(AİHS m. 34, 44, 1 NOLU PROTOKOL) (LEYLA ŞAHİN - TÜRKİYE DAVASI) (MÜRSEL EREN - TÜRKİYE DAVASI) (KJELDSEN, BUSK MADSEN VE PEDERSEN - DANİMARKA DAVASI)
(Başvuru no. 25851/09, 29284/09 ve 64090/09)
KARAR
STRAZBURG
2 Nisan 2013
İş bu karar, Sözleşmenin 44 § 2 maddesinde öngörülen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Tarantino ve diğerleri / İtalya davasında,
5 Mart 2013 tarihinde,
Başkan, Danuté Jociene,
Yargıçlar, Guido Raimondi,
Lorenzen Peer
Dragoljub Popovic,
Işıl Karakaş,
Nebojsa Vucinic,
Paulo Pinto de Albuquerque,
ve Daire Yazı İşleri Müdür Yardımcısı, Françoise Elens-Passosdan müteşekkil Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Daire), kapalı oturumda yapılan müzakereler sonucunda, aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Bu davanın temelinde, İtalya Cumhuriyeti aleyhine bu Devletin sekiz vatandaşı, Claudia Tarantino, Giuseppe Reitano, Laura Aziz, Maurizio Brancadori, Massimo Crosia, Massimo Filetti, Pasqualino La Mela ve Carmelo Marcuzzo (« başvuranlar»), tarafından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 18 Mayıs, 2 Kasım et 16 Kasım 2009 tarihlerinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (« Sözleşme ») 34. maddesi uyarınca yapılmış üç başvuru (no. 25851/09, 29284/09 et 64090/09) bulunmaktadır.
2. Başvuranlar, Misilmeride avukatlık yapan G. Lipari tarafından temsil edilmiştir. İtalyan Hükümeti (« Hükümet ») ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranlar kendilerini, 1 no.lu Protokolün 2. maddesi tarafından korunan eğitim hakkının ihlal edilmesinden dolayı mağdur saymaktadırlar. Özellikle, 127/1997 sayılı numerus clausus (sınırlı sayı) ile ilgili yasa tarafından izlenen amaçların meşru olmadığını ve söz konusu uygulamanın bu amaçlarla orantılı olmadığını ileri sürmüşlerdir.
4. 21 Haziran 2011 tarihinde, başvurular birleştirilmiş ve Hükümete tebliğ edilmiştir. Ayrıca, Daire, aynı zamanda başvuruların kabul edilebilirliğine ve esaslarına ilişkin hüküm vermeye karar vermiştir (Madde 29 § 1).
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuranların iletişim bilgileri ekte yer almaktadır.
A. Davanın oluşumu
1. İlk başvuran, Bayan Tarantino
6. 4 Eylülde, Bayan Tarantinonun da içerisinde bulunduğu 2000 öğrenci, mevcut 210 yer için Palermo Tıp Fakültesi giriş sınavına girer. 2008 ve 2009 senelerinde olduğu gibi Bayan Tarantino bu sınavı başaramaz.
7. 4 Aralık 2007 tarihinde, Bayan Tarantino ve diğer öğrenciler her üniversitenin tıp fakültesinde okuyacak öğrenci sayısını belirlemek için bakanlığın kullandığı özellikle zorunlu iki ölçütü eleştirdikleri bir şikayetle Cumhurbaşkanına başvurmuşlar (aşağıdaki 17. paragraf), 264/1999 sayılı yasanın, Avrupa Ekonomik Topluluğunu kuran antlaşmanın 3 § 2 c) ve g) maddesi, mesleki niteliklerin tanınmasına dair 2005/36/CE Yönergesi, Avrupa Birliği Temel Haklar Şartının 15. maddesi, Avrupa Birliği Antlaşmasının 6 § 2. maddesi, eşitlik ilkesi ve Sözleşmenin 1 no.lu Protokolünün 2. maddesi ile uyumsuz olduğunu ileri sürmüşlerdir. İlk başvuran, ayrıca, bir yandan, özel üniversitelere de aynı ölçütlerin dayatılmasına, diğer yandan da giriş sınavlarının yerindeliğine itiraz etmiş, üniversiteye geçici ve şartlı olarak kabul edilmesini talep etmiştir.
8. 2 Temmuz 2008 tarihli kararname ile Devlet Şurası (Consiglio di Stato) ilk başvuran tarafından yapılan geçici tedbir talebini reddetmiştir.
9. 23 Eylül 2008 tarihinde ilk başvuran ek görüşlerini sunarak Avrupa Toplulukları Adalet Divanından (« ATAD ») ön karar alma talebini tekrarlamıştır. Görüşleri Ekim 2008 tarihinde Devlet Şurasına gönderilmiştir.
10. 12 Kasım 2008 tarihinde Devlet Şurası tarafından verilen danışma görüşüne dayanarak 28 Nisan 2009 tarihinde kabul edilen ve 14 Mayıs 2009 tarihinde başvurana tebliğ edilen (2256 Sayılı) kararname ile Cumhurbaşkanı öğrencilerin şikayetlerini reddetmiştir. Üniversitelerin insan ve maddi kaynakları göz önünde tutulduğunda, üniversitelere en başarılı öğrencilerin kabul edilmesini sağlayan giriş sınavına getirilen itiraz konusu sınırlamaların mantıklı olduğunu ve belirtilen Avrupa Birliği (« AB ») hukuku hükümleri ile uyumlu olduğunu belirtmiştir. Ayrıca, toplumda uzman doktorlara olan ihtiyacın artması sebebiyle 2008-2009 yıllarında tıp fakültelerine kabul edilme oranı % 10dan 20ye yükselmiştir. Bir diploma elde ettikten sonra meslek sınavının tek başına akademik bir ünvan olmayıp, birçok devlette düzenlenenler gibi bir devlet sınavı olduğu belirtilmiştir. Son olarak, sınavların içeriğinin uygun olmadığı hakkındaki iddiaları da reddetmiştir.
2. Diğer yedi başvuran
11. Diğer yedi başvuran uzun yıllardır diş teknisyeni ve hijyenisti olarak çalışmaktadır.
12. 4 Eylül 2009 tarihinde geçerli mesleki deneyimlerine rağmen, hepsi dişçilik fakültesine (odontoloji) giriş sınavında başarısız olmuşlardır. Sonraki tüm teşebbüsleri de sonuçsuz kalmıştır.
13. Bununla birlikte, Bay Marcuzzo (« sekizinci başvuran») 1999/2000 üniversite öğretim yılında giriş sınavını kazanmıştır. Ancak, önemli ailevi sorunları nedeniyle sekiz yıl boyunca peşpeşe sınavlara katılmamış, 1592/1933 no.lu kararnamenin (Décret royal) 149. maddesi ve üniversite yönetmeliği gereğince Temmuz 2009 tarihinde öğrenci statüsünü kaybetmiştir.
14. Söz konusu başvuranlar, Devlet Şurasının yerleşik içtihadına göre üniversitelere girişe getirilen sınırlamalar Avrupa Birliği hukuku (diğerleri arasından bakınız, 12 Kasım 2008 tarihli danışma görüşü) ve Anayasa ile uyumlu kabul edildiğinden, mevcut olan iç hukuk yollarını, onları etkisiz varsaydıkları için tüketmediklerini kabul etmişlerdir. Sekizinci başvuran, Devlet Şurasının her zaman, ailevi sorunlar (onun durumunda) gibi sübjektif sebeplerin derslere devamlılık kuralının istisnası olarak kabul edilmeyeceklerini söylediğini ve böylelikle, yüksek mahkeme önünde hak kazanmasının mümkün olmayacağını eklemiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMALARI
A. 127/1997 sayılı yasa
15. 341/1990 sayılı yasanın 9 § 4. maddesini değiştiren 127/1997 sayılı yasa İtalyadaki devlet veya özel üniversitelere numerus claususu (yer sayısının sınırlandırılması) getirmiştir. Bu yasa, 17 § 116 maddesinde, numerus claususu belirleme yetkisinin Bilimsel ve Teknolojik Araştırma ve Üniversiteler Bakanlığına ait olduğunu düzenlemiştir. Ancak, sınırlamalara konu olacak fakülteleri, mevcut olan yer sayısını ve seçme usulünü belirleyecek ölçütler açıkça belirtilmemiştir.
16. 27 Kasım 1998 tarihinde (383/1998 sayılı karar), 127/1997 sayılı yasanın 17 § 116 maddesinin Anayasaya uygunluğunun incelenmesi talebi ile başvurulmuş olan Anayasa Mahkemesi, bu yasanın Anayasaya uygun olduğuna karar vermiştir. Araştırma ve Üniversiteler Bakanlığının sahip olduğu takdir yetkisinin sınırsız olmadığını ve önceden belirlenmiş hukuksal bir düzene uygun olarak hareket etmesi gerektiğini göz önünde bulundurmuştur. Bu durumda, mesele ile ilgili ulusal metinler bulunmasa da, Bakanlığın, yine de, Avrupa Birliğinde uygun bir eğitim seviyesinin temin edilmesini hedefleyen Avrupa direktiflerine saygı göstermesi gerektiğinin altını çizmiştir. Son olarak, bu konuda Parlamentonun karara varacağını düşünmektedir.
17. Anayasa Mahkemesinin bu kararından sonra 264/1999 sayılı yasa kabul edilmiştir. Bu yasa, Araştırma ve Üniversiteler Bakanlığının, tıp, veterinerlik, dişçilik, mimarlık ve hemşirelik bilimleri fakültelerine giriş kontenjanlarını, bir yandan karşılama kapasitesi ve üniversitelerin kaynakları, diğer yandan da toplumun her mesleğe olan ihtiyacı (fabbisogno di professionalità del sistema sociale e produttivo) şeklindeki mecburi ölçütlere dayanarak oluşturacağını belirtmiştir. Bakanlık, bu ölçütlerden yola çıkarak ilgili her fakültede açık olan yer sayısını belirlemek zorundadır.
18. 21 Nisan 2009 tarihinde, Rekabet ve Piyasa Otoritesi, (Autorità Garante della Concorrenza e del Mercato), aşağıda «rekabet otoritesi» olarak geçecek) dişçilik fakültesine kabul ölçütleriyle ilgili bir tavsiye kararı yayınlamıştır. Bu kararda şunlar belirtilmiştir: a) uygulamada, yasada öngörülen iki ölçüt Araştırma ve Üniversiteler Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı görüşlerine dayanarak uygulanmıştır ve b) toplanan tüm veriler özellikle, Ulusal Doktorlar Federasyonu ile Doktorlar ve Dişçiler Birliği temsilcilerinden oluşturulmuş bilirkişi paneli tarafından incelenmiştir.
19. Rekabet otoritesi, İtalyan Hükümetinin, Anayasa Mahkemesinin 383/1998 sayılı kararı (yukarıdaki 16. paragraf) ile AB hukukuna uymadığını düşünmektedir. Çünkü bakanlıklar hukuksal olarak, eğitsel normları olduğu kadar sağlık hizmetlerindeki ihtiyaçları da göz önünde bulundurmaları gerekirken, sadece ulusal kamu sektörüne bağlı sağlık hizmetlerindeki ihtiyaçlara dayanarak sayılar belirlemektedirler. Bu durumda, bu kurul, dişçilik fakültesine girişe getirilen sınırların mantıksız bir kısıtlama oluşturduğunu varsaymaktadır. Çünkü özel sektörün ihtiyaçlarını dikkate almadan, sadece kamu hizmetlerindeki ihtiyaçların göz önünde tutulması, serbest mesleklerde ihtiyaç duyulan dişçi sayısını yapay bir şekilde azaltmakta ve sonuçta, dişe dair yapılan masraflar açıklanamayacak şekilde artmaktadır. Üstelik meslek örgütlerinin bilirkişi paneline katılmalarından, bunların kararlarının yüksek ihtimalle kendi menfaatlerinden etkilenecek olması tehlikesinden dolayı endişe duymaktadır.
20. Giriş sınavı adayları kabul edilmek için yirmi dört tane (uluslararası tarih ve coğrafya da dahil olmak üzere) genel kültür, biyoloji, kimya, matematik ve de fizik sorusundan oluşan testi doğru olarak cevaplandırmak zorundadırlar. Lise müfredatına dayanan bu sınav, adayların seçtikleri fakültenin alanı ile ilgili konuları öğrenme, yeterliliklerini sınamayı hedeflemektedir.
B. İçtihat
21. Yetkili yerel yargı makamları birçok kez, numerus claususun ve İtalyan hukuk sisteminde uygulama şeklinin Anayasaya ve AB hukukuna uygun olduğuna hükmetmişlerdir. Bu yönde verilmiş olan kararlara örnek olarak, Devlet Şurasının 1931 sayılı ve 29 Nisan 2008 tarihli, 5481 sayılı ve 24 Haziran 2008 tarihli, 5542 sayılı ve 6 Haziran 2008 tarihli kararları ile Floransa İdare Mahkemesinin 197 sayılı ve 12 Şubat 2007 tarihli, Napoli İdare Mahkemesinin 4559 sayılı 2008 tarihli, Floransa İdare Mahkemesinin 1931 sayılı ve 17 Nisan 2008 tarihli, Trento İdare Mahkemesinin 145 sayılı ve 11 Haziran 2008 tarihli ve Devlet Şurasının 1631 sayılı ve 15 Nisan 2010 tarihli kararlarını verebiliriz.
Özellikle, toplumun bir mesleğe olan ihtiyacının Avrupa Topluluğunun genelindeki yakın ve güncel ihtiyaçları dışlayarak, ülke topraklarıyla sınırlandırılmaması gerektiği argümanına cevap olarak Devlet Şurası, 1931 sayılı ve 29 Nisan 2008 tarihli kararında belirleyici ve asıl olan ölçütün üniversitelerin karşılama kapasiteleri ile kaynaklarına ilişkin olduğunu ve Avrupa mevzuatının öngördüğü gibi iyi bir bilimsel formasyonu hedeflediğini ve Anayasa Mahkemesinin (393 sayılı ve 1998 tarihli karar) daha evvel söylediği gibi yükseköğretime giriş hakkının, en başarılı öğrenciler için bile, özellikle hem teorik hem de pratik olan bilimsel eğitim alanında, üniversitelerin teknik imkanlarına ve insan kaynaklarına dayandığını açıklamıştır. Aynı kararda, AB hukukunun numerus claususu yasaklamadığı; Avrupa direktiflerinin, ünvan ve diplomaların tanınmasını, eğitimin ve bir mesleğin icrası için gerekli bilgiye gerçekçi bir şekilde ulaşılmasının garanti edilmesini asgari normlardan hareket ederek öngördükleri, ancak, her Devlete, saptanan yükümlülüklere uymak için kullanılacak araç, imkan ve metotları belirleme imkanını bıraktıkları gözlemlenmiştir. Devlet Şurası, toplumun bir meslek dalına olan ihtiyacına dair ölçütün, kapasite ve kaynaklara dair olandan daha az önemli olduğunu, hatta sadece, çalışmak için hazırda bulunanların çok fazla olmasından piyasadaki yığılmayı önlemek için mesleğe girişin sınırlandırılmasının gerekli olduğu düşük ihtimalli durumlarda, ikinci sırada olduğunu varsaymaktadır. Ayrıca, Sağlık Bakanlığı tarafından yayınlanan kayıt olan öğrencilerin sayısının sınırlandırılması tavsiye kararında (2006-2007 yılları için mevcut olan yerlerin sayısına ilişkin kararın temelini oluşturan tavsiye kararı) toplumun ihtiyaçları bakımından değil, fakat uzmanlaşmış eğitimlerin Avrupa normlarına cevap vermeleri endişesiyle kabul edilmiş sayısal bir sınırlamanın görülmesi gerektiğini belirtmiştir. Bir yandan, bu ölçütün her yıl kaydolacak adayların sayısının belirlemesinde rol oynadığı ispat edilemediği, diğer yandan da, AB hukuku yükseköğrenime sınırsız ve koşulsuz giriş hakkını öngörmediği için, konunun Avrupa Toplulukları Adalet Divanına taşınmasına gerek olmadığını öngörmüştür.
22. Devlet Şurasının 1855 sayılı ve 2005 tarihli kararına göre, 1592 sayılı ve 1993 tarihli kararnamede öngörülen sekiz yıl sınırı, durdurulabilecek bir zamanaşımı süresi olmayıp, sonunda (derslere devam) hakkın(ın) sona erdiği azami süredir.
C. Uygun olan Avrupa Birliği hukuku
23. Avrupa Topluluğunu kuran antlaşmanın 3. bölümde yer alan 39. madde (eski 48. madde) insanların, hizmetlerin ve sermayelerin serbest dolaşımı üzerinedir ve şu şekilde düzenlenmiştir:
« 1. Topluluğun içerisinde çalışanların serbest dolaşımı teminat altına alınmıştır.
2. (Çalışanların serbest dolaşımı), üye Devletlerin işçileri arasında istihdam, ücret ve diğer çalışma koşulları bakımından, uyrukluktan kaynaklanan nedenlerle yapılan her türlü ayrımcılığın kaldırılmasını gerektirir.
3. (Çalışanların serbest dolaşımı) kamu düzeni, kamu güvenliği ve halk sağlığı gerekçeleriyle getirilen sınırlamalar saklı kalmak kaydıyla aşağıdaki hakları içerir:
a) gerçekten teklif edilen işlere cevap verme;
b) bu amaçla üye Devletlerin topraklarında serbestçe dolaşma;
c) bir üye Devlette, o devlet uyruklarının istihdamını düzenleyen kanun, ikincil düzenleme ve idari kurallara uygun olarak çalışmak amacıyla ikamet etme;
d) Komisyon tarafından hazırlanacak uygulama tüzüklerindeki koşullara uygun olarak, bir üye Devlette istihdam edildikten sonra o üye Devlet topraklarında kalma.
4. İş bu maddedeki hükümler kamudaki istihdama uygulanamaz.
24. Avrupa Birliğinin uygun olacak diğer belgelerini şöyle belirtebiliriz: Konseyin genel tıp alanında özel bir formasyona dair 86/457/CEE sayılı ve 15 Eylül 1986 tarihli direktifi, doktorların serbest dolaşımını kolaylaştırma, diploma, sertifika ve diğer unvanların karşılıklı olarak tanınması ile ilgili Konseyin 93/16/CEE ve 5 Nisan 1993 tarihli direktifi ve mesleki vasıfların tanınması ile ilgili Konseyin 2005/36/CE sayılı ve 7 Eylül 2005 tarihli direktifi.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. 1 NO.LU EK PROTOKOLÜN 2. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
25. Başvuranlar 1 no.lu Protokolün 2. maddesindeki eğitim hakkının ihlal edilmiş olmasından dolayı mağdur edildiklerini varsaymaktadırlar. Bu madde aşağıdaki gibidir:
« Hiç kimse eğitim hakkından yoksun bırakılamaz. Devlet, eğitim ve öğretim alanında yükleneceği görevlerin yerine getirilmesinde, ana ve babanın bu eğitim ve öğretimin kendi dini ve felsefi inançlarına göre yapılmasını sağlama haklarına saygı gösterir. »
26. Hükümet başvuranların iddialarına karşı çıkmaktadır.
(...)
B. Esas hakkında
1. Tarafların iddiaları
a) Başvuranlar
35. Başvuranlar, tercihleri olan fakültelere girişlerine sınır getiren numerus clasus uygulamasının Anayasaya ve Avrupa Birliği hukukuna aykırı olduğunu savunmaktadırlar.
36. Ayrıca, yasayla takip edilen amaçların ne meşru ne de ölçülü olduğunu iddia etmektedirler. Özellikle, her ne kadar gelecekteki uzmanların uygun bir yeterlilik seviyesinde olmalarının sağlanması gerektiğini kabul etseler bile, 264/1999 sayılı yasa ile getirilen iki ölçüte ve bunların hem özel hem de devlet üniversitelerinde uygulanmasına itiraz etmektedirler. Üstelik pratisyen doktorların özellikle dişçilerin çoğunun özel sektörde çalıştıkları göz önünde tutulduğunda, toplumun ihtiyaçlarının sadece kamu sektörü bazında değerlendiremeyeceğine dikkat çekmektedirler. Ayrıca, yetkililer bu ihtiyaçları sadece yerel bazda değerlendirmişler ve öğrenimlerini İtalyada sürdüren kişilerin başka bir ülkede çalışmak isteyebilecek olmalarını dikkate almamışlardır.
37. Başvuranlar Araştırma ve Üniversiteler Bakanlığının yerel ihtiyaçlara göre bölgesel bazda yer sayısını belirlediğini, ancak, yakın zamanda, İtalyan eğitim kuruluşlarının, fakültelere girişin sınırlandırılmasının pratisyen eksikliği yarattığını hatta bazı bölgelerdeki hastanelerin yakında dişçi ve doktor eksikleri olacağını söylediklerini açıklamışlardır. Basındaki makalelere dayanarak, 2005 yılında, emekliğe ayrılmalarla mevcut pratisyenlerin (doktor ve dişçi) % 40ını kaybedecek olan Lombardiya Bölgesi örneğini vermişlerdir. Bölge, hükümetten mevcut olan sınırlı giriş sistemini kaldırmasını istemiştir. Ancak, Sağlık Bakanlığı, İtalyada halihazır ihtiyaçtan çok doktor olduğunu varsaymaktadır. Başvuranlar ise, bir sektördeki yoğunluğun piyasaya uzmanların girişinin engellenmesini doğrulayan hukuksal bir gerekçe olarak nitelendirilemeyeceğini düşünmektedirler. Onlara göre şu an dayatılan sınırlamaların asıl amacı, Avrupa Birliği hukukuna aykırı olacak şekilde sektörde rekabeti sınırlayarak doktor ve dişçilerin menfaatlerini korumaktır. Özellikle, bu sınırlamaların özel üniversitelere uygulanmasına karşı çıkmaktadırlar. Çünkü bu sınırlamalara gerek olmadan, özel üniversiteler, Devlete ek mali bir yük yüklemeden kabul kapasitelerini arttırabilirler. Öyle ki, mevcut sistem, başvuranların tercih ettikleri fakültelere sadece devlet üniversitesinde katılımlarını değil, para ödeyerek okuyacakları özel üniversiteye girişlerini de engellemektedir. Böylece, eğitim haklarına, hiçbir geçerli sebebe dayanmayan bir sınırlama dayatılmaktadır. Bu durumda, başvuranlar, « Belçika dil davası »nda Mahkemenin uyuşmazlığın konusu olan tedbirin, olayın başvuranlarını, (masrafları kendilerine ait olmak üzere) bölgenin özel Fransız okullarına kaydolmalarını engellemediği için ölçülü olduğu sonucuna vardığını dikkate almışlardır.
38. Başvuranlar, olayda Mahkemeye, yerel mahkemeler tarafından incelendiği gibi olayın koşullarının değil, ihtilaflı tedbirin Sözleşme ile uyumlu olup olmadığını belirlemesi için başvurulduğunu savunmaktadırlar. Bu tedbirin, yani giriş sınavı ile « belirli bir meslek için toplumun ihtiyacına dayanan sınırlama »nın (numerus claususun kendisi değil) bağdaştırılmasının, takip edilen amaçlara göre ölçülü olmadığını varsaymaktadırlar.
39. Başvuranlar, yükseköğrenimlerinden sonra doktorluk ve dişçilik mesleğine hazırlığın uygunluğunu takdir etmek için yapılan uzmanlık sınavının üniversiteye girişe getirilen ön sınırlamayı gereksiz kıldığını hatırlatmaktadırlar. Ayrıca, çok şıklı testten oluşan giriş sınavı adayların gerçek kapasitelerinin değil, yüzeysel kavramların değerlendirilmesini sağlamaktadır. Öte yandan, soruların hazırlanışı rastlantıya dayalı ve yetersiz olup, birçok rüşvet ve hata olayları ile gölgelenmiştir. Ayrıca, başvuranların çoğunun diğer diplomalarını derece ile almış olmaları, başarısızlıklarının sınava hazırlanmamış olmalarına değil, müsait olan yerlerin olmamasına yükleneceğini göstermektedir. Öyle ki, 2010 yılı dişçilik sınavına mevcut yerlerden yirmi altı kat daha fazla aday katılmıştır.
b) Hükümet
40. Hükümet, özellikle tıp gibi temel meslek alanlarında uzmanlığın en yüksek seviyeye ulaşması amacını ve mevcut kaynakları göz önünde tutarak, üniversite öğretimine kabul edilen öğrenci sayısının sınırlandırılmasının 1 no.lu Protokolün 2. maddesiyle uyumsuz olmadığını savunmaktadır. Öyle ki, numerus clausus uygulaması toplumun genel menfaatine uygun ve mantıklı olduğu ölçüde bu hükme aykırı olamaz. Devlet, bu alanda geniş bir takdir yetkisine sahiptir.
41. Olayda, yetkililer, mevcut yerlerin en iyi adaylara gitmesi için objektif bir değerlendirme yapılmasını sağlayacak yetenek testine dayanan eleyici bir süreç seçmişlerdir. Rekabet otoritesinin tavsiye kararına gelince, o, uygulamayı doğrulayan genel durumlar ile ilgili değildir. Üstelik Mahkeme, yerel yargı makamlarının öyle değil de böyle karar almalarına neden olan olayları inceleyemez.
42. Son olarak, sekizinci başvuranın durumu önceden belirlenmiş kurallara bağlıdır.
2. Mahkemenin değerlendirmesi
a) Genel ilkeler
43. Mahkeme, 1 no.lu Protokolün 2. maddesindeki güvencelerin, Avrupa Konseyine üye Devletlerdeki mevcut yükseköğretim kurumlarına uygulandığını ve bu kurumlara erişimin, 1 no.lu Protokolün 2. maddesinin ilk cümlesinde ortaya konan hakkın ayrılmaz bir parçası olduğunu hatırlatır. (Leyla Şahin/Türkiye (BD), no 44774/98, §§ 134-42, AİHM 2005-XI, ve Mürsel Eren/Türkiye, no 60856/00, § 41, AİHM 2006 II).
44. Ne kadar önemli olsa da, bu hak mutlak değildir; doğası gereği Devletin düzenlemesini gerektirdiği için üstü kapalı biçimde kabul edilen sınırlamalara yol açabilir (« Belçikadaki dil eğitimi rejiminin bazı yönleri hakkında dava (certains aspects du régime linguistique de lenseignement en Belgique » (Ana dava), 23 Temmuz 1968, Seri A no 6)). Şüphesiz, eğitim kurumlarını düzenleyen kurallar, diğerleri arasında topluluğun ihtiyaçlarına ve kaynaklarına olduğu gibi farklı seviyelerdeki eğitimlerin özelliklerine göre zaman ve mekan içerisinde farklılaşabilir. Sonuçta, ulusal yetkililer bu konuda belli bir takdir hakkına sahiptirler. Ancak, Mahkeme nihai karar mercii olarak Sözleşmenin gereklerine riayet edilip edilmediği konusunda karar verecektir (Önceden adı geçen Leyla Şahin (BD), § 154, ve Ali /Birleşik Krallık, no 40385/06, § 53, 11 Ocak 2011).
45. Uygulanan kısıtlamaların söz konusu hakkı özüne zarar verecek ve etkisinden yoksun bırakacak ölçüde sınırlamadığından emin olmak amacıyla Mahkeme, söz konusu kısıtlamaların ilgili kişiler açısından öngörülebilir olduğu ve meşru bir amacı izlediği konusunda ikna olmalıdır. Ancak, Mahkeme, Sözleşmenin 8 ila 11. maddelerindeki durumdan farklı olarak 1 no.lu Protokolün 2. maddesi uyarınca kapsamlı bir meşru amaçlar listesi ile bağlı değildir. Ayrıca, böyle bir kısıtlama, ancak kullanılan yollar ve güdülen amaç arasında makul bir orantı ilişkisi olması halinde 1 no.lu Protokolün 2. maddesine uygun olacaktır (Önceden adı geçen Leyla Şahin (BD), § 154).
46. Son olarak, 1 no.lu Protokolün 2. maddesi her halükarda, üniversitelere girişlerin, ilgili sınavı kazanıp, gereğince kayıt olmayı talep edenler ile sınırlandırılmasına izin verir (Lukach/Rusya (kabul edilebilirlik hakkında karar), no 48041/99, 16 Kasım 1999).
b) Tüm başvuranlar bakımından bu ilkelerin olaya uygulanması
47. Olayda, Mahkeme, İtalyan Devleti tarafından uygulanan sınırlamaların yani giriş sınavı ve numerus claususun uygulanmasının, 127/1997 sayılı yasa sayesinde olduğu gibi daha sonra kabul edilen ve numerus claususun uygulanışına açıklık getiren 264/1999 sayılı yasa sayesinde de öngörülebilir olduğunu kabul etmiştir.
48. Ayrıca, Mahkeme, bu sınırlamaların, genel menfaat amacı olan üniversite eğitiminin iyi koşullarda verilmesi ve yeterli asgari seviyeye ulaşmasıyla, en yüksek seviyede mesleki yeterliliğinin sağlanması meşru amacına cevap verdiklerini varsaymaktadır.
49. Sınırlamaların ölçülülüğüne gelince, Mahkeme, öncelikle, giriş sınavı ile ilgili olarak, adayların, en başarılı öğrencileri belirlemeyi hedefleyen uygun testlerle değerlendirilmesinin, üniversitelerde yeterli asgari bir seviyenin sağlanması amacına göre ölçülü olduğunu belirtmiştir. Testlerin içeriğine gelince, Mahkeme, farklı bir bağlamda olsa bile Kjeldsen, Busk Madsen ve Pedersen / Danimarka (7 Aralık 1976, § 53, Seri A no 23) davasında daha evvel söylediği gibi eğitim programlarının tanımı ve düzenlenmesinin ilke olarak sözleşmeci Devletlerin yetkisine bağlı olduğunu ve bu meseleler hakkında söz söylemenin kendisine düşmediğini belirtmiştir. Aynı şekilde, tartışma konusu testlerin içeriğini ve uygunluğunu değerlendirme yetkisine sahip değildir.
50. Mahkeme, numerus clausus ile ilgili olarak, başvurucuların, bunun, özellikle a) üniversitelerin karşılama kapasiteleri ve kaynakları ve b) toplumun belirli bir mesleğe duyduğu ihtiyaç şeklindeki iki ölçüte dayanarak uygulanışına itiraz ettiklerini hatırlatmıştır. Başvuranların menfaatleri ile üniversitede dersleri takip eden diğer öğrencilerinki de dahil olmak üzere toplumun genel menfaati arasında bir denge sağlamak gerektiğini göz önünde bulundurmaktadır. Bu iki ölçütün, eğitim hakkının düzenlenmesinin zaman ve mekan içinde, kişilerin ve toplulukların ihtiyaç ve kaynaklarına göre değişebileceği hakkındaki içtihadına uygun olduğunu gözlemlemektedir (bakınız, daha önce adı geçen Belçika dil davası,). Ayrıca, olayda, bu sınırlamaların, eğitimin en yüksek seviyesi yani yükseköğretim bağlamından değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir.
51. Mahkeme, ilk ölçüt ile ilgili olarak, kaynaklara ilişkin görüşlerin son derece yerinde ve hiç şüphesiz kabul edilebilir olduğu kanaatindedir. Bu durum, doğal olarak, mevcut yükseköğretim kurumlarına erişimi içeren eğitim hakkını öngören ilgili hükmün yorumundan kaynaklanmaktadır (Ibidem). Mahkeme, Sözleşmenin eğitim imkanlarının genişlemesi ve düzenleniş şekli veya bunlara ödenek sağlamak konusunda belirli yükümlülükler dayatmadığını hatırlatmaktadır (X/Birleşik Krallık, no 8844/80, 9 Aralık 1980, Komisyon kararı, DR 23, s. 228 ve Georgiou/Yunanistan (kabul edilebilirlik hakkında karar), no 45138/98, 13 Ocak 2000). Bu durum, ancak yararlanılabildiği ölçüde ve onunla bağlantılı sınırlar içerisindeki eğitime erişim hakkını kapsar. Söz konusu sınırlar, kurumların işleyişi için gerekli maddi imkanlara, yani insan, araç ve para kaynaklarına, özellikle kaliteleri ile ilgili gerekliliklerine dayanmaktadır. Bu durum, özellikle devlet üniversiteleri için geçerlidir.
52. Başvuranların, aynı sınırlamaların özel üniversitelere, yani para ödeyecekleri bir eğitime de uygulanması ile ilgili şikayetlerine gelince, Mahkeme, özel üniversitelerdeki teorik ve pratik eğitim için gerekli kaynakların büyük oranda onların insan, malzeme ve para sermayesine dayandığını ve böylece, bu kurumların, Devlete ve onun kuruluşlarına ek bir yükümlülük yüklemeden daha fazla öğrenci kabul etmelerinin mümkün olduğunu kabul etmektedir. Ancak, İtalyadaki özel sektörün kısmen devletin sübvansiyonuna bağlı olduğunu göz önünde bulundurmak gerektiğini vurgulamaktadır. En önemlisi, olayın şartlarına göre, Mahkeme, öğrencilerin keyfi olarak kabul edilmelerini ve atılmalarını engellemek ve hepsine eşit muamelede bulunulmasını sağlamak için gerekli olan bu girişimi göz önünde bulundurarak, Devletin özel kurumlar için de kurallar koymasının keyfi veya ölçüsüz olmayacağı yargısına varmaktadır. Mahkeme, herkesin temel eğitim hakkının, hiçbir ayrım olmaksızın, devlet eğitim kurumlarındaki öğrenciler için geçerli olduğu gibi özel kurumlardakiler için de geçerli olduğunu hatırlatmaktadır (önceden adı geçen Leyla Sahin, (BD), § 153). Öyleyse, Devletin Sözleşmenin doğru şekilde uygulanması için özel kurumlara dahi uygulanacak kurallar belirleme yükümlülüğü vardır. Mahkeme, Devletin bu sektörün düzenlenişinde, özellikle eğitimin yeterli asgari bir seviyeye ulaşmasının çok fazla önemli olduğu söz konusu bilim dallarında, adayların özel kurumlara erişiminin ilgili mesleği icra etme yeterlilikleri ve niteliklerinden bağımsız sadece maddi imkanlarına dayanmaması için katı bir tavır takınmasını doğru bulmaktadır.
53. Ayrıca, Mahkeme, çok sayıda öğrencinin bulunduğu sınıfların eğitim şartlarını yıpratarak eğitim sisteminin etkililiğine zarar verebileceklerini kabul etmektedir.
54. Böylelikle, mevcut menfaatlere göre dayatılan ilk ölçüt hem meşru hem de ölçülüdür.
55. İkinci ölçüte yani özel bir meslek için toplumun ihtiyacına gelince, Mahkeme, yorumunun sınırlı olduğunu kabul etmektedir: bu yorum, daha geniş bir açıdan Avrupaya dair veya özel bir durumda var olabilecek mevcut tüm ihtiyaçların bilinmediği, ulusal ve ayrıca kamu sektörüyle sınırlı olan bir bakış açısıyla yapılmaktadır. Üstelik bu yorumda, gelecek yerel ihtiyaçların ciddi biçimde dikkate alınmamış olmasından dolayı uzun vadeli bir bakış açısının eksik kaldığı söylenebilir.
56. Yine de, Mahkemeye göre bu yorum dengelidir: Hükümet yasal olarak aşırı devlet harcamalarını engellemeye yönelik tedbirler alabilir. Bazı özel meslek alanlarının eğitimi büyük yatırım gerektirmektedir. Bu durumda, Devletin, başarılı her öğrencinin iş piyasasının ihtiyaçlarını karşılayacak niteliklere sahip olmasını istemesi mantıklıdır. Şöyle ki, pazardaki yığılmadan dolayı bu iş alanlarındaki eksiklik ek bir masrafa neden olmakta ve işsizlik toplumun geneli için inkar edilemez bir yük olmaktadır. Mahkeme, Devletin, yerel pazarı terk ederek ülkeden ayrılacak diplomalıların sayısını belirlemesi imkansız olduğu için, politikasını bunların büyük çoğunluğunun ülkede kalıp iş arayacağı varsayımına dayandırarak temkinli davranmasını makul bulmaktadır. İkinci ölçüt de bu durumda ölçülüdür.
57. Son olarak, Mahkeme, başvuranların ilgilendiklerini dile getirdikleri ve aranan özelliklere sahip oldukları başka fakültelere kayıt olma haklarından mahrum edilmediklerini belirmiştir (bakınız, mutatis mutandis, önceden adı geçen Lukach, (kabul edilebilirlik hakkında karar)). Ayrıca, İtalya dışında kariyerlerini devam ettirmek istemeleri halinde eğitimlerini yurtdışında devam etmelerine de engel yoktur. Son olarak, adayların katılabilecekleri test sayısı sınırlandırılmadığı için bunu tekrarlamaları ve istedikleri fakültelere kabul edilmeleri her zaman mümkündür.
58. Sonuç olarak, Mahkeme, ihtilaflı uygulamaların ölçüsüz olmadığını ve Devletin bunları uygulamakla takdir hakkını aşmadığını varsaymaktadır.
59. Bundan çıkan sonuca göre, Sözleşmenin ek 1 no.lu Protokolünün 2. maddesi ihlal edilmemiştir.
c) Sekizinci başvuran, Bay Marcuzzonun durumuna ilkelerin uygulanması
60. Sekizinci başvuranın şikayetinin yukarıda belirtilen görüşlerin ötesine geçtiği söylenebilir. Çünkü kendisi, sekiz yıl boyunca derslere katılmadığı için fakülteden atıldıktan sonra sınava tekrar girmek zorunda kalmıştır. Ancak, Mahkeme, bu uygulamanın öngörülemez olduğunun başvuran tarafından ileri sürülmediğini belirtmektedir. Ayrıca, sekiz yıl boyunca üst üste sınavlara katılmayan bir öğrencinin fakülteden atılması hele hele söz konusu eğitim alanında numerus claususun uygulandığını dikkate aldığında, mantıksız değildir. Sonuçta, şikayet edilen uygulama yasal bir amaca yönelik olup, eğitim hakkının düzenlenmesi konusunda Devletin yetkili olmasından dolayı ölçülüdür: yani bir yandan başvuranın menfaati ile diğer yandan bu fakülteye kayıt olmak isteyen diğer kişilerin ve toplumun genelinin menfaati arasında bir denge kurulmuştur.
61. Bundan sekizinci başvuranın başvurusunun bu bölümü ile ilgili olarak Sözleşmenin ihlal edilmediği sonucu çıkmaktadır.
(...)
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME
(...)
2. Sözleşmeye ek 1 no.lu Protokolün 2. maddesinin ihlal edilmediğine altı oy karşı bir oyla;
3. Sekizinci başvuranın ek şikayeti ile ilgili olarak Sözleşmeye ek 1 no.lu Protokolün 2. maddesinin ihlal edilmediğine oybirliğiyle karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş, Sözleşmenin 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca 2 Nisan 2013 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy