına alınması amacıyla alınabilecek makul tedbirleri alma görevlerine ters düşmektedir (bk. Ramsahai ve Diğerleri / Hollanda (BD), no. 52391/99, § 324, AİHM 2007-II). Ayrıca, bu süre boyunca, taraflar arasında herhangi bir gizli anlaşmaya gidilme riskinin azaltılması amacıyla hiçbir makul adım atılmamıştır (bk. mevcut davaya uygulanabildiği ölçüde, Ramsahai, yukarıda anılan, § 330, ve Paul ve Audrey Edwards / Birleşik Krallık, no. 46477/99, § 72, AİHM 2002-II).
53. Mahkeme, özellikle adli makamların yargılamaların kritik başlangıç aşamasında delilleri güvence altına almak amacıyla hızlı bir şekilde ve zamanında hareket etmemeleri ile soruşturmayı hızlı bir şekilde tamamlamamaları başta olmak üzere, yukarıda belirtilen eksikliklerin ışığında, Sözleşmenin 3. maddesinin usul yönünden ihlal edildiğine karar vermiştir.
II. SÖZLEŞMENİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
54. Birinci başvuran, Sözleşmenin 5. maddesi uyarınca, jandarma karakolunda hukuka aykırı bir şekilde tutulması hususunda şikayette bulunmuştur.
55. Mahkeme, birinci başvuranın jandarma karakolunda alıkonduğunu varsayarak, alıkonmanın 2007 yılında sonlandığını ve başvuranın, alıkonduğu iddiasının hukuki olup olmadığı hususunda ulusal makamlara resmi olarak şikayette bulunmadığını kaydetmiştir. Bu koşullar altında, altı ay süre sınırı 17 Temmuz 2007 tarihinde başlamıştır; ancak birinci başvuran, belirtilen tarihten itibaren altı ay içerisinde Sözleşmenin 5. maddesi kapsamında yer alan şikayetini sunmamıştır.
56. Mahkeme, söz konusu şikayetin belirtilen süre geçtikten sonra yapıldığı ve bu nedenle Sözleşmenin 35 §§ 1 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği kanaatindedir.
III. SÖZLEŞMENİN İHLAL EDİLDİĞİNE İLİŞKİN DİĞER İDDİALAR HAKKINDA
57. Son olarak, birinci başvuran Sözleşmenin 6, 13 ve 14. maddelerinin ve Sözleşmeye Ek 12 No.lu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
58. Mahkeme, elinde bulunan bütün belgeler ışığında ve şikayet konusu hususların görev alanına girdiği ölçüde, bu şikayetlerin, Sözleşme ve Ek Protokollerde yer alan hak ve özgürlüklerin ihlaline yol açmadığı kanısındadır.
59. Dolayısıyla Mahkeme, başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle, Sözleşmenin 35 §§ 3 ve 4 hükümleri uyarınca reddedilmesi gerektiği kanaatine varmıştır.
IV. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
60. Sözleşmenin 41. maddesi şu şekildedir:
Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarım ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.
A. Tazminat
61. Birinci başvuran, maddi ve manevi tazminat olarak 225.000 avro talep etmiştir.
62. Hükümet, birinci başvuranın talebine itiraz etmiştir.
63. Mahkeme, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında herhangi bir illiyet bağı görememektedir. Dolayısıyla mahkeme bu talebi reddetmiştir. Diğer taraftan Mahkeme, birinci başvurana manevi tazminat olarak 19.500 avro ödenmesine karar vermiştir.
B. Masraf ve Giderler
64. Ayrıca birinci başvuran, ulusal mahkemeler önünde gerçekleşen masraf ve giderler için 25.000 avro ve AİHM önünde gerçekleşen masraf ve giderler için ise 6.516 avro talep etmiştir. Birinci başvuran, talebini desteklemek için yasal temsilcisi ile olan anlaşmayı sunmuştur.
65. Hükümet, birinci başvuranın talebine itiraz etmiştir.
66. Mahkeme içtihadına göre, bir başvuranın masraf ve harcamalarını geri alabilmesi için, söz konusu masraf ve harcamaların fiilen ve gerekli olduğu için yapılmış olduğunun belgelenmesi ve makul miktarda olması gerekmektedir. Mahkeme mevcut davada, elindeki belgeler ve yukarıda belirtilen kriterleri dikkate alarak, birinci başvurana bütün başlıklar altındaki masrafları karşılayacak şekilde 3.000 avro ödenmesini uygun görmüştür.
C. Gecikme Faizi
67. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğunu değerlendirmiştir.
BU GEREKÇELERLE MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Birinci başvuranın, kötü muamele iddiaları ve ulusal yetkililerce söz konusu iddialara ilişkin yürütülen soruşturmanın etkinliği hususlarıyla ilgili Sözleşmenin 3. maddesi kapsamındaki şikayetlerinin kabul edilebilir olduğuna, başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna;
2. Birinci başvuranla ilgili olarak, Sözleşmenin 3. maddesinin esas ve usul yönünden ihlal edildiğine;
3. (a) Davalı Devlet tarafından birinci başvurana, Sözleşmenin 44 § 2 maddesi uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde; ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı devletin para birimine çevrilecek şekilde aşağıdaki miktarların ödenmesine:
(i) manevi tazminat olarak, ortaya çıkabilecek vergiler hariç olmak üzere 19.500 (ondokuzbin beşyüz) avro ödenmesine;
(ii) masraf ve giderler bakımından, birinci başvurana yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere 3.000 (üçbin) avro ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, Avrupa Merkez Bankasının kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranda, yukarıda bahsedilen meblağlara basit faiz uygulanmasına;
4. Birinci başvuranın adil tazmin taleplerinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme İç Tüzüğünün 77 § 2 ve 3 maddesi uyarınca 24 Mart 2015 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy