(AİHS. m. 3, 13, 29, 34, 41, 44) (FAZIL AHMET TAMER VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (MECAİL ÖZEL - TÜRKİYE DAVASI) (NİSBET ÖZDEMİR - TÜRKİYE DAVASI) (GÜLİZAR TUNCER - TÜRKİYE DAVASI) (UMAR KARATEPE - TÜRKİYE DAVASI) (TİMTİK - TÜRKİYE DAVASI) (CİĞERHUN ÖNER - TÜRKİYE DAVASI) (BATI VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (NURGÜL DOĞAN - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru No. 37157/09)
KARAR
STRASBOURG
12 Şubat 2013
Bu karar Sözleşmenin 44. maddesi 2. fıkrasında belirtilen koşullarda kesinleşecektir. Ancak Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
Gülaydın-Türkiye davasında, Başkan,
Guido Raimondi, Yargıçlar,
Danute Jociene,
Peer Lorenzen,
András Sajó,
Işıl Karakaş,
Neboja Vucinic,
Helen Keller
ve
Daire Yazı İşleri Müdürü
Stanley Naismithin katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Daire) (Mahkeme) 22 Ocak 2013 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı müzakereler sonucunda anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Davanın temelinde, bir Türk vatandaşı olan başvuran Mehmet Hida GÜLAYDINın (başvuran) Türkiye Cumhuriyeti Devletine karşı, 2 Temmuz 2009 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesine göre yönelttiği bir başvuru bulunmaktadır (No. 37157/09).
2. Başvuran Mahkeme önünde Diyarbakır barosuna kayıtlı Avukat S. EREN tarafından temsil edilmektedir. Türk Hükümeti (Hükümet) kendi temsilcisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru 3 Haziran 2010 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiştir. Sözleşmenin 29. maddesinin 1. fıkrası uyarınca başvurunun kabul edilebilirliği ve esasının Daire tarafından aynı anda incelemesine karar verilmiştir.
OLAYLAR
4. Başvuran 1969 doğumlu olup, Diyarbakırda ikamet etmektedir.
5. 28 Mart 2004 tarihinde yapılan yerel seçimlerde başvuran Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) adına görev yapan sandık görevlilerinden birisiydi.
6. Seçim bürolarının kapatılmasının ardından, bir diğer siyasi parti olan DEHAP taraftarları, polislerin elinde içinde oy pusulaları bulunan poşetler gördüklerini iddia etmişler ve oy pusulalarının çalındığını düşünerek polisleri protesto etmişlerdir. Bunun üzerine taraflar arasında bir arbede yaşanmıştır.
7. SHP görevlileri tarafları sakinleştirmeye çalışmış ancak bunda başarılı olamamışlardır.
8. Güvenlik güçleri önce bir güvenlik çemberi oluşturmuşlar ve ardından DEHAPlıların slogan atarak dağılmayı engelledikleri gerekçesiyle zor kullanmışlardır.
9. Olay yerinde bulunan başvuran aniden kendisini arbedenin ortasında bulmuş, yönünü değiştirmeye çalışarak olay yerinden uzaklaşmaya çalışmış, ancak polisler kendisini Yenişehir karakolu önünde yakalamışlardır.
10. Polisler tarafından dövülen başvuran bilincini kaybetmiş ve olaya şahit olan kişiler tarafından acilen Diyarbakır Devlet Hastanesine kaldırılmıştır.
11. Başvuran bir doktor tarafından muayene edilmiştir. Muayene sonrası saat 23.40ta hazırlanan raporun içeriği aşağıdaki gibidir:
Hastanın bilinci yerinde ve kooperedir,
Sol kolun ön yüzünde ödem ve hassasiyet,
Göğüs sol kısımda ödem ve hassasiyet,
Başın üst kısmında ödem,
Sol göz altında morartı,
Kaburga kırığı (sol 10. kaburga)
Sol el 4. tarak kemiği kırığı,
Sol el 5. tarak kemiği kırığı.
12. Başvuran avukatı aracılığıyla 21 Eylül 2004 tarihinde kendisini döven polislerden kötü muamele iddiasıyla şikâyetçi olmuştur.
13. Başvuranın soruşturma dosyası 12 Kasım 2004te daha önce Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı tarafından açılan 2004/6312 numaralı dosya ile birleştirilmiştir.
14. Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı 19 Kasım 2004 tarihinde başvuranın ifadesine başvurmuştur.
15. Başvuran şikâyetini tekrar etmiş, polisler tarafından şiddetli bir şekilde sopa ile vurulmak suretiyle dövüldüğünü ifade etmiş ve kendisini döven polisleri tanımadığını ifade etmiştir.
16. Cumhuriyet savcısının 15 Aralık 2004 tarihli talebi üzerine, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü 28 Mart 2004 tarihinde olay yerinde görev yapan polis memurlarının listesini savcılığa göndermiştir.
17. Diyarbakır Adli Tıp Grup Başkanlığı 29 Kasım 2005 tarihinde başvuranlar ilgili adli tıp raporunu hazırlamıştır. Rapor ilgili bölümleri aşağıdaki gibidir:
28 Mart 2004 tarihli tıbbi rapor ile tespit edilen bulgular incelenmiştir. Bu tespitlere göre Mehmet Hida Gülaydın adlı hasta sol kolunun ön yüzünde hassasiyet eşlik eden bir ödemden, göğüs sol kısımda hassasiyet eşliğinde bir ödem, sol gözün altında bir morartıdan, başın üst kısmında bir ödemden, sol 10. kaburga kırığından ve sol el 4. ve 5. tarak kemiği kırığından şikâyet etmektedir. Kaburga kırığı (sol 10. kaburga)
Sonuç:
1) Hastada tespit edilen yaralanmalar basit tıbbi müdahale ile tedavi edilemeyecek niteliktedir,
2) Yaralanmalar hastanın hayat tehlike arz etmemektedir,
3) Yaralanmalar kırıklar sebebiyle yaşamsal işlevleri etkilemektedir: Orta (3. derece).
18. 19 Eylül 2007 tarihinde başvuranın avukatı posta yoluyla savcılıktan ceza soruşturmasının durumu hakkında bilgi talep etmiş ancak hiçbir cevap alamamıştır.
19. 23 Temmuz 2007 tarihinde başvuranın avukatı talebini yinelemiş ve şikâyetinin akıbeti hakkında bilgi talep etmiştir. Savcılık başvuranın avukatına soruşturmanın devam ettiğini bildirmiştir.
20. Bu arada 22 polis memuru hakkında disiplin soruşturması başlatılmıştır. Soruşturma sonunda haklarında şikâyette bulunulan polislerin somut delil yokluğu sebebiyle sorumlu tutulamayacaklarına karar verilmiştir.
21. 16 Mart 2012 tarihinde Cumhuriyet savcısı zamanaşımı sebebiyle takipsizlik kararı vermiştir.
Siverek Ağır Caza Mahkemesi 25 Haziran 2012 tarihli kararıyla başvuran tarafından takipsizlik kararına karşı yapılan itirazı reddetmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMENİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
22. Sözleşmenin 3. ve 13. maddelerine dayanarak başvuran polislerin kötü muamelesine maruz kaldığından ve iç hukukta etkin bir başvuru yolundan yararlanamadığından yakınmaktadır.
23. Hükümet bu iddialara karşı çıkmaktadır.
24. Mahkeme bu şikâyetlerin sadece 3. madde altında incelenmesinin uygun olacağı kanaatindedir (Fazıl Ahmet Tamer ve diğerleri v. Türkiye, No. 19028/02, § 91, 24 Temmuz 2007, Mecail Özel v. Türkiye, No. 16816/03, § 21, 14 Nisan 2009 ve Nisbet Özdemir v. Türkiye, No. 23143/04, § 19, 19 Ocak 2010).
A. Kabul edilebilirlik hakkında
25. Mahkeme, başvurunun Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını tespit etmektedir. Diğer taraftan AIHM, başka herhangi bir kabul edilemezlik sebebine rastlamadığını ifade etmektedir. Bu nedenle, başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
B. Esas hakkında
1. Kötü muamele iddiaları
26. Başvuran iddialarını tekrar etmekte ve polislerin kendisine karşı uyguladıkları kötü muameleden şikâyet etmektedir. Hakkında şikâyette bulunulan polisler hakkında yürütülen soruşturmanın etkin olmadığını ileri sürmektedir.
27. Hükümet Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edilmediğini savunmaktadır.
28. Mahkeme, bir kişinin özgürlüğünden yoksun kaldığı veya daha genel olarak güvenlik güçleriyle karşı karşıya kaldığı durumlarda, kendi tutumunun zorunlu kıldığı haller dışında, kendisine karşı fiziksel güç kullanılmasının insanlık onuruna karşı bir saldırı teşkil ettiğini ve böylesi bir durumda kural olarak Sözleşmenin 3. maddesi ile güvence altına alınan hakkın ihlal edildiğini hatırlatmaktadır (bk. diğerleri arasında, R.L. ve M.-J.D. v. Fransa, No. 44568/98, § 61, 19 Mayıs 2004, Gülizar Tuncer v. Türkiye, No. 23708/05, § 29, 21 Eylül 2010, Umar Karatepe v. Türkiye, No. 20502/05, § 57, 12 Ekim 2010 ve Timtik v. Türkiye, No. 12503/06, § 47, 9 Kasım 2010).
29. Somut olayda Mahkeme, başvuranın tıbbi muayenesi sırasında tespit edilen yaralanmaların 28 Mart 2004 tarihinde yaşanan olaylar sırasında meydana geldiğine itiraz edilmediğini kaydetmektedir. Başvuran tarafından sunulan, ihtilaf konusu olaylardan hemen sonra düzenlenen ve Hükümetin de itiraz etmediği tıbbi rapora dayanarak Mahkeme, ilgilinin mağduru olduğu muamelenin Sözleşmenin 3. maddesi kapsamına girdiğini değerlendirmektedir.
30. Dolayısıyla Mahkeme kullanılan gücün somut olay bakımından orantılı olup olmadığını araştıracaktır. Bu bağlamda Mahkeme ortaya çıkan yaralanmalara ve bunların ortaya çıkış şekline özel bir önem atfetmektedir (bk. yukarıda anılan, R.L. ve M.-J.D., § 68, Rehbock v. Slovenya, No. 29462/95, § 72, CEDH 2000-XII, ve Klaas v. Almanya, 22 Eylül 1993, §§ 26-30, A serisi, No. 269).
31. Bu son noktaya ilişkin olarak ve dava dosyasında yer alan belgeler karşısında Mahkeme, başvuranın kendisine karşı zor kullanılmasını gerektirecek herhangi bir davranışta bulunduğunun ispat edilemediğini gözlemlemektedir (Kop v. Türkiye, No. 12728/05, § 33, 20 Ekim 2009). Başvuranın toplantının olduğu sırada orada olduğu kabul edilse bile, toplantının dağıtılması tek başına polisler tarafından kendisine yöneltilen darbelerin ağırlığını açıklayamamaktadır (Güler v. Türkiye, No. 49391/99, § 46, 10 Ocak 2006).
32. Başvuran tarafından sunulan ve Diyarbakır Adli Tıp Grup Başkanlığı tarafından da onaylanan tıbbi rapor dikkate alındığında (bk. yukarıda § 17), Mahkeme somut olayda hükümetin iddialarının ikna edici gerekçelere dayanmadığı kanaatindedir. Bir başka ifadeyle, Hükümet aşırı güç kullanılmadığını ispat edememiştir. Dolayısıyla, olayın koşulları dikkate alındığında, kullanılan güç aşırı ve yersizdir.
33. Bu güç kullanımı, devletin sorumluluğunu taşıdığı ve insanlık dışı bir muamele olarak değerlendirilmesi gerekli nitelikte ve başvurana tartışmasız bir şekilde acı veren bir yaralanma ortaya çıkarmıştır.
34. Sonuç olarak Sözleşmenin 3. maddesi esas bakımından ihlal edilmiştir.
2. Yürütülen soruşturmaların etkinliği
35. Bir kimse polis memurlarınca veya benzer hizmetlerdeki diğer devlet görevlilerince Sözleşmenin 3. maddesine aykırı muamelelere maruz kaldığını savunulabilir bir şekilde iddia ettiğinde, Mahkeme bu maddenin, Taraf Devletlere, hukukuna tabii olan herkesi Sözleşmede yer alan temel hak ve özgürlüklerden yararlandırma yükümlülüğü yükleyen Sözleşmenin 1. maddesi ile birlikte, bu iddialara ilişkin etkin ve resmi bir soruşturma yapma zorunluluğu yüklediğini hatırlatmaktadır (Assenov ve diğerleri v. Bulgaristan, 28 Ekim 1998, §§ 102-103, Kararlar ve 1lamlar Derlemesi 1998-VIII, Martinez Sala ve diğerleri v. İspanya, No. 58438/00, § 156, 2 Kasım 2004 ve Ay v. Türkiye, No. 30951/96, § 59-60, 22 Mart 2005). Söz konusu soruşturma sorumluların tespit edilmesi ve cezalandırılması ile sonuçlanmalıdır. Eğer böyle olmazsa, soruşturmanın hayati önemi bir tarafa, işkencenin, aşağılayıcı veya insanlık dışı muamelelerin yasal olarak ve tamamen yasaklanması fiilî olarak etkisiz kalacak ve bazı durumlarda devlet görevlilerinin, neredeyse tam bir dokunulmazlık içinde, sorumlulukları altında bulunan kişilerin haklarını çiğnemelerine imkân sağlanacaktır (Khachiev ve Aka'ieva v. Rusya, No. 57942/00 ve 57945/00, § 177, 24 Şubat 2005 ve Menecheva v. Rusya, No. 59261/00, § 67, CEDH 2006-III).
36. Somut olayda Mahkeme öncelikle, başvuranın şikâyetinin ardından bir soruşturma açıldığını, ancak bunun zamanaşımı sebebiyle ortadan kalktığını tespit etmektedir (bk. yukarıda § 21).
37. Oysa Mahkeme, daha önce somut olaya benzer koşullarda verdiği kararlarda, ulusal makamların, 3. maddeye aykırı davrananların neredeyse tam bir dokunulmazlıktan yararlanmalarını engellemek için yeterince hızlı davranmalarını sağlayacak her türlü etkin tedbiri almaları gerektiğine hükmettiğini hatırlatmaktadır (Ciğerhun Öner v. Türkiye, (No. 2), No. 2858/07, § 99, 23 Kasım 2010, Batı ve diğerleri v. Türkiye, No. 33097/96 ve 57834/00, § 146, CEDH 2004-IV (alıntı) ve mutatis mutandis, Selmouni v. Fransa, (BD), No. 25803/94, §§ 78-79, CEDH 1999-V).
38. Mahkeme, somut olaya benzer koşullarda hızlı bir soruşturma açılması ve soruşturmanın etkin şekilde yürütülmesinin, bir taraftan kamuoyunun güveninin sağlanması ve Hukuk Devletine inanması bakımından, diğer taraftan ise hukuka aykırı fiillere müsamaha gösterildiği veya işlenmelerine göz yumulduğu algısının oluşmaması bakımından hayati önemi olduğunu tekrar hatırlatmak ister (Nurgül Doğan v. Türkiye, No. 72194/01, § 61, 8 Temmuz 2008 ve yukarıda anılan Batı ve diğerleri, §136).
39. Somut olayda Mahkeme, soruşturmanın yürütülmesinde gerektiği gibi hızlı davranılmaması ve özen gösterilmemesinin, başvurana uygulanan şiddetin muhtemel sorumlularına neredeyse tam bir dokunulmazlık sağlanması sonucunu doğurduğunu ve dolayısıyla başvuranın şikâyetinin etkinliğini ortadan kaldırdığını değerlendirmektedir.
40. Mahkeme diğer taraftan, ceza sisteminin, somut olayda uygulandığı şekliyle, başvuran tarafından şikâyet edilen hukuka aykırılıkların etkin bir şekilde önlenmesinde hiçbir caydırıcı etkisi olamayacağını değerlendirmektedir (Okkalı v. Türkiye, No. 52067/99, § 78, CEDH 2006-XII (alıntı).
41. Dolayısıyla Sözleşmenin 3. maddesi usul bakımından da ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
A. Zarar
42. Başvuran uğradığını iddia ettiği maddi zararlar için 50.000 Avro ve manevi zararlar için de 50.000 Avro talep etmektedir.
43. Hükümet bu taleplere cevap vermemiştir.
44. Mahkeme başvuranın uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile kendisinin tespit ettiği ihlal arasında bir illiyet bağı bulunmadığı gerekçesiyle başvuranın maddi tazminat talebini reddetmektedir. Buna karşın, hakkaniyet gereği, başvurana 15.000 Avro manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.
B. Yargılama giderleri ve masraflar
45. Başvuran gerek yerel mahkemeler ve gerekse Mahkeme önünde yaptığı masraflar için 2.050 Avro talep etmektedir. Talebine dayanak olarak ise bir zaman çizelgesi sunmaktadır.
46. Hükümet başvuranın bu taleplerine cevap vermemiştir.
47. Mahkemenin içtihadına göre, başvuran yargılama giderleri ve masraflarının iadesini, ancak bunların doğruluğunu, gerekliliğini ve ödenen miktarların makul olduğunu ispatlamak talep edebilir. Somut olayda, söz konusu içtihat ve dosyadaki belgeler dikkate alındığında, Mahkeme başvurana kendi önündeki yargılama giderlerine karşılık olarak 500 Avro ödenmesinin makul olacağına kara vermiştir.
C. Gecikme Faizi
48. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranın uygun olduğu sonucuna varmaktadır.
BU GEREKÇELERLE VE OYBİRLİĞİYLE MAHKEME,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna ;
2. Sözleşmenin 3. maddesinin hem esas ve hem de usul bakımından ihlal edildiğine;
3. a) Sözleşmenin 44. maddesinin 2. paragrafı uyarınca; davalı devletin, başvurana kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek suretiyle aşağıda belirtilen miktarları ödemekle yükümlü olduğuna
i. Manevi tazminat olarak vergiler hariç 15.000 Avro,
ii. Yargılama giderleri ve masraflara karşılık başvuran tarafından ödenmesi gerekli vergiler hariç olmak üzere 500 Avro;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten başlayarak, yukarıda belirtilen miktarların ödemelerinin yapıldığı tarihe kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Sözleşmenin 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca 12 Şubat 2013 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy