(AİHS m. 1, 2, 6, 13, 14, 35) (2918 S. K. m. 52) (4483 S. K. m. 2, 9) (765 S. K. m. 243, 245) (5237 S. K. m. 94, 95, 256) (5271 S. K. m. 172) (ÇAMÇİ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (MCCANN VE DİĞERLERİ - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (OĞUR - TÜRKİYE DAVASI) (NİHAYET ARICI VE DİĞERLERİ V. - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru No. 28732/09)
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başkan
Guido Raimondi,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Andras Sajö,
Neboja Vucinic,
Egidijus Küris,
Robert Spano,
Jon Fridrik Kjdbro,
ve İkinci Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Abel Camposun katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 2 Eylül 2014 tarihinde, Daire olarak, 11 Mayıs 2009 tarihinde yapılan başvuruyu ve Davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ile başvuran tarafından cevaben sunulan görüşleri dikkate alarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY
1. Başvuran Ersen Sansal, T.C. vatandaşı olup 1940 doğumludur ve Ankarada ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde, görevini Ankarada icra eden Avukat Gündoğmuş tarafından temsil edilmektedir.
Türk Hükümeti (Hükümet), kendi görevlisi tarafından temsil edilmektedir.
A. Davanın Koşulları
Başvurunun kendine özgü koşullan, taraflarca ifade edildiği şekilde aşağıdaki gibi özetlenebilir.
1. Kaza
2. Başvuran, 7 Mayıs 2008 tarihinde, saat 23.30'a doğru, yaya geçidini kullanarak karşıdan karşıya geçtiği sırada motorlu polis memuru Ç.B. tarafından ezilmiştir. Polis, başvuranı görmeden bir arabayı sollamıştır.
3. Kaza tespit tutanağına göre, görüş mesafesine uygun bir hızla gitmediği gerekçesiyle, polis, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 52. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi bakımından kusurlu bulunmuştur. Tutanakta, kazanın yaya geçidinde meydana geldiği, başvuranın, duran bir aracın arkasına veya önüne geçerek yayaya atfedilebilir bir kusur işlediği, bunun sonucunda ağır şekilde yaralanarak hastaneye yatırıldığı belirtilmektedir.
4. Hacettepe Hastanesi Acil Servisi tarafından düzenlenen 8 Mayıs 2008 tarihli sağlık raporunda, başvuranın kafatası, çenesi, uylukkemiği, kolu ve bacağında çok sayıda kırık, çatlak, travma ve yaralanma tespit edilmiştir. Raporda, başvuranın hayati bulguları hakkında bir değerlendirme yapılmış ve ilgilide kaza esnasında bir litre kanında 0,57 gram alkol (başlangıç oranı litre başına kanda 0 -0,5 olan) bulunduğu belirtilmiştir.
5. Hacettepe Hastanesi tarafından düzenlenen 20 Ocak 2009 tarihli sağlık raporunda, başvuranın 8-15 Mayıs 2008 tarihleri arasında hastaneye yatırıldığı ve başvurana 90 (doksan) günlük iş göremezlik raporu verildiği belirtilmektedir.
2. Disiplin Davası
6. Ankara Valiliği, 7 Mayıs 2008 tarihinde meydana gelen kaza nedeniyle, Polis Memuru Ç.B. hakkında ceza soruşturması açıldığı hususunda 23 Mayıs 2008 tarihinde Ankara İl Emniyet Müdürlüğünü bilgilendirmiştir.
7. Dosyada, bu işlem hakkında başka herhangi bir belge ve bilgi bulunmamaktadır.
3. Ceza Davası
a. Cumhuriyet Savcısı Tarafından Yürütülen Soruşturma
8. Ankara Cumhuriyet savcısı, 9 Haziran 2008 tarihinde Polis Ç.B.'nin görevini icra ettiği esnada taksirle yaralama fiili olarak değerlendirilen olaylar hakkında soruşturma başlattıktan sonra, 4483 sayılı Kanun uyarınca Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında söz konusu polis hakkında soruşturma açılmasına izin verilmesi için Ankara Valiliğinden talepte bulunmuştur.
9. Cumhuriyet savcısı, 24 Kasım 2008 tarihli bir kararla, dava hakkında takipsizlik kararı vermiştir. Savcı, kararında, 4483 sayılı Kanun uyarınca, polis Ç.B. nin görevdeyken motoruyla başvurana çarptığı gerekçesiyle, valilikten soruşturma açılması izni talep ettiğini belirtmiştir. Savcı, söz konusu polisin, kaza tespit tutanağına göre, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 52. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi bakımından kusurlu olduğunu, Ankara Valiliğinin 15 Temmuz 2008 tarihli kararında ilgili polis hakkında soruşturma açılmasına izin vermediğini ve Ankara Bölge İdare Mahkemesinin bu karar hakkında yapılan itirazı reddettiğini belirtmiştir.
10. Başvuran, 30 Aralık 2008 tarihinde, 4483 sayılı Kanuna ve Sözleşmeye atıfta bulunarak, yukarıda belirtilen kanunun, adaletin doğru bir şekilde tecelli etmesini engellediğini iddia ederek, 24 Kasım 2008 tarihli Cumhuriyet savcısının kararına itiraz etmiştir.
11. Sincan Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı, 17 Nisan 2009 tarihinde, ceza soruşturmasının bulunmadığını ve bölge idare mahkemesi tarafından verilen kararın itiraz edilebilecek bir karar olmadığını değerlendirerek başvuranın itirazını incelemenin gerekli olmadığı sonucuna varmıştır.
b. Emniyet Müdürü Tarafından yürütülen Soruşturma
12. Bir komiser tarafından 10 Temmuz 2008 tarihinde düzenlenen öninceleme raporunda, meydana gelen kazanın söz konusu polisin görevini icra ettiği sırasında gerçekleştiği, kasıtlı olmadığı, ağır ihmalle değil de iki tarafın kusurlu bulunmasıyla ortaya çıktığı dikkate alınarak, Polis Ç.B. hakkında soruşturma açılmasına izin verilmesine gerek olmadığı sonucuna varılmıştır.
13. Raporda, başvuranın 9 Temmuz 2008 tarihinde meydana gelen kazanın koşulları hakkında ifadesinin alındığı belirtilmiştir: ilgili, yaya geçidinin yakınında beklediğini, bir motorun ve diğer bir aracın geldiğini gördüğünü, bu araçların geçmesini beklediğini ve motor üzerindeki polis Ç.B.nin aracı sollamak isterken kendisine çarptığını ifade etmiştir.
14. Ayrıca raporda, Polis Ç.B.nin, kaza günü başvuranın bir otobüsün önünden geçerek, yolun karşısına geçtiği sırada, yolun ortasında bulunduğu anda aniden motorunun önünde belirdiğini, sağ ön dikiz aynasına ve motorun arkasında oturan diğer polis memuru E.A.ya çarptığını ve yere düştüğünü beyan ettiği tespit edilmektedir. Raporda, Polis Ç.B.nin kusurlu olmadığını, zira kendisine göre başvuranın pervasız ve dikkatsiz bir şekilde motorunun önüne atladığını eklediği belirtilmiştir.
15. Ayrıca raporda, Polis E.A. ile ilgili olarak, Ç.B. tarafından dile getirilen olayların gidişatını onaylandığı, E.A.nın sağ omzundan yaralandığı, tedavi gördüğü ve kendisi için düzenlenen sağlık raporunda sağ omzunda bir ödem rahatsızlığının olduğu ancak kırık bulunmadığı ve kendisine geçici olarak herhangi bir iş göremezlik raporu verilmediği belirtilmektedir.
16. Diğer taraftan raporda, kazayı yapan motorda bulunan Polis A.E.nin, başvuranın sağa ve sola bakmaksızın ve yolun müsait olup olmadığını incelemeksizin yolun karşısına geçtiğini ifade ettiği belirtilmiştir. Ayrıca raporda, A.E.'nin ekip arkadaşı Polis I.I.nın da, olaylar hakkında meslektaşı tarafından verilen ifadeleri onayladığı beyan edilmektedir.
17. Ayrıca raporda, tanık E.A.nın ifadelerine göre, başvuranın yolun karşısına geçmek için aniden otobüsün önünden geçtiği, dikkatli davranmadığı ve araçların gelip gelmediğini kontrol etmediği, bu arada olağan hızla seyreden iki motorun, otobüsün arkasından geldiği ve yolun karşısına hızla geçmek üzereyken ilk motorun kendisine çarptığı belirtilmiştir.
18. Yine bu rapora göre, Polis Ç.B.nin, önündeki araç ile kendisi arasında güvenlik mesafesi bırakmaması, yol, hava ve trafik koşullarını dikkate almaması nedeniyle kusurlu olduğu tespit edilse bile, farklı ifadelerden tespit edilen diğer unsurları göz önüne almak gerekmektedir: bu ifadelere göre söz konusu polis memuru, güvenlik nedenlerinden dolayı sol şeritte gitmekte ve yola çıkan başvuranın dikiz aynasına çarptığında normal bir hızla ilerlemekteydi. Polis memuru, kazayı bilerek veya kasıtlı olarak yapmamıştır; kaza görev saatinde yapılmıştır; başvuran alkollü durumda iken kontrolsüz bir şekilde yola çıkmış ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu dikkate alınarak yaya sıfatıyla kusur işleyerek, motorlu polisin dikiz aynasına çarpıp yaralanmıştır.
Raporda, kazanın kasıtlı olarak, bilerek veya ağır bir kusurdan dolayı meydana gelmediği sonucuna varılmaktadır.
19. Ankara Valisi, 10 Temmuz 2008 tarihli raporun içeriğine dayanarak 15 Temmuz 2008 tarihli bir kararla, Polis Ç.B. hakkında soruşturma açılmasına izin verilmemesine karar vermiştir. Vali kararında, başvuranın olaylar sırasında alkollü durumda olduğunu, herhangi bir kontrolde bulunmaksızın yola çıktığını, yolun sol şeridinde ilerlerken, söz konusu polise çarparak yaralandığını ve motorlu polisin kasıtlı bir şekilde kazaya neden olmak istemediğini belirtmiştir.
20. Savcılık tarafından, 1 Ağustos 2008 tarihinde yapılan itirazda, kaza tespit tutanağında polisin kusurlu bulunduğu ve talep edilen iznin verilmesinin uygun olacağı tespit edilmiştir.
21. Ayrıca başvuran, 13 Ağustos 2008 tarihinde, Ankara Bölge İdare Mahkemesi önünde Valinin verdiği karara karşı itirazda bulunmuştur. Başvuran, idari soruşturmada, kazanın, Polis Ç.B.nin görevini icra ettiği sırada meydana geldiğinin tespit edildiğine dikkat çekmiştir. Başvuran ayrıca, valinin kararının da, söz konusu polis memurunun görevini icra ettiği sırada bir kusur işlediği koşuluna dayandığını iddia etmiştir. Ancak başvuran, kendi durumunda 4483 sayılı Kanunun uygulanmasına itiraz etmiştir. Ayrıca başvuran, söz konusu soruşturmanın, kendi nazarında, adli bir organ gibi, polis memurunun kusuru ve bir suç işleyip işlemediği hakkında karar veren idari bir organ tarafından yürütüldüğünü iddia etmiştir. Başvuran, bu türden bir yetkinin idari bir organ yerine adli bir organa ait olduğu kanaatindedir.
22. Başvurana 28 Aralık 2008 tarihinde tebliğ edilen 20 Kasım 2008 tarihli bir kararla, Bölge İdare Mahkemesi 15 Temmuz 2008 tarihli karara karşı yapılan itirazları reddetmiştir.
4. Tazminat Davası
23. Başvuran, 5 Mayıs 2009 tarihinde, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi önünde, kaza nedeniyle maruz kaldığı kanaatine vardığı zararlar için İçişleri Bakanlığı'na karşı tazminat davası açmıştır.
24. İçişleri Bakanlığı, 8 Haziran 2009 tarihinde, kazaya karışan polis memurunu bu davanın açılması hakkında bilgilendirmiştir.
25. Savcılık, 15 Nisan 2010 tarihinde, yukarıda belirtilen polis memurunun % 60 ve başvuranın % 40 oranında kusurlu olduğuna dair 22 Şubat 2010 tarihli ilk raporu onaylayan 2 Nisan 2010 tarihinde hazırlanan ek bilirkişi raporuna itiraz etmiştir. Özellikle savcılık, başvuranın kanında bulunan alkol oranı sebebiyle olaylar sırasında reflekslerine hakim olamadığı kanaatindedir.
26. Dosyada yer alan belgelere göre, bu dava halen derdesttir.
B. İlgili İç Hukuk ve Uygulaması
27. 2 Aralık 1999 tarihinde yürürlüğe giren 4483 sayılı Kanunun 9. maddesinde Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında, savcılık tarafından sunulan ceza soruşturması açılması talebi hakkında yetkili idari organlar tarafından verilen ve bir memuru suçlayan kararların, on günlük bir süre içerisinde temyiz edilebilecekleri belirtilmektedir. Ayrıca kanunda, idare mahkemelerinin bu türden itirazları incelemek için tek yetkili mahkeme olduğu öngörülmektedir.
28. Bir soruşturma açılmasına izin verilmemesi ile ilgili olarak, idare mahkemesi tarafından karar verilmesi halinde, aynı kanunda, söz konusu karar idare mahkemeleri hakimlerince onaylandıktan sonra, savcılığın, hakimlerin görüşüne bağlı kalması ve dava hakkında takipsizlik kararı veremeyeceği öngörülmektedir; burada, idari organın nihai kararını onaylamakla yetinen tamamıyla resmi bir işlem söz konusudur.
Uygulamada, bir memur hakkında soruşturma açılmasına izin verilmemesinin ardından, savcılıklar tarafından "takipsizlik kararı" verilmesi mümkündür. Bu tür kararlar, hükümsüzdür ve genel olarak bu kararlara karşı teorik olarak yapılan itiraza ilişkin ceza yolu, idari organ tarafından verilen soruşturma açılmasına izin verilmemesi kararının bulunmasına rağmen, ceza soruşturmaları açılmasına yol açamaz. Yargıtay Ceza Dairelerinin tutumu, bu uygulamayı onaylamaktadır (örneğin bkz., 4 Ekim 2006 tarihli 2006/14865 sayılı ve 10 Mayıs 2006 tarihli 2006/10703 sayılı Yargıtay kararları):
"(...) 4483 sayılı Kanun kapsamına giren suçlar için memurlar hakkında ceza soruşturmalarının açılması, izin gerektirmektedir. 4483 sayılı Kanunun 4. maddesi gereğince, (
) bu tür suçlara ilişkin şikayet veya itiraz ile başvurulan Cumhuriyet savcılıkları, soruşturma açılması için izni talep edilmekte ve (
) kaybolması muhtemel delil unsurlarının toplanmasıyla yetinmektedirler. Talep edilen izin reddedildiğinde, savcılık, (
) şikayet veya itiraz hakkında takipsizlik kararı verebilmektedir ancak daha önce olası herhangi bir ceza soruşturmasının açılmamış olması nedeniyle, Ceza Muhakemesi Kanununun 172. maddesi anlamında takipsizlik kararı verilmesi mümkündür. Ceza mahkemesinin bu türden bir karara karşı yapılan itirazı kabul etmesinin, takipsizlik kararı verilmesi yerine başvurunun esasına dayanması, hukuka aykırıdır (...) ".
29. Yukarıda belirtilen usul, 2 Ocak 2003 tarihinde Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin 4778 sayılı Kanunun yayınlanmasına kadar, suçüstü durumları hariç hapis cezası gerektiren, kamu görevinin icrasında işlenen tüm suç türlerine uygulanmaktaydı. Söz konusu tarihten bu yana, 4483 sayılı Kanunun 2. maddesine göre, devlet memurları tarafından yapılan kötü muamele (Eski Türk Ceza Kanununun 243. maddesi ve 26 Eylül 2004 tarihli Yeni Türk Ceza Kanununun 94. ile 95. maddeleri) ve aşırı güç kullanıma başvurma (Eski Türk Ceza Kanununun 245. maddesi ile Yeni Türk Ceza Kanununun 256. maddesi) suçlarından açılan soruşturmalar, 4483 sayılı Kanunun uygulama alanına girmemektedir (Çamçi ve diğerleri/Türkiye, No. 25172/02,§§ 21-22, 24 Şubat 2009).
30. Günümüzde, bu tür eylemlere karşı yürütülen soruşturmalar, genel hükümlere tabiidir ve dolayısıyla Cumhuriyet savcılarının yetkisi alanına girmektedir.
ŞİKAYETLER
31. Başvuran, Sözleşmenin l., 6., 13., ve 14. maddelerini ileri sürerek, kazaya karışan polis tarafından ağır bir şekilde yaralanmasından şikayet etmekte ve söz konusu polisin sürüş şekliyle hayatının tehlikeye atıldığını iddia etmektedir. Başvuran, kendisine göre, kanunda memurlar için gerekçelendirilmemiş yetkilerin öngörülmesi sayesinde ilgilinin cezasız kalma durumundan yararlandığını savunmaktadır. Ayrıca başvuran, ilgili idari organın - yani valinin - bağımsız olarak soruşturmayı yürütme yetkisini sorgulamaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
32. Başvuran, trafik kazası esnasında motor kullanan polis memurunun sürüş şeklinin, hayatını tehlikeye attığını iddia etmektedir. Diğer taraftan başvuran, idari organın bağımsız bir soruşturma yürütme yetkisi hakkında şüphelerini ileri sürmektedir. Başvuran, Sözleşmenin 1., 6., 13. ve 14. maddelerini ileri sürmektedir.
33. Hükümet, bu iddiayı kabul etmemektedir.
34. Mahkeme, davanın olay ve olgularının hukuki nitelendirilmesi konusunda takdir yetkisine sahip olduğunu ve başvuranlar veya hükümetler tarafından olaylara atfedilen değerlendirmelere bağlı olmadığını hatırlatmaktadır (diğerleri arasında bkz., Scoppola/İtalya (N.2) (BD), No. 10249/03, § 54, 17 Eylül 2009). Bu nedenle Mahkeme, başvuranın ileri sürdüğü şikayetleri dikkate alarak, bu şikayetlerin yalnızca Sözleşmenin 2. maddesi açısından incelenmesine karar vermiştir. Söz konusu maddenin, somut olayla ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
« 1. Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur (...) »
35. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmemesine ilişkin olarak iki yönden kabul edilebilirlik hakkında itiraz ileri sürmektedir. Öncelikle Hükümet, başvuranın Mahkeme önünde sunduğu şikayetleri ulusal mahkemeler önünde ileri sürmediğini savunmaktadır. İkinci olarak Hükümet, başvuranın ulusal mahkemeler önünde halen derdest olan bir tazminat davası açtığını belirtmektedir.
36. Başvuran, Hükümetin itirazlarını kabul etmemektedir. Somut olaya atıfta bulunarak başvuran, kazaya karışan polis hakkında ceza davası açamadığını dile getirmektedir. Başvuran, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi önünde halen derdest olan tazminat davasıyla ilgili olarak, Mahkeme önündeki başvuru konusunun, yalnızca söz konusu polis hakkında açtığı ceza davasıyla ilgili olduğunu ve bu başvurunun, kaza nedeniyle maruz kaldığını ileri sürdüğü maddi ve manevi zarar için kendisinin açtığı tazminat davasıyla hiçbir şekilde ilgili olmadığını belirtmektedir.
37. Mahkeme, aşağıda belirtilen gerekçelerle, başvurunun her halükarda kabul edilemez olması ve dayanaktan yoksun olması nedeniyle, Hükümet tarafından ileri sürülen itirazın incelenmesine gerek olmadığı kanaatindedir.
38. Öncelikle Hükümet, Berktay/Türkiye Davasına atıfta bulunarak (No. 22493/93, § 154, 1 Mart 2001), başvuranın yaşamına ölümcül bir ihlal oluşturmadığı ve ilgilinin bir trafik kazası sonucunda bir polis memuru tarafından yaralandığı gerekçesiyle, Şikayetin, Sözleşmenin 3. maddesi açısından incelenmesi gerektiğini ileri sürmektedir.
39. Ardından Hükümet, McCann ve diğerleri/Birleşik Krallık (27 Eylül 1995, §§146-147, Seri A No. 324) ve Younger/Birleşik Krallık ((kabul edilebilirlik kararı), No. 57420/00, 7 Ocak 2003)) Davalarında bulunan Mahkeme içtihatlarına atıfta bulunarak, Devletin, yaşama hakkının korunması pozitif yükümlüğünün kapsamını, makamlara aşırı veya dayanılmaz bir yük getirmeyecek şekilde değerlendirmenin uygun olduğu kanısındadır. Bu bağlamda Hükümet, ilgili makamların, bir kişinin hayatının ani şekilde ve gerçekten tehdit edildiği andan haberdar olup olmadıklarının veya haberdar olma zorunluluklarının bulunup bulunmadığının ve bu makamların yetkileri dahilinde, makul bir bakış açısıyla, bu riski şüphesiz ortadan kaldıran tedbirleri alıp almadıklarının tespit edilmesi gerektiği kanaatindedir. Bu durumda Hükümet, Sözleşmenin 2. maddesinin esas yönünden ihlal edilmediği görüşündedir.
40. Son olarak Hükümet, Sözleşmenin 2. maddesinin usul yönüyle ilgili olarak, somut olayda meydana gelen kazaya her iki tarafın da sebep olduğunu belirtmektedir. Hükümet için, başvuran alkolün etkisi altında ve ihmalkar hareket etmiştir. Hükümet, motorlu polisin, otobüsün sol tarafından ilerlediği sırada, başvuranın otobüsün önüne atıldığını, polis memurunun başvuranı görmesinin mümkün olmadığını ve başvuranın yolun karşısına geçerken dikkat etmesi gerektiğini beyan etmektedir. Hükümet, disiplin soruşturması ve idari soruşturma olarak iki soruşturmanın açıldığını ve bu soruşturmaların, kazaya başvuranın neden olduğu sonucuna ulaştığını eklemektedir.
41. Başvuran Hükümetin iddialarını kabul etmemekte ve kendi iddialarını tekrarlamaktadır.
42. Öncelikle Mahkeme, başvuranın şikayetlerinin esasının, 7 Mayıs 2008 tarihinde meydana gelen kaza sırasında başvuranın, hayatını tehlikeye atan motorlu polis memuru hakkında ceza davası açamadığı kanısında olmasına dayadığını tespit etmektedir. Ardından Mahkeme, başvuranın, başvurusunun, söz konusu polis memuru hakkında bir ceza davası açılamayacağıyla ilgili olduğunu ve bu kaza sonucunda maruz kaldığını ileri sürdüğü maddi ve manevi zarardan dolayı Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi önünde açtığı tazminat davası konusunda herhangi bir şikayet sunmadığını belirterek, başvuranın başvuru konusu hakkındaki görüşlerinde ısrarcı olduğunu dikkate almaktadır.
43. Yukarıdaki hususları tespit ettikten sonra Mahkeme, söz konusu tazminat davasını dikkate almaktadır. Ancak Mahkeme, başvuranın trafik kazasına karışan polis hakkında ceza davası açamamasına dayanarak, -başvuranın yinelediği talebe uygun olarak - davanın incelemesini başvuran tarafından ileri sürülen şikayetle sınırlandıracaktır.
44. Bu bağlamda Mahkeme, Sözleşmenin 2. maddesinin 1. fıkrasının ilk cümlesinin Devlete, sadece kasıtlı ve hukuka aykırı bir biçimde ölüme sebep olmayı önleme değil, aynı zamanda kendi yetkisi altındaki kişilerin hayatını korumak için gerekli tedbirleri alma yükümlülüğünü de getirdiğini hatırlatmaktadır (L.C.B./Birleşik Krallık, 9 Haziran 1998, §36, Karar ve Hüküm Derlemeleri 1998-III, Osman/Birleşik Krallık, 28 Ekim 1998, §§ 115-116, 1998-VIII, Mastromatteo/İtalya (BD), No. 37703/97, §§ 67-68, AİHM 2002-VIII ve Ciechonska/Polonya, No. 19776/04, § 60, 14 Haziran 2011).
45. Öncelikle Mahkeme, Devlet görevlileri tarafından ölümcül gücün kullanılması sonucunda başvuranların yakınlarının ölümünün hangi koşullarda gerçekleştiğine dair Sözleşmenin 2. maddesine ilişkin şikayetleri daha önce de incelediğini hatırlatmaktadır. Böylelikle Mahkeme, bu tür davalarda, kolluk güçleri görevlilerine karşı ceza soruşturmalarının açılmasına izin verilmesine ilişkin olarak, Cumhuriyet savcısı tarafından yetkili valiye yöneltilen talebin, idari bir organ tarafından yürütülen soruşturmanın bağımsız bir organ tarafından yürütülen bir soruşturma olarak değerlendirilemeyeceği konusundaki yerleşik içtihadını hatırlatmaktadır (birçok karar arasında bk., Oğur/Türkiye (BD), No. 21594/93, §§91-92, AİHM 1999-III, Güleç/Türkiye, 27 Temmuz 1998, §§ 80-82, Derleme 1998-IV ve Nihayet Arıcı ve diğerleri/Türkiye, No. 24604/04 ve No. 16855/05, § 165, 23 Ekim 2012).
46. Halbuki bu durumda, Mahkeme, trafik kazasının polis memuru tarafından kasıtlı olarak gerçekleştirilmediğini ve ilgilinin, başvuranın yaşamına veya fiziksel bütünlüğüne zarar verme kastının bulunmadığını tespit etmektedir. Mahkeme benzer bir durumda, yaşama hakkının veya fiziksel bütünlüğünün ihlalinin kasıtlı olmaması halinde, "etkin bir adli sistem" düzenleme pozitif yükümlülüğünün, her durumda zorunlu olarak cezai nitelikte bir başvuru gerektirmediğini ve bu yükümlülüğün, hukuki, idari veya disiplin nitelikli bir başvurunun sunulmasıyla yerine getirilebileceği konusunda daha önce karar verdiğini hatırlatmaktadır (Boudaïeva ve diğerleri/Rusya, No. 15339/02, No.21166/02, No. 20058/02, No. 11673/02 ve No.15343/02, § 139, AİHM 2008 (karar özetleri) ve bu kararda yer alan atıflar).
47. Ayrıca Mahkeme, yaşama hakkına veya fiziki bütünlüğe yapılan ihlal kasıtlı olmadığında, Sözleşmenin 2. maddesi bağlamında, Devletin sorumluluğunun, trafik kazaları veya yol güvenliği durumlarına da uygulanması gerektiğini hatırlatmaktadır (diğerleri arasında bkz., Irena Rajkowska/Polonya (kabul edilebilirlik kararı), No. 37393/02, 27 Kasım 2007, Railean/Moldova, No. 23401/04, § 30, 5 Ocak 2010, Arma Todorova/Bulgaristan, No. 23302/03, § 72, 24 Mayıs 2011, Igor Shevchenk/Ukrayna, No. 22737/04, § 56, 12 Ocak 2012 ve Prynda/Ukrayna, No. 10904/05, § 50, 31 Temmuz 2012).
48. Mahkeme mevcut olayın koşullarında, öncelikle tarafların, ihtilaflı kaza esnasında başvuranın yolun karşısına geçmek isterken motorlu polis tarafından ezildiğini kabul ettiklerini gözlemlemektedir. Bu vesileyle düzenlenen kaza tespit tutanağında, olaya karışan kişilerin tümünün, yürürlükte olan Karayolları Trafik Kanununa riayet etmemeleri nedeniyle meydana gelen kazada, başvuran ile polis memurunun sorumluluğu bulunduğu belirtilmektedir. Dolayısıyla, kazaya karışan kişilerin kimlikleri bilinmektedir.
49. Ardından Mahkeme, başvuranın, yaya trafiği ve diğer karayolu kullanıcıları veya yoldaki motorlu araçları düzenleyen mevzuat veya yönetmelikteki tedbirlerin alınmaması veya alınmasındaki yetersizlik nedeniyle Devleti suçlamadığını tespit etmektedir (bkz., mutatis mutandis (bu davaya uygulanması suretiyle), Makaratzis/Yunanistan (BD), No. 50385/99, § 70, AİHM 2004-XI ve Iliya Petrov/Bulgaristan, No. 19202/03, § 77, 24 Nisan 2012).
50. Son olarak Mahkeme, yetkisinin, başvuranın, ihtilaflı kaza esnasında motorlu polisin kendisine çarpması sebebiyle söz konusu polis hakkında ceza davası açamamasına dair şikayetiyle sınırlı kaldığının altını çizmektedir. Sonuç olarak Mahkeme, somut olayda başvuranın söz konusu polis memuru tarafından kasıtsız olarak yaralandığını tespit ettiğinden, böyle bir durumda, başvuranın polis hakkında soruşturma başlatma veya ilgiliyi cezaya mahkûm ettirme hakkına sahip olmadığı sonucuna varmaktadır (bkz, mutatis mutandis (bu davaya uygulanması suretiyle), Perez/Fransa (BD), No. 47287/99, § 70, AİHM 2004-I).
51. Mahkeme, taraflarca sunulan mevcut belgeler, görüşler ve iddialar ışığında, başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ile 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmaktadır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy