(AİHS. m. 2, 35)
(Başvuru No. 31248/09)
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
STRAZBURG
15 Ocak 2013
HANIM HAN v. TÜRKİYE davasında,
15 Ocak 2012 tarihinde,
Başkan
Dragoljub Popovic,
Yargıçlar
Paulo Pinto de Albuquerque,
Hellen Keller,
ve Daire yazı işleri müdür yardımcısı Françoise Elens-Passosun katılımıyla Heyet olarak bir araya gelen, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Dairesi), yapılan gizli müzakereler sonrasında, 30 Nisan 2009 tarihinde yapılan başvuru ile ilgili olarak aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
Türk vatandaşı olan başvuran Hanım Han, 1952 doğumlu olup, Erzincanda ikamet etmektedir. Erzincanda görev yapan avukat G. Düzgün Türk tarafından AIHMde temsil edilmektedir.
Başvuran tarafından iddia edildiği şekliye davanın olay ve olguları aşağıdaki şekilde özetlenebilir.
22 Nisan 1993 tarihinde başvuranın kocası, Diyarbakırda bilinmeyen kişilerce öldürülmüştür. Ölümünün ardından Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı tarafından bir soruşturma başlatılmıştır. Soruşturma sırasında Cumhuriyet savcısı daimi arama kararı vermiştir. Suçun faillerine ilişkin herhangi bir bilgiye ulaşılamamıştır.
15 yıl sonra, 20 Haziran 2008 tarihinde, Cumhuriyet savcısı tarafından zaman aşımı nedeniyle soruşturma sona erdirilmiştir.
7 Ekim 2008 tarihinde, Siverek Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın itirazını reddetmiş ve karar 13 Kasım 2008 tarihinde başvuranın temsilcisine tebliğ edilmiştir.
ŞİKÂYET
Başvuran, kocasının ölümüne ilişkin soruşturma yetersiz olduğu iddiası ile 2. madde anlamında şikâyet başvurusunda bulunmuştur.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Başvuran, kocasının ölümüne ilişkin soruşturmada herhangi etkili bir adım atılmadığını ileri sürmüştür.
AİHM öncelikle, kocası 22 Nisan 1993 tarihinde, yani yaklaşık on altı yıl önce, öldürülmüş olmasına rağmen, 30 Nisan 2009 tarihine kadar başvuruda bulunmamış olduğu için, başvuranın Sözleşmenin 35. maddesinin 1. paragrafında belirtilen altı ay kuralına uygunluk sağlayıp sağlamadığını incelemesi gerektiği görüşündedir.
AİHM, altı ay kuralının amacının, hukuki güvenliğin ve Sözleşme uyarınca getirilen davalara makul bir süre içinde bakılmasının sağlanması olduğunu yineler. Ayrıca, yetkilileri ve ilgili diğer kişileri, uzun süreler belirsizlik içinde yaşamaktan korumayı da amaçlamaktadır (bkz., Bulut ve Yavuz v. Türkiye (dec), no. 73065/01, 28 Mayıs 2002, ayrıca bkz., Bayram ve Yıldırım v. Türkiye (dec), no. 38587/97, AİHM 2002-III).
Kural olarak altı aylık süre, iç hukuk yollarının tüketilmesi sürecinde nihai kararın verildiği tarihten itibaren başlar. Kişinin hürriyetinden mahrum bırakılmasına ilişkin davalarda ise, herhangi bir iç hukuk yolunun bulunmaması ya da bu yolların etkisiz olduğuna karar verilmesi halinde, şikâyet başvurusunda bulunulan edimin gerçekleştiği tarihten itibaren başlar. Başvuranın öncelikle bir iç hukuk yolundan faydalanmayı istediği ve ancak daha sonraki bir aşamada bu iç hukuk yolunu etkisiz kılan koşulların farkına varması ya da varması gerektiği hallerde olduğu gibi, bazı istisnai davalarda özel bir mütalaa söz konusu olabilir. Böyle bir durumda altı aylık süre, başvuranın bu koşulların farkına vardığı ya da farkına varmış olması gerektiği zamandan itibaren hesaplanabilir (aynı kararda; ayrıca bkz., Hazar ve Diğerleri v. Türkiye, no. 62566/00, 10 Ocak 2002).
Mevcut başvuruda, başvuranın kocası 1993 yılında öldürülmüş olup, dava dosyasındaki belgelere göre, soruşturmada etkin adımlar atılmamıştır. AİHM, anlamlı bir soruşturma yürütülmediğinin, Cumhuriyet savcısı tarafından zaman aşımı nedeniyle 2008 yılında soruşturma sona erdirilmeden çok önce başvuran tarafından anlaşılmış olması gerektiği görüşündedir. Başvuran başvurusunu yerel mahkemenin nihai kararından sonra yapmış olmakla birlikte, AİHMin görüşüne göre ihtilaf konusu soruşturma Sözleşmenin 2. maddesi gerekliliklerini karşılayacak ölçüde etkili değildir.
Yukarıda belirtilen hususları göz önüne alan AİHM, etkisiz bir soruşturmanın sona ermesi için on altı yıl bekleyen başvuranın, altı ay kuralına uygunluk sağlamadığına karar verir.
Yukarıda belirtilenler ışığında AİHM, başvurunun yasal süresi içinde yapılmadığına ve Sözleşmenin 35. maddesinin 1. ve 4. paragrafları uyarınca kabul edilemez olduğuna karar verir.
Bu gerekçelerle AİHM oybirliği ile,
Başvurunun kabul edilemez olduğunu beyan eder. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy