(AİHS m. 5, 6, 34, 41) (5271 S. K. m. 141, 142) (ARAZ - TÜRKİYE DAVASI) (CAHİT DEMİREL - TÜRKİYE DAVASI) (KÜRÜM -TÜRKİYE DAVASI) (HASAN DÖNER - TÜRKİYE DAVASI) (UYSAL VE OSAL - TÜRKİYE DAVASI) (CAN VE GÜMÜŞ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 44027/09)
KARAR
22 Mayıs 2012
Bu karar nihaidir; ancak, şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Başkan
Isabelle Berro-Lefèvre,
Yargıçlar
Guido Raimondi,
Helen Keller
ve Daire yazı işleri müdür yardımcısı Françoise Elens-Passosun katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Dairesi), 17 Nisan 2012 tarihinde gerçekleştirdiği gizli müzakereler neticesinde aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Dava, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (Sözleşme) 34. Maddesine istinaden T.C. vatandaşı Mehmet Hasdemir (başvuran) tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine 25 Ağustos 2009 tarihinde AİHMye yapılan başvurudan (no. 44027/09) ibarettir.
2. Başvuran, kardeşi Bayan N. Hasdemir tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (Hükümet) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. AİHM 16 Mart 2010 tarihinde başvurunun kısmen kabul edilemez olduğunu beyan etmiş ve başvuranın tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılma talebine, 5. Maddenin ihlal edildiği iddiasına ilişkin tazminat talebine ve makul sürede yargılanma hakkına yönelik şikayetlerini Hükümete bildirmeye karar vermiştir. AİHM ayrıca Sözleşmenin 29. maddesinin 1. paragrafı uyarınca, başvurunun kabul edilebilirliği ve esası yönünden aynı anda hükmetmeye karar vermiştir.
4. Bu başvuruda dile getirilen hususların AİHMnin yerleşik ihtiyacına konu olması nedeniyle, AİHM, başvuruyu üç yargıçtan oluşan Komiteye havale etmeye karar vermiştir.
OLAYLAR VE OLGULAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran 1961 doğumludur ve şu an İzmit F Tipi Cezaevinde tutuklu bulunmaktadır.
6. 6 Mayıs 2000 tarihinde başvuran, çıkar amaçlı bir suç örgütüne üye olma ve bu örgüt adına yasadışı faaliyetlerde bulunma şüphesiyle yakalanarak polis tarafından gözaltına alınmıştır.
7. 8 Mayıs 2000 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi nöbetçi hakimliği başvuranın tutuklu olarak yargılanmasına karar vermiştir.
8. 19 Haziran 2000 tarihinde başvuran ve diğer dört kişinin çıkar amaçlı suç örgütü kurmakla ve adam öldürme, gasp ve dolandırıcılık olaylarına karışmakla suçlandıklarına ilişkin iddianame İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesine sunulmuştur.
9. 30 Ocak 2003 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, suç örgütü kurma suçunun manevi unsurlarının sanıklar lehine oluşmadığı gerekçesiyle başvuranın ve diğer sanıkların isnat edilen suçlardan beraatlarına karar vermiştir. Sanıklara isnat edilen diğer suçlar bakımından ise görevsizlik kararı verilerek dosya Kartal Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiştir.
10. 20 Aralık 2004 tarihinde Yargıtay, başvuranı ve ilgili suçun isnat edildiği diğer sanıklar hakkında beraatlarına karar vermesinin hatalı olduğunu kaydederek Asliye Ceza Mahkemesinin kararını bozmuştur. Yargıtay, kararında sanıklara isnat edilen çıkar amaçlı suç örgütü kurma suçunun bütün unsurlarının tüm sanıklar bakımından oluştuğunu ifade etmiştir.
11. Ardından dava, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesine iade edilmiştir.
12. Devlet Güvenlik Mahkemelerinin 5190 sayılı Kanunla kaldırılmasının ardından ceza yargılamasını İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, devam ettirmiştir.
13. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, yargılama sürecinde başvuranın tutukluluk halinin devamının hukuka uygunluğunu her duruşma sonrasında veya en geç her otuz günde bir, resen, sözlü duruşma yapmaksızın incelemiştir.
14. 3 Mart 2010 tarihli duruşmada İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın isnat edilen suçları işlediğine dair makul şüphe bulunduğu gerekçesiyle ve dava dosyasındaki delillerin durumuna bakarak bir kez daha başvuranın tutukluluğunun devamına karar vermiştir.
15. 5 Ocak 2011 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, tutuklu bulunduğu süreyi göz önüne alarak başvuranı salıvermiştir.
16. 6 Aralık 2011 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, dava dosyasındaki delillere dayanarak başvuranı çıkar amaçlı suç örgütü kurma, adam öldürme, adam kaçırma ve gasp da dahil bir dizi suçtan mahkum etmiştir. Ardından, mahkeme başvuranı müebbet hapis cezası ile cezalandırmıştır.
17. Dava dosyasındaki bilgilere göre, başvuran bu karara karşı Yargıtaya temyiz başvurusunda bulunmuştur. Dosya şu an Yargıtayda derdesttir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK KURALLARI
18. 5271 sayılı Türk Ceza Muhakemesi Kanunun ilgili bölümleri, Araz-Türkiye davasında (no. 44319/04, Paragraf 15-16, 20 Mayıs 2010) verilen kararda bulunabilir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMENİN 5. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
A. Sözleşmenin 5. Maddesinin 3. Paragrafı
19. Başvuran, yargılama öncesi tutukluluk süresinin aşırı uzun olduğundan ve bu durumun kendisinde büyük sıkıntılara yol açarak tahammülü imkansız bir eziyete dönüştüğünden şikayetçi olmuştur. Başvuran, Sözleşmenin 5. maddesinin 3. paragrafına dayanmıştır. İlgili paragraf şunu öngörmektedir:
Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullara uyarınca yakalanan veya tutulu durumda bulunan herkes(in)
makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir.
20. Hükümet başvuranın iddiasını reddetmiştir.
21. AİHM, başvurunun kabul edilemez olduğu yönünde hiçbir gerekçe tespit edilmediği için, başvurunun kabul edilebilir olduğunu kaydetmektedir.
22. Şikayetin esası bakımından, Hükümet, başvuranın tutukluluk halinin, suç işlediğine dair makul bir şüphenin bulunduğu gerekçesine dayandığını ve tutukluluk halinin yetkili merci tarafından iç hukuk hükümlerine uygun olarak usulüne uygun biçimde incelendiğini ileri sürmüştür.
23. Başvuran 6 Mayıs 2000 tarihinde tutuklanmış ve 6 Aralık 2011 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi tarafından mahkum edilmiştir. AİHM, başvuranın tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldığı 5 Ocak-6 Aralık 2011 tarihleri arasındaki süreyi tutuklu bulunduğu toplam süreden düşerek, başvuranın toplamda 10 yıl, 8 ay boyunca tutuklu kaldığını kaydeder. (bkz Solmaz - Türkiye davası, no. 27561/02, Paragraf 36-37, 16 Ocak 2007).
24. AİHM, benzer tutukluluk sürelerinin söz konusu olduğu davalarda, sıklıkla Sözleşmenin 5. maddesinin 3. paragrafının ihlal edildiği yönünde kararlar vermiştir (örn bkz Tutar - Türkiye davası, no. 11798/03, Paragraf 20, 10 Ekim 2006; Cahit Demirel - Türkiye davası, no. 18623/03, Paragraf 28, 7 Temmuz 2009). AİHM, ibraz edilen bütün belgeleri inceledikten sonra Hükümetin mevcut davada Mahkemenin farklı bir sonuca varmasını sağlayacak herhangi bir olgu veya sav öne sürmediği kanaatine varmıştır. AİHM, konuya ilişkin içtihadını göz önünde tutarak, mevcut davada yargılama öncesi tutukluluk süresinin aşırı uzun olduğuna hükmetmiştir.
25. Dolayısıyla, Sözleşmenin 5. maddesinin 3. paragrafı ihlal edilmiştir.
B. Sözleşmenin 5. Maddesinin 5. Paragrafı
26. Başvuran, tutuksuz yargılanma hakkının ihlali neticesinde Sözleşmenin 5. maddesinin 5. paragrafı uyarınca iç hukukta hiçbir tazminat hakkına sahip olmadığı şikayetinde bulunmuştur. İlgili paragraf şunu öngörmektedir:
Bu madde hükümlerine aykırı olarak yapılmış bir yakalama veya tutuklu kalma işleminin mağduru olan herkesin tazminat istemeye hakkı vardır.
27. Hükümet, başvuranın 5271 sayılı Türk Ceza Muhakemesi Kanununda öngörülen hukuk yollarını tüketmediğini savunmuştur.
28. AİHM, Hükümetin ön itirazının, başvuranın Sözleşmenin 5. maddesinin 5. paragrafı kapsamındaki şikayetinin esası ile ayrılmaz biçimde bağlantılı olduğunu kaydetmektedir. AİHM, bu konunun esasa dahil edilmesi gerektiği kanaatindedir.
29. AİHM, başvurunun bu kısmının, Sözleşmenin 35. maddesinin 3. paragrafı bağlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığı kanaatindedir. AİHM, başvurunun kabul edilemezliğine yönelik herhangi bir koşulun bulunmadığını ve dolayısıyla kabul edilebilir beyan edilmesi gerektiğini kaydetmektedir.
30. AİHM, Sözleşmenin 5. maddesinin 1, 2, 3 ve 4. paragraflarında düzenlenen koşullara aykırı olarak gerçekleştirilen (Wassink - Hollanda davası, 27 Eylül 1990, Paragraf 38, Seri A no. 185-A) özgürlükten mahrum bırakılmalar nedeniyle, Sözleşmenin 5. maddesinin 5. paragrafı uyarınca bir tazmin yolu sağlanması gerektiğini yineler. Bu tazminat hakkı, 5. maddenin önceki paragraflarından herhangi birinin ihlalinin ulusal bir merci veya AİHM tarafından tespit edilmiş olmasını gerektirir.
31. Bu bağlamda, AİHM, mevcut davada başvuranın tutuksuz yargılanma hakkının ihlal edildiğini kaydetmektedir (bkz. yukarıda 25. Paragraf) AİHM, Sözleşmenin 5. maddesinin 5. paragrafının uygulanabilir olduğu kanaatindedir. Bu nedenle, AİHM, mevcut davada Türk hukukunun 5. maddenin ihlali dolayısıyla başvurana kullanılabilir herhangi bir tazmin hakkı tanıyıp tanımadığını tespit etmek durumundadır.
32. AİHM, Hükümet tarafından işaret edildiği üzere 5271 sayılı Kanunun 141. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinde yer alan kanuna uygun olarak tutuklandığı halde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen kişiler, maddi ve manevi her türlü zararlarını Devletten isteyebilirler hükmünün bu hususta bir başvuru mekanizma sağladığını kaydetmektedir. Fakat, AİHM, aynı Kanunun 142. maddesinin 1. fıkrasında ancak karar veya hükmün kesinleşmesinden sonra bu yönde bir talepte bulunulabileceğinin ifade edildiğini de kaydetmektedir.
Bu nedenle, mevcut davada olduğu üzere, ulusal yargılamalar devam ettiği sırada bu hukuk yoluna başvurulması mümkün değildir (bkz Kürüm -Türkiye davası, no. 56493/07, Paragraf 18-21, 26 Ocak 2010).
33.Dolayısıyla, AİHM, Sözleşmenin 5. maddesinin 3. paragrafına aykırı olarak başvuranın özgürlüğünden mahrum bırakılması nedeniyle, 5271 sayılı Kanunun, Sözleşmenin 5. maddenin 5. paragrafının öngördüğü şekilde başvurana kullanılabilir bir tazmin hakkı sağlamadığı kanaatindedir.
34. Bu nedenle, AİHM, Hükümetin itirazını reddetmektedir ve Sözleşmenin 5. maddesinin 5. paragrafının ihlal edildiği sonucuna varmaktadır
II. SÖZLEŞMENİN 6 MADDESİNİN 1. PARAGRAFI
35. Başvuran, hakkında yürütülen ceza yargılaması sürecinin Sözleşmenin 6. maddesinin 1. paragrafında öngörülen makul süre şartına uygun olmamasından şikayetçidir. İlgili paragraf aşağıdaki gibidir:
Herkes,
cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan .... bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde ... görülmesini isteme hakkına sahiptir.
36. Hükümet, başvuranın iç hukuk yollarını tüketmesinin söz konusu olmadığını, zira o sırada ceza yargılamasının ulusal mahkemelerde hala devam etmekte olduğunu öne sürmüştür
37. AİHM, içtihatları ışığında, yargılama süreci nihai olarak sona ermeksizin yargılamanın uzunluğuna ilişkin şikayetler hususunda AİHMye başvurulabileceğini kaydetmektedir (sözgelimi bkz. Plaksin - Rusya davası, no. 14949/02, Paragraf 34-35, 30 Nisan 2004). Böylelikle, Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediğine dair itirazı reddedilmelidir. AİHM ayrıca başvurunun bu bölümünün diğer gerekçeler bakımından da kabul edilemez olmadığını ve dolayısıyla kabul edilebilir beyan edilmesi gerektiğini kaydetmektedir.
38. Esas bakımından ise, AİHM, söz konusu yargılama işlemlerine 6 Mayıs 2000 tarihinde başlandığını ve dava dosyasındaki bilgilere göre davanın halen Yargıtayda derdest olduğunu kaydetmektedir. Dolayısıyla, yargılama işlemleri iki aşamalı yargı nezdinde yaklaşık 12 yıl sürmüştür.
39. AİHM, mevcut başvurunun konusuna benzer davalarda, sıklıkla Sözleşmenin 6. maddesinin 1. paragrafının ihlal edildiğini tespit etmiştir(bkz. Hasan Döner - Türkiye davası, no. 53546/99, Paragraf 54, 20 Kasım 2007; Uysal ve Osal - Türkiye davası, no. 1206/03, Paragraf 33, 13 Aralık 2007; Can ve Gümüş - Türkiye davası, no. 16777/06 ve no. 2090/07, Paragraf 19, 31 Mart 2009). AİHM, mevcut şartlarda farklı bir sonuca varmasını gerektirecek bir neden görmemektedir. Sonuç olarak, başvuran hakkında yürütülen yargılama işlemlerinin aşırı uzun olması nedeniyle Sözleşmenin 6. maddesinin 1. paragrafı ihlal edilmiştir.
III. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat, yargılama masrafları ve giderleri
40. Başvuran, maddi kayıp ve kendisi ile ailesinin maruz kaldığı sıkıntı ve acılar nedeniyle maddi ve manevi tazminata ilişkin olarak 120.000 Türk Lirası (TL) talep etmiştir. . Başvuran, yargılama masrafları ve giderlerine ilişkin olarak herhangi bir talepte bulunmamıştır.
41. Hükümet, başvuranın bu iddiayı destekleyecek hiçbir belge sunmadığı gerekçesiyle bu talebe itiraz etmiştir.
42. AİHM, tespit edilen ihlaller ile talep edilen maddi tazminat arasında herhangi bir illiyet bağlantısı görmemekle birlikte, bu nedenle söz konusu talebi reddetmektedir. Ancak, AİHM başvuranın maruz kaldığı manevi zararın yalnızca ihlalin tespit edilmesiyle telafi edilemeyeceğini kabul eder.
AİHM, hakkaniyet temelinde, başvurana 11.900 Euro manevi tazminat ödenmesine hükmetmektedir.
B. Gecikme faizi
43. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası'nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar verir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE
1. Başvurunun geri kalan kısmının kabul edilebilir olduğuna,
2. Sözleşmenin 5. maddesinin 3 ve 5. paragrafları ile 6. maddesinin 1. paragrafının ihlal edildiğine,
3. a) Davalı devletin başvurana kararın kesinleştiği tarihten başlamak üzere üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere 11,900 Euro (on bir bin dokuz yüz euro) ödemekle yükümlü olduğuna:
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten başlayarak, ödemenin yapıldığı tarihe kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Başvuranın adil tazmine ilişkin diğer taleplerini reddine karar vermiştir.
İş bu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş ve AİHM İçtüzüğünün 77. Maddesinin 2. ve 3. Fıkraları uyarınca 22 Mayıs 2012 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy