(AİHS. m. 6, 37) (TAHSİN ACAR - TÜRKİYE DAVASI)
NİHAİ KARAR
(Başvuru no. 39148/09)
STRAZBURG
27 Eylül 2011
USUL
Başvuran Gülay Saday 1972 doğumlu bir Türk vatandaşıdır ve Adana'da yaşamaktadır. AİHM önünde Adana Barosu avukatlarından M. Çinkılıç tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti, kendi görevlileri tarafından temsil edilmiştir.
Dava olayları, tarafların belirttikleri şekilde, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
22 Mart 1995 tarihinde başvuran, açıkça belirlenmemiş bir suç işlediği şüphesiyle gözaltına alınmıştır. Aleyhinde başlatılan cezai takibat esnasında, 3 Şubat 1997 tarihinde tutuksuz yargılanmasına karar verilmiştir. Adana DGM, 17 Kasım 1998 tarihinde başvuranın beraatına karar vermiştir.
Cezai takibatın sona ermesi üzerine başvuran, 4 Ağustos 1999 tarihinde Hazine'ye dava açmış, 466 sayılı Kanun'a dayanarak kanuna aykırı şekilde yakalanan ya da tutuklanan kişilere tazminat ödenmesi hususunda maddi ve manevi tazminat talep etmiştir.
13 Mart 2002 tarihinde Adana Ağır Ceza Mahkemesi, 466 sayılı Kanun uyarınca başvuranın beraatına ilişkin karar kesinleşmeden önce tazminat davası açamayacağına işaret ederek davayı reddetmiştir.
24 Şubat 2003 tarihinde Yargıtay, Adana DGM kararının kesinleştiği sonucuna varması nedeniyle ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur.
4 Mart 2004 tarihinde Adana Ağır Ceza Mahkemesi ilk kararını yineleyerek davayı bir kez daha reddetmiştir. Belirsiz bir tarihte Yargıtay kararı bozmuştur.
6 Mart 2009 tarihinde, bu kez davayı esas açısından değerlendiren Adana Ağır Ceza Mahkemesi davayı kısmen kabul etmiş ve başvurana 5.000 Türk Lirası ödenmesine karar vermiştir.
Başvurunun tebliğ edildiği tarihte Yargıtay önündeki dava halen devam etmekteydi.
HUKUK
AİHM, mevcut davayı 11 Mayıs 2010 tarihli kısmi kararında birleştirmeye karar verdiği diğer başvurulardan ayırmanın uygun olduğuna karar vermiştir.
Başvuran 466 sayılı Kanun'a dayanarak açtığı davanın süresi hususunda şikayette bulunmuştur. Şikayetini AİHS'nin 6/1 maddesine dayandırmıştır.
Hükümet, 8 Nisan 2011 tarihli bir yazıyla AİHM'ye, başvuranın şikayetçi olduğu konuyu çözüme ulaştırma amacıyla tek taraflı beyanda bulunmayı teklif ettiklerini bildirmiştir. Ayrıca AİHM'den, AİHS'nin 37. maddesi bağlamında başvurunun kayıtlardan düşürülmesini talep etmişlerdir.
Sözkonusu beyan şu şekildedir:
"Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin AİHM'nin yerleşik içtihadına uygun olarak başvurana, her türlü maddi ve manevi zararı karşılamak üzere 6,000 (altı bin Euro), yargılama masraf ve giderlerini karşılamak üzere ise 500 (beş yüz) Euro ödemeyi taahhüt ettiğini beyan ederim.
Sözkonusu meblağ, ödeme tarihinde uygulanabilir kur üzerinden Türk Lirası'na çevrilecek ve uygulanabilecek her tür vergiden muaf tutulacaktır. Bahsekonu meblağ, AİHM'nin AİHS'nin 37/1 maddesi bağlamındaki kararının açıklandığı tarihten itibaren üç ay içerisinde ödenecektir. Meblağın belirtilen üç ay içerisinde ödenmemesi durumunda Hükümet, ödeme gününe kadar geçen süre için, Avrupa Merkez Bankası'nın uyguladığı marjinal kredi faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz ödeme yükümlülüğünü üstlenmiştir. Ödeme, davanın nihai çözümünü teşkil edecektir.
Hükümet başvuranın iç hukukta başlattığı yargılamanın süresinin AİHM'nin yerleşik içtihadı (Daneshpayeh - Türkiye no. 21086/04) dikkate alındığında aşırı olduğunu kabul etmekte ve AİHM'yi, AİHS'nin 37. maddesi uyarınca başvurunun incelenmesine devam etmeyi haklı gösterecek hiçbir gerekçe bulunmadığı gerekçesiyle başvuruyu kayıttan düşürmeye davet etmektedir."
Başvuran, 5 Temmuz 2011 tarihli bir yazıda Hükümet'in bildirisinde değinilen meblağın kabul edilemeyecek kadar az olduğunu ifade etmiştir.
AİHM, AİHS'nin 37. maddesinde, yargılamanın herhangi bir aşamasında, koşulların sözkonusu maddenin 1. paragrafının (a), (b) ya da (c) bentlerinde belirtilen sonuçlardan birine yol açtığı hallerde başvurunun kayıtlardan düşürülmesine karar verebileceğinin belirtildiğini hatırlatmaktadır. Madde 37/1 (c), "AİHM'nin belirlediği bir nedenle başvurunun incelenmesine devam edilmesi için gerekçe kalmadığı hallerde" AİHM'nin bir davayı kayıtlardan düşürmesini olanaklı kılmaktadır.
Ayrıca, belirli koşullar altında, başvuranın davanın incelenmesine devam edilmesini talep etmesi halinde dahi madde 37/1 (c) uyarınca tek taraflı beyana dayanarak başvuruyu kayıtlardan düşürebileceğini hatırlatmaktadır.
AİHM bu amaçla beyanı, özellikle Tahsin Acar kararında ortaya konan içtihadında yer alan ilkeler ışığında dikkatlice inceleyecektir (Tahsin Acar-Türkiye, 26307/95).
AİHM Türkiye aleyhine açılanlar da dahil olmak üzere bir kısım davalarda, kişinin makul süre içerisinde yargılanma hakkının ihlaline ilişkin şikayetler hususundaki uygulamasını ortaya koymaktadır.
Hükümet beyanında yer alan kabullerin niteliğini ve teklif edilen tazminat meblağını - benzer davalarda ödenmesine karar verilen meblağlara uygun olarak - göz önüne alan AİHM, bundan böyle başvurunun incelenmesine devam etme gerekçesinin bulunmadığı kanaatindedir (Madde 37/1 (c)).
Buna ek olarak, AİHM yukarıda kaydedilen değerlendirmeler ve özellikle konuya ilişkin açık ve kapsamlı içtihat ışığında AİHS ve Ek Protokollerinde açıklanan insan haklarına saygı hususunun başvurunun incelenmesine devam edilmesini gerektirmediği kanısındadır (Madde 37/1 in fine).
Yukarıda kaydedilenler ışığında davanın kayıtlardan düşürülmesi uygundur.
Yukarıdaki gerekçelere dayalı olarak, AİHM oybirliğiyle
Sorumlu Hükümet'in AİHS'nin 6/1 maddesi bağlamındaki beyan şartlarını ve orada değinilen yükümlülüklere uyulmasını sağlayan usulleri göz önüne almış;
Başvurunun birleştirilmiş olduğu diğer başvurulardan ayrılmasına;
Başvurunun kalan kısmının kayıtlardan düşürülmesine karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy