(AİHS m. 3, 5, 13, 29, 34, 35, 41, 44) (2709 S. K. m. 125) (ABDOLKHANI VE KARIMNIA - TÜRKİYE DAVASI) (LABITA - İTALYA DAVASI)
(Başvuru no. 28127/09)
KARAR
STRAZBURG
3 Aralık 2013
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Ghorbanov ve Diğerleri/Türkiye davasında,
Başkan,
Guido Raimondi,
Yargıçlar,
Işıl Karakaş,
Peer Lorenzen,
Andras Sajö,
Neboja Vucinic,
Paulo Pinto de Albuquerque,
Egidijus Küris,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismithin katılımıyla Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 12 Kasım 2013 tarihinde yapılan kapalı müzakereler sonrasında, aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir.
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (28127/09 nolu) davanın temelinde, Özbek vatandaşları (on dokuz kişi) Anvar Ghorbanov, Nasibeh Ghorbanov, Nadereh Ghorbanov, Omokolsoum Ghorbanov, Mohammad Ghorbanov, ibrahim Ghorbanov, Ologhbeig Rahmanov, Tajkhan Rahmanov, Ameneh Rahmanov, Mohammadali Rahmanov, Maryam Rahmanov, Fatima Rahmanov, Zehra Rahmanov, Oktamjan Rahmanov, Sedaghat Rahmanov, Rahimeh Rahmanov, Marziyeh Rahmanov, Zaher Tordiev ve Maheireh Tordievin (başvuranlar) Avrupa İnsan Haklan Mahkemesine (AİHM veya Mahkeme) 10 Nisan 2009 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvuru bulunmaktadır.
2. Kendilerine adli yardım sağlanan başvuranlar, İstanbulda görev yapan avukatlar S. Yılmaz ve A. Yılmaz tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti ise (Hükümet) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvurunun kısmi olarak kabul edilebilir olduğu, 24 Ağustos 2010 tarihinde beyan edilmiştir. Başvuranların birden çok kez tehcir edilmelerine, bu hususta etkili bir iç hukuk yolu bulunmayışına, başvuranların özgürlüklerinden yoksun bırakılmalarına, tutukluluk gerekçelerinden derhal haberdar edilme haklarından ve tutukluluklarının hukuka uygunluğuna itiraz etmek üzere dava açma haklarından mahrum edilmelerine ilişkin şikayetler Hükümete tebliğ edilmiştir. Mahkeme ayrıca, başvurunun kabul edilebilirliği ve esası hakkında aynı anda karar verilmesine karar vermiştir (29/1 maddesi).
OLAYLAR
I. DAVANIN KOİULLARI
4. Başvuranlar dört ailenin üyeleridir. Anvar Ghorbanov ve Nasibeh Ghorbanov 1970 ve 1975 doğumlu olup evlidir. Nadereh Ghorbanov, Omokolsoum Ghorbanov, Mohammad Ghorbanov ve İbrahim Ghorbanov çiftin çocukları olup sırasıyla 1994, 1996, 2001 ve 2002 doğumludurlar. Ologhbeig Rahmanov ve Tajkhan Rahmanov 1969 ve 1973 doğumlu olup evlidir. Ameneh Rahmanov, Mohammadali Rahmanov, Maryam Rahmanov, Fatima Rahmanov ve Zehra Rahmanov çiftin çocukları olup sırasıyla 1996, 1998, 2003, 2008 ve 2008 doğumludurlar. Oktamjan Rahmanov ve Sedaghat Rahmanov 1973 ve 1978 doğumlu olup evlidir. Rahimeh Rahmanov ve Marziyeh Rahmanov çiftin çocukları olup sırasıyla 1998 ve 2000 doğumludurlar. Zaher Tordiev ve Maheireh Tordiev sırasıyla 1980 ve 1993 doğumlu olup evlidir. Maheireh Tordiev, Ologhbeig Rahmanov ve Tajkhan Rahmanovun kızıdır.
5. Başvuranlar şu anda Türkiyede saklanmaktadırlar.
6. Başvuranların beyanlarına göre, İslam dinini yaşayan kişiler üzerindeki devlet baskısının artması sonucu Özbekistanı terk etmeye karar verdiklerinde başvuranlar Andijanda ikamet etmekteydiler. Dini vecibelerini yerine getirmelerinden dolayı başvuranların aile üyeleri, arkadaşları ve akrabaları Özbek yetkililer tarafından sorgulanmış, kendilerine hapis cezası verilmiş ve hatta öldürülmüşlerdir. Dava dosyasındaki belgeler, yetişkin başvuranlardan sekizinin anayasal düzeni değiştirmeye kalkışmakla itham edildikleri ceza yargılamalarının halen derdest olduğuna işaret etmektedir.
7. Dört aile, belirtilmeyen tarihlerde, ayrı olarak Özbekistanı terk etmiş ve neticede 1997 yılında Tacikistanda tekrar bir araya gelmiştir. Ardından Afganistan, Pakistan ve İrana kaçmışlardır. İrana vardıklarında ilk olarak, 2001 yılından itibaren üç yıl boyunca ikamet ettikleri Zahedana yerleşmişlerdir. Bu süre zarfında mülteci statüsü almak için Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliğine (BMMYK) başvurmuşlardır.
8. Başvuranlar 2005 yılının Ağustos ayında Tahrana gitmiş ve yabancılar şube müdürlüğüne başvurmuşlardır. Bir mülteci kampına yerleştirilmelerinden altı ay sonra kendilerine BMMYK tarafından mülteci statüsü verilmiştir. Başvuranlar, mülteci kampında kaldıkları esnada, kendi çocukları dahil olmak üzere otuz mülteci çocuk için kamp içerisinde bir okulun kurulmasını talep etmişlerdir. Başvuranlar, bu taleplerinin İran yetkilileri tarafından reddedildiğini ve Özbekistana tehcir edilmekle tehdit edildiklerini iddia etmektedir. Bunun sonucunda başvuranlar 21 Eylül 2007 tarihinde Türkiyeye kaçmışlardır.
9. Türkiyeye gelmelerinin ardından başvuranlar Van BMMYK Şubesine başvurmuşlardır. 5 Ocak 2008 tarihinde başvuranların tümüne (söz konusu tarihte henüz doğmamış olan Fatima Rahmanov ve Zehra Rahmanov hariç) BMMYK mülteci belgesi verilmiştir. Başvuranların Türk makamlarına başvurmaları üzerine, adlarına sığınmacı kartı düzenlenmiştir. Başvuranlara 24 Eylül 2008 tarihine kadar geçerli olan geçici oturma izni verilmiş ve haftada üç kez imza atmak üzere gelmeleri söylenmiştir. Kendilerine ayrıca erzak verilmiştir. Başvuranlar daireler kiralamış ve çocuklarını okula göndermişlerdir.
10. Başvuranlar, 12 Eylül 2008 tarihinde yetkililerin, Vandaki tüm Özbek sığınmacıları erzak dağıtımı ve okul malzemeleri dağıtımı için emniyet müdürlüğüne davet ettiğini ileri sürmüşlerdir. Erzak ve malzemeleri almaya giden ve aralarında başvuranların da bulunduğu yirmi beş Özbek sığınmacı tutuklanmıştır. Polis memurları aynı gün akşam saatlerinde sığınmacı grubunu sınıra götürmüş ve kendilerini zorla İrana tehcir etmişlerdir. Hükümet, başvuranların emniyet müdürlüğüne gitmeleri için kandırıldığı iddiasının doğru olmadığını ileri sürmüş; ancak başvuranların aynı gün İrana tehcir edildiklerini doğrulamıştır. İki polis memuru ve bir subay tarafından imzalanan ve Hükümet tarafından ibraz edilen bir belgeye göre, başvuranların da aralarında bulunduğu yirmi dokuz Özbek ve Afgan vatandaşı 12 Eylül 2008 tarihinde tehcir edilmiştir.
11. Başvuranlar bir hafta sonra Türkiyeye tekrar yasa dışı olarak giriş yapmışlardır. Vana geri dönmüş ve Van Baro Başkanlığından hukuki yardım talep etmişlerdir. Van Baro Başkanlığı 28 Eylül 2008 tarihinde, iki sivil toplum kuruluşu (STK) ile birlikte, başvuranların gönderilmesine ilişkin bir rapor yayınlamıştır.
12. Polis memurları 11 Ekim 2008 tarihinde başvuranları evlerinden almış ve emniyet müdürlüğüne götürmüşlerdir. Aynı günün akşam saatlerinde, başvuranlar bir kez daha İrana tehcir edilmişlerdir.
13. Başvuranlar, İran Türkiye sınırına yakın köyler arasında kış koşullarında yaklaşık on gün boyunca yürümek zorunda kaldıklarını belirtmişlerdir. Ardından başvuranlar İran Jandarmasından yardım istemiştir. Ancak başvuranlar Iran Jandarması tarafından Türkiyeye tehcir edilmeden önce iki gün boyunca tutulmuştur.
14. Çeşitli STKlar ve BMMYKnin basın bildirileri aracılığıyla ulusal ve uluslararası toplumun dikkati başvuranların tehcir edilişine çekilmiştir. Benzer şekilde bir Türk milletvekili de, Mecliste bir basın açıklaması yapmış ve hem başvuranların gönderilmesini hem de Türkiyedeki mevcut mülteci koruma sistemini eleştirmiştir.
15. Başvuranların avukatı belirtilmeyen bir tarihte diğerlerinin yanı sıra (inter alid) Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Hakları Komisyonuna, Van Valiliği İnsan Hakları Komisyonuna ve İçişleri Bakanlığına yazı göndermiştir.
16. Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Hakları Komisyonu başkanı, 26 Kasım 2008 tarihinde başvuranların avukatına, İçişleri Bakanlığının 11 Kasım 2008 tarihli yazısıyla, yürürlükteki mevzuat uyarınca başvuranların güvenli üçüncü bir ülke olan İrana tehcir edildiğini Meclise bildirdiği cevabını vermiştir.
17. Van Valiliği İnsan Haklan Komisyonu Başkanı sıfatıyla Van Vali Yardımcısı da 22 Nisan 2009 tarihli cevap yazısında başvuranların avukatına, yürürlükteki mevzuat uyarınca başvuranların İrana tehcir edildiğini ve İranın, başvuranların 2001 ve 2007 yılları arasında ikamet ettikleri güvenli bir üçüncü dünya ülkesi olduğu bilgisini vermiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA
18. Söz konusu tarihte yürürlükte olan ilgili yerel mevzuata ve uygulamaya ilişkin tüm bilgiler Abdolkhani ve Karimnia/Türkiye (no. 30471/08, §§ 29-43, AİHM 2009-... (alıntılar)) kararında bulunabilir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMENİN 3 ve 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
19. Başvuranlar, bir tehcir emri olmaksızın İrana birden çok kez tehcir edildiklerini ve ilk tehcir işlemi esnasında geçerli oturma izinleri bulunduğunu ileri sürerek, Sözleşmenin 3 ve 13. maddeleri ile güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğinden şikayetçi olmuştur.
20. Mahkeme, başvuranların yukarıda değinilen şikayetlerinin sadece 3. madde açısından incelenmesi gerektiği kanısındadır. Sözleşmenin 3. maddesi aşağıdaki gibidir:
Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele ve cezaya tabi tutulamaz.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
21. Hükümet, başvuranların Anayasanın 125. Maddesi uyarınca idari mahkemelere başvurmaları gerektiğini ileri sürmüştür. Hükümet, Türk hukuku uyarınca, tehcir edilen yabancıların, idari kararların iptal edilmesi ve tehcir işlemlerinin ertelenmesi talebiyle idari mahkemelere başvurmaları gerektiğini belirtmiştir. Mahkemelerin başvuranların yürütmeyi durdurma talebini kabul etmesi halinde, idari makamlar tehcir işlemlerini askıya alır. Hükümet, başvuranların Sözleşmenin 35/1 maddesinin anlamı dahilinde, erişebilecekleri iç hukuk yollarını tüketmedikleri sonucuna varmıştır.
22. Başvuranlar cevaben, sınır dışı edilmelerinden önce tehcir edilmelerine ilişkin kararın kendilerine tebliğ edilmediğini iddia etmişlerdir. Başvuranlar ayrıca, tehcir emirleri kendilerine tebliğ edilmiş olsaydı dahi, tehcir kararının iptal edilmesi için idari mahkemelere başvurmanın kendiliğinden askıya alma etkisi bulunmadığını ve dolayısıyla etkili bir hukuk yolu teşkil etmediğini ileri sürmüşlerdir.
23. Mahkeme, benzer bir itirazı önceden, Abdolkhani ve Karimnia (yukarıda anılan, §§ 56-59) davasında incelediğini ve reddettiğini vurgulamaktadır. Mahkemenin, somut davada söz konusu içtihadından sapmasını gerektirecek herhangi bir özel koşul görmemektedir. Dolayısıyla Mahkeme, Hükümetin itirazlarını reddeder.
24. Diğer yandan mahkeme, başvuranların İrana ilk gönderilmelerinin, 12 Eylül 2008de gerçekleştiğini gözlemlemektedir. Mahkeme, Başvuranların aleyhlerine alınan bu karara itirazlarının itiraz süresi geçtikten sonra sunulduğuna ve Sözleşmenin 35/1 ve 35/4 maddeleri uyarınca reddedilmesi gerektiğine karar vermiştir.
25. Mahkeme, başvuranların şikayetlerinin 11 Ekim 2008 tarihinde gönderilmelerine ilişkin kısmının Sözleşmenin 35/3(a) hükmünün anlamı dahilinde açıkça dayanaktan yoksun olmadığını belirtmektedir. Mahkeme ayrıca, şikayetin bu kısmının başka herhangi bir gerekçeyle kabul edilemez olarak nitelendirilemeyeceğini belirtmektedir. Dolayısıyla, söz konusu şikayetlerin kabul edilebilir olduğu beyan etmektedir.
B. Esas Hakkında
26. Hükümet, başvuranların, Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri tarafından terör örgütü olarak nitelendirilen Özbekistan İslami Hareketi isimli bir örgütün eski üyeleri olduklarını ileri sürmüştür. Başvuranları tehcir etme kararı, kamu güvenliğini ve ulusal güvenliği korumak amacıyla verilmiştir. Hükümet ayrıca, başvuranların 12 Eylül 2008 tarihinde, yerel mevzuat uyarınca, Türkiyeye gelmelerinden önce yedi yıl boyunca ikamet ettikleri üçüncü bir ülkesiyle tehcir edildiklerini ileri sürmüştür. Ancak başvuranlar Türkiye topraklarına yasa dışı olarak giriş yapmış ve 11 Ekim 2008 tarihinde tekrar tehcir edilmişlerdir.
27. Başvuranlar, tehcir emirleri kendilerine tebliğ edilmeksizin iki kez tehcir edildiklerini ve yerel mevzuat uyarınca tehcir edilmelerinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüşlerdir. Başvuranlar ayrıca, Türk makamlarının İran makamlarından başvuranların İrana kabul edileceğine ilişkin herhangi bir teminat almadıklarını iddia etmişlerdir. Başvuranlar İran makamlarına teslim edilmek yerine, sadece Türk polis memurları tarafından İran topraklarına götürülmüşlerdir. Ayrıca, söz konusu bölgede iklim soğuk ve karlı olup, başvuranların kalabilecekleri bir yer bulunmamaktaydı. Başvuranlar her iki seferde de, işkence, insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele seviyesine ulaşmış olan, yaşamlarına dair endişe ve çaresizlik duyguları yaşadıklarını iddia etmişlerdir.
28. Mahkeme öncelikle, somut davaya ilişkin olarak 24 Ağustos 2010 tarihinde verilen kısmi kararında, başvuranların BMMYK tarafından tanınmış mülteciler olduklarından ve Türkiyeye gelmelerinden önce İranda yaşamış olduklarından dolayı, başvuranların İrandan Özbekistana tehcir edilme riski altında olduklarına dair şikayetinin açıkça dayanaktan yoksun olduğunu beyan ettiğini vurgulamaktadır. Mahkeme, somut davada başvuranların Türkiyeden İrana, 12 Eylül ve 11 Ekim 2008 tarihlerinde olmak üzere iki kere tehcir edildiklerine dair taraflar arasında ihtilaf bulunmadığını kaydetmektedir. Ancak Mahkeme, başvuranların şikayetinin 12 Eylül 2008 tarihinde gönderilmesine ilişkin kısmının, şikayet süresinden sonra sunulduğu gerekçesiyle kabul edilemez olarak nitelendirmiştir (Bk. yukarıda 24. paragraf). Dolayısıyla, Mahkemenin incelemesi başvuranların Türkiyeden İrana 11 Ekim 2008 tarihinde tehcir edilme koşullarının Sözleşmenin 3. maddesinin ihlalini teşkil edip etmediğini tespit etmekle sınırlı olacaktır.
29. Mahkeme bu bağlamda, kötü muamelenin, Sözleşmenin 3. maddesinin kapsamına girebilmesi için asgari ağırlık seviyesine ulaşması gerektiğini vurgulamaktadır. Söz konusu asgariyetin değerlendirilmesi, tabiatıyla görecelidir; muamelenin mahiyeti ve içeriği, muamelenin yapılma biçimi ve yöntemi, süresi, bedensel ve ruhsal etkileri ve bazı vakalarda mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi davanın tüm koşullarına göre değişmektedir (Bk. Kudla/Polonya (BD), no. 30210/96, § 91, AİHM 2000-XI).
30. Mahkeme, söz konusu muamelenin insanlık dışı olduğuna karar vermiştir; bunun gerekçesi ise muamelenin, diğer unsurların yanı sıra, önceden planlanmış olması, aralıksız bir şekilde saatlerce yapılmış olması veya asli bedensel zarar ya da yoğun fiziksel ve ruhsal ıstıraba sebebiyet vermiş olmasıdır (Bk. Labita/İtalya (BD), no. 26772/95, § 120, AİHM 2000-IV). Muamelenin mağdurların rencide edilmesine, küçük düşürülmesine yol açabilecek korku, ıstırap ve aşağılanmışlık duygusu yaratacak nitelikte olduğu ve mağdurların bedensel veya ahlaki dirençlerini kıracak veya onları iradelerine ya da vicdanlarına aykırı şekilde davranmaya sevk etmesi muhtemel olduğu durumlarda aşağılayıcı olduğu değerlendirilmiştir (Bk. Jalloh/Almanya (BD), no. 54810/00, § 68, AİHM 2006-IX). Bu bağlamda, bu tür bir muamelenin mağduru rencide etmeyi veya küçük düşürmeyi amaçlayıp amaçlamadığı hususu göz önünde bulundurulması gereken bir unsur olup, bu tür bir amacın bulunmayışı kaçınılmaz olarak Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edildiğine karar verilmesine yol açmamaktadır (Bk. Peers/Yunanistan, no. 28524/95, §§ 67, 68 ve 74, AİHM 2001-III ve Kalashnikov/Rusya, no. 47095/99, § 95, AİHM 2002-VI).
31. Mahkeme, mevcut davanın özel koşullarına dönüldüğünde, başvuranların hem İranda hem de Türkiyede BMMYK tarafından mülteci olarak tanındıklarını ve 12 Eylül 2008 tarihinde ilk gönderildikleri esnada Türkiyede geçerli oturma izinleri bulunduğunu kaydetmektedir.
32. Mahkeme ayrıca, Hükümetten, İranın başvuranları kabul edileceklerine dair bir teminat alıp almadıkları, başvuranların tehcir edilmeleri için herhangi bir tehcir emrinin verilip verilmediği ve bu tür bir tehcir emrinin başvuranlara bildirilip bildirilmediğine ilişkin görüş talep edildiğini kaydetmektedir. Hükümetten ayrıca tehcir emrinin ve başvuranların gönderilmesine ilişkin bildirim formunun nüshalarını sunmaları talep edilmiştir. Hükümet, Mahkemenin yukarıda değinilen sorularına yanıt vermemiş olup, dava dosyasında başvuranlara resmi bir tehcir emrinin tebliğ edildiğini ortaya koyan herhangi bir belge mevcut değildir. Başvuranların 11 Ekim 2008 tarihinde İran makamlarına teslim edildiğine ve İran makamlarının başvuranları İrana kabul edecekleri teminatını verdiklerine ilişkin de herhangi bir kanıt bulunmamaktadır. Hukuka aykırı tehcir işlemine ilişkin güvence sağlayan bir usulün ve başvuranların İrana kabul edileceklerine ilişkin İran makamları tarafından verilen bir teminatın bulunmayışı ve yukarıdakilerin tümü, Mahkemeyi, BMMYK tarafından tanınmış mülteciler olan başvuranların, Avrupa Konseyi üyesi olmayan bir devlet olan İrana yasa dışı olarak tehcir edildikleri doğrultusunda karar vermeye sevk etmektedir. Başvuranların 11 Ekim 2008 tarihinde gönderilmelerinin Türk makamları tarafından resmi olarak dahi kaydedilmemesi Mahkemeyi özellikle şaşırtmıştır. Mahkeme bu bağlamda, Sözleşmenin 3. maddesinin mutlak mahiyetini vurgulamaktadır. Ulusal makamların başvuranların bir kısmının ulusal güvenlik için tehlike arzettiğini değerlendirmiş olması, başvuranların bu koşullar altında gönderilmelerini haklı kılmamaktadır (karşılaştırınız, bu karara uygulanabildiği ölçüde, Saadi/İtalya (BD), no. 37201/06, §§ 138-39, AİHM 2008).
33. Mahkeme bununla birlikte, on dokuz başvuranın on ikisinin olayların meydana geldiği zamanda reşit olmadıklarını gözlemlemektedir. Çocukların en büyüğü 2008 tarihinde on beş yaşındaydı ve iki başvuran İrana ilk tehcirden birkaç ay önce doğmuştu (Bk. yukarıda 4. paragraf). Başvuranlar zorla Türkiyeden gönderilmiş olup, makamların eylemlerinin önceden planlanmış olduğu ve Türkiyede istikrarlı bir yaşam sürdüren ve çoğu çocuk olan başvuranların ne mülteci statülerine, ne de kişisel koşullarına saygı gösterilmeksizin gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır.
Mahkeme, yetişkinlerin usuli güvenceler bulunmayışından ötürü gönderilmelerine karşı herhangi bir adım atamamalarından ve küçük yaştaki çocukları ve bebekleri ile birlikte bilmedikleri bir bölgeye gönderildiklerinden, gönderilmelerine kadarki süre zarfında içinde bulundukları koşulların kendilerinde mutsuzluk ve korku duygusuna sebebiyet vermiş olması gerektiğini değerlendirmektedir.
34. Ayrıca, başvuranlar İranda kış koşullarında ve kalacak bir yerleri olmaksızın yaklaşık on iki gün geçirmek zorunda kaldıklarını iddia etmiştir ve Hükümet bu iddiaların doğruluğuna itiraz etmemiştir.
35. Mahkeme, başvuranların gönderilmelerinin gerçekleştiriliş biçimi ve başvuranların çoğunun genç yaşta olduklarını dikkate alarak, çektikleri ıstırabın, Sözleşmenin 3. maddesinin anlamında insanlık dışı muamele olarak sınırlandırılabilecek derecede büyük olduğu sonucuna varmıştır.
Dolayısıyla Sözleşmenin 3. maddesi ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞMENİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
36. Başvuranlar Sözleşmenin 5/1, 5/2 ve 4. maddeleri uyarınca, 12 Eylül ve 11 Ekim 2008 tarihlerinde gönderilmelerinin öncesinde polis tarafından tutulmalarının hukuka aykırı olduğu ve tehcir edilmeleri esnasında özgürlüklerinden yoksun bırakılmalarının nedenlerinin kendilerine bildirilmediği ve özgürlüklerinden yoksun bırakılmalarının hukuka uygunluğuna itiraz etme olanakları bulunmadığından şikayetçi olmuşlardır.
A. Başvuranların 12 Eylül 2008 Tarihinde Özgürlüklerinden Yoksun Bırakıldıkları İddiası Hakkında
37. Mahkeme, Sözleşmenin 5/1 ve 5/2 maddelerinin iddia edilen ihlallerinin 12 Eylül 2008 tarihinde gerçekleştiğini; Mahkemeye başvurunun söz konusu tarihten itibaren altı ay geçtikten sonra, 10 Nisan 2009 tarihinde yapıldığını gözlemlemektedir.
38. Dolayısıyla başvuranların Sözleşmenin 5/1 ve 5/2 maddesi kapsamındaki şikayetlerinin 12 Eylül 2008 tarihinde meydana gelen olaylara ilişkin bölümünün şikayet süresi geçtikten sonra sunulduğundan Sözleşmenin 35/1 ve 35/4 maddeleri uyarınca reddedilmesi gerekmektedir (Bk. M.B. ve Diğerleri/Türkiye, no. 36009/08, §§ 50 ve 51, 15 Haziran 2010).
B. Başvuranların 11 Ekim 2008 Tarihinde Özgürlüklerinden Yoksun Bırakıldıkları İddiası Hakkında
1. Kabul Edilebilirlik Hakkında
39. Mahkeme, başvurunun bu kısmının Sözleşmenin 35/3 (a) hükmünün anlamı dahilinde açıkça dayanaktan yoksun olmadığını belirtir.
2. Sözleşmenin 5/1 Maddesinin İhlal Edildiği İddiası Hakkında
40. Hükümet, başvuranların 11 Ekim 2008 tarihinde tehcir edildiklerini ancak asla özgürlüklerinden yoksun bırakılmadıklarını ileri sürmüştür.
41. Başvuranlar 11 Ekim 2008 tarihinde özgürlüklerinden yoksun bırakıldıklarına ilişkin iddialarını sürdürmüşlerdir.
42. Mahkeme aynı şikayeti önceden, tehcir edilmek üzere tutulma emrini verme usulünü öngören hukuki hükümlerin bulunmayışından dolayı başvuranların tutulmalarının Sözleşmenin 5. maddesinin amaçlarına göre hukuka aykırı olduğuna karar verdiği Abdolkhani ve Karimnia (yukarıda anılan, §§ 125-35) davasında incelediğini vurgulamaktadır.
43. Mahkeme somut davada başvuranların 11 Ekim 2008 tarihinde tehcir edildiklerinin taraflar arasında ihtilaf konusu olmadığını gözlemlemektedir. Başvuranların İrana gönderilmek üzere ulusal makamlar tarafından tutulmak zorunda oldukları göz önünde bulundurulduğunda, Mahkemenin yukarıda belirtilen kararda ulaştığı sonuçlardan farklı bir sonuca ulaşmasını gerektirecek herhangi özel bir koşul bulunmamaktadır. Başvuranların kısa bir süreliğine tutulmuş olmalarının, tutulmalarının hukuka aykırı niteliği üzerinde herhangi bir etkisi bulunmamaktadır.
Dolayısıyla Sözleşmenin 5/1 maddesi ihlal edilmiştir.
3. Sözleşmenin 5/2 Maddesinin İhlal Edildiği İddiası Hakkında
44. Hükümet bu hususta herhangi bir görüş bildirmemiştir.
45. Başvuranlar iddialarını yinelemişlerdir.
46. Mahkeme, Hükümetten başvuranların tutulma nedenleri hakkında bilgilendirilip bilgilendirilmediklerine ilişkin görüşlerini bildirmesi ve yanıtlarını destekleyen ilgili belgeleri temin etmesini açık bir şekilde talep edilmiştir; ancak cevap verilmemiştir. Hükümetten bir yanıt alınamadığından, Mahkemenin başvuranların 11 Ekim 2008 tarihinde tutulmalarının nedenlerinin ulusal makamlar tarafından başvuranlara tebliğ edilmediği kararına varılmıştır.
Dolayısıyla Sözleşmenin 5/2 maddesi ihlal edilmiştir.
4. Sözleşme nin 5/4 Maddesinin İhlal Edildiği İddiası Hakkında
47. Hükümet bu hususta herhangi bir görüş bildirmemiştir.
48. Başvuranlar iddialarını yinelemişlerdir.
49. Hükümet başvuranların 11 Ekim 2008 tarihinde İrana gönderilmelerinden önce birkaç saat tutulduklarını belirtmiştir. Mahkeme, Sözleşmenin 5/4 maddesinin halihazırda sona ermiş kısa süreli tutulmaların hukuka uygunluğunun incelenmesini sağlayabilecek hukuk yollarını ele almadığına ilişkin içtihadının ışığında, başvuranların şikayetlerinin esaslarını Sözleşmenin 5/4 maddesi kapsamında belirlemeye gerek görmemektedir (Bk. M.B. ve Diğerleri, yukarıda anılan, § 45, ve Slivenko/Latviya (BD), no. 48321/99, §§ 158-159, AİHM 2003-X).
III. SÖZLEŞMENIN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
50. Sözleşmenin 41. maddesi şu şekildedir:
Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarım ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.
A. Maddi Tazminat
51. Başvuranlar maddi tazminat olarak 3,806.79 avro (EUR) talep etmişlerdir. Başvuranlar, yakalandıkları esnada tüm kişisel eşyalarına polis tarafından el konulduğunu ve paralarının ve cep telefonlarının kendilerine iade edilmediğini iddia etmişlerdir. Başvuranlar ayrıca, İranda bulundukları esnada insan kaçakçılarına fidye ödemek zorunda kaldıklarını ileri sürmüşlerdir.
52. Hükümet, bu taleplere itiraz etmiştir.
53. Tutuklu bulundukları esnada başvuranların yukarıda belirtilen eşyalara sahip olduğu veya insan kaçakçılarına herhangi bir ödeme yaptıkları ispatlanmadığından Mahkeme, bu talebi reddetmektedir.
B. Manevi Tazminat
54. Başvuranlar manevi tazminat olarak toplam 621,000 avro (EUR) talep etmişlerdir.
55. Hükümet, başvuranların bu taleplerinin yeterli delillerle ispatlanmadığını ileri sürmüştür.
56. Mahkeme, başvuranların manevi zarara uğradığını ve ihlal tespitinin tek başına yeterli tazminat teşkil etmeyeceğine hükmetmiştir. Mahkeme eşitlikçi değerlendirmeleri dikkate alarak, başvuranların her birine manevi tazminat olarak 10,000 avro (EUR) ödenmesine hükmetmiştir.
C. Masraflar ve Giderler
57. Başvuranlar ayrıca, Mahkeme önünde gerçekleşen masraf ve giderler için 6,734.84 avro (EUR) talep etmişlerdir. Başvuranlar bu bağlamda, avukatlarının altmış dört saatlik hukuki çalışma yaptığını gösteren iş cetvelini, avukatlarıyla imzaladıkları sözleşmeyi ve posta, kırtasiye, tercüme ve telefon masraflarına ilişkin makbuzlar ibraz etmişlerdir.
58. Hükümet, sadece fiilen gerçekleşen masrafların geri alınabileceğini belirterek, bu talebe itiraz etmiştir.
59. Mahkemenin içtihadına göre, başvuranın masraf ve giderlerini geri alabilmesi için, söz konusu masraf ve harcamaların fiilen ve gerekli olduğu için yapılmış olduğunun belgelenmesi ve makul miktarda olması gerekmektedir. Mahkeme mevcut davada, elindeki belgelerin ve yukarıda belirtilen kriterin ışığında, Mahkeme önündeki yargılamalar için başvuranlara müşterek olarak 3,350 avro (EUR) tutarındaki meblağın ödenmesine hükmetmenin makul olduğu kanaatindedir. Avrupa Konseyinin adli yardım planı uyarınca adli yardım olarak verilen 850 avro (EUR) tutarındaki miktar söz konusu meblağdan çıkarılacaktır.
D. Gecikme Faizi
60. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası'nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğunu değerlendirmektedir.
BU GEREKÇELERLE MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE;
1. Başvuranların 11 Ekim 2008 tarihinde tehcir edilmelerine, 11 Ekim 2008 tarihinde göz altında tutulmalarının hukuka aykırı olduğu iddiasına, yerel makamların başvuranlara tutuklanma gerekçelerini bildirmemesine ve 11 Ekim 2008 tarihinde tutuklanmalarına itiraz edebilecekleri bir hukuk yolunun bulunmadığı iddiasına ilişkin şikayetlerinin kabul edilebilir olduğunu ve başvurunun geri kalanının kabul edilemez olduğunu beyan etmiştir.
2. Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Sözleşmenin 5/1 maddesinin ihlal edildiğine;
4. Sözleşmenin 5/2 maddesinin ihlal edildiğine;
5.Şikayeti Sözleşmenin 5/4 maddesi kapsamında incelemeye gerek olmadığına;
6. (a) Davalı devlet tarafından başvuranlara, Sözleşmenin 44/2 maddesi uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere aşağıdaki meblağların ödenmesine:
(i) Manevi tazminata karşılık, başvuranların her birine, miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf olmak üzere 10,000 avro (EUR)(on bin avro) ödenmesine;
(ii) Masraf ve giderlere karşılık, başvuranlara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf olmak üzere, başvuranlara müşterek olarak, 3,350 avro (EUR)(üç bin üç yüz elli avro) ödenmesine, ancak bu meblağdan adli yardım ile verilen 850 avronun (EUR) çıkarılmasına;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, Avrupa Merkez Bankası'nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranda, yukarıda bahsedilen meblağlara basit faiz uygulanmasına karar vermiştir.
7. Başvuranın adil tazmine ilişkin taleplerinin geri kalanını reddetmiştir.
İşbu karar İngilizce dilinde tanzim edilmiş ve AİHM İçtüzüğünün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 3 Aralık 2013 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy