(AİHS m. 6, 35) (5237 S. K. m. 211, 339) (1412 S. K. m. 23) (5271 S. K. m. 23, 25) (MÜDÜR TURGUT VE DİĞERLERİ V. - TÜRKİYE DAVASI) (ÜMMÜHAN KAPLAN DAVASI - TÜRKİYE DAVASI) (YİĞİTDOĞAN - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 31446/09)
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başkan,
Paul Lemmens,
Yargıçlar,
Robert Spano,
Jon Fridrik Kjolbro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Yardımcısı Abel Camposun katılımıyla, 25 Kasım 2014 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), yukarıda belirtilen 2 Haziran 2009 tarihli başvuruyu göz önünde bulundurarak,
22 Ocak 2013 tarihli kararı dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran İsmet Tuncer, 1968 doğumlu bir Türk vatandaşı olup İstanbulda ikamet etmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Mahkeme) önünde, İstanbulda görev yapmakta olan avukatlar G. Altay ve H. Karakuş tarafından temsil edilmektedir.
2. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti (Hükümet), kendi görevlileri tarafından temsil edilmektedir.
A. Davanın koşulları
3. Dava konusu olaylar, taraflarca ibraz edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
I. Disiplin soruşturması
4. Olayların vuku bulduğu sırada, başvuran Kayseri Yeşilhisar Adliyesinde Cumhuriyet savcısı olarak görev yapmaktadır.
5. 6 Aralık 1999 tarihinde Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu, Yeşilhisar Mahkemesinde meydana geldiği iddia edilen olaylara dair disiplin soruşturması başlatması amacıyla bir adalet müfettişini görevlendirmiştir. Başvuran, rüşvet ve resmi belgelerde sahtecilikle suçlanmıştır.
6. 17 Nisan 2000 tarihinde, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (Yüksek Kurul), dava dosyasındaki delilleri inceledikten sonra, başvuran aleyhindeki iddiaların sağlam nedenlere dayandığına ve başvuranın görevine son vermek için soruşturmanın sonuçlanmasını beklemenin gerekli olmadığına karar vermiştir.
7. Akabinde, başvuranın Yüksek Kurula yaptığı itiraz başvurusu ve İtiraz Kurulu huzurunda yaptığı itiraz sırasıyla; 23 Ekim 2000 ve 1 Mart 2001 tarihlerinde reddedilmiştir. İtiraz Kurulunun nihai kararı 21 Ağustos 2001 tarihinde resmi gazetede yayımlanmıştır.
II. Ceza yargılamaları
8. 23 Şubat 2000 tarihinde, Kayseri Cumhuriyet savcısı, başvuranı ve bir başka kişiyi daha Ceza Kanununun 211. ve 339. maddelerinin o tarihte yürürlükte olan halleri uyarınca, rüşvet ve resmi belgede sahtecilik ile suçlayan bir iddianame hazırlamıştır.
9. 31 Mart 2000 tarihinde, Kayseri Ağır Ceza Mahkemesi, başvuran aleyhindeki ceza yargılamasının Develi Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yürütülmesi gerektiğine ilişkin karar vermiştir.
10. 23 Mayıs 2000 tarihinde yapılan ilk duruşmada, mahkeme, başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.
11. 25 Ekim 2000 tarihinde, Hakim R.Ü.nün başkanlık ettiği Kayseri Ağır Ceza Mahkemesi, avukatlar C.Y. ve A.S. aleyhinde ceza yargılaması başlatılması kararını almıştır. Aynı kararda, dava dosyasının Develi Ağır Ceza Mahkemesine sevk edilmesine karar verilmiştir. Mahkemeye göre, başvuranın rüşvet karşılığında sahte karar belgeleri düzenlediği ve sanık avukatlarının iddia edilen suçların işlenmesinde başvurana iştirak ettiği anlaşılmıştır.
12. Söz konusu iki dava birbiri ile bağlantılı olduğundan 14 Kasım 2000 tarihinde dava, başvuranın davasıyla birleştirilmiştir.
13. 22 Aralık 2000 tarihinde başvuranın tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasına karar verilmiştir.
14. 19 Nisan 2001 tarihinde, Hakim H.A.nın başkanlık ettiği Develi Ağır Ceza Mahkemesi, sanıkların iddia edilen suçu işlemek için bir organizasyon oluşturduklarını tespit ederek görevsizlik kararı vermiştir. Dolayısıyla mahkeme, dava konusunun Devlet Güvenlik Mahkemelerinin yetkisi dahiline girdiği kararını vermiştir.
15. Belirtilmeyen bir tarihte, Yargıtay 19 Nisan 2001 tarihli kararı bozmuştur ve davayı Develi Ağır Ceza Mahkemesine geri göndermiştir.
16. Başvuran, 18 Aralık 2002 tarihinde, o tarihte yürürlükte olan Ceza Muhakemeleri Kanununun (1412 Sayılı Kanun) 23. maddesi kapsamındaki tarafsızlık ilkesi uyarınca, yukarıda belirtilen takipsizlik kararında davanın esaslarına dair görüşlerini belirtmesi sebebiyle Hakim H.A.ya ilişkin hakimin reddi talebinde bulunmuştur.
17. 25 Aralık 2002 tarihinde, başvuran talebine ilişkin herhangi bir gerekçe belirtmediğinden kendisinin talebi reddedilmiştir.
18. 25 Mart 2004 tarihinde Develi Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranı üzerine atılı suçlardan mahkûm etmiştir ve 11 yıl 1 ay hapis cezası vermiştir. Mahkeme, ayrıca dosyalarında hala bazı düzensizlikler olduğu gerekçesiyle, C.Y. ve A.S.nin davasının ayrılıp yeni bir referans numarası altında kaydedilebileceğine karar vermiştir.
19. 9 Haziran 2005 tarihinde, Yargıtay 25 Mart 2004 tarihli kararı bozmuş ve dava dosyasının yeni Ceza Muhakemesi Kanunu ışığında yeniden incelenmesini istemiştir.
20. Belirtilmeyen bir tarihte, Yüksek Kurulun kararıyla, Develi Ağır Ceza Mahkemesi kaldırılmıştır. Dava, R.Ü.nün duruşma hakimi olduğu Kayseri Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiştir. Başvuran, yeni Ceza Muhakemesi Kanununun 23. maddesi uyarınca hakimin tarafsızlık ilkesi kapsamında, söz konusu hakime ilişkin hakimliğinin reddi talebinde bulunmamıştır (25 Mart 2005 tarihli 5271 sayılı Kanun).
21. 7 Haziran 2006 tarihinde, Kayseri Ağır Ceza Mahkemesi, başvurana toplamda dokuz yıl bir ay hapis cezası vermiştir.
22. Yargıtay 4 Aralık 2008 tarihinde kararı onamıştır.
B İlgili İç Hukuk
23. Ceza Muhakemesi Kanununun 23. maddesi (5271 sayılı Kanun) aşağıdaki gibidir:
(1) Bir karar veya hükme katılan hakim, yüksek görevli mahkemece bu hükme ilişkin olarak verilecek karar veya hükme katılamaz.
(2) Aynı işte soruşturma evresinde görev yapmış bulunan hakim, kovuşturma evresinde görev yapamaz.
(3) Yargılamanın yenilenmesi halinde, önceki yargılamada görev yapan hakim, aynı işte görev alamaz.
24. Ceza Muhakemesi Kanununun 25. maddesi aşağıdaki gibidir (5271 sayılı Kanun):
(1) Tarafsızlığım şüpheye düşürecek sebeplerden dolayı bir hakimin reddi, ilk derece mahkemelerinde sanığın sorgusu başlayıncaya; duruşmalı işlerde bölge adliye mahkemelerinde inceleme raporu ve Yargıtayda görevlendirilen üye veya tetkik hakimi tarafından yazılmış olan rapor üyelere açıklanıncaya kadar istenebilir. Diğer hallerde, inceleme başlayıncaya kadar hakimin reddi istenebilir.
(2) Sonradan ortaya çıkan veya öğrenilen sebeplerle duruşma veya inceleme bitinceye kadar da hakimin reddi istenebilir. Ancak bu istemin, ret sebebinin öğrenilmesinden itibaren yedi gün içinde yapılması şarttır.
25. Yargılamaların uzunluğu hususunda ilgili iç hukuka ilişkin bilgiler Turgut ve Diğerleri ((k.k.), 4860/09, §§19-26, 26 Mart 2013) kararında bulunabilir.
ŞİKAYETLER
26. Başvuran, Sözleşmenin 6. maddesi kapsamında, yaklaşık olarak sekiz yıl altı ay süren ceza yargılamalarının uzunluğuna yönelik şikayette bulunmuştur. Buna ek olarak, başvuran Yargıtay önünde geçen iki buçuk yılın üzerindeki sürecin makul olmadığı iddiasında bulunmuştur.
27. Başvuran, ayrıca Sözleşmenin 6. maddesi uyarınca Kayseri Ağır Ceza Mahkemesindeki hakimlerden biri olan R.Ü.nün, üçüncü kişiler aleyhinde diğer bir ceza davasının soruşturma aşamasında başvuran aleyhindeki davaya konu olaylara ilişkin görüşünü belirttiğinden, tarafsız olmadığını ileri sürmüştür. Başvuran, ayrıca yargılamayı yürüten mahkemede bazı hakimlerin yorumlarının ve kararlarındaki üslupların, kendisine karşı yanlı tutumlarını gösterdiğini iddia etmiştir. Bu bağlamda, başvuran 19 Nisan 2001 tarihli takipsizlik kararından bahsetmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Başvuranın Sözleşmenin 6 § 1 maddesi kapsamında ceza yargılamalarının uzunluğuna ilişkin şikayetiyle ilgili olarak
28. Başvuran, Sözleşmenin 6 § 1 maddesi kapsamında yargılamaların uzunluğunun makul süre gerekliliği ilkesiyle uyumlu olmadığından şikayet etmektedir.
29. Hükümet, yargılamaların uzunluğu ve kararların icra edilmemesi ile ilgili şikayetlerin ele alınması için 6384 sayılı Kanun ile yeni bir Tazminat Komisyonunun kurulmuş olduğunu belirtmiştir. Hükümet, başvuranın Tazminat Komisyonuna herhangi bir başvuruda bulunmamış olması nedeniyle, iç hukuk yollarını tüketmemiş olduğunu ileri sürmüştür: gösterilen bu gerekçe Turgut ve Diğerleri kararında Mahkeme tarafından da kabul edilmiştir (yukarıda anılan).
30. Başvuran, yeni bir iç hukuk yolu olduğunu kabul etmiştir ve söz konusu iç hukuk yollarını tüketip tüketmediğine dair kararı Mahkeme'nin takdirine bırakmıştır.
31. Mahkeme, Hükümet tarafından belirtildiği üzere, Ümmühan Kaplan / Türkiye (no. 24240/07, 20 Mart 2012) pilot kararı uygulamasının ardından Türkiyede yeni bir iç hukuk yolunun tesis edildiğini gözlemlemiştir. Daha sonra ise, Mahkeme, Turgut ve Diğerleri / Türkiye (yukarıda anılan) kararında, yeni bir iç hukuk yolunun oluşması ile birlikte başvuranların iç hukuk yollarını tüketmemiş olmaları üzerine yeni başvurunun kabul edilemez olduğuna hükmettiğini hatırlatır. Bu kararı verirken Mahkeme, özellikle, bu yeni hukuk yolunun, erişilebilir olduğu ve yargılamaların uzunluğuna ilişkin şikayetler için makul bir tazminat yolu sunabildiği kanaatindedir.
32. Mahkeme bununla birlikte, Ümmühan Kaplan davasındaki kararında (yukarıda anılan, § 77), Hükümete halihazırda tebliğ edilmiş olan bu türden başvuruların incelenmesine devam edebileceğini vurguladığını kaydetmiştir.
33. Ancak, Mahkeme, Hükümetin başvuranın 6384 sayılı Kanun ile tesis edilen yeni iç hukuk yoluna başvurmamış olmasına ilişkin ön itirazı ile ilgili itirazını dikkate alarak, Turgut ve Diğerleri davasında varmış olduğu sonucu yinelemektedir (bkz. Yiğitdoğan / Türkiye, no. 72174/10, § 59, 3 Haziran 2014). Bu nedenle, Mahkeme mevcut başvuranı iç hukuk yollarını tüketme yükümlülüğünden muaf tutabilecek nitelikte istisnai koşullar bulunmadığı sonucuna varmıştır.
34. Başvuranın şikayeti, Sözleşmenin 35 §§ 1 ve 4 maddeleri uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddedilmelidir.
B. Başvuranın Sözleşmenin 6 § 1 maddesi kapsamında Develi Ağır Ceza Mahkemesinin tarafsızlığına ilişkin şikayetiyle ilgili olarak
35. Başvuran, Sözleşmenin 6. maddesi uyarınca, Develi Ağır Ceza Mahkemesinin 19 Nisan 2001 tarihli görevsizlik kararının lafzının davayı gören hakimlerin tarafsızlığına gölge düşürmesi sebebiyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği konusunda şikayetçi olmuştur.
36. Hükümet, başvuranın beyanına itiraz etmiştir.
37. Mahkeme, Develi Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen kararın, Yargıtay tarafından 9 Haziran 2005 tarihinde bozulduğunu ve Yargıtayın davayı esasa ilişkin yeniden incelenmesi için Kayseri Ağır Ceza Mahkemesine iade ettiğini kaydetmiştir. Sonuç olarak başvuran aleyhindeki davanın esasına ilişkin karar veren mahkeme Develi Ağır Ceza Mahkemesi değildir.
38. Bu nedenle, başvurunun bu kısmı 35 § 3 maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksundur ve 35 § 4 maddesi uyarınca reddedilmelidir.
C. Başvuranın Sözleşmenin 6 § 1 maddesi kapsamında Kayseri Ağır Ceza Mahkemesinin tarafsızlığına ilişkin şikayetiyle ilgili olarak
39. Başvuran, ayrıca Sözleşmenin 6. maddesi kapsamında, 25 Ekim 2000 tarihli takipsizlik kararında başvurana karşı önyargılı olduğunu gösteren ve daha önce soruşturma aşamasında yer alan hakim R.Ü.nün duruşmasına katılmasından dolayı, tarafsız bir mahkeme tarafından adil yargılanmadığından şikayetçi olmuştur.
40. Hükümet, cevap olarak, başvuranın Ceza Muhakemesi Kanunu uyarınca, hakimin reddini talep etmediğinden iç hukuk yollarını tüketmediğini ibraz etmiştir.
41. Başvuran, soruşturma aşamasında düzensizlikler olduğuna atıfta bulunarak ve tarafsızlık ilkesine dayanarak Develi Ağır Ceza Mahkemesi duruşma Hakimi H.A. nın hakimliğinin reddini talep ettiğini ileri sürmüştür. Ancak, başvuranın talebi reddedilmiştir.
42. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmesine ilişkin Sözleşmenin 35 § 1 maddesine atıfta bulunarak, bir uluslararası yargı organı önünde, Devlete karşı dava açmaya yönelen kişilerin öncelikle ulusal yasal sistemlerinin sağladığı iç hukuk yollarını kullanmalarını mecbur kıldığını, böylece Devletler gerçekleştirmiş oldukları eylemlerini uluslararası bir organ önünde cevaplamadan önce kendilerine ait yasal sistemler üzerinden sorunlarını çözmeye yönelik fırsatlara sahip olacaklarını hatırlatır. İçtüzüğe uyum sağlamak için, bir başvuranın iddia ettiği ihlallere göre telafi sağlamaya yönelik mevcut ve yeterli iç hukuk yollarına başvurması gerekmektedir (bkz. diğer örnek kararlar arasında, Novruz Ismayilov / Azerbaycan, no. 16794/05, § 69, 20 Şubat 2014).
43. Ayrıca, Mahkemenin daha önce benzer şikayetleri incelediği ve Ceza Muhakeme Kanununun 23. maddesi uyarınca tarafsızlık ilkesi gerekçesiyle hakimin reddine ilişkin talepte bulunulmamasının, başvuran tarafından iç hukuk yollarını tüketmeye dair bir kusur teşkil ettiği belirtilmelidir (bkz. Yazar / Türkiye (kısmi karar), no. 58709/00, 31 Ocak 2006 tarihli Nazmi Kar, Zekeriya Özen, Fuat Başarılı ve Osman Yavuza ilişkin karar).
44. Mahkeme, somut davanın koşulları çerçevesinde, Ceza Muhakemesi Kanununun 23. maddesi uyarınca, hakimin tarafsızlığı açısından, başvuranın hiçbir şekilde R.Ü.nün hakimliğinin reddi talebinde bulunmamış olduğunu gözlemlemiştir. Buna göre, Mahkeme bahsedilen kararlardaki bulgularından farklı bir sonuca varmak için herhangi bir gerekçe görmemektedir (bkz. ayrıca Schimanek / Avusturya, (k.k.) no. 32307/96, 1 Şubat 2000, Salaman / Birleşik Krallık (k.k.), no. 43505/98, 15 Haziran 2000 ve Roberts ve Roberts / Birleşik Krallık (k.k.), no. 38681/08, 5 Temmuz 2011).
45. Başvurunun bu kısmı, Sözleşmenin 35 §§ 1 ve 4 maddeleri anlamı dahilinde, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy