(AİHS m. 2, 3, 5, 6, 13, 14, 18, 35)
(Başvuru no. 33032/09)
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
30 Eylül 2014 tarihinde,
Başkan
Guido Raimondi,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Andras Sajö,
Neboja Vucinic,
Egidijus Küris,
Robert Spano,
Jon Fridrik Kjolbro
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Abel Camposun katılımıyla oluşturulan ve Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
2 Mayıs 2009 tarihli yukarıdaki başvuruyu dikkate alarak, Gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuranlar, Şeyhmus Şengüner ve Emine Şengüner, Türk vatandaşları olup, 1943 doğumludurlar ve Diyarbakırda ikamet etmektedirler. Mahkeme önünde, Diyarbakırda görev yapan avukat C. Turhalh Balsak tarafından temsil edilmişlerdir.
2. Davaya konu olaylar, başvuranlar tarafından ibraz edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Başvuranların oğlu Zeydin Şengüner, 30 Mayıs 2005 tahininde askerlik görevine başlamıştır. Bulantı hissetmesi ve mide kanaması geçirmesi nedeniyle 15 Ağustos 2005 tarihinde alay revirine gitmiştir. Aynı gün Erzincan Asker Hastanesine sevk edilmiş ve 15 ve 17 Ağustos 2005 tarihlerinde olmak üzere iki cerrahi operasyon geçirmiştir. Patoloji raporunun ulaşmasının ardından, kendisine hodgkin dışı lenfoma teşhisi konulmuş ve 6 Eylül 2005 tarihinde Ankara GATA Hastanesinin Onkoloji Birimine sevk edilerek burada altı kez kemoterapi görmüştür. Tedavi sürecinde, beyninde bir tümör teşhis edilmiş ve radyoterapi uygulanmıştır. Ancak, 6 Ocak 2006 tarihinde hayatını kaybetmiştir.
Başvuranlar, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi önünde tazminat davası açarak, ağır askerlik koşullarının oğullarının sağlığı üzerinde olumsuz etki oluşturduğu gerekçesiyle, yetkililerin kusurlu olduklarını ve hastalığın teşhisinde gecikme yaşandığını ileri sürmüşlerdir.
5. Yargılamalar kapsamında mahkeme, başvuranların oğlunun ölümüne ilişkin olarak askeri yetkili makamlara herhangi bir kusur atfedilip atfedilemeyeceğine karar verilebilmesi için bilirkişi raporu hazırlanmasını talep etmiştir. 19 Haziran 2008 tarihli bir raporda bilirkişiler, başvuranların oğlunun Türkiyedeki en gelişmiş hastanelerden birinde yeterli tıbbi tedaviyi almış olduğu kanaatine varmışlardır. Söz konusu bilirkişiler, modern tedavi seçeneklerinin mevcut olmasına rağmen, hodgkin dışı lenfoma vakalarında ölüm oranının oldukça yüksek olduğunu ve başvuranların oğlunun ölümüne ilişkin olarak yetkililere herhangi bir kusurun atfedilemeyeceğini ifade etmişlerdir. Bilirkişiler ayrıca, ilgili şahsın kanser hastası olmasının askerlikle bir alakasının olmadığını belirtmişlerdir.
6. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi başvuranların davasını 23 Temmuz 2008 tarihinde reddetmiştir. Mahkeme, kararını bilirkişi raporlarına dayandırmış ve başvuranların oğlunun ölümü konusunda askeri yetkili makamlara herhangi bir kusurun atfedilemeyeceği sonucuna varmıştır. Sonrasında, başvuranların sunmuş oldukları karar düzeltme talebi, 28 Ekim 2008 tarihinde reddedilmiştir. Söz konusu karar, başvuranlara 14 Kasım 2008 tarihinde tebliğ edilmiştir.
ŞİKAYETLER
7. Başvuranlar, 2 Mayıs 2009 tarihli ilk başvurularında, oğullarının yaşam hakkının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir. Başvuranlar, oğullarının, zorunlu askerlik hizmeti süresince askeri idarenin otoritesinde olduğunu ve dolayısıyla oğullarının ölümünden de Devletin sorumlu tutulması gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Bu bağlamda, oğulları askere alınmadan önce uygun tıbbi testlerin yapılmadığını, ağır koşulların oğullarının sağlığı üzerinde olumsuz bir etki oluşturduğunu ve kanser teşhisinin konulmasında ve uygun tedavinin başlatılmasında gecikme yaşandığını ifade etmişlerdir. Başvuranlar ayrıca, yerel yargılamaların adil olmadığını öne sürerek, Sözleşmenin 6. ve 13. maddelerine istinat etmişlerdir. Bu kapsamda, bilirkişi raporuna yapmış oldukları itirazın dikkate alınmadığını, mahkemenin davaya konu olayları yanlış yorumladığını ve etkili bir soruşturmanın yürütülmediğini ifade etmişlerdir.
8. Başvuranlar, 25 Eylül 2009 tarihinde, Sözleşmenin 3, 5, 6, 14 ve 18. maddeleri kapsamında da şikayette bulunmuşlardır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Sözleşmenin 2. maddesi hakkında
9. Başvuranlar, oğullarının, yetkili makamların sorumluluğu dahilindeki koşullar çerçevesinde hayatını kaybettiğinden şikayetçi olmuşlardır. Başvuranlar ayrıca, yürütülen yargılamaların etkisiz olduğunu ifade etmişlerdir. Başvuranlar bu bağlamda Sözleşmenin 2, 6 ve 13. maddelerine istinat etmişlerdir.
10. Öncelikle Mahkeme, başvurunun bu kısmının Sözleşmenin yalnızca 2. maddesi kapsamında incelenmesi gerektiğini kaydeder.
11. Mahkeme, Devletin, bir kişinin askerlik hizmetini insanlık onuruna saygı ilkesini gözeten koşullarda yerine getirmesini, askeri eğitim usul ve yöntemlerinin kişiyi stres altında veya askeri disiplinin barındırdığı zorluk düzeyini aşacak ölçüde sıkıntı içerisinde bırakmamasını ve bu hizmet kapsamında uygulamaya yönelik talepler göz önünde alındığında kişiye gerekli tıbbi yardımın ve benzeri gereklerin sağlanması suretiyle kişinin sağlığının ve refahının yeterince korunmasını temin etmekle yükümlü olduğuna vurgu yapar (Bk. Baklanov/Ukrayna, no. 44425/08, § 65, 24 Ekim 2013 ve Chember/Rusya, no. 7188/03, § 50, AİHM 2008). Dolayısıyla mevcut davada, 30 Mayıs 2005 tarihinde askerlik görevine başlayan Zeydin Şengünerin sağlığından askeri idare sorumlu olmuştur.
12. Mahkeme, başvuranların oğluna 2005 yılının Ağustos ayında yani askere alındıktan yaklaşık üç ay sonra Hodgkin dışı lenfoma teşhisi konulduğunu ve şahsın 6 Ocak 2006 yılında hayatını kaybettiğini kaydeder.
13. Dosyadaki belgelerden, Zeydin Şengünerin bulantı ve mide kanaması nedeniyle 15 Ağustos 2005 tarihinde alayın revirine başvurduğu anlaşılmaktadır.
Zeydin Şengünerin bu tarihe kadar herhangi bir sağlık probleminin bulunduğuna dair bilgi mevcut değildir. Şahıs derhal Erzincan Asker Hastanesine sevk edilmiş ve iki cerrahi operasyon geçirmiştir. Patoloji raporunun ulaşmasının ardından, kendisine hodgkin dışı lenfoma teşhisi konulmuş ve 6 Eylül 2005 tarihinde Ankara GATA Hastanesinin Onkoloji Birimine sevk edilerek burada altı kez kemoterapi görmüştür. Tedavi sürecinde, beyninde bir tümör teşhis edilmiş ve radyoterapi uygulanmıştır. Bu koşullarda Mahkeme, şahsın tedavisinde herhangi bir gecikme gözlemlememiştir. Mahkeme ayrıca, başvuranların, hastanede oğullarını tedavi eden doktorlara tıbbi ihmal atfedilebileceği yönünde herhangi bir şikayette bulunmadıklarını kaydeder.
14. Mahkeme ilaveten, başvuranların şikayetlerinin yerel mahkemeler tarafından incelendiğini dikkate alır. Yargılamalar esnasında bir bilirkişi raporu düzenlenmiş olup, raporda, başvuranların oğluna Türkiyedeki en gelişmiş hastanelerden birinde yeterli tıbbi muayenenin sağlandığı belirtilmiştir. Bilirkişiler, modern tedavi seçeneklerinin mevcut olmasına rağmen, hodgkin dışı lenfoma vakalarında ölüm oranının oldukça yüksek olduğunu ve başvuranların oğlunun ölümüne ilişkin olarak yetkililere herhangi bir kusurun atfedilemeyeceğini ifade etmişlerdir. Bilirkişiler ayrıca, ilgili şahsın kanser hastası olmasının askerlikle bir alakasının olmadığını belirtmişlerdir. Mahkeme, yerel mahkemelerin ilke olarak mevcut davaya konu olaylara ilişkin delillerin uygunluğunu değerlendirme ve kanunun esasa ve usule dayalı maddelerinin yorumlanması ve uygulanması konusunda daha donanımlı olduğuna vurgu yapar (Bk. Besen/Türkiye (k.k.), no. 48915/09, § 38, 8 Eylül 2009). Mevcut davada Mahkeme, dava dosyasında, yerel mahkemeler tarafından istinat edilen bilirkişi raporundan ayrı hareket etmesini veya bu rapor hakkında şüpheye düşmesini gerektirecek herhangi bir delil görememiştir. Buna ek olarak, başvuranların ilgili rapora erişimlerine izin verilmiş ve bu rapora karşı üç aşamalı yargı nezdinde itiraz edebilmelerine imkan sağlanmıştır.
15. Yukarıdakiler ışığında Mahkeme, mevcut davanın koşullarında, başvuranların oğlunun yaşam hakkının korunmasına ilişkin yükümlülükleri kapsamında yerel makamlara atfedilebilecek herhangi bir kusurun bulunmadığı görüşündedir.
16. Mahkeme, başvurunun bu kısmının, Sözleşmenin 35 §§ 3 ve 4 maddesinin anlamı dahilinde açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmesi gerektiği kanaatindedir.
B. Diğer şikayetler
17. Başvuranlar, 25 Eylül 2009 tarihinde, Sözleşmenin 3, 5, 6, 14 ve 18. maddeleri kapsamında da şikayette bulunmuşlardır.
18. Mahkeme, Sözleşmenin 35 § 1 maddesi uyarınca Mahkemenin yalnızca nihai kararın verildiği tarihten itibaren altı ay içerisinde meseleyi ele alabileceğini vurgulamaktadır. Genel bir kural olarak, altı aylık periyot, başvuranın herhangi bir başvuruda bulunmayacağını bildirdiği ve yapılan şikayetlerin mahiyeti hakkında bilgi verdiği ilk dilekçesi ile sekteye uğramıştır. İlk başvuruda belirtilmeyen şikayetler hususunda ise, altı aylık süre, şikayetin Mahkemeye ilk ibraz edildiği tarihe kadar sekteye uğramamıştır (Bk. Allan/Birleşik Krallık (k.k.), no. 48539/99, 28 Ağustos 2001 ve Dağlı/Türkiye, no. 28888/02, §§ 36-39, 27 Kasım 2007).
19. Mevcut davada Mahkeme, nihai karar başvuranlara 14 Kasım 2008 tarihinde tebliğ edildiği halde, şikayetlerin 25 Eylül 2009 tarihinden önce hiçbir şekilde belirtilmediğini kaydeder.
20. Sonuç olarak Mahkeme, başvurunun bu kısmının, süre sınırı dışında yapılmış olduğu gerekçesiyle, Sözleşmenin 35 §§ 1 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiğini değerlendirir.
İşbu gerekçelere dayanarak Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvuruyu kabul edilemez olarak nitelendirir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy