(AİHS m. 6, 34, 35, 41, 44, 1 NOLU PROTOKOL) (2577 S. K. m. 13, 18) (ZİYA ÇEVİK - TÜRKİYE DAVASI) (HAKAN ARI - TÜRKİYE DAVASI) (KOZACIOĞLU - TÜRKİYE DAVASI) (SPORRONG VE LÖNNROTH - İSVEÇ DAVASI) (VAN DROOGENBROECK - BELÇİKA DAVASI) (ERKNER VE HOFAUER - AVUSTURYA DAVASI) (KÖKTEPE - TÜRKİYE DAVASI) (HÜSEYİN KAPLAN - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru No. 43545/09)
KARAR
STRAZBURG
23 Eylül 2014
İşbu karar kesinleşmiş olup şekli bazı değişikliklere tabi tutulabilir.
Mahmut Sezer / Türkiye davasında,
Başkan
Andras Sajö,
Hakimler
Helen Keller,
Robert Spano,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Abel Camposun katılımıyla, Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 2 Eylül 2014 tarihinde gerçekleştirdiği müzakereler neticesinde, anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, bu devletin vatandaşı olan Mahmut Sezerin (başvuran) 3 Ağustos 2009 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu (43545/09 No.lu) başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuran, İstanbulda görev yapan Avukat M. Çetinbaş tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (Hükümet) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru, 20 Eylül 2010 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiştir.
OLAYLAR
4. Başvuran 1923 yılında doğmuş ve Zeytinburnunda ikamet etmektedir.
5. Başvuran, 8 Şubat 1977 tarihinde satın almış olduğu İstanbul Avcılardaki 338 m2lik imarlı arsanın sahibidir.
6. Söz konusu arsa, 3 Şubat 1982 tarihli imar planında, idare tarafından (27 Haziran 2001 tarihli imar planı ile onaylanan) yeşil alan olarak tahsis edilmiştir.
7. Başvuran, yaklaşık 24 yıl boyunca belediyeden yapı ruhsatı talep etmiş ancak arazinin yeşil alan olarak ayrılması nedeniyle talebi sistematik olarak reddedilmiştir.
8. Bu süre zarfında idare, başvuranın arazisini hiçbir bir şekilde kamulaştırmamış "yeşil alana dahi dönüştürmemiştir.
9. İstanbul Büyükşehir Belediyesi 15 Aralık 2006 tarihinde, yeni bir imar planı kabul etmiştir. Söz konusu arsa yeşil alan olarak ayrılmıştır.
10. Başvuran, 10 Ocak 2007 tarihinde, İstanbul Bölge İdare Mahkemesine idarenin, yapı ruhsatı veya kamulaştırma gibi alternatif taleplerini reddettiği son işlemin iptal edilmesi için başvurmuştur.
11. Avcılar Belediyesi 28 Ağustos 2008 tarihinde yerel imar planını (1/1000 ölçekli uygulama imar planı kabul etmiştir. Söz konusu arsa yeşil alan olarak tahsis edilmiştir.
12. İdare Mahkemesi, 28 Ocak 2008 tarihli ilamı ile başvuranın talebini reddetmiştir. İdare Mahkemesi özellikle, alt ölçekli yerel imar planının (1/1000 ölçekli) üst ölçekli imar planına (1/5000 ölçekli) uygun olduğunu tespit etmiştir. İdare Mahkemesi, imar planlan arasındaki genel hiyerarşi ilkesine, belediye tarafından riayet edildiği kanaatindedir. Sonuç olarak, ihtilaflı alanın yeşil alan olarak ayrılması nedeniyle idare tarafından başvurana yapı ruhsatı verilmemesi yürürlükteki kanun hükümleri ile uyumludur. İdare Mahkemesi aynı zamanda, idarenin kamulaştırma yapmaya zorlanılmasının mümkün olmadığını belirtmiştir.
13. Danıştay, başvurana 9 Şubat 2009 tarihinde tebliğ edilen 8 Ekim 2008 tarihli ilamı ile söz konusu kararı tüm hükümleriyle onamıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMEYE EK 1 NO.LU PROTOKOLÜN 1. MADDESİNİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
14. Başvuran, Sözleşmeye Ek 1. No.lu Protokolün 1. ve 13. maddelerini ileri sürerek, arsasının yeşil alan olarak belirlendiği için inşaat izni elde etmesinin imkansızlaşması nedeniyle taşınmazından tam anlamıyla istifade edememesinden şikayet etmektedir.
15. Hükümet bu görüşe karşı çıkmaktadır.
16. Mahkeme başvurunun sadece, Sözleşmeye Ek 1.No.lu Protokolün 1. maddesi kapsamında incelenmesinin uygun olacağı kanaatindedir.
A. Kabul edilebilirlik hakkında
17. Hükümet ihtilaf konusu yerel imar planına karşı çıkmayan ve bu planın iptal edilmesini talep etmeyen başvuranı eleştirerek iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazında bulunmaktadır. Hükümet ayrıca, ilgilinin idare mahkemelerine 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 13 maddesine ileri sürerek maddi ve manevi tazminat davası açması gerektiğini savunmaktadır. 18. Mahkeme, imar planının iptaline yönelik dava açılması gerektiğine ilişkin ilk hususla ilgili olarak, başvuranın söz konusu imar planının kural dışı uygulanmasından değil, herhangi bir tazminat olmaksızın taşınmazına getirilen kısıtlamaların sonuçlarından yakındığı için açılacak davanın mevcut başvuru üzerine etkisinin olamayacağı kanaatindedir. (Ziya Çevik/Türkiye, No. 19145/08, § 27, 21 Haziran 2011, Hakan Arı/Türkiye, No. 13331/07, § 28, 11 Ocak 2011, Rossitto/İtalya, No. 7977/03, § 19, 26 Mayıs 2009 ve Scordino/İtalya (No. 2) (Kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 36815/97, 12 Aralık 2002).
19. Mahkeme, idare mahkemeleri nezdinde maddi ve manevi tazminat davası açılmasına ilişkin ikinci hususla ilgili olarak, başvuranın ulusal mahkemelere, idarenin inşaat izni ve kamulaştırma yapılması gibi alternatif taleplerini reddeden kararının iptal edilmesi için başvurduğunda, başvuranın iç hukuk yolarını tüketmiş olarak değerlendirilebileceği kanaatindedir. Bu bağlamda Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralını aşırı formaliteye kaçmadan belli bir esneklik payı içerisinde ve ihtilaf konusunu gerektiği kadar dikkate alarak uyguladığını hatırlatmaktadır. Ayrıca Mahkeme, bir başvuru yolunun kullanımının uygulamada aynı amaca hizmet eden başka bir başvuru yolunun kullanımını zorunlu kılmadığı hususunu yinelemektedir (Kozacıoğlu/Türkiye (BD), No. 2334/03, §§ 39-43, AİHM 2009 ve Riad ve Idiab/Belçika, No. 29787/03 ve 29801/03, § 84, AİHM 2008). Dolayısıyla, dava koşullan dikkate alındığında Mahkeme, idare mahkemeleri nezdinde Hükümetin zikrettiği başvurunun yapılmaması nedeniyle başvuranı suçlamanın abartılı olacağı kanaatindedir. Başka bir ifadeyle Mahkeme, başvuranın iç hukuk yollarının tüketilmesinde kendisinden makul olarak beklenen her şeyi yerine getirdiği kanısındadır (İlhan/Türkiye (BD), No. 22277/93, § 59, AİHM 2000-VII). Nitekim Mahkeme, Hükümet tarafından başvuranın seçmiş olduğu başvuru yolunun, söz konusu ihlale yönelik uygulanmasının elverişli ve uygun olmadığının kanıtlanmadığını gözlemlemiştir. Mahkeme, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununa ilişkin yapılan başvurunun, başvuranın şikayetlerinin giderilmesini sağlayacak erişilebilirlikte ve elverişlilikte olduğu konusunda ikna olmamıştır.
20. Yukarıdaki hususlar göz önüne alındığında Mahkeme, Hükümetin ön itirazlarını reddetmiştir.
21. Öte yandan Mahkeme, başvurunun, Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Ayrıca, söz konusu başvurunun herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle örtüşmediğini saptamaktadır. Dolayısıyla, bu şikayet kabul edilebilir olarak ilan edilmelidir.
B. Esas Hakkında
22. Başvuran, bahse konu durumun Sözleşmeye Ek 1. No.lu Protokolün 1. maddesini ihlal ettiğini ileri sürmektedir. Başvuran, idarenin taşınmazını yeşil alan olarak ayırmaya karar verdiği 1982 tarihinden itibaren mülkiyet hakkının kullanımına müdahale edildiğini iddia etmektedir. Bu süre zarfında, imara açık durumdaki taşınmazına sürenin belirtilmediği bir tarihe kadar inşaat yapma yasağı getirilmesi sonucu, taşınmazın kullanımının idare tarafından kamulaştırıncaya dek kısıtlanılmasına neden olunmuştur. Başvuran söz konusu belirsizlikten şikayet etmektedir. Yetkilileri eylemsiz kalmakla suçlamakta ve bu nedenle taşınmazından tam anlamıyla istifade edemediğini ileri sürmektedir. İleri sürülen durum dikkate alındığında, başvuran mülkiyet hakkına orantısız bir müdahale olduğunu düşünmektedir.
23. Hükümet ön itirazlarını yinelemektedir. Hükümet, ileri sürülen kısıtlamanın kamu yararı için gerçekleştirildiğini ve bu durumun başvurana aşırı bir külfet yüklemediğini eklemiştir.
24. Mahkeme, başvuranın mülkiyet hakkının kullanımına yönelik bir müdahale söz konusu olduğu kanaatindedir.
25. Mahkeme esasen, ilgilinin taşınmazının, 1982 yılından itibaren tapu sicilinde imara açık arsa olarak gözükmesine rağmen imar planında yeşil alan olarak belirlendiğini kaydetmektedir.
26. Bu durum sadece, arsanın imara kapatılmasına neden olmamış ayrıca söz konusu mülkün kullanılabilirliğinin de kısıtlanmasına neden olmuştur.
27. İdare bununla birlikte, başvuranın taşınmazından yoksun bırakmamıştır.
28. Geriye, söz konusu müdahalenin Sözleşmeye Ek 1. No.lu Protokolün 1. maddesinin hükümlerini ihlal edip etmediğinin belirlenmesi kalmaktadır.
29. Mahkeme, şekil itibariyle mülkiyetten yoksun bırakma durumunun gerçekleşmediğini, zira hukuki açıdan başvuranın mülkiyet hakkına müdahalede bulunulmadığını kaydetmektedir. Bununla birlikte, mülkiyetin intikali olmadığından, görünüşün ötesine de bakmasının ve ihtilaflı durumun gerçekliğini incelemesinin gerekli olduğunu hatırlatmaktadır (Sporrong ve Lönnroth/İsveç, 23 Eylül 1982, § 63, Seri A No. 52 ve Van Droogenbroeck/Belçika, 24 Haziran 1982, § 38, Seri A No. 50).
30. Bu bağlamda, başvuran tarafından şikayet konusu yapılan söz konusu ihtilaflı durumun etkilerinin tamamı mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamalar ve bu kısıtlamaların gayrimenkulün değeri üzerindeki etkilerinden ileri geldiğini tespit etmiştir; dolayısıyla ihtilaflı durumun tamamı, ilgilinin mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamalardan kaynaklanmaktadır. Nitekim Mahkeme, geçerliliğini yitirmesine karşın, söz konusu hakkın ortadan kalkmadığını kaydetmektedir. Bahse konu tedbirlerin etkileri, mülkiyetten mahrum bırakmayla bir tutulabilecek etkiler değildir. Başvuran, arazisine erişim imkanını ve arazisi üzerindeki hakimiyetini kaybetmemiştir. Aynı zamanda, ilke olarak, mülkünü satması her ne kadar zorlaşsa da, başvuran bu imkana sahip olmaya devam etmiştir.. Mahkeme bu koşullarda, Sözleşmeye Ek 1 No.lu Protokolün 1. maddesinin birinci bendinin ikinci cümlesinin, somut davada uygulanmasının mümkün olmadığı kanaatindedir (Scordino/İtalya (No. 2), No. 36815/97, § 71, 15 Temmuz 2004 ve Matos e Silva, Lda. ve diğerleri/Portekiz, 16 Eylül 1996, § 85, Karar ve Hükümler Derlemesi 1996-IV).
31. Bununla birlikte Mahkeme, başvuran tarafından şikayet edilen durumun, Sözleşmeye Ek 1 No.lu Protokolün 1. maddesinin ilk bendinin konusuna girdiğini düşünmektedir (Sporrong ve Lönnroth, anılan, § 65, Erkner ve Hofauer/Avusturya, 23 Nisan 1987, § 74, Seri A No. 117, Poiss/Avusturya, 23 Nisan 1987, § 64, Seri A No. 117, Elia S.r.l./İtalya, No. 37710/97, § 57, AGHM 2001-IX, Scordino (No. 2), anılan, § 73, Köktepe/Türkiye, No. 35785/03, § 85, 22 Temmuz 2008, Hakan Arı, anılan, § 37, Ziya Çevik, anılan, § 36 ve Hüseyin Kaplan/Türkiye, No. 24508/09, § 39, 1 Ekim 2013).
32. Dolayısıyla Mahkemenin, toplumun genel menfaatinin gereklilikleri ile başvuranın temel haklarının korunmasının zorunlulukları arasında adil bir dengenin sağlanıp sağlanmadığını araştırması gerekmektedir (Sporrong ve Lönnroth, anılan, § 69 ve Phocas/Fransa, 23 Nisan 1996, § 53, Derleme 1996-II).
33. Bu bağlamda Mahkeme, ilgilinin arsasının tapu sicilinde imara açık olması nedeniyle başvuranın inşaat ruhsatı elde etme beklentisinin meşru hakkı olduğu kanaatindedir. Oysa sonrasında, imar planı gereğince kamulaştırılan ve yeşil alan düzenlemesi için ayrılan bu arsaya imar yasağı getirilmiştir. Söz konusu yasaklama halen devam etmektedir.
34. Mahkeme, arazi düzenlemesi gibi oldukça karışık ve güç bir alanda, Sözleşmeci Devletlerin, şehirleşme politikalarını yürütmek için geniş bir takdir payına sahip olduklarına karar vermiş olduğunu hatırlatmaktadır (Sporrongve Lönnroth, anılan, § 69). Mahkeme dava koşullarında, başvuranın mülkiyetine saygı gösterilmesini isteme hakkını kullanmasına yapılan müdahalenin, kamu menfaatinin gerekliliklerini karşıladığı kanaatindedir. Buna karşın, kontrol yetkisini kullanmaktan vazgeçmesi yine de mümkün değildir.
35. Mahkeme, söz konusu sürenin tamamında, başvuranın mülkiyetinin akıbeti hakkında tam bir belirsizlik içerisinde kalmış olduğunu gözlemlemektedir. 25 Mayıs 2011 tarihinde, ilgili hala mülkünden yoksun bırakılmamıştı.
36. Mahkeme, bu durumun imara açık arazi üzerinde inşaat yapamayan başvuranın mülkiyet hakkını tam olarak kullanmasını engellediği kanaatindedir. Ayrıca bu durumun, başvuranın arazisini satma ihtimalini de önemli ölçüde yitirmiş olması nedeniyle olumsuz etkileri olmuştur.
37. Mahkeme son olarak, başvuranın kaybının hiçbir şekilde tazmin edilmediğini tespit etmektedir. Bu bağlamda, daha önceleri de belirtilmiş olduğu üzere (bk. yukarıda geçen 19 paragraf), Hükümet, Mahkemeye, iç hukukta başvuranın arsasının durumuna ilişkin belirsizliği çözüme kavuşturabilecek her hangi bir mahkeme kararı sunmamıştır. Diğer bir ifadeyle, imar planının kabul edilip yerine getirilmediği zaman Mahkemeye başvuru yapıldığı tarihte, Türk hukukunda, mağdur edilenler için herhangi bir tazminat başvurusu öngörülmemiştir. (bu bağlamda bk. Ziya Çevik, anılan, § 42).
38. Bu değerlendirmeler ışığında Mahkeme, başvuranın, bir yanda kamu menfaatinin gereklilikleri ile öte yandan mülklerine saygı gösterilmesini isteme hakkının korunması arasında olması gereken adil dengeyi bozan hususi ve ölçüsüz bir yükün altında kalmış olduğu kanısındadır (Hüseyin Kaplan, anılan, § 47, Hakan Arı, anılan, § 46, Ziya Çevik, anılan, § 47, Sporrong ve Lönnroth, anılan, §§ 73 ve 74, Erkner ve Hofauer, anılan, §§ 78 ve 79, Elia, anılan, § 83, Rossitto, anılan, § 45, Skibinscy/Polonya, No. 52589/99, § 98, 14 Kasım 2006, Skrzynski/Polonya, No. 38672/02, § 92, 6 Eylül 2007, Rosinski/Polonya, No.17373/02, § 89, 17 Temmuz 2007, Buczkiewicz/Polonya, No.10446/03, § 77, 26 Şubat 2008 ve Pietrzak/Polonya, No. 38185/02, § 115, 8 Ocak 2008).
39. Dolayısıyla Mahkeme, Sözleşmeye Ek 1 No.lu Protokolün 1.maddesinin ihlal edilmiş olduğu sonucuna varmaktadır.
II. SÖZLEŞMENİN 6 § 1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
40. Başvurana göre, idare mahkemeleri nezdinde ki yargılama süresinin Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasında öngörüldüğü şekilde makul süre şartına uymamaktadır.
41. Mahkeme, Sözleşme organlarının makul süre (davanın karmaşıklığı ve başvuranlar ve yetkili makamların tutumları) ilkesi konusundaki içtihatlarında belirtilen kriterler ışığında ve düzenlenen unsurların bütününü göz önünde bulundurarak, bu şikayetin, Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olduğunu ve Sözleşmenin 35. maddesinin 4. paragrafı gereğince reddedilmesi gerektiğini düşünmektedir.
III. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
42. Sözleşmenin 41. maddesi aşağıdaki gibidir.
Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.
43. Başvuran maddi ve manevi tazminat için olarak 265.000 avro (EUR) talep etmektedir. Özel bir şirketten değerlendirme raporu temin etmiştir.
44. Hükümet, Mahkemeyi, aşırı ve dayanaktan yoksun olarak nitelendirdiği başvuranın iddialarını reddetmeye davet etmektedir.
45. Mahkeme benzer davalarda (bk. Özellikle Hakan Arı, anılan, § 57) benimsediği hesaplama yöntemini hatırlatma gereği duymaktadır. Mahkeme, başvuranın arsasının 1982 yılından beri kullanılmadığını dikkate almıştır. Makul çıkış noktasının, arsanın söz konusu aynı tarihte, yani 1982 yılındaki olası değeridir. Mahkeme arsanın değeri tespit edildikten sonra, diğer unsurlar olmaksızın, taşınmazdan istifade edilemeyen dönemden ileri gelen zararın ilgili bütün dönem için taşınmazın değerine karşılık gelecek şekilde ödenecek yasal faiz oranıyla giderileceği kanısındadır (Hakan Arı, anılan, § 57, Rossitto, anılan, § 64, Terazzi S.r.l./İtalya (adil tazmin), No. 27265/95, § 37, 26 Ekim 2004 ve Elia S.r.l./İtalya (adil tazmin), No. 37710/97, § 25, 22 Temmuz 2004). Buna karşın Mahkeme, arsanın 1982 yılındaki değerini tespit edilmesine yarayacak unsurlara haiz olmamıştır. Mahkeme bu eksiklikler doğrultusunda, bu aşamada, Sözleşmenin 41. maddesinin maddi tazminat gerektiren durumlarda uygulanamayacağı ve davalı devlet ile başvuran arasında uzlaşmaya varılma ihtimali göz önünde bulundurularak bu hakkın saklı tutulması gerektiği kanaatine varmaktadır.
46. Buna mukabil manevi tazminat konusunda Mahkeme, dava koşullarını dikkate alındığında Sözleşmenin ihlali sonucunda sözü edilen dava, süreçteki belirsizlik nedeniyle başvuranın manevi açıdan belirli ölçüde haksızlığa uğradığını kabul etmektedir. Dolayısıyla Mahkeme, başvurana hakkaniyete uygun olarak manevi tazminat başlığı altında 10.000 avro ödenmesini uygun görmektedir.
47. Başvuran, masraf ve harcama taleplerine ilişkin olarak bir rakam belirtmemiş ve başlıklara göre ayırmamıştır. Bu durumda Mahkeme, bu başlık altında herhangi bir meblağ ödenmemesi gerektiği kanaatindedir.
48. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermiştir.
BU GEREKÇELERLE MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun, Sözleşmeye Ek 1. No.lu Protokolün 1. maddesine ilişkin şikayet bakımından kabul edilebilir olduğuna ve geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna;
2. Sözleşmeye Ek 1. No.lu Protokolün 1. maddesinin ihlal edilmiş olduğuna;
3. a) Sözleşmenin 44. maddesinin 2. fıkrası gereğince, kararın kesinleştiği tarihten itibaren davalı Devletin üç ay içerisinde, başvurana her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat için 10.000 avro (on bin avro) ödemesi gerektiğine;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar, bu miktara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Maddi tazminat için Sözleşmenin 41. maddesinin bu aşamada uygulanmasına yer olmadığına, sonuç olarak;
a) Bu meselenin saklı tutulmasına;
b) Hükümetin ve başvuranın, varabilecekleri her türlü uzlaşmaya dair Mahkemeyi altı ay içinde haberdar etmeye davet edilmesine,
c) Sürecin saklı tutulmasına ve gerektiğinde başkanının izlenecek süreci belirlemeye yetkili kılınmasına;
5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup; Sözleşmenin 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca 23 Eylül 2014 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy