(AİHS m. 2, 3, 5, 6, 8, 13, 34, 35, 41, 44) (2709 S. K. m. 125) (5683 S. K. m. 23) (Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü m. 34, 39, 47) (KESHMİRİ - TÜRKİYE DAVASI (NO. 2)) (ATHARY V. - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 22681/09)
KARAR
STRAZBURG
22 Temmuz 2014
İşbu karar, Sözleşmenin 44. maddesinin 2. paragrafında öngörülen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup, şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
A.D. ve Diğerleri/Türkiye davasında,
Başkan,
Guido Raimondi,
Yargıçlar,
Işıl Karakaş,
Andras Sajö,
Neboja Vucinic,
Egidijus Küris,
Robert Spano,
Jon Fridrik Kjdbro ve Daire Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith katılımıyla oluşturulan ve Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
24 Haziran 2014 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakerelerin ardından,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir.
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan dava, Çin vatandaşları olan A.D., A.A., Y.W., B.M. ve H.T.nin (başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM veya Mahkeme) 29 Nisan 2009 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudan (no. 22681/09) ibarettir. Birinci, dördüncü ve beşinci başvuran, Mahkemeye başvuruda bulunduktan sonra Türk vatandaşı olmuştur. Bölüm Başkanı, başvuranların isimlerinin açıklanmaması taleplerini kabul etmiştir (Mahkeme İçtüzüğünün 47 § 3 maddesi).
2. Başvuranlara adli yardım sağlanmış olup, kendileri, İstanbulda görev yapan avukatlar A. Yılmaz ve S.N. Yılmaz tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (Hükümet) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Davanın tahsis edildiği Bölüm Başkanı, 15 Mayıs 2009 tarihinde, tarafların menfaatlerinin korunması ve yargılamaların uygun bir şekilde yürütülmesi için, Mahkeme İçtüzüğünün 39. maddesi uyarınca, Türk Hükümetine, başvuranların 15 Haziran 2009 tarihine kadar Çine sınır dışı edilmemeleri gerektiğini bildirmeye karar vermiştir. Söz konusu tarihte, Bölüm Başkanı, Mahkeme İçtüzüğü kapsamında belirtilen geçici tedbirin, ikinci bir bildirime kadar uzatılmasına karar vermiştir.
4. Başvuru, Hükümete 2 Haziran 2010 tarihinde tebliğ edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuranlar, Uygur etnik kökenli Müslümanlar olup, sırasıyla 1972, 1974, 1972, 1977 ve 1974 doğumludurlar ve Çinin kuzeybatısındaki Sincan (Xinjiang) Uygur Özerk Bölgesinden (XUAR) gelmişlerdir. Mahkemeye ulaşmış olan en son bilgilere göre, birinci, dördüncü ve beşinci başvuran İstanbulda, ikinci başvuran Hollandada ve üçüncü başvuran ise Mısırda ikamet etmektedir. Başvuranların tümü, Uygur etnik kökenli Müslüman olmaları sebebiyle Çinde görmüş oldukları baskı ve zulüm korkusu sonucu farklı tarihlerde Çini terk etmişlerdir.
A. Başvuranların yakalanması ve tutulması
6. Türkiyeye Ağustos 2007 senesinin Ağustos ayında yasal olarak giriş yapmış olan ikinci başvuran, yapılan kimlik kontrolü sırasında, vize süresinin dolmuş olması ve dolayısıyla Türkiyede yasal olmayan bir şekilde kaldığı gerekçesiyle, 12 Temmuz 2008 tarihinde İstanbulda yakalanmıştır. Söz konusu başvuran, İstanbul Emniyet Müdürlüğüne bağlı Kumkapı Yabancı Kabul ve Barınma Merkezine yerleştirilmiştir.
7. İçişleri Bakanlığı, ikinci başvuranın sınır dışı edilmesi için 1 Ağustos 2008 tarihinde İstanbul Valiliğine talimat vermiştir.
8. Olayların yaşandığı süreçte, Emniyet Genel Müdürlüğünün ve Çin Hükümeti temsilcilerinin katılımıyla, 2008 Pekin Olimpiyatları ile bağlantılı olarak alınacak olan güvenlik tedbirlerine ilişkin olarak, 17 Temmuz 2008 tarihinde Ankarada bir toplantı düzenlenmiştir. Çin Hükümeti görevlileri, Türk yetkililerine, Doğu Türkistan İslam Hareketine (DTİH) - Çin Hükümeti tarafından bir terör örgütü olarak nitelendirilmektedir - mensup olup, Pakistanda yedi ay eğitim görmüş yaklaşık elli kişiyi tespit ettiklerini bildirmişlerdir. Gruptan bazıları, saldırıya hazırlandıkları esnada Birleşik Arap Emirliklerinde (Dubai) yakalanırken, diğer yaklaşık otuzu da Suudi Arabistan, İran, Afganistan ve Pakistan üzerinden Türkiyeye kaçmıştır. Söz konusu kişiler, Türkiyedeki bağlantılarından yararlanarak burada bulunan Çinli hedeflerine karşı bir saldırı düzenlemeyi planlamışlar ve bu plan dahilinde, Olimpiyatlar hakkında istihbarat ve patlayıcı toplamışlardır. Çinli yetkililer, Türkiyeye kaçmış olduğunu düşündükleri şüphelilerin isimlerinin bulunduğu bir listeyi sunmuşlardır. Bu listede, beş başvuranın ismi de yer almıştır.
9. Çinli yetkililerden alınan güvenlik bilgileri doğrultusunda, İçişleri Bakanlığınca verilen bir karar ile, 25 Temmuz 2008 tarihinde, başvuranların isimleri, Türkiyeye girişi yasaklanan kişilerin isimlerinin yer aldığı listeye eklenmiştir.
10. İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü, eğitilmiş DTİH üyelerinin Pekin Olimpiyatları öncesinde, esnasında ve sonrasında Çin veya
Türkiyede terör saldırısı düzenlemeyi planladıklarına ve mevcut durumda Türkiyede bulunduklarına ilişkin olarak, Çin yetkililerinden ve Türk Milli İstihbarat Teşkilatından edinmiş olduğu bilgileri, 6 Ağustos 2008 tarihli bir yazıyla, İstanbul Valiliğine göndermiştir. Şüphelilerin İstanbuldaki adresleri de söz konusu yazıda belirtilmiştir.
1. İçişleri Bakanlığı aynı tarihte, Çin Hükümetinden alınan bilgilere dayanarak, İstanbul Emniyet Müdürlüğüne, şüphelilerin Olimpiyatlar sonrasında ülkeden çıkarılması koşuluyla, Olimpiyatlar süresince Yabancılar Şube Müdürlüğünde tutulması talimatını vermiştir. Hükümet tarafından ibraz edilen iç yazışma ve belgelerden anlaşıldığı üzere, Türk yetkilileri, Çinli hedefleri kapsamak üzere Türk topraklarına yapılacak olan bir terör saldırısının, Türkiyenin uluslararası arenada olumsuz bir görüntüsünün oluşmasına sebep olacağından ve aynı zamanda Çin ile olan ilişkilerini zedeleyeceğinden endişe duymaktadırlar.
12. İçişleri Bakanlığı, 6 Ağustos 2008 tarihli ayrı bir yazıyla, ikinci başvuran hakkında verilen 1 Ağustos 2008 tarihli sınır dışı kararının Olimpiyat Oyunlarının bitimine kadar durdurulmasını talep etmiş ve söz konusu kişinin bu süreçte Kumkapı Yabancı Kabul ve Barınma Merkezinde tutulmasına karar vermiştir.
2. 7 Ağustos 2008 tarihinde şüphelilerin adreslerine yapılan polis baskınlarının ardından, diğer dört başvuranın da aralarında bulunduğu Uygur kökenli on Çin vatandaşı yakalanmış ve Kumkapı Yabancı Kabul ve Barınma Merkezine gönderilmiştir. Çeşitli idari organlar arasında yapılan iç yazışmalara göre, yakalanan kişilerin Türkiyeye yasadışı bir şekilde girdikleri ve/veya vize düzenlemelerini çiğnedikleri tespit edilmiştir, ancak evlerinde yapılan aramalar neticesinde herhangi bir yasadışı belgeye rastlanmamıştır.
B. Başvuranların iltica süreci ve sınır dışı edilmelerine yönelik girişimler
14. Olimpiyatların sona ermesinin ardından, içişleri Bakanlığı, 7 Ağustos 2008 tarihinde yakalanmış olan Uygur kökenli on kişi hakkında alınacak tedbirlere ilişkin olarak, İstanbul Valiliğine 3 Eylül 2008 tarihinde gerekli talimatları göndermiştir. İçişleri Bakanlığı bu bağlamda Milli İstihbarat Teşkilatının tavsiyelerini dikkate alarak, dört başvuranın Türkiyede kalmasının Hükümetin uluslararası ilişkileri kapsamında sorun teşkil edebileceği düşüncesiyle, bu kişilerin ülkeden çıkarılmasını talep etmiştir. Aynı tarihte yakalanmış olan diğer altı kişi ise serbest bırakılmış ve kendilerine üç ay geçerli olmak üzere yenilenemeyen oturma izni verilerek, bu süre bitiminin ardından Türkiyeyi terk etmeleri istenmiştir.
15. İçişleri Bakanlığı, 1 Ağustos 2008 tarihinde vermiş olduğu sınır dışı kararı doğrultusunda, ikinci başvuranın da sınır dışı edilmesi yönünde İstanbul Valiliğine 17 Eylül 2008 tarihinde benzer talimatları göndermiştir.
16. Anlaşıldığı üzere, sınır dışı kararı başvuranlara resmi olarak tebliğ edilmemiş, ancak tutuldukları yerde bulunan görevlilerce, söz konusu ihtimal kendilerine yalnızca sözlü bir şekilde bildirilmiştir.
17. Başvuranlar 19 Eylül 2008 tarihinde, avukatları aracılığıyla, Türkiyede sığınma talep etmişlerdir. Başvuranlar bu bağlamda, Çine dönmeleri halinde kendilerine uzun süreli hapis cezası verileceğini ve işkence veya hatta idam cezasına maruz kalacaklarını ileri sürmüşlerdir.
18. Yetkililer, başvuranlarla, 20, 22 ve 23 Eylül 2008 tarihlerinde kısa görüşmeler yapmışlardır. Görüşmeler sırasında başvuranlara avukatları eşlik etmiş ve sığınma talepleri üzerine konuşulmuştur. Görüşme formlarına göre, başvuranların hepsi, Çinli yetkililerin Uygurlara baskı ve zulüm uygulaması nedeniyle Çinden kaçtıklarını ifade etmiş ve Çine geri dönmeleri halinde, hapis cezası, işkence ve hatta idam cezası riskiyle karşı karşıya kalacaklarından korkmuşlardır. Hiçbiri, herhangi bir siyasi veya dini örgüt veya terör örgütü ile bağlantısı olduğunu söylememiştir. Görüşmeler esnasında kendilerine tercüman olarak Kumkapı Yabancı Kabul ve Barınma Merkezinde tutulan bir Uygur arkadaşları da eşlik etmiştir.
19. içişleri Bakanlığı 26 Eylül 2008 tarihli bir yazıyla, İstanbul Valiliğine, başvuranların sığınma taleplerinin kabul edilmediğini bildirmiş, ancak bu doğrultuda herhangi bir resmi karara atıfta bulunmamıştır. Belgede, başvuranların bir süredir yasa dışı olarak Türkiyede yaşamalarına rağmen, ne yakalanmadan önce ne de yakalandıktan hemen sonra sığınma talebinde bulundukları belirtilmiş ve en son yapmış oldukları sığınma taleplerinin yalnızca, Türkiyede kalma sürelerinin uzatılması yönünde olduğu ortaya konmuştur. Bakanlık bu nedenle, söz konusu kişilerin derhal sınır dışı edileceği kararını vurgulamıştır. Başvuranlara ne bu mektubun bir nüshası gönderilmiş ne de kendilerine bir sınır dışı kararı tebliğ edilmiştir.
20. Başvuranlar, 13 Ekim 2008 tarihinde Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliğine (UNHCR) başvurarak, mülteci olarak tanınmayı talep etmişlerdir. UNCHR, 27 Ekim 2008 tarihinde kendilerine sığınma belgesi vermiştir.
21. Başvuranların avukatı, başvuranların sınır dışı edilip edilmeyecekleri hakkında bilgi almak ve eğer sınır dışı edileceklerse de ilgili sınır dışı kararlarının kendisine verilip verilemeyeceğini öğrenmek için, 21 Ekim 2008 tarihinde Kumkapı Yabancı Kabul ve Barınma Merkezine gitmiştir. Yetkililer, başvuranların sınır dışı edilecekleri bilgisini avukata sözlü bir şekilde aktarmış, ancak sınır dışı edilecekleri tarihi belirtmemiştir. Yetkililer ayrıca, kararların nüshalarını vermeyi, hatta göstermeyi bile reddetmiştir.
22. Başvuranların avukatı, 22 Ekim 2008 tarihinde İstanbul Yabancılar Şube Müdürlüğüne bir dilekçe göndererek, sınır dışı kararlan dahil olmak üzere başvuranlar hakkında şimdiye kadar çıkarılmış olan idari kararlar hakkında gerekli yasal işlemleri başlatabilmek için, söz konusu kararlara erişim talebinde bulunmuştur. Avukat, başvuranlar hakkında yapılacak olan tüm işlemlerin ve verilecek olan tüm kararların, başvuranların yasal temsilcisi olarak kendisine bildirilmesi talebinde bulunmuştur. Ancak mektubuna herhangi bir yanıt gelmemiş ve başvuranların dosyalarına erişimi engellenmeye devam etmiştir.
23. Başvuranlar kendilerine önceden haber verilmeden, 26 Ekim 2008 tarihinde, sınır dışı edilmek üzere Ağrıya İran sınırına götürülmüşlerdir. İran yetkililerinin başvuranların İrana girmelerine izin vermemeleri üzerine, başvuranlar İstanbula geri götürülüp, Kumkapı Yabancı Kabul ve Barınma Merkezine yeniden yerleştirilmişlerdir.
24. Başvuranların avukatı 28 ve 31 Ekim 2008 tarihlerinde, İstanbul Yabancılar Şube Müdürlüğüne iki ayrı dilekçe yazmış ve başvuranlar aleyhinde verilen idari kararlara erişim taleplerini yeniden sunmuştur. Dilekçesinde, özellikle Çine geri gönderilmeleri halinde ciddi risklerle karşı karşıya kalacakları göz önünde bulundurulduğunda, başvuranların, yetkili mahkemeler önünde itiraz edebilme haklarından yararlanabilmeleri için, aleyhlerinde verilen sınır dışı kararlarına erişmelerinin gerekli olduğunu hatırlatmıştır. Avukat, 3 ve 7 Kasım 2008 tarihlerinde gönderdiği iki dilekçesinde de söz konusu görüşlerini tekrarlamış, ancak her iki dilekçeye de yanıt gelmemiştir. Ancak görünen şu ki, avukata, sığınma taleplerine ilişkin düzenlemeyi içeren bir kılavuz niteliğindeki 57 sayılı Genelgenin 12. maddesi uyarınca başvuranların dosyalarına erişimin kısıtlandığı sözlü bir şekilde bildirilmiştir (detaylar için Bk. aşağıda 66. paragraf).
25. Başvuranlar, avukatlarıyla 1 Kasım 2008 tarihinde Kumkapı Yabancı Kabul ve Barınma Merkezinde görüşmüşlerdir. Dördüncü başvuran hariç tüm başvuranlar, XUARda yaşayan aile fertlerinin, Çinden kaçtıkları için rahatsız edildiklerini veya hapsedildiklerini bildirmiş ve söz konusu bölgede kendilerinin halen terörist olarak nitelendirilerek arandıklarını ifade etmişlerdir.
26. Başvuranlar, bilinmeyen bir gerekçeyle, 2 Şubat 2009 tarihinde serbest bırakılmışlardır. Üç gün sonra, polis tarafından İstanbul Yabancılar Şube Müdürlüğüne çağırılmışlar ve kendilerine oturma izni verileceği bildirilmiştir. Ancak o esnada, kendilerine herhangi bir açıklama yapılmadan, tekrar Kumkapı Yabancı Kabul ve Barınma Merkezine gönderilmişlerdir.
27. İçişleri Bakanlığı 13 Şubat 2009 tarihinde, başvuranların sığınma taleplerinin reddedildiği resmi bir karar yayınlamıştır. Kararda kısaca, başvuranların, sığınma taleplerini desteklemek amacıyla ileri sürdükleri iddialarının, Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin 1951 Cenevre Sözleşmesinde (Cenevre Sözleşmesi) ve ilgili iç yönetmeliklerde (1994 Göç Yönetmeliği) öngörülen kriterleri karşılamadığına hükmetmiştir. Kararda, başvuranların taleplerine ve incelendikleri uluslararası ve/veya ulusal standartlara ilişkin herhangi bir tartışmaya yer verilmemiştir.
28. İçişleri Bakanlığının kararı, başvuranlara 23 Şubat 2009 tarihinde tebliğ edilmiş ancak avukatlarına ayrı olarak gönderilmemiştir. Başvuranlara, karar ellerine geçtikten sonra iki gün içerisinde itirazda bulunabilecekleri bildirilmiştir.
29. Başvuranların avukatı, İstanbul Yabancılar Şube Müdürlüğüne 24 Şubat 2009 tarihinde bir dilekçe daha göndermiştir. İlk olarak, başvuranların sığınma taleplerinin reddedildiği en yakın tarihli karar da dahil olmak üzere, başvuranlar aleyhinde verilmiş olan idari kararların, Ekim 2008 yılından beri sürekli talep etmesine rağmen kendisine bildirilmemesinden ve başvuranların dosyalarına erişiminin engellenmesinden şikayetçi olmuştur. Avukat ayrıca, sığınma talebinin reddedilmesine ilişkin olarak yapacakları itiraz başvurusu için verilen iki günlük sürenin çok kısa olmasından şikayetçi olmuş ve etkili bir şekilde itirazda bulunabilmek amacıyla, süre uzatım ve başvuranların dosyalarına erişim talebinde bulunmuştur.
30. Başvuranlar, süre uzatım taleplerine herhangi bir yanıt alamamış olup, Bakanlığın 13 Şubat 2009 tarihli kararına avukatları aracılığıyla itirazda bulunmuşlardır. Başvuranlar, Uygur etnik kökenli Müslüman olmaları sebebiyle zulüm gördükleri gerekçesiyle Çinden kaçtıklarını ifade etmişlerdir. Siyasi görüşlerinden ötürü hepsi Çin polisi tarafından aranmaktaydı; üçüncü başvuran, Çin Hükümeti aleyhinde siyasi görüş bildirmesi sebebiyle halihazırda 1994 senesinde iki yıl cezaevinde kalmıştır. Bir yandan, Doğu Türkistanın 1949 yılında Çin tarafından işgal edilmesinden sonra başvuranlar kültürel asimilasyona uğramış, ayrımcılığa maruz kalmış ve ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmüşken, diğer yandan da terörizme karşı küresel savaş bahanesiyle 11 Eylül 2001 tarihinden itibaren Uygur muhaliflerine yapılan baskı artmıştır. Kültürel ve dini kimliklerini koruyabilmek adına göstermiş oldukları barışçıl çabaları nedeniyle, başvuranların hepsine ayrılıkçı damgası vurulmuştur. Ayrıca, başvuranlar, Çine dönmeleri halinde, reddedilen diğer sığınmacılarda olduğu gibi, hapis cezası, işkence ve hatta idam cezası riski ile karşı karşıya kalacaklardı. İstanbulda bulunan Doğu Türkistan Vakfı, başvuranların iddialarını doğrulamış ve dernekle bağlantılarının bulunması halinde, Çine döndüklerinde yaşamlarına ve fiziksel bütünlüklerine karşı oluşabilecek riskin artacağını belirtmiştir. Vakıf, yakın zamanda Pakistan, Kazakistan ve Nepaldan sınır dışı edilmiş olan bir takım Uygur vatandaşının, Çinli yetkililer tarafından sınırda idam edildiğini ifade etmiştir. Başvuranlar, mülteci statüsü taleplerinin UNHCR önünde halen görüşülmekte olduğunu ve söz konusu organizasyon tarafından kendilerine sığınma belgesi verildiğini ilave etmişlerdir.
31. İçişleri Bakanlığı, başvuranların itirazları hakkında 16 Mart 2009 tarihinde Dışişleri Bakanlığından görüş talep etmiştir. Dışişleri Bakanlığı 18 Mart 2009 tarihinde cevaben, başvuranların iddialarının mülteci statüsü edinmek için gerekli olan kriterleri karşılamadığını bildirmiştir. Ancak, Dışişleri Bakanlığının söz konusu karara hangi fiili veya hukuki gerekçeyle vardığı net değildir.
32. Başvuranların avukatına 27 Nisan 2009 tarihinde, yetkililer tarafından belirlenmiş olan sınırlı sayıdaki belgenin ve başvuranlar hakkında verilmiş olan kararların nüshalarını alması için izin verilmiştir.
C. Başvuranların salıverilme girişimleri
33. Söz konusu süreç kapsamında, başvuranlar, salıverilme istemiyle, 23 Şubat 2009 tarihinde İstanbul İdare Mahkemesi önünde bir dava açmışlar ve kendileri aleyhinde yürütülmekte olan sınır dışı edilme işlemlerinin durdurulmasını talep etmişlerdir. Başvuranlar ayrıca, terörist olarak aranmakta oldukları Çine geri gönderilmeyi neden istemediklerine ilişkin iddialarını yinelemişler ve kendilerini kanuna aykırı bir şekilde İrana sınır dışı etmeye çalışan yetkilileri kınamışlardır. Başvuranlar ilaveten, dosyalarında bulunan kararlara ve diğer belgelere erişimlerinin yetkililer tarafından engellenmesiyle, söz konusu kararlara mahkeme önünde itiraz edebilme şanslarının ortadan kalktığından şikayetçi olmuşlardır.
34. İstanbul İdare Mahkemesi, başvuruların müştereken yapılmak yerine ayrı ayrı yapılması gerektiğine hükmederek, başvuranların davasını 3 Nisan 2009 tarihinde usuli gerekçelerle reddetmiştir. Bu nedenle mahkeme, başvuranları, bireysel olarak başvuru yapmaya ve başvurularında, yetkili makamlara yapmış oldukları tüm ilgili taleplerin ve bu taleplere verilen cevapların birer kopyasına yer vermeye davet etmiştir. Söz konusu kararın başvuranlara ne zaman tebliğ edildiği net olarak bilinmemektedir, ancak başvuranlar bu işlemleri yerine getirmemişlerdir.
35. Başvuranlar, 24 Nisan 2009 tarihinde, Yabancılar Hudut ve İltica Daire Başkanlığına bir dilekçe göndermişler ve kanuna aykırı ve keyfi olarak tutulmalarına son verilmesini ve derhal salıverilmelerini talep etmişlerdir.
36. Başvuranlar, Mahkemenin, Mahkeme İçtüzüğünün 39. maddesi uyarınca vermiş olduğu bir ara karar ile, 10 Haziran 2009 tarihinde Kumkapı Yabancı Kabul ve Barınma Merkezinden serbest bırakılmışlardır (Bk. aşağıda 59. ve 60. paragraflar). Hükümet, aynı gün Mahkemeye ibraz etmiş olduğu dilekçesinde, başvuranların söz konusu ara karar nedeniyle Türkiyede kalmalarına izin verildiğini ifade etmiştir.
D. ikinci başvuran hakkındaki sığınma işlemlerinin neticesi
3. İçişleri Bakanlığı 29 Nisan 2009 tarihinde İstanbul Valiliğine, ikinci başvuranın sığınma talebinin reddedilmesine ilişkin yapmış olduğu itiraz başvurusunun 31 Mart 2009 tarihinde reddedildiğini, zira başvuranın herhangi bir yasadışı örgütle bağlantısının bulunup bulunmadığının tespit edilemediğini bildirmiştir. Ayrıca, söz konusu başvurana, 5683 sayılı Yabancıların Türkiye'de İkamet ve Seyahatleri Hakkındaki Kanun çerçevesinde yabancı statüsü adı altında oturma izni verilmemesi gerektiğine karar verilmiştir. Bakanlık bu nedenle, ikinci başvuranın derhal sınır dışı edilmesini talep etmiştir. Her ne kadar diğer başvuranlar da sığınma taleplerinin reddedilmesine ilişkin olarak aynı zamanda itirazda bulunduysalar da, söz konusu süre zarfında bu taleplerin neticelerine ilişkin herhangi bir bilgi elde edilmemiştir.
38. Bakanlığın, ikinci başvuran hakkında vermiş olduğu karar, başvuranların avukatına 13 Mayıs 2009 tarihinde tebliğ edilmiştir.
39. İkinci başvuran, 9 Haziran 2009 tarihinde, Yüksek İdare Mahkemesi nezdinde, İçişleri Bakanlığı aleyhine bir dava açmıştır. Söz konusu başvuran ilk olarak, zulme, işkenceye ve hatta idam cezasına maruz kalacağı gerekçesiyle 29 Nisan 2009 tarihinde sınır dışı kararının iptal edilmesini ve ayrıca yerel yargılamalar sonuçlanmadan bu kararın icrasının durdurulmasını talep etmiştir. Başvuran ek olarak, Ekim 2008de sınır dışı edilmesine yönelik girişimlerin kanuna aykırılık teşkil etmesinden şikayetçi olmuştur, zira yerel mahkemeler ve UNCHR nezdinde sığınma ve mülteci işlemleri sonuçlandırılmamıştır. Başvuran ayrıca, sığınma işlemlerinin ulusal makamlarca kanuna uygun bir şekilde yürütülmediğini iddia etmiştir; hakkındaki sığınma talebinin yasal temsilcisi tarafından yapılmış olmasına rağmen, sığınmaya ilişkin görüşme, avukatının gıyabında baştan savma bir şekilde gerçekleştirilmiştir. Görüşme esnasında sağlanan tercüme hizmeti de yetersiz olmuştur. Ayrıca, sığınma talebinin reddine ilişkin itiraz için öngörülen iki günlük süre de, başvuranın kapsamlı bir itirazda bulunabilmesi için yetersiz olmuştur. İlaveten, başvuranın sığınma talebinin, herhangi bir yasadışı örgüt ile bağlantısının bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmesi, DTİH ile bağlantısı olduğunu bildiren önceki istihbarat raporları ile çelişki göstermiştir. Bu bağlamda, idarenin, başvuranın iddialarına ilişkin esasları daha titiz bir şekilde incelmesi gerekirken, davanın incelenmesi kapsamında, başvuranın bir terör örgütüyle bağlantısının bulunup bulunmadığı meselesinden öteye gitmediği görülmüştür. Başvuran ayrıca, Kumkapı Yabancı Kabul ve Barınma Merkezinde dokuz ay boyunca kanuna aykırı bir şekilde tutulduğunu ileri sürmüştür. Başvuran son olarak, sığınma başvurularına ilişkin idari kararların nüshalarını defalarca talep ettiği halde, herhangi bir yanıt alamadığını ileri sürmüştür. Dolayısıyla, söz konusu kararlara itiraz etmesine olanak sağlayacak hukuki yollara erişimi kısıtlanmıştır. Başvuran bu bağlamda, 57 sayılı Genelgenin kanuna uygunluğuna itiraz etmiştir, zira bu genelgeyle, başvuranın ve avukatının sığınma dosyasına erişimi kısıtlanarak, başvuranın savunma yapma hakkına halel getirilmiştir.
40. Yüksek İdare Mahkemesi 10 Ağustos 2009 tarihinde, başvuranın sınır dışı işleminin askıya alınması yönündeki talebinin incelenmesini, Bakanlık görüşlerini ibraz edinceye kadar ertelemeye karar vermiştir.
41. Bakanlık, Yüksek İdare Mahkemesine 23 Eylül 2009 tarihinde savunmasını sunmuştur. İlgili kısımlar aşağıdaki şekildedir:
Davacı, Çinde zulüm gördüğünü iddia ederken; görüşme sırasında, Çinde herhangi bir siyasi, dini veya sosyal grup ile bağlantısının bulunmadığını, gözaltına alınmadığını, tutuklanmadığını veya kötü muameleye maruz kalmadığını ve aile fertlerinden hiçbirinin Devlet yetkilileri ile herhangi bir sorun yaşamadığını ifade etmiştir.
İddialarındaki tutarsızlıktan ötürü, Bakanlık davacıya mülteci statüsü verilmesini reddetmiştir. Davacının söz konusu karara 24 Şubat 2009 tarihinde itiraz etmesi üzerine, Bakanlığımız, Dışişleri Bakanlığının görüşüne başvurmuştur. Dışişleri Bakanlığı 18 Mart 2009 tarihli kararında, davacının sığınma talebinin sığınmacı statüsü elde etmek için gerekli olan unsurları içermediğini bildirmiştir.
Dışişleri Bakanlığının görüşü, başvuran hakkında başlatılan yasal işlemler açısından büyük bir önem arz etmektedir. Türkiyede kalması Dışişleri Bakanlığınca uygun görülmediği takdirde bir yabancıya Bakanlığımız tarafından sığınmacı statüsü vermesi mümkün değildir.
İlgili mevzuat (5683 sayılı Kanun) uyarınca Türkiyede ikamet etmesi uygun görülmeyen kişilerin ihraç edilmesi zorunlu olup, bu mesele, Devletin egemenlik yetkisi dahilindedir...
Davacı ile gerçekleştirilmiş olan görüşmeden, kendisinin zulme, gözaltına veya tutukluluğa maruz kalmadığı anlaşılırken, davacı, Çin Devleti hakkında karalayıcı ifadelerde bulunmaktan çekinmemiş olup, aynı zamanda bizim yabancı barınma merkezlerimizi de eleştirmeye kalkışmıştır. Sınır dışı edilmesi halinde ülkemizi ne derece kötüleyeceği tahmin edilebilir. Bu kişisel özellik, davacı aleyhinde verilen kararın ne kadar yerinde olduğunu ispatlamaktadır.
Davacının (sınır dışı edilmesi halinde) telafi edilemez bir zarara uğraması söz konusu değildir, zira davacı, ülkemize davet edilmemiş, kendi isteğiyle gelmiştir. Mevcut durumdan kendisi münferiden sorumludur. Kendisini kabul etmek isteyen üçüncü bir ülke bulmak mümkün değildir. Bu nedenle, bir yılı aşkın süredir ülkemizde konuk olarak kalmaktadır.
4. Yüksek İdare Mahkemesi 7 Aralık 2009 tarihinde, Dışişleri Bakanlığına, aşağıdaki belgeleri on beş gün içerisinde tebliğ etmesi talimatını vermiştir: sığınma talebinin reddine ilişkin olarak başvuran tarafından yapılmış olan itirazı reddettiği 31 Mart 2009 tarihli kararının bir nüshası; çeşitli idari kararlarda başvuranın DTİH üyeliği hakkında ileri sürülen çelişkili ifadelerden ötürü, başvuranın bir terör örgütüyle bağlantısının bulunduğuna dair istihbarat raporları ve diğer bilgiler; başvuranın UNHCRden mülteci statüsü talep etmesine ilişkin bilgiler.
43. UNHCR 13 Ocak 2010 tarihinde, Yüksek idare Mahkemesine, ikinci başvuranın mülteci statüsü talebinin halen incelenmekte olduğunu bildirmiştir. UNHCR, yazısında ayrıca, Çin yetkili makamlarının 2001den beri XUARda terörle mücadele kapsamında baskı politikasını kuvvetlendirdiğini ve özellikle de barışçıl siyasi görüş ayrılığı bildiren etnik Uygurları ve bağımsız İslamiyet liderlerini hedef aldığını belirtmiştir. Uygurlara bu nedenle bölücülük suçundan dolayı uzun süreli hapis cezaları veya bazı durumlarda idam cezası verilmiştir. Bu gerekçelerle UNCHR, Yüksek İdare Mahkemesini, mülteci statüsünün belirlenmesi süreci sonuçlandırılıncaya kadar başvuranın sınır dışı edilmesinin engellenmesi için müdahalede bulunmaya teşvik etmiştir.
44. Başvuran, sınır dışı edilmesinin askıya alınmasına ilişkin talebini 2 Şubat 2010 tarihinde tekrar sunmuştur.
45. Yüksek İdare Mahkemesi 19 Şubat 2010 tarihinde, başvuranın sınır dışı edilmesi işleminin, talep edilen bilgiler idare tarafından tebliğ edilinceye kadar durdurulmasına karar vermiştir.
46. İkinci başvuran belirtilmeyen bir tarihte, İçişleri Bakanlığının önceki görüşüne cevap vermiştir. Başvuran, önceki savlarını tekrarlamanın yanı sıra, herhangi bir terör örgütü veya başka bir örgütle bağlantılarının bulunduğunu bildirmemesi gerekçesiyle sığınma talebi reddedilirken, Bakanlığın, Çin Hükümetinin Türk yetkili makamları ile paylaşmış olduğu şüpheli teröristler listesinde başvuranın isminin yer aldığını kabul ettiğini ileri sürmüştür. Bu koşullarda, başvuranın bir terör örgütüyle ilişki içerisinde olduğunu reddetmiş olması alakasızlık teşkil etmiştir; önemli olan, başvuranın bu gerekçeyle Çin Hükümeti tarafından aranıyor olmasıdır. Ayrıca, başvuranın sığınma talebine ilişkin olarak Dışişleri Bakanlığının görüşünün büyük önem arz etmesi, kararın hukuki değil siyasi gerekçelere dayanılarak verildiğini göstermiştir.
47. Yüksek İdare Mahkemesi 30 Haziran 2010 tarihinde, başvuranın Çine dönmesi haline baskı ve zulme maruz kalacağına dair gerçek bir riskin varlığını göz önünde bulundurarak, UNHCR önündeki başvurusu halen sonuçlanmamış iken, başvuranın sığınma talebinin reddedilip sınır dışı edilmesinin kanuna aykırılık teşkil edeceğini değerlendirmiştir. Yüksek İdare Mahkemesi bu nedenle, söz konusu sınır dışı kararının icrası durdurmuştur. Mahkeme aynı zamanda, yetki dışında olarak nitelendirdiği 57 sayılı Genelgenin icrasını da durdurmuştur.
48. Yüksek İdare Mahkemesinin kararını takiben, ikinci başvurana 21 Ekim 2010 tarihinde oturma izni verilmiştir.
49. Taraflardan Eylül 2013te alınmış olan en son bilgilere göre, Yüksek İdare Mahkemesi, ilgili tarihten itibaren, ikinci başvuranın davasının esasları hakkında herhangi bir karar vermemiştir.
D. Diğer başvuranlar hakkındaki sığınma işlemlerinin neticesi
50. Hükümetin görüşlerine eklenen belgelere göre, diğer başvuranların, sığınma taleplerinin reddine karşı yapmış oldukları itiraz başvurulan da 31 Mart 2009 tarihinde İçişleri Bakanlığı tarafından reddedilmiştir. Ancak, ikinci başvuranın durumundan farklı olarak, ne söz konusu kararlar, ne de bu karar temel alınarak verilen sınır dışı kararları başvuranlara veya avukatlarına tebliğ edilmiştir.
51. Başvuranlar, 2 Eylül ve 28 Aralık 2010 tarihlerinde, sığınma taleplerinin durumu hakkında bilgi almak istemişler, ancak herhangi bir yanıt alamamışlardır.
52. Anlaşıldığı üzere, başvuranların sığınma taleplerinin reddine ilişkin yapmış oldukları itiraz başvurularının Bakanlık tarafından reddedildiği, kendilerine 2011 yılında belirtilmeyen bir tarihte bildirilmiştir. Bu kapsamda, sınır dışı edilmeleri yönünde bir karar da zorunlu kılınmıştır. Başvuranlar, kararın iptal edilmesi için Ankara İdare Mahkemesi nezdinde ayrı ayrı dava açmışlardır.
53. Ankara idare Mahkemesi, 15 Şubat 2012 (birinci ve üçüncü başvuran), 18 Ocak 2012 (dördüncü başvuran) ve 14 Aralık 2011 (beşinci başvuran) tarihli dört ayrı kararda, başvuranların Çinde zulme uğrayacakları yönündeki potansiyel riski kabul etmiş ve sonuç olarak, başvuranlar aleyhindeki sınır dışı kararlarını iptal etmiştir. İdare Mahkemesi, kararlarında ayrıca, Mahkemenin 15 Mayıs 2009 tarihli geçici tedbirine atıfta bulunmuştur.
54. İdare Mahkemesinin kararlarına göre, birinci ve üçüncü başvurana 20 Mart 2012 tarihinde, dördüncü başvurana 29 Kasım 2011 tarihinde ve beşinci başvurana ise 24 Ekim 2011 tarihinde oturma izni verilmiştir.
55. Yüksek İdare Mahkemesi, 31 Aralık 2012 ve 18 Şubat 2013 tarihlerinde, kararları, başvuranların lehine onamıştır. Görünen o ki, Bakanlığın bu kararlara ilişkin düzeltme talebi, Yüksek İdare Mahkemesi önünde halen beklemektedir.
F. Mahkeme önündeki yargılamalar
5. Sığınma taleplerine ilişkin nihai bir karar verilmeden önce, 29 Nisan 2009 tarihinde başvuranların temsilcisi, başvuranların Türkiyeden sınır dışı edilmemesi için, Mahkeme İçtüzüğünün 39. maddesi uyarınca, Mahkemeden geçici bir tedbir uygulamasını talep etmiştir.
57. Aynı tarihte, davanın tahsis edildiği Bölüm Başkanı, Mahkemeye sunulan bilgiler doğrultusunda başvuranların istedikleri ara tedbiri uygulamamaya karar vermiştir.
58. İçişleri Bakanlığının, ikinci başvuranın sığınma talebinin son kez reddetmesinin ve başvuranın sınır dışı edilmesi kararının verilmesinin ardından, başvuranların temsilcisi 14 Mayıs 2009 tarihinde, Mahkeme İçtüzüğünün 39. maddesi uyarınca sunmuş olduğu önceki talebini, daha fazla görüşe ve destekleyici belgelere yer vererek yinelemiştir.
59. Davanın tahsis edildiği Bölüm Başkanı 15 Mayıs 2009 tarihinde, tarafların menfaati için ve Mahkeme önündeki yargılamaların uygun bir şekilde yürütülebilmesi adına, Mahkeme İçtüzüğünün 39. maddesi uyarınca, Türk Hükümetine, başvuranların 15 Haziran 2009 tarihinde önce Çine sınır dışı edilmemeleri gerektiğini bildirmeye karar vermiştir.
60. Bölüm Başkanı 15 Haziran 2009 tarihinde, Mahkeme İçtüzüğünün 39. maddesi uyarınca daha evvel öngörülmüş olan geçici tedbirin süresini ikinci bir emre kadar uzatmaya karar vermiştir.
G. Sonraki gelişmeler
6. Serbest bırakılmalarından bir süre sonra, başvuranların tümü Türk vatandaşlığı için başvuruda bulunmuşlardır. İkinci ve üçüncü başvuranın başvurulan, ilgili hukuki kriterleri karşılamadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. İkinci başvuran, 22 Haziran 2011 tarihinde Türkiyeden ayrılmış ve Hollandada sığınma talep etmiştir. Anlaşıldığı üzere, ikinci başvuranın başvurusu kabul edilmiş ve kendisi halen Hollandada yaşamaya devam etmektedir. Üçüncü başvuran, belirtilmeyen bir tarihte Mısıra gitmiştir.
62. Diğer başvuranlara ise, 2012 senesi muhtemel olmakla birlikte, bilinmeyen tarihlerde Türk vatandaşlığı verilmiştir. Mahkemenin elinde, tam tarihlere ilişkin bilgi bulunmamaktadır.
63. UNHCR, 25 Eylül 2013 tarihli bir yazıyla, başvuranların avukatına, birinci, ikinci ve üçüncü başvuranların başvurularını geri çekmeleri ve dördüncü ve beşinci başvurana ulaşılamaması nedeniyle, müvekkillerinin mülteci statüsü edinmeye ilişkin dosyalarının kapatıldığını bildirmiş, ancak herhangi bir tarih belirtmemiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA
A. Anayasa
7. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 125. maddesinin ilgili kısımları aşağıdaki şekildedir:
"İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır...
İdari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda gerekçe gösterilerek yürütmenin durdurulmasına karar verilebilir..."
B. Sığınmacılar hakkındaki hukuk ve uygulama
8. Söz konusu zamanda sığınmacılar için geçerli olan ilgili iç hukuk ve uygulamaya ilişkin açıklama, Abdolkhani ve Karimnia/Türkiye (no. 30471/08, §§ 29-45, 22 Eylül 2009) davasında bulunmaktadır. Bu bağlamda, 1994 Yönetmeliği ve bu yönetmelik uygulanırken öngörülen usul ve ilkelere ilişkin bir direktif olan 57 sayılı Genelge hakkında detaylı bilgilere yer verilmiştir.
9. İlaveten, 57 sayılı Genelgenin mevcut davaya uygun düşen 12. maddesi aşağıdaki şekildedir:
Başvuru sahibi veya müdafisinin dosyaya erişimi
İdari yargıya başvuranın kendisi veya müdafisi tarafından dosyası incelenmek istendiğinde ya da idari mahkemede kullanılmak üzere birer sureti dilekçe ile talep edilmesi halinde dosyadaki GİZLİ" ya da HİZMETE ÖZEL kaydı bulunan evrak dışında kalan;
- Avukat veya yasal temsilcisine ve başvuru sahibinin kendisine tebliği yapılan tebliğ-tebellüğ belgeleri,
- İltica/sığınma müracaat ve ön görüşme formu,
- Başvuranın Deklarasyonu,
- İltica-sığınma mülakat formu,
- Mülakat raporu,
- Psikolog ve sosyal hizmet uzmanı raporu,
- Başvuranın başvurusuna ilişkin sunduğu bilgi ve belgeler,
- İltica/sığınma başvurusu hakkında Bakanlıkça verilen ilk karar,
- İltica/sığınma başvurusu hakkında Bakanlıkça verilen nihai karar,
- Başvuran hakkında yabancılara ilişkin genel hükümler çerçevesinde Bakanlıkça verilen karar evrakının,
Başvuru sahibinin kendisine, varsa avukatına veya yasal temsilcisine talep edilmesi halinde verilecektir.
...
III. İLGİLİ ULUSLARARASI BELGELER
10. Uluslararası Af Örgütü, 6 Temmuz 2004 tarihinde yayımlanmış olan Uygurlar Çinin terörle savaş" adına uyguladığı baskıdan kaçıyor başlıklı raporunda, XUARdaki etnik Uygur nüfusunun zor durumu hakkındaki endişelerini dile getirmiştir. İlgili kısımlar aşağıdaki şekildedir:
XUARdaki insan hakları durumuna genel bakış
Uluslararası Af Örgütü yıllardır XUARdaki etnik Uygur topluluğunun üyelerine karşı işlenen insan hakları ihlalleri konusunda raporlar yayınlamaktadır. Nisan 1990da Baren kasabasındaki kitlesel protesto ve şiddet içeren ayaklanmalardan sonra, ayrılıkçı ve aşırı dinci olduğu iddia edilen kişilere uygulanan baskı 1990lann başından beri devam etmektedir... Daha yakın bir tarihte ayrılıkçılar, teröristler ve aşırı dinciler, bir kez daha genel suçlara karşı yeniden başlatılan ulusal sert saldırı kampanyasının kilit hedefi haline gelmiştir. Bu kampanya, Nisan 2001de başlatılmış olup, hiçbir zaman resmi olarak sonlandırılmamıştır.
Çin hükümeti ayrılıkçılık terimini geniş bir yelpazede yer alan faaliyetleri içine alacak şekilde kullanmaktadır ve bu faaliyetlerin bir çoğu barışçıl muhalefet ya da hoşnutsuzluk veya din özgürlüğü hakkının barışçıl kullanılmasından daha öte değildir. Son üç yılda bölgede on binlerce insanın soruşturma için gözaltına alındığı ve yüzlercesinin, belki de binlercesinin Ceza Yasası uyarınca yargılandığı ya da hüküm giydiği bildirilmektedir. Tam sayıyı belirlemek olanaksız olsa da çok sayıda Uygurun, ayrılıkçılık ya da terörizm suçu işledikleri iddiasıyla ölüm cezasına mahkûm edildiği ve cezalarının infaz edildiğine inanılmaktadır.
Uluslararası Af Örgütü, XUARda uluslararası din ve inanç özgürlüğü standartlarını ihlal ederek, barışçıl şekilde kendi dini ibadetlerini yapmalarından dolayı gözaltına alınan sayısız Uygurun vakalarını belgelemiştir.
...
Terörizm ile mücadele: Çinin propaganda savaşı şiddetleniyor
ABDdeki 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından Çinli yetkililer, eylemlerine uluslararası destek sağlamak amacıyla, XUARdaki sıkı tedbirlerini ısrarla terörle uluslararası mücadelenin bir parçası olarak gerekçelendirmeye çalışmıştır
Son üç yıldır, eskiden ayrılıkçı olarak nitelendirilen Uygur milliyetçilerine giderek terörist yaftası takılmaya başlanmıştır
Terörizmin resmi tanımları
Çin Ceza Yasasında bazı diğer maddeler gibi terörizm ve bağlantılı suçların tanımı da, yetkililere bu tür suçları geniş manada yorumlayacakları büyük bir manevra sahası sağlayacak şekilde muğlak bırakılmıştır. 2001 tarihinde Ceza Yasasında yapılan
değişiklikler göz önüne alındığında, bu muğlaklık özel bir endişe kaynağı oluşturmaktadır. Bu değişiklikler, bazı vakalarda ölüm cezasının uygulanması da dahil olmak üzere
sözde terörist saldırılarına verilen cezaları artırmaktadır.
...
Zorla Çine geri gönderilen Uygur aktivistlerinin akıbeti
Uluslararası Af Örgütü son yıllarda Nepal, Pakistan, Kazakistan ve Kırgızistanın da aralarında bulunduğu bazı komşu ülkelerden Çine zorla geri gönderilen Uygur ilticacıların ve mültecilerin sayısında bir artış gözlemlemiştir.
Bu tür vakaların, ABDdeki 11 Eylül 2001 saldırılarından sonra, Çinin XUARdaki sıkı güvenlik tedbirlerinin şiddetlenmesiyle birlikte arttığı görülmektedir ve bazı durumlarda Çinli yetkililerin bu tür geri gönderilme olaylarını teşvik ettikleri ya da bu olaylarda yer aldıklarına dair kanıtlar bulunmaktadır. Ülke dışına bilgi aktaran aile üyelerine yapılan misilleme tehditleri de dahil olmak üzere bilgi aktarmaya getirilen sıkı kısıtlamalar nedeniyle, Çine geri gönderilen Uygurların akıbeti ile ilgili bilgi bulmak zordur. Bununla birlikte, bazı yeni vakalarda, geri gönderilen kişilerin işkence, adil olmayan yargılama ve hatta ölüm cezasının infaz edilmesi de dahil olmak üzere ciddi insan hakları ihlallerine maruz kalmış oldukları bildirilmiştir.
11. Uluslararası Af Örgütünün yakın tarihli raporları da, yukarıda bahsedilen rapora konu olan zulüm olaylarının Çinde halen yaygın bir şekilde yaşandığını doğrulamaktadır. Uluslararası Af Örgütünün hazırlamış olduğu, Dünya Çapında İnsan Haklarının Mevcut Durumu hakkındaki 2008 tarihli rapora göre, Çinli yetkililer, başlıca XUARda yaşayan etnik Uygurların maruz bırakıldığı katı baskıyı haklı kılmak amacıyla, ABD tarafından yönetilen terör savaşını benimsemeye devam etmiştir. Bunun neticesinde ise, işkence, diğer kötü muamele şekilleri ve hatta ölüm dahil olmak üzere, insan haklarına ilişkin ciddi ihlaller ortaya çıkmıştır. Uygur kültürel kimliği hakkında şiddet içermeyen ifadelerde bulunmak suç olarak nitelendirilmeye devam etmiştir. Raporda, Uygur asılı bireylerin, Çinde bölücü faaliyetler gibi siyasi suçlar sebebiyle ölüm cezasına maruz kalan ve cezası infaz edilen tek grup olarak bilindikleri vurgulanmıştır. Ayrıca, yabancı uyruklu Uygurlar dahil olmak üzere, yurtdışında yakalanıp Çine zorla gönderilen ve ölüm cezasına maruz kalan Uygurların sayısında artış gözlemlenmiştir. 2009, 2010 ve 2011 yıllarında, kargaşa ve baskının XUARda devam ettiği ve o bölgede yaşayan insanların şiddetli zulme maruz kaldıkları bildirilmiştir. Uluslararası Af Örgütünün 2012 senesinde hazırlamış olduğu, Dünya Çapında İnsan Haklarının Mevcut Durumu hakkındaki rapora göre, Çin Hükümeti, Uygur gibi belirli kökenlere mensup Çinli vatandaşları zorla geri göndermeleri için, diğer ülkelere ekonomik ve diplomatik baskı yapmıştır. Söz konusu kişiler, Çinde adil bir şekilde yargılanmama ve tutukluluk süresince işkence ve kötü muamele görme riskiyle karşı karşıya kalmışlar ve başkalarıyla görüşmelerine çoğunlukla izin verilmemiştir.
69. Uluslararası Af Örgütünün, Çindeki etnik Uygurların baskıya ve zulme maruz kalmalarına ilişkin görüşleri ayrıca uluslararası düzeyde başka yerlerde de dile getirilmiştir. BM İşkenceyi Önleme Komitesinin (CAT) 12 Aralık 2008 tarihli görüşlerinin sonuç kısmında şu ifadelere yer verilmiştir:
Muhatap devletin, ceza adalet sisteminde işkencenin uygulanmasını ve bundan kaynaklanan sorunları ele alma çabalarına rağmen; Komite, özellikle ceza yargılamaları sırasında ifade ve bilgi almak amacıyla polis tarafından gözaltında tutulan şüphelilere yönelik yaygın bir şekilde işkence ve kötü muamelenin uygulanmasına ilişkin olarak, Çine ait birçok yasal kaynak ile kuvvetlendirilmiş ve halen geçerli olan iddialar hakkında büyük endişe duymaktadır.
Komite, aralarında Tibetlerin, Uygurların ve Falun Gong müritlerinin de bulunduğu, Çinde yaşayan ulusal, etnik, dini azınlıklar ve diğer savunmasız gruplara işkence ve kötü muamele uygulandığı ve kaybedildiği yönündeki iddialar hakkında son derece endişelidir.
12. ABD Dışişleri Bakanlığının 2008 İnsan Hakları Raporunda da benzer şekilde, Uygurlara, bölücülük suçlamasıyla, uzun süreli hapis cezalarının verildiği ve bazı durumlarda da söz konusu kişilerin idam edildikleri belirtilmiştir. Aynı kaynağa göre, 9 Ekim 2008 tarihinde BBC, terör şüphelisi olarak Guantanamo Körfezinde tutulan on yedi tane Uygur asıllı Çin vatandaşının, 2004 yılında serbest bırakılmaları için onay çıktığını, ancak ABDnin, bu kişilerin Çine geri gönderilmeleri halinde zulme uğrayacaklarını belirttiğini bildirmiştir.
13. Son olarak, 2008 Pekin Olimpiyatları öncesinde aktivistler ve Çin Hükümetinin diğer karşıtlarına uygulanan baskı, Uluslararası Af Örgütü tarafından aşağıdaki şekilde dile getirilmiştir:
Barışçıl insan Hakları aktivistleri ve resmi hükümet politikasını aleni bir şekilde eleştiren diğer kişiler, Ağustos 2008de dünyanın gözünde sağlam veya uyumlu bir portre çizilmesi amacıyla, resmi Olimpiyat öncesi temizlik sürecinde hedef alınmışlardır. Bir terör planı kapsamında Olimpiyat Oyunlarına saldırı düzenleneceği yönündeki resmi iddialar, Olimpiyat Oyunlarına karşı oluşabilecek güvenlik tehditlerini öne çıkarmıştır, ancak bu iddiaların somut delillerle desteklenmemesi, yetkililerin mevcut baskı rejimini haklı kılmak amacıyla bu tür tehditleri abarttığına ilişkin şüpheleri artırmaktadır.
Söz konusu raporlarda profili çizilmiş olan kişiler de dahil olmak üzere, bazı barışçıl eylemciler, cezaevinde veya sıkı polis denetimi altında tutulmaktadırlar. Çokça gündeme getirilen bazı tahliyelere rağmen, birçok kişi, devam eden insan Hakları ihlalleri hakkındaki üzüntülerini dile getirmek veya bu konuya uluslararası dikkatleri çekmek amacıyla yetkililere dilekçe yazmaktan başka bir şey yapmadıkları halde son altı ayı aşkın bir süredir tutuklu bulunmaktadırlar. Tutuklu olan bu kişilerden bazılarının, dövülme veya başka türlü işkence veya kötü muameleye maruz bırakıldıkları bildirilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMENİN 2, 3 VE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
14. Başvuranlar, siyasi görüşleri ve dini inançlarından ötürü, Çinde doğrudan hedef alındıklarını ileri sürmüşlerdir. Bu nedenle, Çine geri gönderilmeleri halinde başvuranlar, Sözleşmenin 2 ve 3. maddeleri ihlal edilerek, idam edilme veya hücre hapsine mahkum edilme, işkence veya diğer insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleye maruz bırakılma tehlikeleriyle karşı karşıya kalacaklardır. Başvuranlar ayrıca Sözleşmenin 13. maddesine dayanarak, Sözleşmenin 2 ve 3. maddeleri kapsamındaki şikayetlerini dile getirebilecekleri ve sınır dışı edilmeleri halinde karşılaşabilecekleri tehlikelere ilişkin olarak vaktinde bir adli incelemenin yürütülebileceği etkili bir iç hukuk yolunun bulunmadığından şikayetçi olmuşlardır. Sözleşmede yer alan ilgili hükümler aşağıdaki gibidir:
Madde 2
1. Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın infaz edilmesi dışında, hiç kimsenin yaşamına kasten son verilemez.
...
Madde 3
Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.
Madde 13
Bu Sözleşmede tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, söz konusu ihlal resmi bir hizmetin ifası için hareket eden kişiler tarafından gerçekleştirilmiş olsa dahi, ulusal bir merci önünde etkili bir yola başvurma hakkına sahiptir.
A. Tarafların beyanları
1. Hükümet
15. Hükümet, başvuranların şikayetlerinin kabul edilebilirliği hususunda belirli bir itirazda bulunmamış olup, başvuranların iade edilmesi yönünde Çin Hükümetinden herhangi bir talep gelmediğini ve başvuranların sınır dışı edilmelerine ilişkin kararın; ilk olarak isimlerinin, DTİH ile bağlantılarının bulunması sebebiyle ülkeden çıkarılacak olan kişiler listesinde yer alması ve ikinci olarak da, yakalandıkları esnada Türkiyede yasa dışı bir şekilde kalıyor olmaları şeklinde iki temel dayanakla gerekçelendirildiğini belirtmiştir. Hükümet ayrıca, sınır dışı kararlarının, başvuranların ille de Çine gönderilmelerini gerektirmediğini; gidecekleri yerlere herhangi bir kısıtlama getirilmeksizin, başvuranların belirli bir süre içerisinde ülkeyi terk etmeye davet edildiklerini vurgulamıştır. İlaveten, başvuranların sığınma taleplerinden önce verilmiş olan, sınır dışı edilmelerine ilişkin ilk karar, yabancıların ülkeye yasa dışı girişini ve ikametini düzenleyen standart mevzuat doğrultusunda verilmiştir. Bu itibarla, menşei ülkede karşılaşılabilecek kötü muamele ve diğer tehlikelerin incelenmesi gerekli kılınmamıştır. Yetkililer buna rağmen, başvuranların başka bir ülkeye sınır dışı edilmelerinin mümkün olduğunu araştırmış, ancak diğer ülkeler de başvuranları kabul etmek istememiştir.
74. Başvuranların Sözleşmenin 13. maddesi kapsamındaki şikayetlerine ilişkin olarak, Hükümet, Anayasanın 125. maddesi uyarınca, tüm idari işlemlerin adli incelemenin etkisi altında kaldığını dile getirmiştir.
2. Başvuranlar
16. Başvuranlar, iade edilmeleri yönünde herhangi bir resmi talep olmasa dahi, aleyhlerindeki idari işlemlerin, Çin yetkili makamlarından alınan bilgi ve taleplere dayanılarak yürütüldüğünü öne sürmüşlerdir. Ayrıca, Hükümetin, başvuranların Türkiyeden uzaklaştırılmaları neticesinde ille de Çine dönmelerinin gerekmediğine ilişkin iddiası tam olarak doğru değildir; Devlet yetkilileri, Çine dönüş biletlerini almaları için, başvuranlara sürekli baskı yapmıştır. Her halükarda, başvuranlar doğrudan Çine gönderisin veya gönderilmesin, bir defa sınır dışı edildiklerinde, kendilerini büyük ihtimalle Çinde bulacaklardı.
76. Başvuranlar ayrıca, Hükümetin, sığınma talepleri bildirilmeden önce verilen sınır dışı kararlarının, yabancının kabul edildiği ülkede karşılaşabileceği tehlikelere ilişkin olarak değerlendirme konusu olamayacağını belirterek, her koşulda kabul edilmesi gereken geri göndermeme ilkesine riayet etmediğini kabul ettiğini ileri sürmüşlerdir. Başvuranlar ilaveten, sığınma talebinde bulunmalarının ardından, bu talepler kapsamında yetkililerce bireysel risk değerlendirilmesinin yapıldığına ilişkin bir iddianın mevcut olmasına rağmen, söz konusu değerlendirme işleminin oldukça üstünkörü bir şekilde yürütüldüğünü öne sürmüşlerdir.
17. Başvuranlar, Sözleşmenin 13. maddesi kapsamındaki şikayetlerini dile getirerek, İrana sınır dışı edilmelerine ilişkin kararın ne kendilerine ne de avukatlarına bildirildiğini ve bu nedenle de söz konusu karara itirazda bulunma haklarının engellendiğini iddia etmişlerdir. Başvuranlar ayrıca, sığınma dosyalarına konulmuş olan ilgili idari kararların nüshalarını uzun bir süre elde edemediklerini, dolayısıyla, söz konusu kararların adli incelemeye tabi tutulmasını engelleyici girişimde bulunulduğunu vurgulamışlardır. Her durumda, başvuranlar, mevcut hukuk yollarının etkili olmadığını ileri sürmüşlerdir, zira bu yolların kendiliğinden askıya alınma etkisi bulunmamış olup, süreç yeterince hızlı yürütülmemiştir.
B. Kabul edilebilirlik hakkında değerlendirme
18. Mahkeme, davalı Devletin, söz konusu şikayetler bağlamında, Mahkemenin kişi bakımından yetkisine karşı herhangi bir itirazda bulunmamasına rağmen, ilgili meselenin Mahkeme tarafından kendiliğinden incelemeye tabi tutulacağını kaydetmektedir (Bk. M.A./Kıbrıs, no. 41872/10, § 115, AİHM 2013 (alıntılar)).
1. Sözleşme nin 2. ve 3. maddeleri
19. Mahkeme, Sözleşmenin 34. maddesinde ifade edilen mağdur kavramının, davaya konu eylem veya ihmalden doğrudan etkilenmiş olan bir şahsa delalet ettiğini vurgulamaktadır. Diğer bir deyişle, ilgili kişi ya doğrudan etkilenmiş ya da doğrudan etkilenme riskiyle karşı karşıya olmalıdır. Bu nedenle, herhangi bir hukuki neticeden geçici veya sürekli olarak yoksun bırakılmış bir eylemden ötürü, mağdur olunduğunu iddia etmek mümkün değildir (Bk. Sisojeva ve Diğerleri/Litvanya (kayıttan düşme kararı) (BD), no. 60654/00, § 92, AİHM 2007-I).
20. Başvuranların sınır dışı veya ihraç edilmeye maruz kaldıkları davalarda Mahkeme sürekli, bir başvuranın, infazı mümkün olmayan bir tedbirin mağduru olduğunu iddia edemeyeceğine hükmetmiştir (Bk. Vijayanathan ve Pusparajah/Fransa, 27 Ağustos 1992, § 46, A Serisi no.
241-B; Pellumbi/Fransa (kk.), no. 65730/01, 18 Ocak 2005; ve Etanji/Fransa (kk.), no. 60411/00, 1 Mart 2005). Mahkeme, sınır dışı veya iade kararının icrasının süresiz olarak durdurulduğu veya aksi takdirde hukuki neticeden yoksun bırakılan ve sınır dışı işlemlerine başlanması için yetkililer tarafından verilen kararlara mahkemeler önünde itiraz edilebildiği davalarda da aynı tutumu benimsemiştir (Bk. Nasrulloyev/Rusya, no.656/06, §59, 11 Ekim 2007; Dobrov/Ukrayna (k.k.), no. 42409/09, 14 Haziran 2011; Rakhmonov/Rusya, no. 50031/11, §§34-37, 16 Ekim 2012 ve Budrevich/Çek Cumhuriyeti, no. 65303/10, §§ 64-72, 17 Ekim 2013).
21. Mevcut davaya konu olaylar hakkında Mahkeme, kendi lehlerine verilen idari mahkeme kararlarının ardından, tüm başvuranlara Türk yetkilileri tarafından 2010 ve 2012 yılları arasında geçici oturma izni verilmiştir (tam tarihler için Bk. yukarıda 48. ve 54. paragraflar). Ayrıca, tam tarihler Mahkemeye bildirilmemekle birlikte, birinci, dördüncü ve beşinci başvuranlara (A.D., B.M. ve H.T.) geçici oturma izni verildikten kısa süre sonra Türk vatandaşlığı da verilmiştir. İkinci başvuran A.A., 22 Haziran 2011 tarihinde Türkiyeden ayrılmış ve Hollandaya sığınmacı olarak kabul edilmiştir. Üçüncü başvuran Y.W.nin ise, Türk vatandaşlığı talebinin reddedilmesinin ardından, bilinmeyen bir tarihte Türkiyeyi terk ederek Mısıra yerleştiği öğrenilmiştir.
82. Mahkeme ayrıca, başvuranların UNCHR nezdinde, mülteci statüsü edinme taleplerini içeren herhangi bir derdest başvurunun bulunmadığını gözlemlemektedir. Bunun sebebi, başvuranların başvurularını açıkça geri çekmiş veya UNCHR ile iletişimlerini tamamen kesmiş olmalarıdır.
83. Yukarıdakiler ışığında Mahkeme, başvuranların artık Türkiyeden Çine veya herhangi bir yere ihraç edilme tehlikesi içerisinde bulunmadıklarını değerlendirmektedir. Bu koşullarda Mahkeme, başvuranların, Sözleşmenin 2. ve 3. maddeleri kapsamındaki şikayetlerine ilişkin olarak, Sözleşmenin 34. maddesinin anlamı dahilinde, artık mağdur olduklarını ileri süremeyecekleri kanaatindedir (Bk. yukarıda anılan M.A/Kıbrıs, § 110 ve De Souza Ribeiro/Fransa, no. 22689/07, § 26, 30 Haziran 2011).
22. Mahkeme, söz konusu şikayetlerin, Sözleşmenin 35 § 3 maddesi uyarınca, Sözleşme hükümleri ile kişi bakımından bağdaşmadığını ve Sözleşmenin 35 § 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiğini değerlendirmektedir.
2. Sözleşmenin 13. maddesi
85. Mahkeme, Sözleşmenin 13. maddesinin, Sözleşmeden doğan her türlü hak ve özgürlüklerin öne sürülebileceği bir iç hukuk yolunun varlığını güvence altına aldığını vurgulamaktadır. Dolayısıyla, Sözleşmenin 13. maddesi, Sözleşmeye dayalı savunulabilir nitelikteki şikayetlerin incelenmesini gerektiren ve uygun telafiyi sunabilen bir iç hukuk yolunu öngörmektedir (Bk. diğer kararlar arasında, Gebremedhin (Gaberamadhien)/Fransa, no. 25389/05, §§ 53-56, AİHM 2007-II).
86. Mahkeme, her bir davada ilgili olayları dikkate almak suretiyle karar vermeyi tercih ederek, tartışılabilirlik kavramının soyut tanımını yapmaktan çekinmiştir. Maddi bir iddianın kabul edilebilirliğine ilişkin bulgular aşikar bir biçimde, maddi bir iddianın bahsi geçen davada tartışılabilir konumda olup olmadığını belirlemede önemli rol oynar (Bk. Boyle ve Rice/Birleşik Krallık, 27 Nisan 1988, § 54, A Serisi no. 131 ve Ivan Atanasov/Bulgaristan, no. 12853/03, §§ 100-101, 2 Aralık 2010). Ancak, maddi bir iddianın kabul edilemez olarak nitelendirilmesi de, Sözleşmenin 13. maddesinin uygulanmasını ortadan kaldırmaz (Bk. I.M./Fransa, No. 9152/09, § 103, 2 Şubat 2012; yukarıda anılan, Gebremedhin (Gaberamadhien) kararı, §§ 55-56 ve yukarıda anılan, M.A. kararı, §§ 119-121).
87. Örneğin, yukarıda anılan Gebremedhin davasında Mahkeme, ihraç edilme işlemini konu alan ve Sözleşmenin 3. maddesi ile bağlantılı olarak
13. maddesi uyarınca bildirilen bir şikayetin kabul edilebilir olduğunu beyan etmiştir. Mahkeme bu sonuca varmadan önce, başvuranın sığınma talebinin sonradan kabul edilmesi üzerine mağdur statüsünün yok olması neticesinde, Sözleşmenin 3. maddesi kapsamındaki şikayeti kabul edilemez olarak nitelendirmiştir. Mahkeme, Sözleşmenin 13. maddesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın, başvuranın gönderilmesi yönündeki kararın iptal edildiği sırada halihazırda gerçekleşmiş olduğunu ve Devletin açıkça veya esasında, iddia edilen Sözleşme ihlalini kabul etmediğini, sonrasında ise bu meselenin çözülmesine ilişkin telafi sağladığını kaydetmiştir (Bk. yukarıda anılan, Gebremedhin (Gaberamadhien) kararı, § 56, ve benzer şekilde, yukarıda anılan, I.M. kararı, § 100).
88. Mahkeme, başvuranların, sınır dışı edilmeleri hususunda muhtemel bir tehlike ile karşı karşıya kaldıkları süre zarfında, Sözleşmenin 2. ve 3. maddeleri doğrultusunda tartışılabilir nitelikte olan iddialarının varlığının ispatlanması halinde, yukarıda bahsi geçen gerekçenin mevcut davada da geçerli olabileceğini değerlendirmektedir. Sözleşmenin 2. ve 3. maddeleri kapsamındaki mağdur statüsünün sonradan yok olması, Devleti, kendiliğinden veya geriye dönük bir şekilde, Sözleşmenin 13. maddesi dahilindeki yükümlülüklerinden muaf bırakmaz (Bk. yukarıda anılan, Bundrevich kararı, §Sl).
89. Bu bağlamda Mahkeme, başvuranların, ulusal yetkili makamlar nezdinde ısrarla, Çinde etnik Uygur topluluğunun mensupları olarak kültürel ve dini kimliklerini koruma çabalarından ötürü, Çinli yetkililer tarafından terörist olarak nitelendirilmeleri nedeniyle, anavatanlarına dönmeleri halinde kötü muamele ve hatta ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kalacaklarını iddia etmişlerdir. Başvuranlar, Çine döndüklerinde, Uygur kökenli olup sığınma talepleri reddedilmiş şahıslar olarak, adil olmayan yargılamalar neticesinde genelde idam cezasına veya uzun hapis cezasına maruz bırakılacaklarını ve ayrıca işkence göreceklerini ileri sürmüşlerdir. Başvuranların söz konusu iddiaları, İstanbulda bulunan Doğu Türkistan Vakfı tarafından doğrulanmış olup (Bk. yukarda 30. paragraf), bunun yanı sıra Mahkemenin tanınmış uluslararası kaynaklardan kendi iradesiyle edinmiş olduğu bilgilerle de desteklenmiştir (Bk. yukarıda 67. ve 68. paragraflar).
90. Mahkeme ayrıca, Hükümet tarafından ibraz edilen bilgileri inceleyerek, başvuranların isimlerinin, Çin Hükümeti tarafından hazırlanmış olan, DTİH yandaşları ve/veya üyelerinin isimlerinin bulunduğu listede yer aldığını ve bu nedenle de, başvuranların Pekin Olimpiyatları öncesinde güvenlik tedbiri maksadıyla alıkonduklarını gözlemlemiştir. Başvuranlar, DTİH ile bağlantılarının bulunduğunu kabul etmeseler de, şu açıktır ki, terörist şüpheliler olarak nitelendirilerek Çin yetkili makamlarının dikkatini çekmişlerdir. Yukarıda bahsi geçen uluslararası kaynaklara göre, bu durum, başvuranların Çine geri gönderilmeleri halinde Sözleşmenin 2. ve/veya 3. maddesine aykırı bir muameleye maruz kalacakları riskinin ortaya çıkması için yeterlidir (Bk. yukarıda 67-70 paragraflar). Mahkeme bu bağlamda, böyle bir riskin varlığının ve ciddiyetinin nihayet yerel idari mahkemelerce de kabul edildiğini ve başvuranlar aleyhindeki sınır dışı kararlarının, Mahkeme İçtüzüğünün 39. maddesi uyarınca uygulanan geçici tedbirden sonra önemli bir gecikme yaşanmasına rağmen geri çekildiğini vurgulamaktadır.
91. Mahkeme son olarak, her ne kadar Hükümet başvuranlar aleyhindeki sınır dışı kararlarının başvuranların ille de Çine gönderilmelerini gerektirmediğini iddia etse de, Hükümetin, başvuranların üçüncü bir ülkeye kabul edilmelerini sağlamak için çaba gösterdiğine dair herhangi bir delil bulunmadığından, başvuranların Çine gönderilmelerinin gerçek bir ihtimal olduğunu kaydetmektedir. Her halükarda, üçüncü bir ülkeye gönderilmek, başvuranların korkularını kendi başına hafifletmeyecek veya başvuranların anavatanlarına geri gönderilme riski mevcut olduğu sürece, davalı Hükümetin, Sözleşmenin 2. ve 3. maddesi kapsamındaki yükümlülüklerini yok etmeyecektir (Auad/Bulgaristan, No. 46390/10, § 106, 11 Ekim 2011).
Mahkeme bu bağlamda, Uluslararası Af Örgütünün 2012 senesinde çıkarmış olduğu rapora atıfta bulunmaktadır (Bk. yukarıda 68. paragraf). İlgili raporda, Çinin, uygun kökenli Çin vatandaşlarını zorla iade etmeleri için özellikle Asya bölgesi olmak üzere diğer ülkeler üzerinde baskı oluşturmak amacıyla, artan finansal ve siyasi etkisini kullandığı vurgulanmıştır.
92. Yukarıdakiler ışığında Mahkeme, başvuranların, sınır dışı edilme tehlikesiyle karşı karşıya oldukları süreçte, Sözleşmenin 13. maddesi kapsamında, 2. ve 3. maddeler uyarınca tartışılabilir nitelikte olan iddialar sunmuş olduklarını değerlendirmektedir (Benzer bir dava için Bk. Diallo/Çek Cumhuriyeti, No. 20493/07, § 65, 23 Haziran 2011). Aynı zamanda, Sözleşmenin 13. maddesinin ihlal edildiği iddiasına konu olan olaylar, başvuranların sınır dışı edileceklerine ilişkin tehlikenin sona erdiği esnada, halihazırda gerçekleşmiştir. Görünen şu ki, başvuranların sınır dışı edilme işlemleri, en azından başlangıçta olmamak kaydıyla, iç hukuka dayalı bir çözüm yolunun neticesi olarak değil, yalnızca İranlı yetkililerin kendilerini kabul etmediği gerekçesiyle ve sonrasında da Mahkeme tarafından İçtüzüğün 39. maddesinin uygulanmasıyla durdurulmuştur. Mahkeme bu bağlamda, başvuranların sınır dışı edilme işlemlerinin askıya alınmasını veya iptal edilmesini gerektiren yerel mahkeme kararlarının, Mahkemenin ara tedbirinden oldukça sonra çıkarıldığını kaydetmektedir. Hükümet ayrıca, başvuranların yalnızca, Mahkeme tarafından uygulanan geçici tedbir nedeniyle Türkiyede kalmalarına izin verildiğini gözlemlemiştir (Bk yukarıda 36. paragraf).
Ayrıca, sınır dışı edilme kararının geri çekilmesi veya sonrasında kaydedilen diğer gelişmeler başvuranların Türkiyeden çıkarılma riskini ortadan kaldırmış olsa da, başvuranların Sözleşmenin 13. maddesi kapsamına giren sorunları Devlet yetkilileri tarafından hiçbir şekilde kabul veya tazmin edilmemiştir (Bk. yukarıda anılan M.A. kararı, §120).
93. Mevcut koşullarda, başvuranların, Sözleşmenin 2. ve 3. maddeleri ile bağlantılı olarak, 13. maddesinin ileri sürülen ihlalinin artık mağduru olmadıkları söylenemez. Sonuç olarak, söz konusu şikayetin başka herhangi bir gerekçe ile de kabul edilemez olarak nitelendirilemeyeceği dikkate alınmalı ve ilgili şikayet kabul edilebilir olarak nitelendirilmelidir.
C. Esas hakkında değerlendirme
94. İşkence veya kötü muamele riskinin gerçekleşmesi sonucunda ortaya çıkabilecek zararın geri döndürülemez olması ve Mahkemenin 3. maddeye verdiği önem göz önüne alındığında, Sözleşmenin 13. maddesi kapsamındaki etkili başvuru yolu kavramı, başvuranın doğrudan veya dolaylı olarak geri gönderilme vasıtasıyla kabul ülkesine ihraç edilmesi halinde, 3. maddeye aykırı gerçek bir riskin mevcut olduğuna dair önemli gerekçelerin bulunduğuna ilişkin bir iddianın bağımsız ve titiz bir şekilde incelenmesinin yanı sıra, kendiliğinden askıya alma etkisi olan bir başvuru yolunu gerektirmektedir (Bk. yukarıda anılan Gebremedhin (Gaberamadhien) kararı, § 66; Muminov/Rusya, No. 42502/06, § 101, 11 Aralık 2008 ve M.S.S./Belçika ve Yunanistan (BD), No. 30696/09, § 293, AİHM 2011). Daha ziyade, bu tür tedbirlerin Sözleşme ile uyumluluğunun ulusal makamlar tarafından usule uygun bir biçimde incelenmesinin ardından, yine bu tedbirlerin ulusal makamlar nezdinde icra edilmesi, Sözleşmenin 13. maddesine aykırılık teşkil edecektir (Bk. Conka/Belçika, No. 51564/99, § 79, AİHM 2002-I; Salah Sheekh/Hollanda, No. 1948/04, § 153, 11 Ocak 2007 ve M ve Diğerleri/Bulgaristan, No. 41416/08, § 129, 26 Temmuz 2011). İhraç işleminin, başvuranın Sözleşmenin 2. maddesi ile güvence altına alınan haklarının ihlal edilmesi riskini ortaya çıkarması halinde de aynı ilkeler geçerli olacaktır (Bk. yukarıda anılan MA. kararı § 133).
95. Mevcut davanın koşullarını dikkate alarak Mahkeme, Türk yetkili makamlarının, başvuranların iddialarını Sözleşme standartları doğrultusunda manidar bir incelemeye tabi tutma ve başvuranların mevcut olan hukuk yollarına erişimlerini sağlama konularındaki isteksizliğini gözlemlemiş ve bu hususta birtakım önemli eksiklikleri kaydetmiştir.
96. Mahkeme ilk olarak, başvuranlar aleyhinde verilmiş olan 26 Eylül 2008 tarihli sınır dışı kararının, başvuranların, yargı süreci hakkında, hem zaman hem de yürütülme tarzı bakımından hayal kırıklığına uğramalarına yol açtığı kanaatine varmıştır. Mahkeme bu bağlamda, söz konusu kararın, yerel sığınma işlemleri henüz sonuçlanmadan, İçişleri Bakanlığı tarafından çıkarıldığını kaydetmektedir. Şöyle ki, başvuranların sığınma taleplerinin reddedildiğine ilişkin resmi bir karar henüz verilmemiş ve dolayısıyla başvuranlara da tebliğ edilmemiştir. Bakanlığın görüşüne göre, başvuranların yakalanmadan önce sığınma başvurusunda bulunmamaları, başvuranların Çine dönmeleri ile ilgili korkularının samimi olmadığını ve yalnızca Türkiyede kalma sürelerini uzatmak için sığınma talebinde bulunduklarını göstermektedir. Bakanlık bu nedenle, başvuranların geri gönderilmeleri halinde ortaya çıkabilecek herhangi bir kişisel veya belirli riski ele almadan, başvuranların derhal sınır dışı edilmelerine karar vermiştir. Ayrıca, sınır dışı kararı, başvuranlara veya yasal temsilcilerine tebliğ edilmeyerek, ilgili kişilerin yerel mahkemeler önünde itirazda bulunma imkanları etkin bir şekilde yok edilmiştir. Dolayısıyla, yetkili makamlar başvuranlar hakkında oldubitti politikası izlemiş olup, başvuranların, İran sınırına götürülmeden önce ne avukatlarıyla ne de aileleriyle iletişim kurma şansları olmuştur. Başvuranlar yalnızca, İran yetkililerinin kendilerini kabul etmemeleri nedeniyle sınır dışı edilmekten kurtulmuşlardır.
97. İkinci olarak, başvuranların sınır dışı edilmelerine yönelik girişim başarısızlıkla sonuçlanınca, başvuranlar tekrardan Kumkapı Yabancı Kabul ve Barınma Merkezine götürülerek, akıbetlerinin ne olacağını bilmeden tutulmaya devam etmişlerdir. Mahkeme bu bağlamda, başvuranların avukatının yerel mahkemeler önünde kanuna uygunluk bakımından inceleme yapılması amacıyla, özellikle sınır dışı kararları olmak üzere, idari kararlara erişim konusundaki çabalarını ısrarla sürdürdüğünü
kaydetmektedir. Başvuranların avukatının talepleri, herhangi bir meşru gerekçe belirtilmeksizin reddedilmiştir. Mahkeme, bu suretle, mevcut iç hukuk yollarına erişimin ve bu yollardan yararlanma imkanının, davalı Devlete ait yetkililerin eylem ve ihmallerinden ötürü haksız yere engellendiğini değerlendirmiştir. Oysaki Sözleşmenin 13. maddesinde öngörülen çözüm yolunun etkili olabilmesi için, bu hukuk yolunun, kanunun yanı sıra uygulamada da mevcut olması gerekmektedir (Bk. yukarıda anılan M.S.S./Belçika ve Yunanistan, § 290).
98. Üçüncü olarak, Mahkeme, yerel makamların başvuranların sığınma taleplerine ilişkin resmi kararları önce 13 Şubat 2009 tarihinde, ardından da başvuranların itirazı üzerine 31 Mart 2009 tarihinde verdiğini ve sonrasında ise başvuranların derhal sınır dışı edilmelerine hükmettiğini gözlemlemektedir. Ancak, neredeyse aynı olan söz konusu kararların içeriklerine bakıldığında, bu kararlara, Sözleşmenin 13. maddesinin gerektirdiği titiz inceleme sonucu varılmadığı izlenimi ortaya çıkmıştır. Bu hususta, kararlarda özetle, sığınma taleplerini desteklemek amacıyla başvuranlar tarafından öne sürülen iddiaların, mülteci olarak tanınmak adına, Cenevre Sözleşmesinde ve ilgili iç yönetmeliklerde (1994 Göç Yönetmeliği) öngörülen kriterleri karşılamadığı belirtilmiştir. Ancak yetkililer, başvuranların sınır dışı edilmeleri halinde Sözleşmenin 2. ve 3. maddelerine aykırı muameleye maruz kalacakları yönündeki tehlike hususunda herhangi bir görüşe değinmemişlerdir. Bu nokta, başvuranların Cenevre Sözleşmesi ya da iç hukuk kapsamındaki statüsüne bakılmaksızın, yetkililerin sınır dışı kararını vermeden önce Sözleşme uyarınca sorması beklenen ve yerinde olan tek sorudur.
99. Dördüncü olarak, başvuranlar, sığınma taleplerinin reddine ilişkin olarak verilen nihai idari kararların ve bu kararlar eşliğinde verilen sınır dışı kararlarının yalnızca ikinci başvurana tebliğ edildiğini; geri kalan dört başvuranın ise, aleyhlerinde verilen sınır dışı kararları hakkında bilgi almak ve idari mahkemeler önünde bu kararlara itiraz edebilmek için bir seneyi aşkın süredir beklediklerini iddia etmektedirler. Hükümet bu noktayı inkar etmemektedir. Mahkemenin görüşüne göre, belirtilen husus, ulusal yetkili makamların, başvuranların Sözleşmenin 13. maddesi ile güvence altına alınan etkili başvuru haklarına karşı duyarsız kaldığının başka bir göstergesidir.
100. Beşinci olarak, Mahkeme, Danıştay nezdinde yürütülen sonraki yargılama süreci sırasında İçişleri Bakanlığı tarafından bildirilen bazı görüşlerin, değerlendirme sürecinin bağımsızlığı ve kalitesi hakkında daha fazla şüpheye yol açtığını kaydetmektedir. Bu bağlamda Mahkeme, İçişleri Bakanlığının bu konudaki bir ifadesini dikkate almaktadır. Bu ifadeye göre, Dışişleri Bakanlığı tarafından, bir yabancının Türkiyede kalmasının tehlike arz ettiğinin değerlendirilmesi halinde, söz konusu yabancıya herhangi bir koruma sağlanamamaktadır. Ulusal güvenlik kaygılarının bile, bir şahsın Sözleşmenin 2. ve 3. maddesi kapsamındaki Hakları konusunda öncelik sağlayamayacağı göz önünde bulundurulduğunda (Bk. Auad/Bulgaristan, No. 46390/10, § 100, 11 Ekim 2011), Dışişleri Bakanlığının uluslararası koruma arayışında olan bir kişinin aleyhinde yaptığı değerlendirmenin (iyi uluslararası ilişki sürdürme veya başka şekilde siyası çıkar sağlama amacını taşıyabilir), Sözleşme standartları ışığında bireysel risk faktörlerini değerlendirmekle görevli yetkili makam olan İçişleri Bakanlığının kararlarını hükümsüz bırakmasına izin verilmemesi gerektiğini değerlendirmektedir. Ayrıca, başvuranın algı ile belirlenen karakteri de ilgili Devlet makamının kararını etkilememelidir (İçişleri Bakanlığının ilgili ifadeleri için bakınız yukarıda 41. paragraf).
101. Altıncı olarak, Mahkeme, tüm başvuranların nihayetinde, sınır dışı edilmelerine ilişkin kararların iptal edilmesi talebiyle idari mahkemelere erişebildiklerini ve idari mahkemelerin, başvuranların iddialarına dayanarak, ilgili talepleri kabul ettiğini dikkate almaktadır. Mevzubahis netice övgüye değer olsa da, Mahkeme yine de, söz konusu adli inceleme sürecinin etkili bir şekilde yürütüldüğü kanaatinde değildir. Mahkeme bu bağlamda, inceleme usulünün yeterince hızlı olmadığını kaydetmektedir: Başvuranların, aleyhlerindeki ilk sınır dışı kararı verildikten sonra idari mahkemelere erişimleri iki ila üç sene sürmüş ve yargılamaların sonuçlanması için de en az iki yıl daha beklenmiştir. Mahkemeye sunulan en son bilgilere göre, ikinci başvuran hakkındaki idari yargılamaların halen derdest olma ihtimali yüksektir. Dolayısıyla, aşırı uzun sürmesi nedeniyle, telafi eyleminin etkililiği zarar görmüştür (Bk. Doran/İrlanda, No. 50389/99, § 57, AİHM 2003-X ve De Souza Ribeiro/Fransa (BD), No. 22689/07, § 81, AİHM 2012). Buna ek olarak, Türkiyedeki sınır dışı davalarının adli incelemeye tabi tutulmasının etkili bir çözüm yolu olarak nitelendirilemeyeceği halihazırda kabul edilmiştir, zira kendiliğinden askıya alma etkisinden mahrumdur (Bk. yukarıda anılan Abdolkhani ve Karimnia kararı § 116).
102. Son olarak, başvuranlar aleyhinde, derhal icra edilmek üzere birtakım sınır dışı kararları verilmiş olduğu halde, kararların hiçbirinde başvuranların nereye gönderilecekleri belirtilmemiştir. Davalı Hükümet, Mahkeme önündeki görüşlerinde, başvuranların ille de Çine gönderilmelerinin gerekmediğini belirtirken, başvuranların gönderilebileceği alternatif yerleri dile getirmemiştir. Sınır dışı kararlarının geri çekilmesi amacıyla yürütülen idari yargılamalar esnasında, hem başvuranlar hem de idari mahkemeler, başvuranların gönderilecekleri yerin Çin olduğunu varsayarak ve idari mahkemelerin, başvuranların Çinde karşılaşacakları belirli tehlikelerden ötürü kararlan iptal ettiklerini düşünerek hareket etmişlerdir. Ancak, Mahkemenin görüşüne göre, gönderilecek ülkenin net olmaması kabul edilemez bir durumdur, zira bu şekilde, başvuranın halihazırda belirsiz olan durumu kızışmış ve aynı zamanda, varış ülkesi belli olmayan bir yabancının sınır dışı edilmesi kapsamındaki riskler dikkate alınmadan anlamlı bir inceleme yürütülemeyeceğinden, adli incelemenin amacı zedelenmiştir (Bk. gerekli değişikliklerle birlikte, yukarıda anılan Auad kararı, § 133).
103. Yukarıdakiler ışığında Mahkeme, Türkiyeden sınır dışı edilmelerine yönelik tehdide ilişkin olarak, Sözleşmenin 2. ve 3. maddeleri kapsamındaki şikayetleri hakkında, başvuranlara etkili bir hukuk yolunun sağlanmadığı sonucuna varmaktadır.
II. SÖZLEŞMENİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
23. Başvuranlar, Sözleşmenin 5. maddesi uyarınca, Kumkapı Yabancı Kabul ve Barınma Merkezinde on ayı aşkın süredir tutulmalarının, iç hukukta herhangi bir dayanağının bulunmadığından ve tutulmalarının adli incelemeye tabi olması için gerekli olan hukuk yollarına erişimlerinin engellendiğinden şikayetçi olmuşlardır.
105. Mahkeme öncelikle, başvuranların şikayetlerinin, Sözleşmenin 5 §§ 1 ve 4 maddesi yönünden incelenmesi gerektiği kanaatindedir. İlgili madde aşağıdaki şekildedir:
1. Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir. Aşağıda belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:
4. Yakalama veya tutulma yoluyla özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, tutulma işleminin yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar verilmesi ve, eğer tutulma yasaya aykırı ise, serbest bırakılması için mahkemeye başvurma hakkında sahiptir.
A. Kabul edilebilirlik hakkında değerlendirme
24. Hükümet, başvuranların şikayetlerinin kabul edilebilirliği hakkında itirazda bulunmamıştır.
25. Mahkeme, söz konusu şikayetlerin, Sözleşmenin 35 § 3 maddesinin anlamı dahilinde açıkça dayanaktan yoksun olmadığını gözlemlemektedir. Mahkeme ilaveten, ilgili şikayetlerin başka herhangi bir gerekçe ile de kabul edilemez olarak nitelendirilemeyeceği görüşünde olup, bu şikayetlerin kabul edilebilir olarak nitelendirilmesi gerektiği kanaatindedir.
B. Esas hakkında değerlendirme
108. Hükümet, başvuranların vize düzenlemelerini çiğneyerek Türkiyeye yasadışı yollardan girdikleri ve Pekin Olimpiyatlarını sabote etme amacı taşıyan bir terör örgütüyle bağlantıları bulundukları gerekçesiyle yakalandıklarını ileri sürmüştür. Sonrasında ise başvuranlar ilgili tarihte yürürlükte olan 5683 sayılı Kanunun 23. maddesi uyarınca, sınır dışı edilme işlemleri tamamlanana kadar kalmaları için Kumkapı Yabancı Kabul ve Barınma Merkezine yerleştirilmişlerdir.
26. Hükümet ayrıca, başvuranların idare mahkemeleri önünde tutukluluklarına karşı itirazda bulunmak amacıyla Anayasanın 125. maddesinden faydalanma fırsatı bulduklarını beyan etmiştir. Ancak başvuranlar bu hukuk yolunu doğru şekilde kullanamamışlardır; zira serbest bırakılmak amacıyla İstanbul İdare Mahkemesi nezdinde açtıkları dava, 3 Nisan 2009 tarihinde usuli gerekçelerle reddedilmiştir.
2710. Başvuranlar temel olarak şikayetlerini yinelemişlerdir. Hükümetin, idare mahkemesi nezdindeki hukuk yolunu doğru şekilde kullanamadıkları yönündeki iddiasına yanıt olarak; başvuranlar, İstanbul İdare Mahkemesince verilen bazı usuli direktiflere uymalarının engellendiğini, kendilerinin kabahati olmaksızın, dosyada yer alan ilgili belgeye erişemediklerini ifade etmişlerdir.
1. Sözleşme nin 5 § 1 maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında
281. Mahkeme, ikinci başvuranın 12 Temmuz 2008 tarihinde, diğer başvuranların ise 7 Ağustosta Kumkapı Yabancı Kabul ve Barınma Merkezine götürüldüğünü gözlemlemektedir. Tüm başvuranlar 10 Haziran 2009da serbest bırakılmışlardır. Başvuranların alıkonulmaları sırasında, Mahkemenin bilmediği nedenlerle 2 ve 5 Şubat 2009 tarihleri arasında Kumkapı Yabancı Kabul ve Barınma Merkezinden ayrılmalarına izin verildiği görülmektedir. Bu kısa süre dışında başvuranlar Kumkapı Yabancı Kabul ve Barınma Merkezinde toplam on ay boyunca tutulmuşlardır.
29. Mahkeme Hükümetin, başvuranların sınır dışı edilme işlemleri devam ederken alıkonuldukları, bu tutulma işleminin ise ilke olarak Sözleşmenin 5 § 1 (f) maddesi kapsamına girdiği yönündeki beyanını kaydetmektedir. Mahkeme, Sözleşmenin 5 § l(f) maddesinin ikinci kısmı uyarınca yerine getirilecek her türlü özgürlükten yoksun bırakma tedbirinin, ancak sınır dışı etme işlemleri devam ettiği sürece ve ancak kanunda öngörülen bir usule uygun olarak gerçekleştirilmesi halinde haklı kılınacağını hatırlatmaktadır.
30. Mahkeme, Abdolkhani ve Karimnia (yukarıda anılan, §§ 125-135) davasında da benzer bir şikayeti incelemiş ve söz konusu davada Türk hukukunda sınır dışı etme amacıyla tutma kararı verilmesi usulüne ilişkin yasal hükümlerin açık olmaması nedeniyle, başvuranların tutulmasının Sözleşmenin 5. maddesinin amaçlan bakımından kanuna aykırı olduğuna karar vermiştir. Somut davada, Mahkemenin yukarıda anılan karardaki tespitlerinden farklı bir tespitte bulunmasını gerektirecek özel bir durum mevcut değildir. Hükümetin atıfta bulunduğu 5683 sayılı Kanunun 23. maddesi yabancıların sınır dışı işlemleri sırasında İçişleri Bakanlığının belirttiği yerlerde kalabileceklerinin öngörülmesine rağmen, bu madde başvuranın durumunda olduğu gibi kişilerin zorla alıkonulması hakkında herhangi bir husus içermemektedir.
31. Mahkeme, yukarıda belirtilen hususlar ışığında, Sözleşmenin 5 § 1 maddesinin ihlal edildiği kanaatine varmıştır.
2. Sözleşmenin 5 § 4 maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında
32. Mahkeme, Sözleşmenin 5 § 4 maddesinin amacının, hürriyetinden yoksun bırakılan kişilerin, maruz kaldıkları tedbirin yasaya uygunluğu hakkında mahkemeye başvurma hakkını güvence altına almak olduğunu yinelemiştir. Bir kişinin alıkonma esnasında, alıkonmasının yasaya uygunluğuyla ilgili olarak ivedilikle adli incelemeye tabi tutulması amacıyla başvurabilmesini sağlayacak bir hukuk yolu bulunmalıdır. Söz konusu inceleme, uygun olması durumunda, serbest bırakma ile sonuçlanabilmelidir (Bk. Abdolkhani ve Karimnia, yukarıda anılan, § 139).
33. Mahkeme ilk olarak, Hükümetin görüşlerinde belirttiği gibi, başvuranların alıkonulmalarına itiraz etmek amacıyla 23 Şubat 2009 tarihinde idare mahkemeleri önünde dava açtıklarını kaydetmektedir. Ancak bu dava 3 Nisan 2009 tarihinde usuli gerekçelerle reddedilmiştir. Başvuranlar dosyalarına erişim imkanına sahip olmadan, İstanbul İdare Mahkemesince tespit edilen usuli eksiklikleri düzeltemediklerini ve davaya devam edemediklerini iddia etmişlerdir. 24 Nisan 2009 tarihinde İçişleri Bakanlığına bir yazı göndererek serbest bırakılma taleplerini yinelemişlerdir.
34. Mahkeme, İstanbul İdare Mahkemesince kaydedilen usuli eksiklikler konusunda başvuranların kusuru bulunup bulunmadığını veya başvuranların bazı belgelere erişememelerine rağmen davaya devam edip etmemeleri gerektiği konusunda herhangi bir değerlendirme yapmayacaktır; zira aşağıda belirtilen gerekçelerle, söz konusu hukuk yolunun bu koşullarda etkin olmadığı kanısındadır (Bk. bu davaya uygulandığı ölçüde, yukarıda anılan Abdolkhani ve Karimnia, § 141, ve Dbouba / Türkiye, No. 15916/09, § 54, 13 Temmuz 2010).
35. Bu bağlamda Mahkeme, başvuranlar ve avukatlarının 27 Nisan 2009 tarihine kadar dosyaya erişimlerinin engellendiğini ve bu durumun başvuranların alıkonmasına ilişkin kararlar da dahil olmak üzere kendileri hakkında alınan idari kararlara itiraz etme ve inceleme fırsatına sahip olmalarını engellediği yönündeki başvuran iddialarını ve Hükümetin bu iddiayı yalanlamadığını gözlemlemektedir.
36. Mahkeme, tutuklanmasının kanuna uygun olup olmadığı konusunda ivedilikle karar verilmesi için dava açma hakkı tanınan kişinin, özgürlüğünden yoksun bırakılma sebeplerine ilişkin olarak en kısa zamanda ve yeterince bilgilendirilmediği sürece, söz konusu haktan etkin bir şekilde faydalanamayacağını yinelemektedir (Bk. bu davaya uygulandığı ölçüde, Shamayev ve Diğerleri / Gürcistan ve Rusya, No. 36378/02, § 413 ve432, AİHM 2005-III ve yukarıda anılan Abdolkhani ve Karimnia, § 141). Yerel makamların, bazı bilgileri veya belgeleri gizli tutma konusunda meşru bir çıkarı bulunabilir. Ancak, yine de, bu tür kişilere, yakalanmalarının madde 5 § 4 kapsamında kanuna uygunluğunun incelenmesi için mahkemeye başvurabilmelerine yetecek kadar bilgi verilmelidir (Bk. yukarıda anılan Shamayev ve Diğerleri, § 427). Ancak mevcut davada başvuranların bilgi ve belgelere erişim talepleri reddedilmiştir. Bu bilgi ve belgeler, başvuranların hakları üzerinde doğrudan bir etkiye sahiptir ve Sözleşmenin 5 § 4 maddesinde belirtilen hukuk yolunun kullanılması ile bağlantılıdır. Başvuranların 27 Nisan 2009 tarihinde dosyalarını inceleyebilmelerine rağmen, Mahkemeye göre, bu durum hukuka aykırı olarak tutulmalarının ilk dokuz ve onuncu ayına kadar dosyalara erişimlerinin engellenmesini telafi etmez.
37. Yukarıdakiler ışığında Mahkeme, Anayasanın 125. maddesi kapsamında başvuranlara teorik olarak sunulan genel idari hukuk yolunun, etkin bir yapıya sahip olmadığı, başvuranların uzun bir süre boyunca alıkonulmalarına yönelik önemli bilgi ve belgelere erişemedikleri kanısındadır.
38. Son olarak, İstanbul İdare Mahkemesi önündeki yargılamalara dönülecek olursa, basit bir usuli mesele hakkında karar vermenin, bir ay sekiz gün sürdüğü göz ardı edilemez. Bu koşullarda ve Türkiye hakkında bu bağlamda verilen eski kararlar dikkate alındığında; söz konusu hukuk yolu, Sözleşmenin 5 § 4 maddesi kapsamındaki ivedilik koşulunu karşılamamaktadır (Bk. Kadem / Malta, No. 55263/00, § 41, 9 Ocak 2003; Z.N.S. / Türkiye, No. 21896/08, § 62, 19 Ocak 2010; Tehrani ve Diğerleri / Türkiye, No. 32940/08, 41626/08 ve 43616/08, §§ 78-79, 13 Nisan 2010; Keshmiri / Türkiye (No. 2), No. 22426/10, § 40, 17 Ocak 2012; ve Athary / Türkiye, No. 50372/09, § 41, 11 Aralık 2012).
39. Mahkeme bu nedenle, mevcut davanın belirli koşullarını dikkate alarak, Türk hukuk sisteminin başvuranlara, Sözleşmenin 5 § 4 maddesi anlamında, tutulmalarının hukuka uygunluğunu inceletebilecekleri bir hukuk yolu sunamadığı sonucuna varmıştır (Bk. S.D. / Yunanistan, No. 53541/07, § 76, 11 Haziran 2009).
Bu nedenle Sözleşmenin 5 § 4 maddesi ihlal edilmiştir.
III. SÖZLEŞMENİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİA EDİLEN DİĞER MADDELERİ HAKKINDA
40. Başvuranlar 6. ve 8. maddelere dayanarak, dosyalarına erişimlerinin kısıtlanması nedeniyle adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ve alıkonulmaları ve sınır dışı edilme tehditlerinin aile hayatlarına haksız bir müdahale teşkil ettiğini iddia etmişlerdir. Başvuranlar ayrıca 7 No.lu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiği konusunda şikayette bulunmuşlardır.
41. Başvuranlar 21 Ocak 2011 tarihli görüşlerinde, 3. madde, 5 §§ 2. madde ve 5. madde kapsamında, Kumkapı Yabancı Kabul ve Barınma Merkezindeki tutulma koşullarına ilişkin olarak yeni şikayetlerde bulunmuşlardır.
42. Mahkeme 7 No.lu Protokolün 6 ve 1. maddeleri kapsamındaki şikayetler hususunda, (Türkiyenin henüz 7 No.lu Protokolü imzalamaması nedeniyle) konu bakımından ve kişi bakımından Sözleşme hükümleriyle (6. madde kapsamındaki şikayete ilişkin olarak, Bk. Maaouia / Fransa (BD), No. 39652/98, § 40, AİHM 2000-X) bağdaşmadığını kaydetmektedir. 8. madde kapsamındaki şikayete ilişkin olarak Mahkeme, bu şikayetin başvuranlar tarafından kanıtlanmadığını ve bu nedenle açıkça dayanaktan yoksun olduğunu kaydetmektedir. Mahkeme bu nedenle söz konusu şikayetlerin Sözleşmenin 35 §§ 3 ve 4 maddeleri uyarınca kabul edilemez olduğunu beyan etmektedir.
43. Mahkeme, 3. ve 5 §§ 2 ve 5. maddeler kapsamındaki şikayetlere ilişkin olarak, başvuranların önceki başvurusunun uygun bölümünde belirtilmemiş olan şikayetlerin, başvuranların 10 Haziran 2009 tarihinde sona eren tutulma sürecindeki bazı koşullarla ilgili olduğunu kaydetmiştir. Mahkeme, bu durumda, söz konusu şikayetleri, Sözleşmenin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca altı ay kuralına uyulmadığı gerekçesiyle reddetmiştir (Bk. Ashot Harutyunyan / Ermenistan, No. 34334/04, § 99, 15 Haziran 2010).
IV. İÇ TÜZÜĞÜN 39. MADDESİ
44. Yukarıdaki 84. paragrafta varılan sonuç ışığında, İç tüzüğün 39. maddesinin uygulanmasına son verilmesini uygundur.
V. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
A. Tazminat
45. Başvuranlar maddi tazminata yönelik olarak herhangi bir talepte bulunmamışlardır. Sözleşme kapsamındaki haklarının ihlal edilmesi nedeniyle, ikinci başvuran manevi tazminata ilişkin olarak, 38,000 avro, diğer dört başvurandan her biri ise 33,000 avro talep etmiştir.
46. Hükümet aşırı ve temelden yoksun olduğu gerekçesiyle bu taleplere itiraz etmiştir.
47. Mahkeme başvuranların, yalnızca ihlal tespit edilmesi yoluyla tazmin edilemeyecek kadar manevi bir zarara uğramış olabilecekleri kanaatindedir. Söz konusu ihlallerin ciddiyeti ve hakkaniyete uygun değerlendirmeler neticesinde başvuranlardan her birine bu başlık altında 9,500 avro ödenmesine hükmetmiştir.
B. Masraf ve giderler
131. Başvuranlar ayrıca, avukatlık ücretleri için 21,720 Türk lirası ve ulusal mahkemeler ve AİHM önünde gerçekleşen mahkeme harcı, ulaşım giderleri, kırtasiye giderleri, fotokopi giderleri, tercüme ve posta giderleri gibi masraf ve giderler için 5,272.53 Türk lirası talep etmişlerdir. Başvuranlar bu bağlamda, avukatın yüz seksen bir saatlik yasal çalışma yürüttüğünü gösteren bir zaman cetvelini, avukatla gerçekleştirilen avukatlık ücreti anlaşmasını ve geri kalan masraf ve giderlere yönelik faturaları sunmuştur.
132. Hükümet bu talepleri temelden yoksun bularak, itiraz etmiştir.
133. Mahkemenin içtihatlarına göre, başvuranın masraf ve giderlerini geri alabilmesi için, söz konusu masraf ve harcamaların fiilen ve gerekli olduğu için yapılmış olduğunun belgelenmesi ve makul miktarda olması gerekmektedir. Mevcut davada Mahkeme, elindeki mevcut belgeler ve yukarıda belirtilen kriterleri dikkate alarak, tüm başlıklardaki masrafların karşılanması için başvuranlara müştereken 6,000 avro ödenmesinin makul olacağı kanısındadır. Avrupa Konseyinin adli yardım tarifesi kapsamında, adli yardım yoluyla ödenen 850 avro bu miktardan düşülmelidir.
C. Gecikme faizi
134. Mahkeme, gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası'nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğu kanaatindedir.
BU GEREKÇELERLE MAHKEME OY BİRLİĞİYLE,
1. Oybirliğiyle, Sözleşmenin 5 §§ 1 ve 4. maddeleri kapsamındaki şikayetlerin kabul edilebilir olduğuna;
2. Oyçokluğuyla, Sözleşmenin 13. maddesi kapsamındaki şikayetin kabul edilebilir olduğuna;
3. Oybirliğiyle, başvurunun geri kalanının kabul edilemez olduğuna;
4. Oybirliğiyle, Sözleşmenin 5 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;
5. Oybirliğiyle, Sözleşmenin 5 § 4 maddesinin ihlal edildiğine;
6. 1e karşı 6 oyla, başvuranların Türkiyeden ayrılmaları için tehdit edilmelerime ilişkin olarak Sözleşmenin 2 ve 3. maddeleriyle bağlantılı olarak 13. maddesinin ihlal edildiğine;
7. Oy birliğiyle,
(a) Davalı Devlet tarafından başvuranlara, Sözleşmenin 44 § 2 maddesi uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde;
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı devletin para birimine çevrilecek şekilde aşağıdaki miktarların ödenmesine:
(i) Başvuranların her birine, manevi tazminat olarak, ortaya çıkabilecek vergiler hariç olmak üzere 9,500 avro (dokuz bin beş yüz avro) ödenmesine;
(ii) Masraf ve harcamalara ilişkin olarak, başvuranlara müştereken, ortaya çıkabilecek vergiler hariç olmak üzere 6,000 avro (altı bin avro) ödenmesine, bu miktardan adli yardım yoluyla verilen 850 avronun (sekiz yüz elli avro) çıkarılmasına;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankası'nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranda basit faiz uygulanmasına;
8. Oy birliğiyle, başvuranların adil tazmin taleplerinin geri kalanının reddine;
Karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme iç Tüzüğü'nün 77 §§ 2 ve 3 maddesi uyarınca, 22 Temmuz 2014 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
YARGIÇ SAJO'NUN KISMI MUHALİF GÖRUŞU
Sözleşmenin 2 ve 3. maddeleriyle bağlantılı olarak 13. maddenin ihlal edildiği yönündeki tespit dışında, bu kararda ulaşılan bütün sonuçlara katılmaktayım. Mahkeme 2. ve 3. maddelerin amacı dahilinde, başvuranların mağdur olarak nitelendirilemeyeceğini tespit etmiştir. Başvuranlar İstanbul İdare Mahkemesine doğru bir şekilde başvuruda bulunmamışlardır. Ayrıca A.A. Yüksek İdare Mahkemesi nezdinde dava açmış, mahkeme ise başvuranın sınır dışı edilme işleminin yürütmesini durdurmuş ve bit hukuk yolu sunmuştur. Bu nedenle başvuru kabul edilemez olup, iç hukuk yargılamalarının sonucu dikkate alındığında, 13. maddenin amacı dahilinde benzer durumlarda hukuk yolu olmadığı hususu açık değildir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy