(AİHS. m. 6, 13, 17, 35, 37, I NOLU PROTOKOL) (5434 S. K. Ek. m. 66) (TAHSİN ACAR - TÜRKİYE DAVASI) (MERAL - TÜRKİYE DAVASI)
40210/09 no.lu Başvuru
KARAR
17 Nisan 2012 tarihinde,
Başkan
Dragoljub Popovic,
Hâkimler,
András Sajó,
Paula Pinto de Albuquerque,
ve Daire Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Stanley Naismithin katılımıyla oluşan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Daire), davalı Hükümetin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM olarak anılacaktır) başvuruyu dava listesinden çıkarmasını talep eden 31 Mart 2011 tarihli bildirisini ve başvuranın bu bildiriye verdiği cevabı göz önünde bulundurularak, 15 Temmuz 2009 tarihli başvuru ile ilgili yapılan müzakereler sonrasında aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
Başvuran, Bay İbrahim ŞAHİN, 1993 doğumlu olup Ankarada yaşamaktadır. Türk Hükümeti (Hükümet olarak anılacaktır) kendi görevlileri tarafından temsil edilmektedir.
Davanın kendine özgü koşulları, taraflar tarafından ifade edildiği şekilde, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
Başvuran, zorunlu emeklilik yaşına ulaşması üzerine 1 Mart 1998 tarihinde Giresun Valiliği görevinden emekli olmuştur. Daha sonra Emekli Sandığı tarafından emekli maaşını 15 Mart 1998 itibariyle almaya başlayacağı ve bu maaşın da toplam sigortalı çalışma yılına ve kadro derecesine göre hesaplanacağına dair bilgilendirilmiştir.
Başvuran 16 Mart 1998 tarihinde Emekli Sandığına yanlış hesaplandığını düşündüğü emekli maaşının yeniden hesaplanmasını talep eden bir mektup göndermiştir. Başvuran özellikle, 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanununun Ek 66. maddesince öngörülen en az 6 yıl valilik görevi yapan kişilere verilen özel ek ödemeyi, Emekli Sandığının gözden kaçırdığını iddia etmiştir.
Emekli Sandığı başvuranın talebini reddetmiştir.
Başvuran daha sonra, Emekli Sandığının kararının iptali ve ek ödemenin dâhil edildiği emekli maaşının ödenmesi talebinde bulunarak Ankara İdare Mahkemesinde Emekli Sandığına ve Maliye Bakanlığına karşı dava açmıştır.
28 Ekim 1998 tarihinde, altı yıldan fazlası valilik görevinde olmak üzere, başvuranın toplam 41 yıl kamu hizmetinde çalıştığını tespit eden İdare Mahkemesi, 5434 sayılı Kanunun ilgili hükmü uyarınca başvuranın özel ek ödemeyi almaya hakkı olduğuna karar vermiştir. Daha sonra mahkeme başvuranın talebini geriye dönük olarak kabul etmiş ve ödenmesi gereken miktarın başvurana faiziyle birlikte ödenmesi gerektiğine karar vermiştir. 24 Ekim 2003 tarihinde Danıştay bu kararı onamıştır.
Bu esnada 17 Nisan 2003 tarihinde, 5434 sayılı Kanunun bazı hükümlerinde değişiklikler yapılarak ve bu kanunun Ek 66. maddesi yürürlükten kaldırılarak 4839 sayılı Kanun yürürlüğe girmiştir.
Bunun sonucunda Emekli Sandığı kanundaki bu değişikliğin 1 Mayıs 2003 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere ona da uygulanacağı konusunda başvuranı bilgilendirmiştir.
2003 yılının Nisan ayında başvuranın aylık emekli maaşı 2.031.270.000 Türk Lirası (TRL) (2031.270 TL) olup bu miktar kanun değişikliğinden sonra aylık 144.330.000 TRL (144.330 TL) azaltılarak 1.886.940.000 TRLye (1886.940 TL) (yaklaşık 85 Euro) düşürülmüştür.
Başvuran, özel ek ödemenin kesilmesinin, kendi görüşüne göre, kazanılmış haklarının haksız olarak elinden alınmasına yol açtığını belirterek bu konuda Ankara İdare Mahkemesinde Emekli Sandığı ve Maliye Bakanlığına karşı dava açmıştır. Başvuran ayrıca 4839 sayılı Kanunun ilgili hükmünün anayasaya aykırı olduğunu iddia ederek mahkemenin bu aykırılığı Anayasa Mahkemesine taşımasını talep etmiştir.
26 Nisan 2004 tarihli bir kararla İdare Mahkemesi başvuranın davasını ve 4839 sayılı Kanunun ilgili hükmünün anayasaya aykırı olduğu iddiasını reddetmiştir. İdare Mahkemesi, 4839 sayılı Kanunun bütün etki ve amaçlarıyla birlikte 5434 sayılı Kanunun Ek 66. maddesini yürürlükten kaldırdığını ve daha önceki hükümden yararlanmış olan kişilere herhangi bir istisna tanımadığını belirtmiştir. Bu bağlamda, İdare Mahkemesi, söz konusu özel ek ödemenin yasal dayanağının, yürürlüğe giren yeni kanun tarafından kaldırıldığını ve bu kanunun önceki kanun yürürlükteyken kendisine yapılan ödemeleri geri ödeme zorunluluğu olmadan uygulandığını ileri sürerek, başvuranın kazanılmış bir hak sahibi olduğu iddiasını reddetmiştir.
Danıştay 27 Mart 2007 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını onamış ve 27 Mayıs 2009 tarihinde başvuranın karar düzeltme talebini reddetmiştir. Danıştay Başsavcılığınca bu kararların açıklanmasından önce mahkemeye sunulan yazılı mütalaalar, başvurana iletilmemiştir.
ŞİKÂYETLER
Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS olarak anılacaktır) 6. maddesinin 1. paragrafı uyarınca, Danıştay başsavcılığının itiraz ve düzeltme aşamalarında Danıştaya yazılı olarak sunduğu görüşlerin kendisine iletilmediği ve bunun sonucunda kendisine cevap hakkı tanınmadığı ve ayrıca idari yargılamanın makul süre içerisinde yürütülmediği konularında şikâyetçi olmuştur.
Başvuran, AİHSnin 6. maddesi çerçevesindeki haklarının ihlal edildiği iddiası için AİHSnin 13. maddesi uyarınca herhangi bir etkin iç hukuk yolu bulunmadığını belirterek şikâyetini sürdürmüştür.
Bunlara ek olarak başvuran, AİHSnin 6. maddesinin 1. paragrafı uyarınca, 4839 sayılı Kanunun ilgili hükmünün anayasaya aykırılığına ilişkin itirazını İdare Mahkemesinin reddettiğini ve mahkemenin kazanılmış hakları koruma konusundaki içtihadı takip etmediğini savunmuştur.
Başvuran ayrıca 5434 sayılı Kanunun Ek 66. maddesinin kaldırılmasıyla, o madde çerçevesince sahip olduğu kazanılmış hakları ihlal edilerek, Ek 1 Numaralı Protokolün 1. maddesi uyarınca mülkiyetin korunması hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
20 Ocak ve 12 Eylül 2003 tarihlerinde ilaveten ibraz ettiği mektuplarında başvuran, kanundaki değişiklikle birlikte emekli maaşının azaltılmasının, AİHSnin 13. ve 7. maddelerinde belirtilen haklarını ihlal ettiğinden şikâyetçi olmuştur.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. AİHSnin 6. maddesinin 1. paragrafı ve 13. maddesi uyarınca yapılan şikâyetler
Başvuran, AİHSnin 6. maddesinin 1. paragrafı uyarınca, Danıştay başsavcılığının itiraz ve düzeltme aşamalarında Danıştaya yazılı olarak bildirdikleri görüşlerin kendisine iletilmediği ve bunun sonucunda kendisine cevap hakkı tanınmadığı ve ayrıca idari yargılamaların makul süre içerisinde yürütülmediği konularında şikâyetçi olmuştur. Ayrıca AİHSnin 13. maddesi uyarınca idari yargılama süresinin aşırı uzunluğu konusunda şikâyette bulunabileceği herhangi bir etkin iç hukuk yolu bulunmadığını belirterek şikâyetini sürdürmüştür.
Başarısız sonuçlanan dostane çözüm görüşmelerinin ardından Hükümet, 31 Mart 2011 tarihli mektup ile AİHMe başvuruda belirtilen yargılama süresinin aşırı uzunluğu, bu uzunluk konusunda şikâyette bulunabileceği herhangi bir etkin iç hukuk yolu bulunmaması ve Danıştay başsavcılığının yazılı olarak bildirdikleri görüşlerin kendisine iletilmemesine ilişkin sorunları çözme amaçlı tek taraflı bir deklarasyon teklifi yapmış olduğu konusunda bilgilendirmiştir. Hükümet ayrıca AİHSnin 37. maddesi uyarınca AİHMnin başvurunun bu kısmını kayıttan düşürmesini talep etmiştir.
Hükümetin bildirisi aşağıdaki gibidir:
Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin AİHMnin yerleşik içtihadı ışığında uygun olduğu değerlendirmesinde bulunduğu ve tüm maddi ve manevi zararı karşılayacak şekilde, her türlü vergi masraflarıyla birlikte, başvuran İbrahim Şahine 3 000 Euro (üç bin Euro) ödemeyi taahhüt ettiğini beyan ederim.
Söz konusu bu meblağ, ilgili dönemdeki her türlü vergiden muaf tutularak, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilecektir. Bu meblağ, AİHSnin 37 § 1 maddesi uyarınca verdiği kararın bildirilmesini müteakip üç ay içinde ödenecektir. Hükümet tarafından ödemenin öngörülen süre içerisinde yapılmaması durumunda, söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar geçecek süre için Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanacaktır. Bu meblağın ödenmesi, davanın nihai çözüme kavuşturulmasını teşkil edecektir.
Hükümet başvuran tarafça başlatılan iç hukuk sürecinin AİHMnin yerleşik içtihadı anlamında aşırı uzun sürdüğü kanısındadır (Daneshpayeh v. Türkiye, no.21086/04, 16 Temmuz 2009). Hükümet ayrıca, Danıştay Cumhuriyet Başsavcının görüşlerinin başvurana tebliğ edilmemesinin, AİHMnin yerleşik içtihadı ışığında, başvuranın adil yargılanma hakkının ihlaline neden olduğu kanısındadır (Meral v. Türkiye, no.33446/02, 27 Kasım 2007). Hükümet AİHMyi sırasıyla başvurunun incelenmesinin gerekli olmadığını bildirmeye ve başvuruyu AİHSnin 37. maddesi uyarınca kayıttan düşürmeye saygıyla davet etmektedir.
Başvuran 20 Mayıs 2011 tarihli mektubunda Hükümetin bildirisindeki miktarın kabul edilemeyecek kadar düşük olduğunu belirtmiş ve AİHMnin davayı incelemeye devam etmesini talep etmiştir.
AİHM, AİHSnin 37. maddesinin belirttiği üzere, yargılamaların herhangi bir aşamasında koşullar 37. maddenin 1. paragrafının (a), (b) veya (c) bentlerinde belirtilen sonuçlardan birine yol açtığında AİHMnin bir başvuruyu kayıttan düşürebileceğini hatırlatmaktadır. 37. maddenin 1. paragrafının (c) bendi, şu koşulda AİHMnin bir davayı kayıttan düşürebileceğini belirtmiştir:
AİHMnin saptadığı herhangi bir başka gerekçeden ötürü, başvurunun incelemesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden görülmezse.
AİHM ayrıca belirli koşullarda 37. maddenin 1. paragrafının (c) bendi uyarınca, başvuran davanın incelenmesini talep etse bile, Hükümet tarafından yapılan tek taraflı bir bildiriye dayanarak bir başvuruyu kayıttan düşürebileceğini hatırlatmaktadır.
Bu bağlamda, AİHM, özellikle de Tahsin Acar kararındaki içtihadından doğan ilkeler ışığında bildiriyi inceleyecektir (Tahsin Acar v. Türkiye, (GC), no. 26307/95, §§75-77, AİHM 2003-VI; WAZA Spölka z o.o. v. Polonya (karar) no. 11602/02, 26 Haziran 2007 ve Sulwinska v. Polonya (karar) no.28953/03).
AİHM, Türkiye aleyhine 6. ve 13. maddeler uyarınca açılan davalar dâhil olmak üzere incelediği çok sayıda davada; idari yargılama süresinin aşırı uzunluğu konusundaki şikâyetlere, Danıştay başsavcılığının yazılı olarak bildirdikleri görüşlerinin başvurana iletilmemesi ve yargılama süresinin aşırı uzunluğu konusunda şikâyette bulunulabilecek herhangi bir etkin iç hukuk yolu bulunmadığına ilişkin tespitlerde bulunmuştur (örneğin, bkz. Kudla v. Polonya (GC), no.30210/96, §§132-160, AİHM 2000-XI; Meral v. Türkiye, no. 33446/02, §§32-39, 27 Kasım 2007 ve Danespayeh v. Türkiye, no. 21086/04, §§26-28, 16 Temmuz 2009).
AİHM, Hükümetin bildirisinde belirtilen ve teklif edilen - ve daha önce benzer davalarda ödenmiş olan tazminatlarla aynı miktarda olan - tazminat miktarlarının mahiyetini göz önünde bulundurarak, AİHSnin 6. ve 13. maddeleri (37. maddenin 1. paragrafının (c) bendi) uyarınca başvurunun bu kısmının incelenmesine devam etmeyeceğini belirtmiştir.
Bunlara ek olarak AİHM, yukarıdaki görüşlerin ışığında ve özellikle de bu konudaki açık ve kapsamlı içtihada bakıldığında, Sözleşmede ve ayrıca Protokollerde tanımlanan insan haklarına saygı kavramının, AİHSnin 6. ve 13. maddeleri (37. maddenin 1. paragrafının (c) bendi) çerçevesinde başvurunun bu kısmının AİHM tarafından incelenmesini gerektirmediği görüşündedir.
Dolayısıyla başvuru AİHSnin 37. maddesinin 1. paragrafının (c) bendi uyarınca kayıttan düşürülmelidir.
B. Geriye kalan şikâyetler
1. 1 Numaralı Protokolün 1. Maddesi
Başvuran, emekli maaşına yapılan özel ek ödemenin, kendisi emekli olduktan beş yıl sonra yasada yapılan bir değişikliğin yürürlüğe girmesine dayanarak kesilmesinin kazanılmış haklarını hiçe saydığı ve AİHSnin 1 Numaralı Protokolünün 1. maddesi çerçevesindeki haklarını ihlal ettiğinden şikâyetçi olmuştur.
AİHM öncelikle bu şekilde bir emekli maaşının AİHS tarafından teminat altına alınmadığını; ancak yine de sosyal güvenlik fonuna yapılan ödemelerin 1 Numaralı Protokolün 1. maddesinin teminat altına aldığı mülkiyetin korunması hakkı kapsamına girebileceğini belirtmiştir (bkz. Docevski v. Makedonya Cumhuriyeti (karar), no.66907/01, 10 Kasım 2005). Buna ek olarak, bir sosyal güvenlik ödemesi alma hakkının maddi niteliği göz önünde bulundurularak, emekli maaşı ödeme ile vergi veya diğer katkıları ödeme zorunluluğu arasındaki bağlantıya dayanmaya gerek duyulmadan 1 Numaralı Protokolün 1. maddesi uygulanabilmektedir (bkz. Gaygusuz v. Avusturya,
16 Eylül 1996 tarihli karar, Hükümler ve Kararlar Raporu 1996-IV, sayfa 1142, § 41 ve Walden v. Liechtenstein (karar), no. 33916/96, 16 Mart 2000). Ancak, 1 Numaralı Protokolün 1. maddesinin bir kişinin sosyal haklarını teminat altına aldığı kabul edilse dahi, bu maddenin kişiye yapılacak ödemenin miktarını teminat altına aldığı şeklinde yorumlanamayacaktır (bkz. Müller v. Avusturya, 5849/72, 1 Ekim 1975 tarihli Komisyon Raporu, DR 43, 25 ve 31. sayfalar).
AİHM, mevcut davada, başvuranın 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanununun Ek 66. maddesince öngörülen özel ek ödeme hakkının 28 Ekim 1998 tarihli İdare Mahkemesi kararı ile tesis edildiğini gözlemlemiştir. AİHM, bir ödemenin yerel makamlar tarafından kısıtlanması veya kesilmesi durumunun, mülkiyetin korunmasına bir engel teşkil edebileceğini kaydetmiştir (bkz. Kjartan Ásmundsson v. İzlanda, no. 60669/00, §40, AİHM 2004-IX ve Rasmussen v. Polonya, no, 38886/05, §71, 28 Nisan 2009).
AİHM ayrıca mevcut davada, sosyal güvenlik planı çerçevesinde yüksek kadro dereceli kamu görevlilerine özel ek ödemeli emekli maaşı ödenmesini öngören yasanın, 17 Nisan 2003 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 4839 sayılı Kanun ile değiştirildiğini gözlemlemiştir. Daha sonra 23 Mayıs 2003 itibariyle başvuranın emekli maaşından aylık 85 EUR (Avro) kesinti yapılmıştır. Bu bağlamda AİHM başvuranın mülkiyetin korunmasına bir engel teşkil eden bu tartışmalı kanunun yerel makamlar tarafından yeterince açık bir şekilde düzenlendiğini kaydetmiştir.
Bunun ardından, AİHMden, mülkiyetin korunmasının önündeki bu engelin kamu yararı ile temel bireysel hakların korunması arasında adil bir denge teşkil edip etmediğini belirlemesi talep edilmektedir. Bir engelin AİHSnin 1 Numaralı Protokolünün 1. maddesi ile bağdaşması için, başvuran üzerinde orantısız ve aşırı bir yük teşkil etmemesi gerekmektedir (bkz, diğer birçok kararın yanı sıra, Hutten-Czapska v. Polonya (GC), no. 35014/97, §167, AİHM 2006-VIII).
Yasama politikasına ilişkin seçimlerin tartışıldığı olayların incelenmesinde, Mahkeme, sosyal ve ekonomik alanlarda nelerin kamunun daha ziyade yararına olduğunu takdir etmede, yerel karar makamlarının uluslar arası yargıçlardan daha iyi bir konumda olduğu kabul etmektedir. Özellikle sosyal güvenlik yardımlarına ilişkin yasaların kabul edilmesi kararları genellikle ekonomik ve sosyal konuların dikkate alınmasını gerektirmektedir. Ayrıca Mahkeme, bu konuya ilişkin yapılan yasal düzenlemelerde takdir hakkı gereği yasa koyucuya verilen seçim hakkının daha geniş olması gerektiğini belirtmektedir (see, mutatis mutandis, Former King of Greece and Others v. Greece (GC), no. 25701/94, § 87, ECHR 2000-XII, and Wieczorek v. Poland, no. 18176/05, § 59, 8 December 2009).
AİHM ayrıca sosyal güvenlik yardımları mutlak mahiyette olmadığını ve yerel makamların düzenli olarak kamu gereksinimlerini değerlendirmesine tabi olduğunu kaydetmektedir. Bu makamlar, özellikle de kamu fonuna katkıda bulunan gruplar ve hak sahibi grupların yararları gibi birçok değişik yarar arasında uzlaşma sağlamak gibi sürekli bir sorumluluk altındadırlar.
AİHM, mevcut davanın koşullarına bakıldığında, yerel makamların yüksek kadro dereceli kamu görevlilerine özel ek ödemeli emekli maaşı ödenmesine ilişkin uygulamaya kaldırarak, toplumun değişen ihtiyaçlarına ve finansal istikrara göre kamu fonlarının daha etkin bir şekilde bölüştürülmesinin hukuki amacını gözetmiş oldukları görüşündedir.
Bu değerlendirmelerin ışığında AİHM, yeni kanunun başvuranı önceden yasal olarak almış olduğu ek ödemeleri geri ödemek zorunda bırakacak şekilde geriye yönelik yapılmamış olduğunu kaydetmektedir. AİHM ayrıca başvuranın söz konusu ek ödemeyi almaya, katkıda bulunmak zorunda olmadan yapmış olduğu bir görev ile hak kazanmış olduğunu belirtmektedir. Yeni kanun ayrıca başvuranı olumsuz durumda bırakacak veya ayrımcılık yapılmasına neden olacak bir şekilde de uygulanmamıştır. AİHM, aynı şekilde başvuranın esas sosyal güvenlik haklarının zarar görmediğini ifade etmiştir. Bu bağlamda AİHM, başvuranın emekli maaşından aylık 85 EUR (Avro) kesilmesinin AİHSnin 1 Numaralı Protokolünün 1. maddesi uyarınca mülkiyet hakkını orantısız veya keyfi olarak etkilemediği ve bunun sosyal güvenlik sisteminden kaynaklandığı görüşündedir (bkz, mutatis mutandis, Skorkiewicz v. Polonya (karar) no.39860/98, 1 Haziran 1999 ve Iwaszkiewicz v. Polonya, no. 39614/06, §57, 26 Temmuz 2011).
AİHM bu değerlendirmeleri göz önünde bulundurarak özel ek ödemenin kesilmesi ile başvuranın üzerine aşırı bir yük yüklenmemiş olduğunu görüşündedir.
AİHM ayrıca AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca bu başvurunun kabul edilemez ve ayrıca dayanaktan yoksun olduğuna karar vermiştir.
2. AİHSnin 3. ve 6. Maddelerinin 1. ve 17. Paragrafları
Başvuran, Sözleşmenin 6. maddesinin 1. paragrafı uyarınca yerel mahkemelerin anayasal kuralları ve kazanılmış haklara saygı gösterilmesine ilişkin yerleşik içtihadı göz ardı eden hatalı kararlar verdiklerini ifade etmiştir. Başvuran ayrıca söz konusu özel ek ödemenin kesilmesinin, AİHSnin 3. ve 17. maddeleri tarafından teminat altına alınan haklarını ihlal ettiğinden şikâyetçi olmuştur.
Mevcut tüm belgelerin ışığında ve şikâyetlerin inceleme yetkisine tabi olması dolayısıyla, AİHM bu şikâyetteki hususun AİHS veya Protokollerince teminat altına alınan hiçbir hak ve özgürlüğü ihlal etmemiş olduğu görüşündedir (ilgili iç hukuk ve olayların yerel mahkemeler tarafından hatalı yorumlanması ve değerlendirilmesi bağlamında, bkz. García Ruiz v. İspanya (GC), no. 30544/96, §§28-29, AİHM 1999-I).
Dolayısıyla AİHM, AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca bu şikâyetlerin kabul edilemez nitelikte ve açıkça dayanaktan yoksun olduğuna karar vermiştir.
AİHM bu nedenlerle, oybirliğiyle
Davalı Hükümetin bildirisinin şartlarını ve bu bildiride değinilen şartlara uymayı teminat altına alma yöntemlerini kaydeder;
Başvurunun, Cumhuriyet başsavcılarının mahkemeye bildirdikleri yazılı görüşlerinin başvurana iletilmediğiyle, yargılama süresinin uzunluğuyla ve bu uzunluk hususunda şikâyette bulunabileceği hiçbir etkin hukuk yolunun bulunmamasıyla alakalı olmasından dolayı, AİHSnin 37. maddesinin 1. paragrafının (c) bendi uyarınca başvuruyu kayıttan düşürmeye karar verir;
Başvurunun geri kalanının kabul edilemez olduğunu beyan eder. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy