(AİHS m. 6, 10, 34, 35, 41, 44) (3713 S. K. m. 6) (5271 S. K. m. 305) (GÖZEL VE ÖZER - TÜRKİYE DAVASI) (BAYAR VE GÜRBÜZ V. - TÜRKİYE DAVASI) (SÜREK - TÜRKİYE DAVASI (4))
(Başvuru No. 4375/09)
KARAR
STRAZBURG
17 Haziran 2014
İşbu karar, Sözleşmenin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Belek ve Özkurt / Türkiye Davasında (No. 6),
Başkan,
Guido Raimondi,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
András Sajó,
Helen Keller,
Paul Lemmens,
Robert Spano,
Jon Fridrik Kjølbro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith'in katılımıyla Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 27 Mayıs 2014 tarihinde gerçekleştirdiği müzakereler neticesinde anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (No.4375/09) davanın temelinde, Türk vatandaşları olan Ahmet Sami Belek ve İsmail Muzaffer Özkurtun (başvuranlar) 6 Ekim 2008 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme'nin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuranlar, İstanbul'da görev yapan Avukat D.A. Özkurt tarafından temsil edilmektedirler. Türk Hükümeti (Hükümet) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranlar Sözleşmenin 6. ve 10. maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmektedirler.
4. Başvuru, 6 Kasım 2009 tarihinde, Hükümete bildirilmiştir.
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. 1953 doğumlu olan başvuran Ahmet Sami Belek, genel merkezi İstanbulda bulunan günlük Evrensel gazetesinin imtiyaz sahibidir ve 1978 doğumlu olan başvuran İsmail Muzaffer Özkurt ise aynı gazetenin yazı işleri müdürüdür.
6. 15 Haziran 2004 tarihinde, Evrensel gazetesinde Kongra-Gel ateşkes için somut adım istedi - Ateşkes adımlara bağlı başlıklı bir makale yayımlanmıştır. Söz konusu makalede, Kürdistan İşçi Partisi (PKK) isimli silahlı yasadışı örgütün bir kolu olan Kongra-Gelin Halk Savunma Komitesi Başkanı Karayılanın açıklamasına yer verilmiştir. Karayılan, söz konusu açıklamada, ateşkesin tek taraflı olarak son verilmesine ilişkin kararından dönemeyeceğini; ancak bunun savaş beyanı olarak anlaşılmaması gerektiğini belirterek, çoğunluğa sahip AKP (Adalet ve Kalkınma Partisi) Hükümetinin konuyla alakalı somut adımlar atması gerekliliği üzerinde durmuştur. Karayılan, Hükümet tarafından yerine getirilmesi gereken adımlara ilişkin bir liste hazırlamıştır.
7. Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet savcısı, 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun (3713 Sayılı Kanun) 6. maddesinin 2. ve 4. fıkralarında suç olarak nitelendirilen, yasadışı silahlı örgüt adına açıklamalar yayımlama fiili nedeniyle 28 Haziran 2004 tarihinde başvuranlar hakkında iddianame düzenlenmiştir.
8. Başvuranlar, Ağır Ceza Mahkemesinde kendilerini savunmak için Sözleşmenin 10. maddesiyle güvence altına alınan özgürlüğü ileri sürmüşlerdir.
9. Ağır Ceza Mahkemesi, 10 Nisan 2008 tarihinde, 3713 sayılı Kanunun 6. maddesinin 2. fıkrası uyarınca Beleki 1.592 Türk lirası (TRY), Özkurtu 796 TRY (ilgili dönemde yürürlükte olan döviz kuruna
göre sırasıyla yaklaşık 779 avro (EUR) ve 389 EUR) para cezası ödemeye mahkûm etmiştir.
10. Ceza Muhakemesi Kanununun 305. maddesi gereğince, 2.000 TRYyi aşmayan para cezalarına ilişkin mahkûmiyet kararlarının temyizi kabil olmadığından, 10 Nisan 2008 tarihli karar bu madde uyarınca kesinleşmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK ve UYGULAMASI
11. İlgili iç hukuk ve uygulaması için Gözel ve Özer/Türkiye (No. 43453/04 ve 31098/05, § 23, 6 Temmuz 2010) ve Bayar ve Gürbüz/Türkiye (No. 37569/06, §§ 12-16, 27 Kasım 2012) kararlarına bakınız.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA
12. Başvuranlar, Sözleşmenin 6. maddesini ileri sürerek, yerel mahkemeleri, savunmalarını dikkate almamakla suçlamakta ve ayı zamanda ilk derece mahkemesinin kararına karşı temyize başvurmanın mümkün olmayışından da şikayet etmektedirler.
Başvuranlar, Sözleşmenin 10. maddesi alanında, yasadışı silahlı örgüt adına açıklamalar yayımlama suçundan haklarında verilen cezaların, ifade özgürlüğü haklarını ihlal ettiğini ileri sürmektedirler.
13. Mahkeme, bu şikayetin Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve diğer yandan, herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesinin bulunmadığını tespit ederek, bu şikayetin kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
II. SÖZLEŞMENİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
14. Başvuranlar, mahkûm edilmeleri nedeniyle Sözleşmenin 10. maddesince öngörüldüğü üzere, ifade özgürlüğü haklarının ihlal edildiğini ileri sürmektedirler. Söz konusu madde aşağıdaki şekilde ifade edilmektedir:
1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar (
)
2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi (
) için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.
15. Hükümet, bu iddiaya karşı çıkmaktadır.
16. Mahkeme, söz konusu müdahalenin kanun tarafından öngörülmesinin ve Sözleşmenin 10. maddesinin 2. fıkrası anlamında kamu güvenliğinin korunması, düzenin sağlanması ve suçun önlenmesi bakımından meşru amaç taşımasının taraflar arasında tartışma konusu yapılmadığını kaydetmektedir (yukarıda anılan, Gözel ve Özer, § 45). Mahkeme, bu değerlendirmeyi kabul etmektedir.
Söz konusu uyuşmazlık, müdahalenin demokratik toplumda gerekli olup olmadığıyla ilgilidir.
17. Mahkeme, somut olaydakine benzer sorunları ileri süren bazı davaları daha önce incelediğini ve Sözleşmenin 10. maddesinin ihlal edildiğini tespit ettiğini hatırlatmaktadır (yukarıda anılan, Gözel ve Özer). Mahkeme, mevcut davayı bu içtihat ışığında inceleyecektir.
18. Somut olayda, ihtilaf konusu makalede, Kongra-Gelin Halk Savunma Komitesi Başkanı Karayılanın açıklamasına yer verilmiştir.
Karayılan, açıklamasında, PKK tarafından ateşkese tek taraflı olarak son verilmesine ilişkin nedenlerini belirtmiştir (bk. yukarıdaki 6. paragraf).
19. Mahkeme, özellikle terörle mücadeleye bağlı zorlukların yanı sıra incelemeye tabi tutulan durumları çevreleyen koşulları göz önünde bulundurarak, bu makalede kullanılan ifadelere ve yayının içeriğine özellikle dikkat çekmektedir (Sürek/Türkiye (No. 4) (BD), No. 24762/94, § 58, 8 Temmuz 1999).
Mahkeme, ihtilaf konusu yazının, bütünüyle değerlendirildiğinde, şiddet kullanmaya, silahlı direnişe veya isyana teşvik içerikli olmadığını ve Mahkemenin nazarında dikkate alınması gereken en önemli unsur olan herhangi bir nefret ifadesinin de kullanılmadığını saptamaktadır.
20. Mahkeme, yerel mahkeme tarafından başvuranları mahkûm etmek amacıyla ileri sürülen gerekçeleri inceledikten sonra, ilgililerin ifade özgürlüğü hakkına yapılan müdahaleyi haklı göstermek için bu gerekçelerin yeterli görülemeyeceği sonucuna varmaktadır. Dolayısıyla, Mahkeme yukarıda anılan Gözel ve Özer davasında varılan sonuçtan uzaklaşmak için herhangi bir neden görmemektedir.
21. Bu sebeple, Sözleşmenin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
III. SÖZLEŞMENİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
22. Başvuranlar, haklarında verilen mahkûmiyet kararlarının temyizi kabil olmamalarından ve davalarının adil biçimde görülmemelerinden şikayet etmektedirler. Başvuranlar, mahkemeye erişim ve adil yargılanma haklarının dolayısıyla Sözleşmenin 6. maddesinin ihlal edildiği kanaatindedirler. Sözleşmenin 6. maddesi aşağıdaki şekildedir:
Herkes davasının, (
) ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, (
) bir mahkeme tarafından (
) hakkaniyete uygun olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.
23. Mahkeme, ilk derece mahkemesinin kararına karşı temyiz başvurusunda bulunulmasının mümkün olmaması konusunda, somut olaydakine benzer sorunların ileri sürüldüğü davaları daha önce incelediğini ve Sözleşmenin 6. maddesinin ihlal edildiğini tespit ettiğini hatırlatmaktadır (yukarıda anılan, Bayar ve Gürbüz, § 49).
Mahkeme, somut olayda, başvuranların mahkemeye erişim haklarının orantısız şekilde engellendiğini ve dolayısıyla Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasıyla güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkının kendi özünde ihlal edildiğini saptamaktadır. Bu nedenle, Mahkeme, yukarıda anılan Bayar ve Gürbüz davasında ulaştığı sonuçtan sapmak için herhangi bir neden görmemektedir.
24. Dolayısıyla, bu bağlamda Sözleşmenin 6. maddesi ihlal edilmiştir.
25. Başvuranlar, aynı zamanda, yerel mahkemeleri, esasa ilişkin savunmalarını dikkate almamakla suçlamaktadır.
Sözleşmenin 10. madde bağlamındaki şikayet ile bağlantılılığı ve bu alanda vardığı ihlal tespiti bakımından (yukarıdaki 21. paragraf) Mahkeme, Sözleşmenin 6. maddesi bağlamındaki bu şikayetin ayrıca incelenmesinin gerekli olmadığı kanaatindedir (bk. aynı anlamda, Artun ve Güvener/Türkiye, No. 75510/01, § 35, 26 Haziran 2007).
IV. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
26. Sözleşmenin 41.maddesi aşağıdaki gibidir,
Mahkeme, Sözleşmenin veya Protokollerin ihlal edildiğini tespit ederse ve ilgili Sözleşmeci Devletin iç hukuku bu ihlali ancak kısmen giderme imkanı veriyorsa, Mahkeme gerekli görürse zarara uğrayan tarafa adil bir karşılık verilmesine hükmeder.
27. Başvuranlar, mevcut başvuruyla aynı anda bildirilen on başvuruya ilişkin olarak, Sözleşmenin 41. maddesi uyarınca tüm taleplerini sunmuşlardır.
Bu talep aşağıdaki şekilde ayrı ayrı belirtilmektedir:
- Başvuranların ödemesi gereken para cezası nedeniyle maruz kaldıklarını düşündükleri maddi zarar için 10.000 Avro (EUR);
- Manevi zarar için 50.000 EUR;
- Mahkeme önünde başvuranların avukatları tarafından gerçekleştirilen çalışma ve hizmetlerin ayrıntılı bir listesiyle birlikte masraf ve giderler için 10.000 EUR.
28. Hükümet bu meblağları kabul etmemektedir.
29. Maddi zarar hususunda, Mahkeme, başvuranlara verilen para cezalarının Sözleşmenin 10. maddesi kapsamında tespit edilen ihlalin doğrudan sonucu olduğunu ortaya koymaktadır. Dolayısıyla, bu bağlamda ödedikleri miktarın ilgililere tümüyle ödenmesine karar vermek gerekmektedir. Mahkeme, sonuç olarak, Beleke 779 EUR, Özkurta 389 EUR ödenmesine karar vermektedir.
30. Manevi zarar hususunda, Mahkeme, dava koşullarının başvuranlar açısından bazı sıkıntılara yol açtığının düşünülebileceği kanısındadır. Mahkeme, hakkaniyete uygun olarak, Sözleşmenin 41. maddesi uyarınca başvuranların her birine bu bağlamda 1.500 EUR ödenmesine karar vermektedir.
31. Diğer taraftan, Mahkeme içtihadına göre, bir başvurana, masraf ve giderlerinin doğruluğunu, gerekliliğini ve ödenen miktarların makul olduğunu ispatlamak kaydıyla bu masraflar iade edilebilmektedir.
Somut olayda, elinde bulunan belgeleri ve yukarıda sözü edilen içtihatları göz önünde bulunduran Mahkeme, tüm masraflar için başvuranlara müştereken toplam 500 EUR ödenmesinin makul olacağı kanaatine varmaktadır.
32. Mahkeme, gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermektedir.
MAHKEME, BU GEREKÇELERLE, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşmenin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Başvuranların temyize başvurma imkanlarının bulunmaması nedeniyle Sözleşmenin 6. maddesinin ihlal edildiğine;
4. Başvuranların savunmasının dikkate alınmadığı yönündeki iddiaya ilişkin şikayetin esasının incelenmesinin gerekli olmadığına;
5. a) Davalı devletin başvuranlara Sözleşmenin 44. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere aşağıdaki miktarları ödemekle yükümlü olduğuna:
i) Ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, maddi tazminat olarak, Beleke 779 EUR (yedi yüz yetmiş dokuz Avro), Özkurta 389 EUR (üç yüz seksen dokuz avro);
ii) Ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, başvuranların her birine manevi tazminat olarak 1.500 EUR (bin beş yüz Avro);
iii) Başvuranlar tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, masraf ve giderler için müştereken 500 EUR (beş yüz Avro);
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
6. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş; Sözleşmenin 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca 17 Haziran 2014 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy