(AİHS m. 1, 5, 6, 35) (5237 S. K. m. 312) (5271 S. K. m. 100, 101) (HASAN UZUN V. - TÜRKİYE DAVASI) (ALİ KOÇİNTAR - TÜRKİYE DAVASI) (İÇYER - TÜRKİYE DAVASI) (TAHİR ARIOĞLU VE DİĞERLERİ V. - TÜRKİYE DAVASI) (KORKMAZ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (SÜLEYMAN ERDEM - TÜRKİYE DAVASI) (KLASS VE DİĞERLERİ - ALMANYA DAVASI)
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
(Başvuru No. 36588/09)
Başkan
Guido Raimondi,
Yargıçlar
Andras Sajö,
Neboja Vucinic,
Egidijus Küris,
Robert Spano,
Jon Fridrik Kjolbro
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismithin katılımıyla 18 Kasım 2014 tarihinde Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), yukarıda anılan 22 Haziran 2009 tarihli başvuruyu gözönünde bulundurarak yapılan müzakereler neticesinde aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Türk Silahlı Kuvvetlerinden Emekli Albay Mehmet Fikri Karadağ, Türk vatandaşı olup 1953 doğumludur ve İstanbulda ikamet etmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Bundan böyle Mahkeme olarak anılacaktır.) önünde İstanbulda görev yapan avukat N. Çetin tarafından temsil edilmektedir.
A. Davanın Koşulları
2. Başvurunun kendine özgü koşulları, başvuran tarafından ifade edildiği şekilde aşağıdaki gibi özetlenebilir.
1. Ergenekon
3. 2007 yılında, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Ergenekon isimli suç örgütü üyesi oldukları iddia edilen kişiler hakkında hükümeti cebir ve şiddet kullanarak devirmeyi amaçladıkları iddiasıyla soruşturma başlatmıştır. Savcılığa göre, sanıklar, toplumda tanınmış kişilere yönelik suikast, yüksek yargı organlarının binaları veya kutsal mekanlar gibi hassas yerlere bombalı suikastlar düzenlemek gibi provokasyon nitelikli eylemleri planlamış ve gerçekleştirmişlerdir. Sanıklar, bu yolla toplum genelinde bir korku ve panik atmosferi yaratmayı amaçlamış ve bu sayede bir güvensizlik ortamı oluşturarak, askeri darbe yolunu açmayı hedeflemişlerdir.
4. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı birçok iddianame ile, aralarında general ve diğer subayların, istihbarat servisi görevlilerinin, iş adamlarının, politikacı ve gazetecilerin de bulunduğu çok sayıda kişi hakkında İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davaları açmıştır. Savcılık söz konusu kişileri bilhassa Ceza Kanununun 312. maddesi gereğince cezası müebbet hapis olan demokratik anayasal düzeni yıkmayı hedefleyen bir darbe planlamakla itham etmiştir.
5. İddianamede, Ergenekon adındaki yasadışı örgütün varlığını ortaya koyan ilk izlerin, 2007 yılının Haziran ayında gerçekleştirilen aramada bulunan, İstanbul Ümraniyedeki gizli silah deposunun olduğu (burada 27 adet taarruz el bombası ele geçirildiği) belirtilmektedir. Aynı soruşturma çerçevesinde gerçekleştirilen birçok arama esnasında, örgütün hiyerarşik yapısını ve cebren Hükümeti devirmeyle ilgili planlarını gün ışığına çıkaran birçok delil unsuruna el konulmuştur.
6. Bu dava çerçevesinde sunulan iddianamelerde, savcılık, Ergenekonun hiyerarşik yapısına göre, askerlerin örgütün baş aktörleri olarak kabul edildiğini ve sivillerin daha ziyade lojistik ve finansal destek sağlamak ve propaganda yapmak ile görevlendirildiğini ifade etmiştir.
7. Ayrıca, savcılığa göre, suç teşkil eden bu örgüt, bazıları ortaya çıkarılabilen faaliyetleri ve somut eylem planlarını yönetmek amacıyla kurulmuştur. Bu eylem planlarından dördü, Kafes, İrtica ile Mücadele, Sarıkız ve Ayışığı olup, gerçek anlamıyla askeri darbe öncesi safhada yürütülecek hazırlık niteliğindeki operasyonlarla ilgiliydi ve asıl hedefleri söz konusu müdahaleyi haklı göstermek amacıyla ortam hazırlamaktı. Yakamoz eylem planının konusu askeri darbenin uygulanmasına ilişkindi. Son olarak, Eldiven eylem planı, askeri darbeden sonraki safhada yürütmenin ve siyasi kurumların yeniden yapılandırılmasıyla ilgiliydi.
8. Kafes eylem planı, öncelikle, örgüt üyelerince dini azınlıklara mensup vatandaşlara karşı tehdit telefonları açmak ve grafitiler yapmak, bu insanların çoğunlukla yaşadığı mahallelere patlayıcılar koymak, kamuoyunda tanınan azınlık haklarını savunanlara yönelik saldırılar düzenlemek ve bununla birlikte bu azınlıktan olan iş adamları ve sanatçıları kaçırmak yoluyla şiddet eylemleri uygulanmasını öngörüyordu. Kafes eylem planının ikinci aşamasıysa, iktidardaki parti olan AKPyi bu şiddet faaliyetlerini azmettirmekle sorumlu göstermek için medya organlarını manipüle etmeyi amaçlıyordu.
9. İrtica ile mücadele eylem planı, özellikle, AKPnin imajını lekelemek ve kamuoyu nezdindeki desteğini kaybettirmek amacıyla medya organları yoluyla, iktidardaki parti olan AKP hakkında yalan, düzmece haberlerin yayılmasını öngörüyordu.
10. Sarıkız eylem planı, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ö.Ö tarafından kaleme alınan günlükte sunulduğu üzere, basını manipüle etmeyi ve öğrenciler ile sendika veya dernek üyeleri arasında Hükümet aleyhine protesto gösterileri düzenlemelerini ve Hükümete karşı genel hoşnutsuzluk olduğuna inandırmak amacıyla yurt genelinde afiş kampanyaları düzenlemeyi öngörüyordu. Bu eylem planı, kuvvet komutanları M.İ.E., A.Y., Ö.Ö, ve İ.F. tarafından hazırlanmıştır.
11. Ayışığı eylem planı, öncelikle, ülkenin günlük politikasında ordunun her türlü müdahaleye karşı olmakla tanınan Genelkurmay eski Başkanı Orgeneral H.Öyü etkisiz hale getirmeyi veya görevinden etmeyi ayrıca, iktidardaki parti olan AKPnin bazı milletvekillerinin partilerini terk etmelerini sağlamayı da amaçlıyordu. Bu eylem planının diğer hedefi, hükümete karşı gerçekleştirilecek olan askeri darbede, dönemin Cumhurbaşkanı olan Ahmet Necdet Sezerin desteğini almak veya onun tarafından gelecek her türlü muhalefeti etkisiz hale getirmekti.
12. Yakamoz eylem planı, özellikle, askeri darbe yapmayı ve hükümetin devrilmesinin ardından yeni bir idari yapının oluşturulmasını öngörmekteydi.
13. Eldiven eylem planı, hükümete karşı gerçekleştirilecek olan askeri darbenin başarıya ulaşmasının ardından alınacak özel tedbirleri içeriyordu.
Bu plan, medyanın ve siyasi partilerin yeniden yapılandırılmasını, silahlı kuvvetlerin yeniden düzenlenmesini, yeni bir Cumhurbaşkanı seçimini, Cumhurbaşkanlığına bağlı kurumların yeniden düzenlenmesini ve dış politikaya yeni bir yön vermeyi konu alıyordu.
14. Savcılığa göre, ordu komutanı M.Ş.E.ye ait olan CDlerde tasvir edilen Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven eylem planları, bu kişi ve bazı üst düzey askerlerden oluşan ekibi tarafından hazırlanmıştı.
15. Savcılığın talebi üzerine, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi - davalar bu mahkemede açılmıştır - sanıkların çoğunun tutuklanmasına ve tutukluluk hallerinin devamına karar vermiştir.
16. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 5 Ağustos 2013 tarihli kararla Ergenekon davasında kararını açıklamıştır. 3 Nisan 2014 tarihinde 16.798 sayfalık gerekçeli kararını yayımlamıştır.
17. Sanıklar 5 Ağustos 2013 tarihli karara karşı temyiz başvurusunda bulunmuşlardır. Ceza yargılaması halen Yargıtay önünde derdesttir.
2. Başvuranın Tutuklanması ve Hakkında Yürütülen Ceza Yargılaması
18. Başvuran 22 Ocak 2008 tarihinde, Ergenekon örgütüne üye olma ve yardım etme şüphesiyle yakalanarak gözaltına alınmıştır. Evinde yapılan arama sırasında, polis, aralarında diğer şüphelilerle yapılan yazışmaların yer aldığı çok sayıda belgeye ve ilgiliye ait bilgisayara ve iki cep telefonuna el koymuştur.
19. Başvuran, Ergenekon örgütünün sözde üyeleriyle bağlantıları ile evinde el konulan belgeler ve malzeme hakkında emniyette sorguya çekilmiştir.
20. Başvuran 26 Ocak 2008 tarihinde polise teslim edildikten sonra, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi (Bundan böyle metinde Ağır Ceza Mahkemesi olarak anılacaktır.) nöbetçi hakimi huzuruna çıkarılmış ve hakkındaki suçlamalar ve olaylarla ilgili olarak sorgulanmıştır. Duruşma sonunda, başvuran, hakkında kuvvetli suç şüphesi, suçun niteliği ve kaçma riski göz önünde bulundurularak tutuklanmıştır.
21. İstanbul Cumhuriyet savcısı 14 Temmuz 2008 tarihli iddianameyle, örgütün aralarında başvuranın da bulunduğu sözde üyeleri hakkında kamu davası açmış ve özellikle Bakanlar Kurulunu cebren devirmeye teşebbüs nedeniyle mahkûmiyetlerini talep etmiştir. Savcılığa göre, başvuran Ergenekon örgütünün yöneticilerinden biriydi ve sivilleri, aşırı milliyetçi eğilimi olan dernekler aracılığıyla örgütlemekle ve propaganda yapmakla görevliydi.
22. Cumhuriyet savcısı suçlamalarını başvuranın ve suç ortaklarının evlerinde yapılan aramalar sırasında el konulan belgeler, telefon dinleme kayıtları ya da bazı suç ortaklarının beyanları gibi farklı delil unsurlarına dayandırmıştır.
23. Ceza yargılaması boyunca başvuran birçok defa Ağır Ceza Mahkemesinde salıverilme talebinde bulunmuştur. Ağır Ceza Mahkemesi, başvuran hakkındaki kuvvetli suç şüphesine, suçun niteliğine ve dosya içeriğine atıfta bulunarak bu talepleri reddetmiştir.
24. Başvuran belirtilmeyen bir tarihte, bilgisayarının ve cep telefonlarının iadesini talep etmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi 3 Nisan 2009 tarihli kararla bu talebi reddetmiş ve bunların iadesinin hükümle birlikte değerlendirilmesine karar vermiştir.
25. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 5 Ağustos 2013 tarihli kararla başvuranı, yasadışı örgüt Ergenekonun yöneticilerinden biri olma, Hükümeti cebren devirmeye teşebbüs, üçüncü kişilerin siyasi, felsefi ve dini görüşleri ile ırki kökenlerini hukuka aykırı olarak kaydetme nedeniyle ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına ve on iki yıl on ay on beş gün hapis cezasına mahkûm etmiştir. Cihazların iadesiyle ilgili olarak, Ağır Ceza Mahkemesi cep telefonlarının adli emanette tutulmaya devam edilmesine karar vermiştir. Dosyada, el konulan bilgisayarın akıbetiyle ilgili herhangi bir bilgi yer almamaktadır.
26. Ağır Ceza Mahkemesi 12 Mart 2014 tarihinde, tutukluluk süresinin kanunla öngörülen azami süreyi aştığı gerekçesiyle başvuranın tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasına karar vermiştir.
27. Dosyada yer alan belgelere göre, başvuran hakkındaki ceza yargılaması halen Yargıtay önünde derdesttir.
3. Başvuranın sağlık durumu
28. Başvuran hipertansiyon ve hiperlipidemi hastası olup, bu bağlamda Gülhane Askeri Hastanesi kardiyoloğu tarafından 3 Haziran 2003 tarihinde imzalanmış bir tıbbi rapor ibraz etmiştir.
B. İlgili iç hukuk kuralları ve uygulaması
1. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru
29. 23 Eylül 2012 tarihinde yürürlüğe giren Anayasal değişiklikler sonrasında, Türk Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuru Türk hukuk sisteminde uygulamaya konulmuştur.
30. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruyu düzenleyen 6216 sayılı Kanunun somut olayla ilgili hükümleri ve Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün somut olayla ilgili bölümleri Mahkemenin Hasan Uzun/Türkiye ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 10755/13, §§ 25-27, 30 Nisan 2013) kararında yer almaktadır.
2. Anayasa Mahkemesinin tutukluluk süresi ile ilgili içtihadı
31. Anayasa Mahkemesinin, özgürlük hakkı ile ilgili davalar çerçevesinde verdiği karar ve hükümler Mahkemenin Koçintar/Türkiye ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 77429/12, §§ 15-26, 1 Temmuz 2014) kararında yer almaktadır.
3. Ceza Muhakemesi Kanununun hükümleri
32. Tutukluluk, Ceza Muhakemesi Kanununun (Bundan böyle metinde CMK olarak anılacaktır.) 100. ve devamı maddelerinde ele alınmaktadır. 100. maddeye göre kişi, hakkında suç işlediğine dair kuvvetli şüphelerin varlığını gösteren olguların bulunması ve tutukluluğun bu maddede sıralanan gerekçelerden biri ile haklı gösterilmesi durumunda tutuklanabilmektedir. Şüphelinin kaçma veya kaçma şüphesi uyandıran somut olguların bulunması, kaçma veya kaçma riski bulunması ya da şüpheli kişinin delilleri yok etme, gizleme veya tanıkları etkileme riski bulunduğunda tutukluluk hali haklı kabul edilmektedir. Aynı zamanda şüphelinin özellikle Devletin güvenliğine ve anayasal düzene karşı bazı suçları işlediğine dair kuvvetli şüphelerin bulunması, tutukluluk durumunu haklı göstermek için yeterlidir.
33. CMKnın 101. maddesine göre, tutuklama kararı, soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısının talebi üzerine sulh hakimi tarafından, kovuşturma evresinde ise Cumhuriyet savcısının talebi üzerine veya resen yetkili mahkeme tarafından verilmektedir. Tutuklama ya da tutukluluğun devamı ile ilgili kararlar itiraza tabi olup, bu kararlarda hukuki ve fiili gerekçelerin bulunması gerekmektedir.
ŞİKAYETLER
34. Başvuran, tutuklu bulunduğu koşulların sağlık durumu nedeniyle Sözleşmenin 1. maddesine aykırı bir muamele teşkil ettiğini ileri sürmektedir.
35. Başvuran, Sözleşmenin 1. maddesini ileri sürerek, özgürlükten yoksun bırakılmasının Sözleşmeye uygun olmadığını; zira suç işlediğine dair hakkında inandırıcı neden bulunmadan yakalanarak tutuklandığını iddia etmektedir.
36. Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrası ile 6. maddesini ileri sürerek, tutukluluk süresinden ve tutukluluk haline karar vermek için yerel mahkemeler tarafından dayanılan gerekçelerin yetersizliğinden şikayet etmektedir.
37. Başvuran, 1 No.lu Protokolün 1. maddesini ileri sürerek, bilgisayarına ve cep telefonlarına el konulmasının mülkiyet hakkının ihlalini teşkil ettiğini ileri sürmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Mülkiyetin korunması hakkında
38. Başvuran, evinde yapılan aramalar sırasında el konulan bilgisayar ve cep telefonlarının iadesi talebinin reddedilmesinden Gikayet etmektedir. 1 No.lu Protokolün 1. maddesi anlamında mülkiyetin korunması hakkının ihlal edildiğini düşünmektedir. Söz konusu maddenin ilgili bölümleri aşağıdaki gibidir:
Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
(
)
39. Mahkeme, dosyanın mevcut durumunda, söz konusu şikayetin kabul edilebilirliği hakkında karar verecek durumda olmadığı ve İçtüzüğün 54. maddesinin 2. fıkrasının b) bendi uyarınca başvurunun bu kısmının davalı Hükümete bildirilmesinin gerekli olduğu kanaatindedir.
B. Tutukluluk süresi hakkında
40. Başvuran tutukluluk süresinin Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrası ile 6. maddesine aykırı olduğunu iddia etmektedir.
41. Dava konusu olay ve olguların hukuki tavsifini yapmakla yetkili olan Mahkeme (Glor/İsviçre, No. 13444/04, § 48, AİHM 2009) işbu şikayetin Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrası açısından incelenmesinin uygun olduğu kanaatindedir. Söz konusu madde şu şekildedir:
İşbu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullar uyarınca yakalanan veya tutulan herkes (
) makul bir süre içinde yargılanma ya da yargılama süresince serbest bırakılma hakkına sahiptir. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminat şartına bağlanabilir.
42. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmesi hususu kural olarak Mahkemeye başvuru yapıldığı tarihe göre değerlendirildiğini hatırlatmaktadır. Ancak Mahkemenin birçok kez belirttiği gibi; bu kuralın her davanın kendine özgü koşullarıyla gerekçelendirilebilecek istisnaları bulunmaktadır (Baumann/Fransa, No. 33592/96, § 47, AİHM 2001-V (özetler)). Mahkeme, özellikle uzun yargılama süresi konusunda bazı üye Devletler aleyhine yapılan başvurularda bu genel ilkeden saptığını hatırlatmaktadır (Fakhretdinov ve diğerleri/Rusya (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 26716/09, 67576/09 ve 7698/10, 23 Eylül 2010 ve Taron/Almanya (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 53126/07, 29 Mayıs 2012). Mahkeme, Türkiye aleyhine mülkiyet hakkıyla ilgili sorunlar konusunda açılan bazı davalarda da aynı şekilde hareket etmiştir (İçyer/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No.18888/02, §§ 73-87, AİHM 2006-I, Altunay/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 42936/07, 17 Nisan 2012 ve Arıoğlu ve diğerleri/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No.11166/05, 6 Kasım 2012).
43. Mahkeme, başvuranın tutukluluk süresinin 22 Ocak 2008 tarihinde başladığını ve 5 Ağustos 2013 tarihinde mahkûmiyetiyle sona erdiğini kaydetmektedir.
44. Mahkeme, Koçintar/Türkiye ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 77429/12, § 44, 1 Temmuz 2014) davasında, Anayasa Mahkemesine bireysel başvurunun, başvuranın Sözleşmenin 5. maddesinin 3. Fıkrası bağlamındaki şikayetine uygun bir telafi getirmeye elverişli olmadığına ilişkin elinde herhangi bir gerekçe bulunmadığı gibi, başvuru yolunun makul başarı beklentileri sunmadığı kanaatine vardığını hatırlatmaktadır.
45. Mahkeme, somut olayda bu içtihattan sapacak herhangi bir neden görmemektedir.
46. Başvuranın, Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrası bağlamındaki şikayeti, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle Sözleşmenin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca kabul edilemez olarak açıklanmalıdır.
C. Suç işlediğine dair başvurandan şüphelenmek için inandırıcı nedenlerin bulunması hakkında
47. Başvuran, Sözleşmenin 1. maddesini ileri sürerek, suç işlediğine dair hakkında şüphelenmek için inandırıcı neden olmadığını iddia ederek Sözleşme ihlal edilerek yakalandığından ve tutuklandığından şikayet etmektedir.
Mahkemeye göre, işbu şikayetin Sözleşmenin 5. maddesinin 1. fıkrası açısından incelenmesi uygundur. Söz konusu maddenin ilgili bölümleri aşağıdaki şekildedir:
Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir. Aşağıda belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:
(...)
c) Kişinin bir suç işlediğinden şüphelenmek için inandırıcı sebeplerin bulunduğu veya suç işlemesine ya da suçu işledikten sonra kaçmasına engel olma zorunluluğu kanaatini doğuran makul gerekçelerin varlığı halinde, yetkili adli merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve tutulması;
(...)
48. Mahkeme öncelikle, Sözleşmenin 5. maddesi, 1. fıkrası, c) bendinin, bir ceza yargılaması çerçevesinde bir kişinin ancak hakkında suçu işlediğine dair inandırıcı nedenlerin bulunması halinde mahkeme önüne çıkarılması amacıyla tutuklanmasına karar verilebileceğini düzenlediğini hatırlatmaktadır (Jecius/Litvanya, No. 34578/97, § 50, AİHM 2000-IX ve Wloch/Polonya, No. 27785/95, § 108, AİHM 2000-XI). Tutukluluk kararının dayandırılması gereken makul şüphe kavramı Sözleşmenin 5. maddesi, 1. fıkrası, c) bendi tarafından getirilen korumanın temel unsurunu teşkil etmektedir. İnandırıcı nedenler, söz konusu kişinin atılı suçu işlediğine dair objektif bir gözlemciyi ikna etmeye uygun olguların ve bilgilerin varlığını gerektirmektedir. Bununla birlikte, makul olarak kabul edilebilecek durumlar somut olayın koşullarının tamamına bağlıdır (Fox, Campbell ve Hartley/Birleşik Krallık, 30 Ağustos 1990, § 32, A Serisi no.182; Ohara/Birleşik Krallık, No. 37555/97, § 34, AİHM 2001-X; Korkmaz ve diğerleri/Türkiye, No. 35979/97, 21 Mart 2006, § 24; Süleyman Erdem/Türkiye, No. 49574/99, 19 Eylül 2006, § 37).
49. Mahkeme ardından, Sözleşmenin 5. maddesi, 1. fıkrası, c) bendinin, soruşturmayı yapan görevlilerin, yakalandığı anda kişiyi suçla itham etmek için yeterli delilleri toplamış olması gerekliliğini öngörmediğini hatırlatmaktadır. Sözleşmenin 5. maddesi, 1. fıkrası, c) bendine göre soruşturmanın konusu, tutukluluk süresince kişinin yakalanmasının temelini oluşturan somut şüphelerin doğruluğunu kanıtlayarak veya ortadan kaldırarak soruşturmayı tamamlamaktır. Dolayısıyla, şüphelere dayanak oluşturan olgular ile ceza yargılamasının sonraki aşamalarında tartışılacak olan ve mahkûmiyete gerekçe oluşturacak veya suç isnadına temel teşkil edecek olan olguların aynı düzeyde değerlendirilmemesi gerekmektedir (Murray/Birleşik Krallık, 28 Ekim 1994, § 55, A Serisi no. 300-A, ve yukarıda anılan Korkmaz ve diğerleri kararı, § 26).
50. Şüphesiz Sözleşmenin 5. maddesi, 1. fıkrası, Sözleşmeye taraf devletlerin güvenlik görevlilerinin organize suçlarla etkili olarak mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye sebep olabilecek biçimde uygulanmamalıdır (bk. mutatis mutandis, Klass ve diğerleri/Almanya, 6 Eylül 1978, § 58-68, A serisi, no. 28). Mahkemenin görevi, izlenilen meşru amaç da dahil olmak üzere, 5. maddenin 1. fıkrasının c) bendinde belirtilen şartların somut olayda yerine getirilip getirilmediğini belirlemekten ibarettir. Bu bağlamda, Mahkeme kural olarak kendilerine sunulan delilleri incelemek ve değerlendirmek için daha iyi bir konumda olan ulusal mahkemelerin değerlendirmesinin yerine kendi değerlendirmesini koyma yetkisine sahip değildir (bk. yukarıda anılan Murray kararı, § 66).
51. Mahkeme, somut olayda, başvuranın, Ergenekon isimli suç örgütünün, seçilen hükümeti cebir ve şiddet kullanarak devirme amacıyla faaliyetlerde bulunmakla suçlanan aktif üyelerinden biri olduğu şüphesiyle özgürlüğünden yoksun bırakıldığını tespit etmektedir. Mahkeme, başvuranın bilhassa, örgütün yöneticilerinden biri olduğundan şüphelenildiğini ve aşırı milliyetçi eğilimi olan dernekler aracılığıyla sivil halkın içinde bir kol geliştirmekle görevli olduğunu gözlemlemektedir. Ayrıca, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 5 Ağustos 2013 tarihli kararıyla, başvuranı söz konusu suçlar nedeniyle mahkûm ettiğini saptamaktadır.
52. Mahkeme, aynı zamanda soruşturma dosyasında, başvuranın ya da suç ortaklarının evlerinde yapılan aramalar sırasında el konulan belgeler, telefon dinleme kayıtları veya bazı suç ortaklarının beyanları gibi delil unsurlarının yer aldığını kaydetmektedir.
53. Şüphelerin bulunduğu aşamada gereken olguları ispat etme seviyesiyle ilgili olarak Sözleşmenin 5. maddesi, 1. fıkrasının gerekleri dikkate alındığında, Mahkeme, ceza dosyasının, başvuranın kovuşturulmasına neden olan suçu işlemiş olabileceği konusunda objektif bir gözlemciyi ikna edebilecek bilgiler içerdiği kanaatindedir.
54. Dolayısıyla, başvuranın Sözleşmenin 5. maddesi, 1. fıkrası, c) bendi anlamında, bir suç işlemiş olabileceğine dair hakkında makul şüphe oluşturacak inandırıcı nedenlere dayanarak yakalanıp tutuklandığına karar vermek uygundur (bk. yukarıda anılan Murray kararı, § 63, Korkmaz ve diğerleri kararı, § 26 ve Süleyman Erdem kararı, § 37).
55. Dolayısıyla başvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşmenin 35. maddesi, 3. fıkrası, a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmesine karar verilmiştir.
D. Cezaevi koşullarının başvuranın sağlık durumuyla uygunluğu hakkında
56. Başvuran, Sözleşmenin 1. maddesini ileri sürerek, sağlık durumunun cezaevi koşullarıyla uygun olmadığını iddia etmektedir.
Mahkeme, söz konusu şikayeti, Sözleşmenin 3. maddesi açısından incelenmesinin uygun olduğu kanaatindedir. Söz konusu madde şu şekildedir:
Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.
57. Mahkeme öncelikle, kötü bir muamelenin Sözleşmenin 3. maddesi kapsamına girmesi için asgari ağırlık düzeyine ulaşması gerektiğini hatırlatmaktadır. Bu asgari eşiğin değerlendirmesi esas olarak göreceli olup, muamelenin süresi veya fiziksel ya da zihinsel etkileri gibi davanın kendine özgü koşullarının tamamına ve bazı durumlarda, mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumuna bağlıdır (bk. diğer birçok karar arasından, Assenov ve diğerleri/Bulgaristan, 28 Ekim 1998, § 94, Kararlar ve Hükümler Derlemesi 1998-VIII ve Öcalan/Türkiye (BD), No. 46221/99, § 180, AİHM 2005-IV).
58. Mahkeme ardından, özgürlüğünden mahrum bırakılan kişilerle ilgili olarak, Sözleşmenin 3. maddesinin tutuklu ve hükümlülerin sağlık nedenleriyle serbest bırakılabilecekleri veya belli bir tıbbi tedavi görebilmeleri için devlet hastanesine kaldırılabilecekleri konusunda genel bir yükümlülük getirdiği şeklinde yorumlanamayacağını hatırlatmaktadır (Kudla/Polonya (BD), No. 30210/96, § 93, AİHM 2000-XI; Kalachnikov/Rusya, No. 47095/99, § 95, AİHM 2002-VI). Bununla birlikte 3. madde bir devlete, tüm tutuklu ve hükümlülerin insanlık onuruna uygun Gartlarda tutulmalarını sağlama, ilgili tedbirin uygulanma şekli ile ilgiliyi sıkıntıya sokmama ya da tutulmanın verdiği kaçınılmaz acıyı aşan yoğunlukta bir deneyime maruz bırakmama, hapsolunmanın pratik gereklilikleri de göz önünde bulundurularak hapsolunan kişinin gerekli tıbbi tedavisini sağlayarak, sağlığının, vücut bütünlüğünün ve esenliğinin uygun biçimde koruma yükümlülüğü yüklemektedir (bk. yukarıda anılan Kudla kararı, § 94, Mouisel/Fransa, No. 67263/01, § 40, AİHM 2000-IX, Matencio/Fransa, No. 58749/00, § 78, 15 Ocak 2004, Kızıklar/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No.21838/02, 10 Temmuz 2007).
59. Mahkeme son olarak, ileri yaşta ve üstelik hasta olan bir kişinin uzun süren tutukluluk halinin, Sözleşmenin 3. maddesinin koruması kapsamında değerlendirilebileceğini de hatırlatmaktadır (Papon/Fransa (no.1) (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 64666/01, AİHM 2001-VI).
60. Mahkeme, somut olayda, başvuranın hipertansiyon ve hiperlipidemi hastası olduğunu açıklamakla yetindiğini gözlemlemektedir. Bu bağlamda, 3 Haziran 2003 tarihli bir tıbbi rapor ibraz etmiştir. Bununla beraber Mahkeme, başvuranın kaldığı sürece ilgili cezaevi koşullarından özel herhangi bir şikayette bulunmadığını kaydetmektedir. Başvuran özellikle, bu bağlamda idareye yüklenebilir özen eksikliğine ilişkin şikayette bulunmamaktadır.
61. Mahkeme sonuç olarak, yukarıda değinilen tespitler ışığında yerel makamların başvuranın sağlığını koruma yükümlülüğüne aykırı davrandıkları -ve bilhassa tutukluluğu sırasında uygun tıbbi tedavilerden yoksun bırakıldığı-, dolayısıyla Sözleşmenin 3. maddesi kapsamına girebilecek düzeyde asgari önem taşıyan bir muameleye maruz kaldığı iddialarının sabit olmadığı kanaatindedir (Gelfmann/Fransa, No. 25875/03, § 59, 14 Aralık 2004; bk. yukarıda anılan Matencio kararı, § 89, Sigla/Fransa (kabul edilebilirlik hakkında kararı), No. 2122/06, 27 Mayıs 2008, Prencipe/Monako, No. 43376/06, § 108, 16 Temmuz 2009).
62. Dolayısıyla işbu şikayet açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşmenin 35. maddesi, 3. fıkrası, a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca kabul edilemez olarak açıklanmalıdır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvuranın, 1 No.lu Ek Protokolün 1. maddesi bağlamındaki şikayetinin incelenmesinin ertelenmesine;
Başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy