(AİHS. m. 3, 5, 6, 8) (5237 S. K. m. 94, 135, 312, 314) (5271 S. K. m. 94, 100, 101, 104, 260) (İRLANDA - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (ÖCALAN - TÜRKİYE DAVASI) (YAĞCI VE SARGIN - TÜRKİYE DAVASI) (ADİL SERDAR SAÇAN - TÜRKİYE DAVASI) (KÖSE - TÜRKİYE DAVASI) (ÇETİN DOĞAN - TÜRKİYE DAVASI) (BALTACI - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 24695/09)
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
30 Nisan 2013 tarihinde,
Başkan
Guido Raimondi,
Yargıçlar
Danute Jociene,
Peer Lorenzen,
Dragoljub Popovic,
Işıl Karakaş,
Nebojsa Vucinic,
Paulo Pinto de Albuquerque,
Helen Keller,
ve Daire Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismithin katımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Dairesi), 20 Nisan 2009 tarihli başvuru ile ilgili yapılan müzakereler sonrasında aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuran Gazi Güder, T.C. vatandaşı olup 1951 doğumludur ve İstanbulda ikamet etmektedir. Emekli olmadan önce Silahlı Kuvvetler bünyesinde yüzbaşı olarak görev yapmaktaydı Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AIHM veya Mahkeme olarak anılacaktır) önünde, İstanbulda görev yapan avukat Ö. Demirel tarafından temsil edilmektedir.
A. Davanın Koşulları
2. Başvurunun kendine özgü koşulları, başvuran tarafından ifade edildiği şekilde, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
1. Ergenekon Davası
3. 2007 yılında, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Ergenekon isimli suç örgütü üyesi oldukları iddia edilen kişiler hakkında seçimlerle iktidara gelen hükümeti cebir ve şiddet kullanarak devirmeyi amaçladıkları iddiasıyla soruşturma başlatmıştır. Savcılığa göre, sanıklar, toplumda tanınmış kişilere yönelik suikast, yüksek mahkeme veya kutsal mekanlar gibi hassas ve önemli yerlere bombalı saldırılar düzenlemek gibi provokasyon eylemleri planlamış ve gerçekleştirmişlerdir. Sanıklar, bu yolla toplum genelinde bir korku ve panik atmosferi yaratmayı amaçlamış ve bu sayede bir güvensizlik ortamı oluşturarak, askeri darbe yolunu açmayı hedeflemişlerdir.
4. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı birçok iddianame ile, aralarında general ve subaylar, istihbarat servisi görevlileri, iş adamları, politikacı ve gazetecilerin yer aldığı birçok kişi aleyhine İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde ceza davaları açmıştır. Savcılık bu kimseleri Ceza Kanununun 312.maddesi gereğince özellikle ömür boyu hapis cezası gerektiren bir suç olan, demokratik anayasal düzeni yıkma amaçlı bir devlet darbesi planlamış olmakla itham etmiştir.
5. İddianamede, yasadışı örgüt Ergenekorun varlığını ortaya koyan ilk izlerin, 2007 yılının Haziran ayında gerçekleştirilen aramada bulunan, İstanbul Ümraniyedeki gizli silah deposunun olduğu (burada 26 adet el bombası ele geçirildiği) belirtilmektedir. Aynı soruşturma çerçevesinde, gerçekleştirilen birçok arama esnasında, örgütün hiyerarşik yapısını ve cebren Hükümeti devirmeyle ilgili planlarını gün ışığına çıkaran birçok delil unsurlarına el konulmuştur.
6. Bu dava çerçevesinde sunulan iddianamelerde, savcılık, Ergenekonun hiyerarşik yapısına göre, askerlerin örgütün baş aktörleri olarak kabul edildiğini ve sivillerin daha ziyade lojistik ve finansal destek sağlamak ve propaganda yapmak ile görevlendirildiğini ifade etmiştir.
7. Ayrıca, savcılığa göre, suç teşkil eden bu örgüt, bazıları ortaya çıkarılabilen faaliyetleri ve somut eylem planlarını yönetmek amacıyla kurulmuştur. Bu eylem planlarından dördü, Kafes, İrtica ile Mücadele, Sarıkız ve Ayışığı olup, askeri darbe öncesi dönemle ilgilendiriyordu ve asıl hedefleri söz konusu müdahaleyi haklı göstermek amacıyla ortam hazırlamaktı. Yakamoz (suda ışığın yansıması) eylem planının konusu askeri darbenin uygulanmasına ilişkindi. Son olarak, Eldiven eylem planı, askeri darbeden sonraki süreçte yürütmenin ve siyasi kurumların yeniden yapılandırılmasıyla ilgiliydi.
8. Kafes eylem planı, öncelikle, örgüt üyelerince dini azınlıklara mensup vatandaşlara karşı tehdit telefonları açmak ve duvarlara sloganlar yazmak, bu insanların çoğunlukla yaşadığı mahallelere patlayıcılar koymak, kamuoyunda tanınan azınlık haklarını savunanlara yönelik saldırılar düzenlemek ve bununla birlikte bu azınlıktan olan iş adamları ve sanatçıları kaçırmak yoluyla şiddet eylemleri uygulanmasını öngörüyordu. Kafes eylem planının ikinci aşamasıysa, iktidardaki parti olan AKPyi bu şiddet faaliyetlerini azmettirmekle sorumlu göstermek için medya organlarını manipüle etmeyi amaçlıyordu.
9. İrtica ile mücadele eylem planı, özellikle, AKPnin imajını lekelemek ve kamuoyu nezdindeki desteğini kaybettirmek amacıyla medya organları yoluyla AKP hakkında yalan, düzmece haberlerin yayılmasını öngörüyordu.
10. Sarıkız eylem planı, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ö.Ö tarafından kaleme alınan günlükte sunulduğu üzere, basını manipüle etmeyi ve öğrenci, sendika üyeleri ile derneklerin Hükümet aleyhine protesto gösterileri düzenlemelerini ve Hükümete karşı genel hoşnutsuzluk olduğuna inandırmak amacıyla yurt genelinde afiş kampanyaları düzenlemeyi öngörüyordu. Bu eylem planı, kuvvet komutanları M.Ş.E., A.Y., Ö.Ö, ve İ.F. tarafından hazırlanmıştır.
11. Ayışığı eylem planı, öncelikle, demokrasi karşıtı her türlü eyleme karşı olmakla tanınan Genelkurmay eski Başkanı Orgeneral H.Öyü etkisiz hale getirmeyi veya görevinden etmeyi ayrıca, iktidardaki parti olan AKPnin bazı milletvekillerinin partiyi terk etmelerini sağlamayı da amaçlıyordu. Bu eylem planının diğer hedefi, hükümete karşı gerçekleştirilecek olan askeri darbede Cumhurbaşkanının desteğini almayı veya onun tarafından gelecek her türlü muhalefeti etkisiz hale getirmekti.
12. Yakamoz eylem planı, özellikle, askeri darbe yapmayı ve hükümetin devrilmesinin ardından yeni bir idari yapının oluşturulmasını öngörmekteydi.
13. Eldiven eylem planı, hükümete karşı gerçekleştirilecek olan askeri darbenin başarıya ulaşmasının ardından alınacak özel tedbirleri içeriyordu. Bu plan, medyanın ve siyasi partilerin yeniden yapılandırılmasını, silahlı kuvvetlerin yeniden düzenlenmesini, yeni bir Cumhurbaşkanı seçimini, Cumhurbaşkanlığına bağlı kurumların yeniden düzenlenmesini ve dış politikaya yeni bir yön vermeyi konu alıyordu.
14. Savcılığa göre, ordu komutanı M.Ş.E.ye ait olan CDlerde tasvir edilen Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven eylem planları, bu kişi ve bazı üst düzey askerlerden oluşan ekibi tarafından hazırlanmıştı.
15. Savcılığın talebi üzerine, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi - dava halen bu mahkemede derdesttir - sanıkların çoğunun tutuklanmasına ve tutukluluk hallerinin devamına karar vermiştir.
2. Başvuranın Tutuklanması ve Hakkında Yürütülen Ceza Yargılaması
16. İstanbul Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi nöbetçi hakimi (nöbetçi hakim ve Ağır Ceza Mahkemesi olarak anılacaktır) 23 Haziran 2007 tarihinde başvuranın ev ve iş yerinde arama yapılmasına ve gerektiği takdirde yasadışı örgüt Ergenekon hakkında yürütülen ceza soruşturmasına ilişkin ilgili tüm delil unsurlarına el konulmasına karar vermiştir.
17. Başvuran söz konusu örgüte yardım ve yataklık şüphesiyle 24 Haziran 2007 tarihinde, İstanbulda görev yapan güvenlik güçleri tarafından yakalanarak gözaltına alınmıştır. Polis, başvuranın ev ve iş yerinde yapılan aramalarda içlerinde diğer şüphelilerle yapılan yazışmaların da yer aldığı çok sayıda dijital belge ele geçirmiştir. Polisler tarafından tanzim edilen ve başvuranın imzaladığı tutanağa göre, başvuran yakalanma nedeni hakkında bilgilendirilmiştir.
18. Başvuran, polis karakoluna teslim edildikten sonra, 27 Haziran 2007 tarihinde nöbetçi hakim huzuruna çıkarılmıştır. Nöbetçi hakim, başvuranın salıverilmesine karar vermiştir.
19. Ağır Ceza Mahkemesi, İstanbul Cumhuriyet Savcısının talebi üzerine (Cumhuriyet Savcısı olarak anılacaktır) 29 Haziran 2007 tarihinde başvuran hakkında tutuklama müzekkeresi çıkarmıştır.
20. Nöbetçi hakim 30 Haziran 2007 tarihinde yeniden, yirmi dört saat içinde başvuranın ev ve iş yerinde arama yapılmasına ve gerektiği takdirde söz konusu yasadışı örgüt hakkında yürütülen ceza soruşturmasına ilişkin ilgili tüm delil unsurlarına el konulmasına karar vermiştir.
21. Başvuran, avukatı refakatinde, 30 Haziran 2007 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde nöbetçi hakim huzuruna çıkarılmıştır. Nöbetçi hakim, başvuranın kimliğini tespit etmiş ve hakkındaki yakalama emrini kendisine tebliğ etmiştir. Nöbetçi hakim, başvuranın temsilcisini dinledikten sonra, en kısa zamanda yetkili adli merci olan Ağır Ceza Mahkemesi huzuruna çıkarılması amacıyla, Ceza Muhakemesi Kanununun (CMK olarak anılacaktır) 94. maddesi gereğince başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.
22. Başvuran 3 Temmuz 2007 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi huzuruna çıkarılmış ve aleyhindeki olay ve olgular ile suçlamalar hakkında sorgulanmıştır. Ağır Ceza Mahkemesi duruşma sonunda, hakkında kuvvetli suç şüphesinin varlığını göz önünde bulundurarak CMKnın 100. maddesi gereğince başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
23. Ağır Ceza Mahkemesi sorgu aşamasında, başvuranın tutukluluk halinin devamı hakkında resen inceleme yapmış; Cumhuriyet Savcısının görüşünü aldıktan sonra, ilgili şahsın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
24. Başvuran sorgu aşamasında, tutukluluk halinin devamına dair kararlara karşı çok sayıda itirazda bulunmuştur. Ağır Ceza Mahkemesi, başvuran hakkında kuvvetli suç şüphesinin varlığını, suçun niteliğini ve dosyanın içeriğini göz önünde bulundurarak bu başvuruları reddetmiştir.
25. Cumhuriyet Savcısı 14 Temmuz 2008 tarihli iddianame ile başvuranı Ergenekon örgütüne yardım ve yataklık yapmakla ve yasadışı bir şekilde üçüncü şahısların politik, felsefi, dini ve etnik kökenleri hakkında veri içeren belgeleri oluşturmakla suçlamıştır.
26. Ağır Ceza Mahkemesi 20 Ekim 2008 tarihinde, İstanbulun şehir merkezine yaklaşık 80 km mesafede bulunan Silivri semtinde ilk duruşmasını yapmıştır. Ağır Ceza Mahkemesi duruşma sonunda, duruşma salonunun, sanıkların ve avukatların sayısını göz önünde bulundurarak davanın gereklerine daha uygun olduğu kanaatine varmış ve duruşmaların Silivride yapılmasına karar vermiştir.
27. Başvuran 1 Aralık 2008 tarihinde salıverilmesi amacıyla Ağır Ceza Mahkemesine başvurmuştur.
28. Ağır Ceza Mahkemesi 4 Aralık 2008 tarihinde Savcının görüşünü (bu görüş başvurana tebliğ edilmemiştir) aldıktan sonra, suçun niteliği ve dosyanın içeriğini göz önünde bulundurarak bu başvuruyu reddetmiştir.
29. Ağır Ceza Mahkemesi 5 Aralık 2008 tarihinde başvuranın salıverilmesine karar vermiştir.
30. Dosya içeriğinde yer alan unsurlara göre, ceza yargılaması halen Ağır Ceza Mahkemesinde derdesttir.
B. İlgili iç hukuk kuralları
31. Ceza Kanununun 135. maddesi şunu öngörmektedir:
(1) Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydeden kimseye altı aydan üç yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Kişilerin siyasî, felsefî veya dinî görüşlerine, ırkî kökenlerine; hukuka aykırı olarak ahlakî eğilimlerine, cinsel yaşamlarına, sağlık durumlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin bilgileri kişisel veri olarak kaydeden kimse, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.
32. Ceza Kanununun 314. maddesinin 1. ve 2. fıkrası yasadışı bir örgüte mensup olmanın suç sayılmasını öngörmektedir:
(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.
33. CMKnın 94. maddesi şu şekildedir:
Hakim veya mahkeme tarafından verilen yakalama emri üzerine soruşturma veya kovuşturma evresinde yakalanan kişi, en geç yirmi dört saat içinde yetkili hakim veya mahkeme önüne çıkarılamıyorsa, aynı süre içinde en yakın sulh ceza hakimi önüne çıkarılır; serbest bırakılmadığı takdirde, yetkili hakim veya mahkemeye en kısa zamanda gönderilmek üzere tutuklanır.
34. Tutukluluk, CMKnın 100. ve devamı maddelerinde ele alınmaktadır. 100. maddeye göre kişi, hakkında suç işlediğine dair kuvvetli şüphelerin varlığını gösteren olguların bulunması ve tutukluluğun bu maddede sıralanan gerekçelerden biri ile haklı gösterilmesi durumunda tutuklanabilmektedir. Kaçma veya kaçma şüphesi uyandıran somut olguların bulunması, kaçma veya kaçma şüphesi bulunması ya da şüpheli kişinin delilleri yok etme, gizleme, değiştirme veya tanıkları etkileme riski bulunduğunda tutukluluk hali haklı kabul edilmektedir. Aynı zamanda şüphelinin özellikle Devletin güvenliğine ve anayasal düzene karşı bazı suçları işlediğine dair kuvvetli şüphelerin bulunması halinde tutukluluk durumu haklı gösterilebilmektedir.
35. CMKnın 101. maddesi, tutukluluğa soruşturma aşamasında Cumhuriyet Savcısı'nın talebi üzerine sulh ceza hakimi tarafından ve kovuşturma aşamasında savcının talebi üzerine ya da resen yetkili mahkeme tarafından hükmedilebileceğini öngörmektedir. Tutuklanma ve tutukluluk halinin devamıyla ilgili kararlar itiraz konusu olabilmektedir. Bunlara ilişkin kararlarda tutukluluğa ilişkin hukuki ve fiili nedenlerle gerekçe gösterilmelidir.
36. Kanunun 104. maddesine göre şüpheli veya sanık yargılamanın her aşamasında serbest bırakılmayı talep edebilmektedir. Tutukluluğun devamı ya da serbest bırakılma kararı bir hakim ya da bir mahkeme tarafından verilmektedir. Ayrıca serbest bırakılma talebinin reddedilmesine ilişkin karara da itiraz edilebilmektedir.
37. Son olarak, Kanunun 260. maddesine göre, savcı, sanık ve müdahil taraf her türlü hakim veya mahkeme kararına karşı itiraz edebilmektedir.
ŞİKAYETLER
38. Başvuran, Sözleşmenin 3. maddesine dayanarak, tutuklanmasının ve bu tutukluluğun koşullarının insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele olarak kabul edilebileceğini iddia etmektedir.
39. Başvuran, Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrası anlamında makul olmadığını düşündüğü tutukluluk süresinden ve salıverilme taleplerini reddetmek için ulusal yargı organları tarafından ileri sürülen gerekçelerin yetersiz olmasından şikayet etmektedir. Ayrıca başvuran dosyasının içeriği incelenmeden tutukluluk halinin devamına karar verildiğini iddia ederek yerel yargılama makamlarından şikayetçi olmuştur.
40. Başvuran, Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrasına dayanarak, birçok sebepten ötürü tutukluluk halinin devamına itiraz etmesine imkan veren etkili bir hukuk yolu bulunmadığını belirtmektedir. Başvuran öncelikle ulusal yargı organlarını, salıverilme taleplerini reddederken, kendisine Cumhuriyet Savcısının görüşlerine yanıt verme imkanı verilmediğinden dolayısıyla silahların eşitliğine riayet edilmediği için şikayet etmektedir. Ayrıca tutukluluk durumunu resen inceleme usulünün etkisiz olmasından ve tutukluluk halinin devamına ilişkin kararlara karşı bizzat yaptığı başvuruların incelenme süresinden de şikayet etmektedir.
41. Başvuran, birçok nedenle Sözleşmenin 6. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Öncelikle, duruşma salonunun Silivride bulunmasından şikayet etmektedir. Başvurana göre bu durum açık duruşma ilkesine aykırıdır. Ayrıca, soruşturma dosyasında yer alan tüm delil unsurlarına erişim ve savunmasını hazırlamak için gerekli kolaylıklardan yararlanma imkanı bulunmaması nedeniyle de 6. maddenin ihlal edilmesinden şikayet etmektedir.
42. Başvuran Sözleşmenin 5. ve 8. maddelerine dayanarak, yerel mevzuata aykırı olarak ev ve iş yerinde arama yapılmasına karar veren yerel makamları eleştirmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrasının ihlal edildiği iddiası hakkında (silahların eşitliği)
43. Başvuran Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrasına dayanarak, tutukluluk halinin devamına itiraz edebileceği etkili bir başvuru yolu bulunmamasından şikayet etmektedir. Ayrıca ulusal makamların, salıverilme talepleri hususunda karar verirken, kendisine veya avukatına, Cumhuriyet Savcısının görüşlerine yanıt vermek imkanı tanınmamaları nedeniyle silahların eşitliği ilkesine riayet etmediklerini ileri sürmektedir.
44. AİHM, dosyanın mevcut durumu dikkate alındığında, bu şikayetin kabul edilebilirliği hususunda henüz karar verebilecek aşamada olmadığını saptamış ve İçtüzüğün 54. maddesi, 2. fıkrası, b) bendi uyarınca söz konusu şikayetin davalı Hükümete bildirmesine karar vermiştir.
B. Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında
45. Başvuran, tutuklanmasının ve bu tutukluluğun koşullarının Sözleşmenin 3. maddesi anlamında insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele olarak kabul edilebileceğini iddia etmektedir.
46. AİHM öncelikle bir muamelenin 3. madde kapsamında değerlendirilebilmesi için, asgari ağırlık düzeyine ulaşması gerektiğini hatırlatmaktadır. Bu asgari düzey özü itibarıyla görecelidir ve ancak bir olayın kendine özgü koşullarının birlikte değerlendirilmesiyle, özellikle muamelenin içeriği ve niteliği, uygulama biçimi, süresi, fiziki ve zihinsel etkileri, bazı durumlarda cinsiyet, yaş ve mağdurun sağlık durumu gibi dava koşullarının incelenmesiyle belirlenebilecektir (bkz, örneğin, İrlanda v. Birleşik Krallık, 18 Ocak 1978, § 162, seri A no.25) Ayrıca AİHM, 3. maddeye aykırı olan muamelelerin düzenlenmesinde kendi nezdinde delil unsurlarının değerini değerlendirmek amacıyla her türlü makul şüphenin ötesinde delil unsurunu kullanmaktadır. Böyle bir delil, çürütülemeyen, yeterince önemli, kesin ve uygun olan karine veya emarelerin hepsinin bir sonucu olmaktadır (ibidem, s. 64-65, § 161).
47. Özellikle, bir muamelenin önceden tasarlanarak uzun bir süre boyunca uygulanması ve vücutta hasarlara ya da fiziksel veya ruhsal derin acılara sebep olması halinde 3. madde bakımından insanlık dışı olarak görülmektedir (bkz. Kulda v. Polonya, nº 30210/96). Ayrıca bir muamelenin 3. madde anlamında aşağılayıcı olup olmadığını araştırırken AİHM, amacın, ilgili şahsı küçük düşürmek ve gururunu kırmak olup olmadığını, bu konuda düşünülen önlemin 3. maddeye uygun olmayan bir biçimde ilgilinin kişiliğine zarar verip vermediğini inceleyecektir (Albert ve Le Compte v. Belçika, 10 Şubat 1983). Adli kovuşturma kapsamında, bir kişinin tutuklanmasının 3. madde anlamında aşağılayıcı olarak kabul edilmesi için, tutuklamaya veya yakalamaya eşlik eden küçük düşürme ve aşağılama durumlarının özel bir düzeyde bulunarak, her yakalama ve tutuklama eyleminin içeriğinde var olan olağan aşağılama unsurundan her durumda farklılık göstermesi gerekmektedir (Öcalan v. Türkiye (BD), no 46221/99, § 181, AİHM 2005-IV, Raninen v. Finlandiya, 16 Aralık 1997, § 55, Karar ve hüküm derlemeleri, 1997-VIII).
48. Somut olayda, AİHM, ilgilinin iddialarını desteklemek için herhangi bir delil sunmadığı gibi tutuklanması ve bu tutukluluğun koşullarının 3. maddenin kapsamına girecek ağırlıktaki asgari eşik sınırına ulaştığına dair iddiasını desteklemediği saptamaktadır.
49. Dolayısıyla bu şikayet açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşmenin 35. maddesi, 3. fıkrası, a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmesine karar verilmiştir.
C. Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrasının ihlal edildiği iddiası hakkında
50. Başvuran, Sözleşmenin 5. maddesi, 3. fıkrasına dayanarak, tutukluluk süresinin uzunluğundan ve tutukluluk halinin devamına karar vermek için ulusal makamlar tarafından ileri sürülen gerekçelerin yetersiz olmasından şikayetçi olmaktadır.
51. Mahkeme bu bakımdan, tutukluluk süresinin makul olup olmadığı sorununun her durumda davanın özelliklerine göre değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır. Ardından somut bir olayda sanığın maruz kaldığı tutukluluk süresinin makul süreyi aşmamasını sağlamanın öncelikle ulusal yargı makamlarının görevi olduğunu hatırlatmaktadır. Bu amaçla, ulusal yargı makamları, masumiyet karinesi ilkesini tam olarak göz önünde bulundurarak, 5. maddede belirtilen kurala aykırılık durumunda, bu durumu haklı gösteren kamu menfaatini ortaya koyacak ya da onu ortadan kaldıracak nitelikteki bütün koşulları incelemeli ve salıverilme taleplerine ilişkin kararlarında bu hususu dikkate almalıdırlar. Mahkeme özellikle ilgili tarafından belirtilen ve itiraza konu olmayan olay ve olgulardan yola çıkarak ve bu kararlarda yer alan gerekçeleri gözönünde bulundurarak 5. maddenin 3. fıkrasının ihlal edilip edilmediğini belirlemek durumundadır (bkz, örneğin, McKay v. Birleşik Krallık (BD), no.543/03, § 43, AİHM 2006-X ve Bykov v. Rusya (BD), no.4378/02, § 63, 10 Mart 2009).
52. Mahkeme ayrıca, tutulan kişinin suç işlemiş olduğuna dair duyulan makul şüphenin sürmesinin, o kişinin tutukluluk halinin devamlılığının geçerliliği açısından olmazsa olmaz (sine qua non) bir koşul olduğunu; ancak bu koşulun belli bir süre geçtikten sonra yeterli olmadığını hatırlatmaktadır. Mahkeme, bu durumda yargı organları tarafından kabul edilen diğer gerekçelerin özgürlükten mahrum bırakılmayı haklı göstermeye devam edip etmediğini incelemelidir. Bu gerekçeler uygun ve yeterli görüldüğünde, AİHM yine yetkili ulusal makamların yargılamanın devamına ilişkin özel bir özenle hareket edip etmediğini araştırmaktadır (bkz. diğerleri arasında, Letellier v. Fransa, 26 Haziran 1991, § 35, A serisi no.207; Yağcı ve Sargın v. Türkiye, 8 Haziran 1995, § 50, A serisi no.319-A). Aynı zamanda, soruşturmanın karmaşıklığı ve özellik arz etmesi de bu bakımdan dikkate alınması gereken unsurlardır (Van der Tang v. İspanya, 13 Temmuz 1995, § 55, seri A no 321).
53. Mahkeme, mevcut davada, başvuranın şu ana kadar geçen toplam tutukluluk süresinin yaklaşık bir yıl beş ay olduğunu tespit etmektedir.
54. Mahkeme öncelikle, başvuranın tutukluluğu hakkında karar vermeye yetkili ulusal yargı makamları gibi, özellikle ağır organize suçlara ilişkin çok sayıda suç ortağı hakkında yürütülen ceza davasının karmaşıklığına ve kapsamına dikkat çekmektedir. Mahkeme somut olayda, yargılama makamlarına atfedilecek ve yargılama sürecini uzatan bir hareketsizlik dönemi olmadığı kanaatindedir.
55. Mahkeme, bu koşullar altında, başvuranın tutukluluk süresinin Sözleşmenin 5. maddesi, 3. fıkrasında düzenlenen gereklere uygun olduğu kanaatindedir (Saçan v. Türkiye (kabul edilebilirlik kararı), 65387/09, 13 Aralık 2011; Bahattin Şahin v. Türkiye (kabul edilebilirlik kararı), no.29874/96, 17 Ekim 2000; Türkdoğan v. Türkiye (kabul edilebilirlik kararı), no. 29742/03, 20 Şubat 2007 ve Köse ve diğerleri v. Türkiye (kabul edilebilirlik kararı), no.50177/99, 2 Mayıs 2006, Çetin Doğan v. Türkiye (kabul edilebilirlik kararı) no 28484/10, 10 mayıs 2012, et Çakmak v. Türkiye (kabul edilebilirlik kararı), no 58223/10, 19 şubat 2013).
56. Dolayısıyla bu şikayetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşmenin 35. maddesi, 3. fıkrası, a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
D. Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrasının ihlal edildiği iddiası hakkında (tutukluluğun resen incelenmesi)
57. Başvuran, Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrasına dayanarak tutukluluğun resen incelenmesi usulünün etkili olmamasından şikayet etmektedir.
58. AİHM, Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrasının, tutukluluğun yasallığına dair itiraz başvurusunun ardından bir mahkeme nezdinde yürütülen, bir yandan tahliye talepleriyle ilgili davalarda diğer yandan da tutukluluğun uzatılmasıyla ilgili kararlara karşı yapılan itiraz başvurularına ilişkin davalarda uygulandığını hatırlatmaktadır. Bu durumda, Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrası, Sözleşmenin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi bağlamında yeni bir tutukluluk süresinin ve yeni yasal dayanağın belirlendiği bir tutukluluk halinin uzatılmasına ilişkin kararın yasallığının denetimi sırasında uygulama hali bulmayacaktır. Aksine sadece bu türden bir karar itiraz başvurusu yapıldığında uygulama alanı bulacaktır. (Knebl v. Çek Cumhuriyeti, no. 20157/05, § 76, 28 Ekim 2010 ve Altmok v. Türkiye, no. 31610/08, § 39, 29 Kasım 2011).
59. Somut olayda, AİHMin davada tutuklamanın uzatılmasına ilişkin ve ex officio ilkesiyle kabul edilen kararlar hakkında 5. maddenin 4. fıkrası bakımından bir yargıya varmakla yükümlü olmadığı sonucu ortaya çıkmaktadır.
E. Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrasının ihlal edildiği iddiası hakkında (başvuran tarafından yapılan başvuruların incelenmesi süresi)
60. Başvuran, ulusal yargı organlarının tutukluluk halinin devamına ilişkin kararlara karşı yaptığı başvuruları çok uzun süre içinde incelemeleri nedeniyle Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrasının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
61. AİHM, öncelikle başvuranın 20 Nisan 2009 tarihinde başvuruda bulunduğunu kaydetmektedir. Mahkeme ayrıca, dava dosyasında başvuran tarafından altı aylık süre içinde yapılan yalnız bir tane başvuru (1 Aralık 2008 tarihli ve 4 Aralık 2008 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesince verilen kararla reddedilen) olduğunu saptamaktadır. Mahkemeye göre bu üç günlük sürenin, Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrası anlamında makul süre ifadesiyle uyumlu olması gerekmektedir.
62. Dolayısıyla bu şikayetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşmenin 35. maddesi, 3. fıkrası, a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varılmaktadır.
F. Sözleşmenin 6. maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında
63. Başvuran, Sözleşmenin 6. maddesine dayanarak, duruşma salonunun Silivride bulunmasının açık duruşma ilkesine aykırı olduğunu iddia etmektedir. Ayrıca, soruşturma dosyasında yer alan tüm delil unsurlarına erişim ve savunmasını hazırlamak için gerekli kolaylıklardan yararlanma imkanı bulunmaması nedeniyle de 6. maddenin ihlal edildiği ileri sürmektedir.
64. AİHM başvuran aleyhinde sürdürülen ceza davasının bu hususta ilk derece mahkemesi olan Ağır Ceza Mahkemesi önünde halen derdest olduğunu belirtmektedir. Dolayısıyla başvuran aleyhinde açılan davayla ilgili genel bir inceleme yapacak aşamada değildir. AİHM ayrıca ne başvuran aleyhinde yapılan suçlamalarla ilgili Ağır Ceza Mahkemesinin gelecek kararı hakkında ve ne de muhtemel bir temyizin sonucuna dair görüş sunamayacağı kanaatindedir.
65. Dolayısıyla ulusal mahkemeler nezdinde yürütülen davanın mevcut aşamasında başvuranın Sözleşmenin 6. maddesi hükümlerinin olası ihlali konusunda şikayet edemeyeceği sonucuna varılmaktadır. Bununla birlikte, başvuran kendisi hakkında yürütülen ceza yargılaması sonunda iddia ettiği ihlallerden dolayı mağdur olduğunu düşündüğü takdirde, yeniden Mahkemeye başvurabilir. Dolayısıyla başvurunun bu kısmı öngörülen süreden önce sunulmuştur (bkz. Baltacı v. Türkiye, (kabul edilebilirlik hakkında karar) no. 495/02, 14 Haziran 2005 ve Çetin Doğan, yukarıda anılan karar, §§ 95-97).
66. Bu durumda, Sözleşmenin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca, başvurunun bu kısmının reddedilmesi gerekmektedir.
G. Sözleşmenin 8. maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında
67. Başvuran, Sözleşmenin 5. ve 8. maddelerine dayanarak, ev ve iş yerinde arama yapılmasının yasalara aykırı olmasından şikayet etmektedir. Başvuran bu hususta iç hukuk yolu bulunmaması nedeniyle doğrudan AİHMe başvurduğunu belirtmektedir.
Mahkeme, bu şikayeti yalnızca 8. madde açısından incelemenin uygun olduğu kanaatine varmaktadır.
68. Mahkeme, başvuran herhangi bir etkili hukuk yoluna sahip olmadığında, altı aylık sürenin, şikayet konusu eylem ya da tedbirlerin gerçekleştiği tarihten işleyeceğini ya da söz konusu eylem ya da tedbirin, ilgili şahsın üzerindeki etkilerini ve ya zararlarını öğrendiği ya da hissettiği tarihten itibaren işlediğini hatırlatmaktadır (Varnava ve diğerleri v. Türkiye (BD), (16064/90, 16065/90, 16066/90, 16068/90, 16069/90, 16070/90, 16071/90, 16072/90 ve 16073/90), § 157, AIHM-2009).
69. Somut olayda AIHM, arama kararları tarihlerinin sırasıyla 23 Haziran ve 30 Haziran yani mevcut başvurunun yapıldığı tarihten altı aydan daha önce olduğunu belirtmektedir.
70. Dolayısıyla bu şikayet geç sunulmuş olup, Sözleşmenin 35. maddesinin 1. ve 4. maddeleri uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelere dayanarak, AİHM, oybirliğiyle,
Başvuranın, Sözleşmenin silahların eşitliğine ilişkin 5. maddesinin 4. fıkrası bağlamındaki şikayetinin incelenmesinin ertelenmesine;
Başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy