(AİHS m. 6, 13, 35) (5237 S. K. m. 211, 339)
(Başvuru No. 31446/09)
22 Ocak 2013 tarihinde,
KARAR
Başkan
Guido Raimondi,
Yargıçlar
Danute Jociene,
Peer Lorenzen,
András Sajó,
Işıl Karakaş,
Neboja Vucinic,,
Hellen Keller,
Ve Daire yazı işleri müdür yardımcısı Stanley Naismithin katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Dairesi), 2 Haziran 2009 tarihinde yapılan yukarıdaki başvuruya yönelik, aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
Başvuran İsmet Tuncer, 1968 yılında doğmuştur, Türk vatandaşıdır ve şuanda İstanbulda yaşamaktadır. AİHM huzurunda, İstanbulda görev yapmakta olan avukatlar G. Altay ve H. Karakuş tarafından temsil edilmektedir.
Olayların vuku bulduğu sırada, başvuran Kayseri, Yeşilhisar Adliyesinde Cumhuriyet savcısı olarak görev yapmaktadır.
1. Disiplin soruşturması
6 Aralık 1999 tarihinde, Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu, Yeşilhisar Mahkemesinde meydana geldiği iddia edilen olaylara dair disiplin soruşturması başlatması amacıyla bir adalet müfettişini görevlendirmiştir. Başvuran, rüşvet ve resmi belgelerde sahtecilikle suçlanmıştır.
17 Nisan 2000 tarihinde, Hakim Savcılar Yüksek Kurulu (Yüksek Kurul), dava dosyasındaki delilleri inceledikten sonra, başvuran aleyhindeki iddiaların sağlam nedenlere dayandığına ve başvuranın görevine son vermek için soruşturmanın sonuçlanmasını beklemenin gerekli olmadığına karar vermiştir.
Akabinde, başvuranın Yüksek Kurula yaptığı itiraz başvurusu ve İtiraz Kurulu huzurunda yaptığı itiraz sırasıyla; 23 Ocak 2000 ve 1 Mart 2001 tarihlerinde reddedilmiştir. İtiraz Kurulunun nihai kararı 21 Ağustos 2001 tarihinde resmi gazetede yayınlanmıştır.
2. Ceza yargılaması
23 Şubat 2000 tarihinde, Kayseri cumhuriyet savcısı, başvuranı ve bir başka kişiyi daha, Ceza Kanununun 211. ve 339. maddelerinin, o tarihte yürürlükte olan halleri uyarınca, rüşvet ve resmi belgede sahtecilik ile suçlayan bir iddianame hazırlamıştır.
31 Mart 2000 tarihinde, Kayseri Ağır Ceza Mahkemesi, başvuran aleyhindeki ceza yargılamasının Develi Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yürütülmesi gerektiğine ilişkin karar vermiştir.
23 Mayıs 2000 tarihinde yapılan ilk duruşmada, mahkeme, başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.
20 Haziran 2000 tarihinde yapılan duruşmada, başvuran, mahkemenin, başvuran ile başka bir tanık arasındaki husumete ilişkin ifade verecek belirli bir tanığı, M.G.yi dinlemesini istemiştir. Aralarındaki ilişkinin yeterince açık olması gerekçesiyle, isteği mahkeme tarafından reddedilmiştir.
25 Ekim 2000 tarihinde, yargıç R.Ü.nün başkanlık ettiği Kayseri Ağır Ceza Mahkemesi, Develi Ağır Ceza Mahkemesinde görev yapmakta olan avukatlar C.Y. ve A.S. aleyhinde ceza yargılaması başlatılması kararını almıştır. 14 Kasım 2000 tarihinde dava, başvuranın davasıyla birleştirilmiştir çünkü iki dava birbiri ile bağlantılıdır.
22 Aralık 2000 tarihinde, başvuranın yargılama sürerken salıverilmesine karar verilmiştir.
19 Nisan 2001 tarihinde, Develi Ağır Ceza Mahkemesi, sanık avukatların, yargıç ve cumhuriyet savcısı ile irtibat halinde olduklarını ve iddia edilen sahtecilik ve rüşvet suçlarını işlediklerini tespit ederek, takipsizlik kararı vermiştir. Mahkeme, sanıkların iddia edilen suçu işlemek için bir organizasyon oluşturduklarına dikkati çekmektedir ve bu nedenle, dava konusunun Devlet Güvenlik Mahkemelerinin yetkisi dahiline girdiği kararını vermiştir.
Belirtilmeyen bir tarihte, Yargıtay kararı bozmuştur ve davayı ilk derece mahkemesine geri göndermiştir.
25 Mart 2004 tarihinde, Develi Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranı işlediği iddia edilen tüm suçlardan suçlu bulmuştur ve on yıl 13 ay hapis cezası vermiştir. Mahkeme aynı zamanda, dosyalarında halen daha bazı düzensizlikler olduğu gerekçesiyle, C.Y. ve A.S.nin davasının ayrılıp yeni bir referans numarası altında kaydedilebileceğine karar vermiştir.
9 Haziran 2005 tarihinde, Yargıtay kararı bozmuş ve dava dosyasının yeni Ceza Kanunu ışığında yeniden incelenmesini istemiştir. Bu süre zarfında, Yüksek Kurulun kararıyla, Develi Ağır Ceza Mahkemesi kaldırılmıştır. Dava, R.Ü.nün duruşma hakimi olduğu Kayseri Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiştir.
1 Mart 2006 tarihinde yapılan duruşmada, başvuran, belirli bir tanığın dinlenmesi yönündeki isteğini yinelemiştir. Aynı gerekçelere bağlı olarak, isteği mahkeme tarafından bir kez daha reddedilmiştir.
7 Haziran 2006 tarihinde, Kayseri Ağır Ceza Mahkemesi, başvurana toplamda dokuz yıl bir ay hapis cezası vermiştir.
4 Aralık 2008 tarihinde Yargıtay kararı onamıştır.
ŞİKAYETLER
Başvuran, Sözleşmenin 6. maddesi kapsamında, yaklaşık olarak sekiz yıl altı ay süren ceza yargılamasının uzunluğuna yönelik şikayette bulunmuştur. Buna ek olarak, Yargıtay huzurunda geçen iki buçuk yılın üzerindeki sürecin makul olmadığı iddiasında bulunmuştur.
Başvuran ayrıca, yine 6. madde kapsamında, Kayseri Ağır Ceza Mahkemesindeki yargıçların tarafsız olmadıklarını çünkü içlerinden birinin soruşturma işlemlerine karıştığını iddia etmiştir. Aynı zamanda, bidayet mahkemesindeki bazı hakimlerin yorumlarının ve verdikleri kararların üsluplarının, kendisine karşı olan yanlı tutumlarını gösterdiğini iddia etmiştir. Bu bağlamda, başvuran 19 Nisan 2001 tarihli takipsizlik kararını hatırlatmıştır.
Başvuran ayrıca, Sözleşmenin 6. maddesinin 2. paragrafı kapsamında, ceza yargılaması sonucu beklenmeden görevden alınmasına karar verildiği için, Yüksek Kurulun kararının, kendi suçsuzluk karinesi hakkını ihlal ettiğinden şikayet etmektedir. Bu bağlamda, bidayet mahkemesinin, Yüksek Kurulun kararından etkilenmiş olabileceğini ileri sürmektedir.
Başvuran, Sözleşmenin 6. maddesinin 3. paragrafı kapsamında, adalet müfettişi tarafından ifadesi alınırken, avukat tutma hakkı ve sessiz kalma hakkı başta olmak üzere, haklarının kendisine hatırlatılmadığını ileri sürmektedir. Ayrıca, tek taraflı olarak tutulan tutanaklarla sonuçlanan görüşmeler süresince herhangi bir zabıt katibinin de bulunmadığından şikayet etmektedir. Başvuran ayrıca, mahkemenin, şahitliği bu dava için çok önemli olan bir tanıktan delil dinlemediğini iddia etmektedir.
Başvuran, Sözleşmenin 13. maddesi kapsamında, Yüksek Kurulun kararlarına itiraz etmek için etkili bir kanuni yola başvurma hakkının olmayışından şikayet etmektedir.
19 Eylül 2011 tarihli mektubunda, Sözleşmenin 6. ve 13. maddelerini hatırlatan başvuran, davası için önem teşkil eden belirli bir şüphelinin, M.K.nin tutukluluk halinden salıverilmesine yönelik de şikayette bulunmuştur.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
1. Başvuran, aleyhindeki ceza yargılamasının uzunluğunun, Sözleşmenin 6. maddesinin 1. paragrafı kapsamındaki makul süre gerekliliğiyle uyumlu olmadığından şikayet etmektedir.
AİHM, dava dosyası esasında, bu şikayetin kabul edilebilirliği üzerine karar veremeyeceği ve bu nedenle, AİHM İç Tüzükünün 54. maddesinin 2(b) paragrafı uyarınca, bunun savunmacı Hüküm ete bildirilmesi gerektiği kanaatindedir.
2. Başvuran, Sözleşmenin 6. maddesi kapsamında, bidayet mahkemesindeki duruşma hakimlerinin tarafsız olmadıklarını iddia etmektedir.
AİHM ayrıca, dava dosyası esasında, bu şikayetin de kabul edilebilirliği üzerine karar veremeyeceği ve bu nedenle, AİHM İç Tüzükünün 54. maddesinin 2(b) paragrafı uyarınca, bunun savunmacı Hükümete bildirilmesi gerektiği kanaatindedir.
3. Başvuran, Sözleşmenin 6. maddesinin 1. ve 3(c) paragrafları kapsamında, adalet müfettişi tarafından ifadesi alınırken, avukat tutma ve sessiz kalma haklarının kendisine hatırlatılmadığından şikayet etmektedir. Aynı zamanda, tek taraflı olarak tutulan tutanaklarla sonuçlanan görüşmeler süresince herhangi bir zabıt katibinin bulunmadığından da şikayet etmektedir.
Başvurana haklarının hatırlatılmaması ve de zabıt katibinin bulunmamasına yönelik iddialar ile ilgili olarak, AİHM, söz konusu tarihte, ağır ceza mahkemeleri huzurundaki yargılamalara ilişkin hukuk yardımları bağlamında herhangi bir hukuki kısıtlama bulunmadığına dikkat çekmektedir (karşılaştırma Salduz v. Türkiye (GC), No. 36391/02, 27 Kasım 2008). AİHM ayrıca, başvuranın bu hususları, yerel makamlar huzurunda dile getirmediğine dikkat çekmektedir. Dahası, başvuran ifadelerini geri almamış ya da doğruluklarına yönelik itirazda da bulunmamıştır. Aksine, ilk duruşma süresince, kanuni temsil hakkını reddetmiştir. Sonuç olarak, başvuranın bir cumhuriyet savcısı olduğu göz önüne alındığında, AİHM, haklarının kendisine hatırlatılmamasının ya da görüşme sırasında zabıt katibinin bulunmayışının, başvuranın davasının adilliğine halel getirmediği kanaatindedir.
AİHM, başvurunun bu kısmının, Sözleşmenin 35. maddesinin 3. ve 4. paragraflarının anlamı dahilinde, dayanaktan yoksun olarak beyan edildiği gerekçesiyle, reddine karar vermektedir.
4. Sözleşmenin 6. maddesinin 2. paragrafına dayanarak başvuran, görevden alınmasına yönelik karar ceza yargılaması sonucu beklenmeden verildiği için, Yüksek Kurulun, kendi suçsuzluk karinesi hakkını ihlal ettiğini iddia etmektedir. Başvuran ayrıca, Sözleşmenin 6. maddesinin 2. paragrafı ile bağlantılı olarak 13. maddesi kapsamında, Yüksek Kurulun kararına itiraz edebileceği herhangi etkili bir kanuni yola başvurma hakkının olmadığını iddia etmektedir.
AİHM, başvuranın Yüksek Kurula yaptığı temyiz başvurusunun ve İtiraz Kurulu huzurunda bulunduğu itirazın sırasıyla 23 Ekim 2000 ve 1 Mart 2001 tarihlerinde reddedildiğine dikkati çekmektedir. İtiraz Kurulunun nihai kararı, 21 Ağustos 2001 tarihinde resmi gazetede yayınlanmıştır. Başvurunun AİHMe 2 Haziran 2009 tarihinde yapıldığı göz önüne alındığında, AİHM, başvurunun bu kısmının, Sözleşmenin 35. maddesinin 1. ve 4. paragraflarının anlamı dahilinde, altı aylık süre sınırını aşan şekilde gerçekleştirildiği gerekçesiyle, reddedilmesi gerektiği kanaatindedir.
5. Başvuran, Sözleşmenin 6. maddesinin 3. paragrafı kapsamında, mahkemenin, başvuran ile başka bir tanık arasındaki husumete ilişkin ifade verecek olan belirli bir tanıktan delil dinlemediğini iddia etmektedir.
AİHM, 6. maddenin sanığa, bir tanığın mahkemede bulunmasının sağlanmasına ilişkin sınırsız hak tanımadığına dikkat çekmektedir. Bir tanığın dinlenmesinin gerekli ya da faydalı olup olmadığına normalde ulusal mahkemeler karar vermektedir (bkz. diğer makamlar arasında, Perna v. İtalya (GC), No. 48898/99, § 29, AİHM 2003-V). 6. maddenin asıl amacı,
(d) paragrafında aynı koşullar altında kelimeleriyle belirtildiği üzere, söz konusu hususa yönelik tarafların tam eşitliğidir (bkz. Svinarenkov v. Estonya (dec), No. 42551/98, 15 Şubat 2000).
AİHM, başvuranın, başvuran ile başka bir tanık arasındaki husumete ilişkin ifade vereceği iddia edilen tanığın, M.G.nin mahkeme tarafından dinlenmesine yönelik talebinin, belirgin ve açık bir gerekçeye; aralarındaki ilişkinin hali hazırda yeterince açık olması gerekçesine bağlı olarak reddedildiğine dikkat çekmektedir. AİHM, başvurunun bu kısmının, Sözleşmenin 35. maddesinin 3. ve 4. paragraflarının anlamı dahilinde, dayanaktan yoksun olarak beyan edildiği gerekçesiyle, reddine karar vermektedir.
6. 19 Eylül 2011 tarihli mektubunda, Sözleşmenin 6. ve 13. maddelerine dayanan başvuran ayrıca, davası için önemli teşkil eden belirli bir şüphelinin, M.K.nin tutukluluk halinden salıverilmesine yönelik şikayette bulunmuştur.
AİHM, başvurunun bu kısmının doğrulanmamış olduğu ve Sözleşmenin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca, dayanaktan yoksun olarak beyan edildikleri dolayısıyla kabul edilemez olarak beyan edilmesi gerektiği kanaatindedir.
Bu gerekçelerle, AİHM oybirliği ile
Başvuranın yargılama uzunluğu ile bidayet mahkemesinin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin şikayetlerinin incelenmesinin ertelenmesine karar verir;
Başvurunun kalanını kabul edilemez olarak beyan eder. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy