(AİHS m. 3, 13, 34, 35, 41, 44) (2709 S. K. m. 125) (2559 S. K. m. 13, 16, 25) (ÜLÜFER V. - TÜRKİYE DAVASI) (SALMAN - TÜRKİYE DAVASI) (SONKAYA - TÜRKİYE DAVASI) (MİMTAŞ - TÜRKİYE DAVASI) (KARAYİĞİT - TÜRKİYE DAVASI) (MECAİL ÖZEL - TÜRKİYE DAVASI) (SELMOUNI - FRANSA DAVASI) (LABITA - İTALYA DAVASI) (KARKIN - TÜRKİYE DAVASI) (KAÇAK VE EBİNÇ - TÜRKİYE DAVASI) (OYĞUR - TÜRKİYE DAVASI) (AY - TÜRKİYE DAVASI) (EL-MASRİ - ESKİ YUGOSLAV MAKEDONYA CUMHURİYETİ DAVASI ) (ESEN - TÜRKİYE DAVASI) (AKSOY - TÜRKİYE DAVASI) (METE VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (KOP - TÜRKİYE DAVASI) (SERKAN YILMAZ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI)
KARAR
STRAZBURG
23 Haziran 2015
İşbu karar Sözleşmenin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Salin ve Karşin / Türkiye davasında,
Başkan
Andras Sajö,
Işıl Karakaş,
Neboja Vucinic,
Paul Lemmens,
Egidijus Küris,
Robert Spano,
Jon Fridrik Kjdbro
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismithin katılımıyla Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 2 Haziran 2015 tarihinde gerçekleştirilen müzakerelerin ardından yukarıda belirtilen tarihte aşağıdaki kararı vermiştir.
USUL
1. Davanın temelinde, iki Türk vatandaşı olan, Yusuf Salin ve Nihat Karşinin (başvuranlar), İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca 4 Ağustos 2009 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti aleyhinde Mahkemeye yapmış olduğu bir başvuru (no. 44188/09) yer almaktadır.
2. Başvuranlar, İstanbul Barosuna bağlı Avukat B. Doğan tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti (Hükümet), kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranlar, Sözleşmenin 3. ve 13. maddelerinin ihlal edilmesinden şikayet etmektedirler.
4. Başvuru, 5 Eylül 2011 tarihinde, Hükümete tebliğ edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuranlar Yusuf Şalin ve Nihat Karşin, sırasıyla 1982 ve 1985 doğumlu Türk vatandaşlarıdır ve Tekirdağda ikamet etmektedirler.
A. Başvuranların Yakalanması ve Göz Altına Alınması
6. Başvuranlar, 20 Ağustos 2007 tarihinde güvenlik güçleri tarafından yürütülen bir operasyon sırasında yakalanmışlardır.
Aynı gün, saat 23.00da jandarma görevlileri tarafından düzenlenen yakalama tutanağında şu hususlar yer almaktadır: İstanbul Zeytinburnunda bir otobüsün alev almasını müteakip, jandarma Esenyurttaki otobüslerin de molotof kokteyl kullanılarak ateşe verildiğine dair bilgiler edinmiş; bunun üzerine 20 Ağustos 2007 tarihi itibarıyla, sivil giyimli devriye görevi yapan jandarma ekipleri olay yerine gönderilmiş; aynı gün, saat 22.30 sularında, altı (6) erkekten oluşan kalabalık ellerinde bulunan siyah poşet ve beyaz çuvallarla kaçmaya başlamış; jandarma görevlileri söz konusu şahısları takip etmeye başlamış, öncelikle bağırarak daha sonra da megafon kullanarak ilgililere dur ihtarında bulunmuşlar; şüpheliler ihtara uymamışlar ve kaçmaya devam etmişlerdir; kovalamacının ardından, orantılı ve dengeli bir güç kullanılarak ilgili şahıslar yakalanmışlardır; çöp tenekesi yakınında bulunan poşet ve çuvallarda, jandarma görevlileri tarafından 10 litrelik su bidonlarına, yaklaşık 2,5 litre benzine, içinde benzin bulunan cam bira şişelerine, benzinle ıslatılmış kumaş parçasına ve kullanıma hazır molotof kokteyllere el konulmuştur. Tutanakta, yakalanan kişilerin kimlik bilgileri yer almaktadır: bu kişiler M.F.E., N.Ş., M.S.B., Y.K., Yusuf Salin ve Nihat Karşindir. Başvuranlar ve diğer şahıslar, jandarma görevlilerinin bu şekilde düzenlemiş olduğu tutanağı imzalamayı reddetmişlerdir.
Jandarma tarafından olay mahallinin basit bir krokisi çizilmiştir.
7. İstanbul Cumhuriyet savcısı tarafından 22 Ağustos 2007 tarihinde verilen kararda, başvuranların, terör örgütüne üye olma ve patlayıcı madde bulundurma suçundan, 20 Ağustos 2007 günü saat 22.00dan 22 Ağustos 2007 günü saat 22.00a kadar gözaltında tutuldukları belirtilmektedir.
1. Başvuran Yusuf Salin İle İlgili Olarak
8. Jandarma görevlileri tarafından 20 Ağustos 2007 tarihinde düzenlenen ve başvuran tarafından imzalanan Yusuf Salinin üst arama tutanağında, diğerlerinin yanı sıra özellikle, aşağıda yer alan eşyalara el konulduğu belirtilmiştir. Bu eşyalar arasında, bir adet siyah maske, bir adet cep telefonu, bir adet çakmak, bir adet ayakkabı bağı, bir adet kimlik belgesi ve bilhassa, toplantılara katılan kişilerin isimlerinin bulunduğu liste yer almaktaydı.
9. Jandarma görevlilerinin, 21 Ağustos 2007 tarihinde, saat 17.00da düzenlediği rapor şu şekildedir: 20 Mayıs 2007 tarihinde, saat 23.00dan önce, Yusuf Şalin - yakalanan diğer şahıslar gibi - jandarma karakolunda çığlık atmış, sağa sola saldırmaya başlamış ve Biji Apo, Kahrolsun asker şeklinde slogan atmış; jandarmaya tehdit edici bir ses tonuyla konuşmuş ve Benim kim olduğu biliyor musunuz? Size Esenyurtu dar edeceğim, biz PKK'lıyız (yasadışı silahlı örgüt), beni gözaltına almanın ne demek olduğunu size göstereceğim, size hesap soracağım, gerekirse kendime zarar vereceğim ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde şikayette bulunacağım, sizi sürdüreceğim şeklinde ifadeler kullanmış; sağa sola çarparak kendisine zarar vermiş, başvuran ve diğer şahısları sakinleştirmek, etkisiz hale getirmek için yeterli düzeyde orantılı bir güç kullanılmıştır.
10. Aynı tutanak, aşağıda belirtilen bilgileri içermektedir: Yusuf Salin üzerinde sadece bir şort bulunduğu sırada yakalanmış, ilgili jandarma karakoluna vardığında, kendisine kıyafet getirmeleri için ailesini arayabileceği hususunda bilgilendirilmiş, ilgili şahıs, yakınlarda bir ailesinin bulunmadığını belirtmiş ve her halükarda kıyafet istememiş; havanın sıcak olması nedeniyle, üzerinde yalnızca bir şort bulunuyormuş, akabinde, jandarma görevlileri kendisine bir pantolon ve tişört vermeyi teklif etmişler, sonunda ilgili, bu kıyafetleri giymeyi kabul etmiştir.
11. İki jandarma görevlisi tarafından, 21 Ağustos 2007 tarihinde, saat 20.27de düzenlenen, başvuran ve avukatı tarafından imzalanan Yusuf Salinin ifade tutanağında, şu hususlar yer almaktadır: Başvuran sessiz kalma hakkını kullanmak istemiş, yakalandıktan sonra işkenceye maruz kaldığını belirtmiş, ilgilinin avukatı müvekkiline işkence uygulandığını, ilgilinin copla vurularak dört veya beş kişi tarafından darp edildiğini, burnunun kırıldığını, penis ve testislerinin sıkıldığını ve makatına üç defa cop sokulduğunu beyan etmiş; öte yandan avukat, kendisinin, müvekkilinin bedeninde darp izleri olduğunu, bedeninin çeşitli kısımlarında morlukların mevcut olduğunu ve ilgili şahsın üzerinde sadece bir şort bulunduğunu tespit ettiğini belirtmiştir.
12. Büyükçekmece Devlet Hastanesi tarafından 21 Ağustos 2007 tarihinde düzenlenen ilk tıbbi raporda, Yusuf Salinin burnunun üzerinde sıyrıkların, ekimozların ve sırtından sağ omzuna kadar yayılmış hiperemi, sıyrık ve ekimozların mevcut olduğu belirtilmiştir.
13. Büyükçekmece Devlet Hastanesi tarafından aynı gün düzenlenen ikinci rapora göre, Yusuf Salinin burnunda yüzeysel bir kesik, sağ omzunda peteşial lezyonlar, sağ kolunun üzerinde ve sağ kürek kemiğinin ortasında taze ekimozlar mevcuttur.
14. İnönü Sağlık Ocağı tarafından 22 Ağustos 2007 tarihinde düzenlenen tıbbi raporda, bu iddiayı doğrulama imkanı olmadan, Yusuf Salinin copla tecavüze uğradığı belirtilmiştir. Öte yandan raporda, başvuranın burnu ve omzunun üzerinde ekimozların mevcut olduğu belirtilmiştir.
15. Büyükçekmece Cumhuriyet savcısının talebi üzerine, 22 Ağustos 2007 tarihinde, saat 15.00da, aynı bölgenin Adli Tıp Kurumunda görev yapan bir doktor, Devlet Hastanesi ve sağlık ocağı tarafından sırasıyla tanzim edilen tıbbı raporları göz önünde bulundurarak, Yusuf Salini muayene etmiştir. ilgilinin düzenlediği tıbbi rapora göre, Yusuf Şalin gözaltı sırasında şiddete maruz kaldığını beyan etmiştir: Başvuranın yüzüne, başına, ellerine, sırtına ve bacaklarına copla vurulmuş, testis ve penisi sıkılmış ve ayrıca, cop kullanılarak anüs yolu ile kendisine tecavüz girişiminde bulunulmuş ve başvuran bu duruma maruz kalmıştır. İlgili doktor, başvuranda aşağıda belirtilen lezyonların mevcut olduğunu kaydetmiştir: bu lezyonlar, burnunun üzerinde, kabuk bağlamaya başlayan bir sıyrık; gözlerinin alt kısmında, burnuna aldığı darbelerden kaynaklanan kırmızı ve mor renkli olan ekimozlar; sağ kolunun arka kısmında, kırmızı ve mor renkli olan ve 6x8 cmlik bir ekimoz; sol omzunda 3 cm, 4,5 cm ve 5 cmlik sıyrıklar; sırtta interskapular bölgede yatay seyirli 3,5x6 cm boyutlarında ray şeklinde kırmızı ve mor renkte olan ekimozlar; sol elinin üzerinde 3x4cm,sağ ayak bileğinin arka kısmında 5x5 cm ve sol ayak bileğinin iç yüzeyinde 5x6 cm boyutunda mor renkli ekimozlardır. Tıbbi raporda, başvuranın penis ve testislerde duyduğu ağrılardan şikayet ettiği ancak harici travmatik lezyonların bulunmadığı ve ayrıca, anal mukoza ve sfinkter tonusunun normal bulunduğu da belirtilmiştir. Tıbbi raporda, ilgilinin basit bir tıbbi müdahale ile tedavi edilebileceği ve anal tecavüze dair maddi delillerin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
2. Başvuran Nihat Karşin İle İlgili Olarak
16. Jandarma görevlileri tarafından 20 Ağustos 2007 tarihinde düzenlenen ve başvuran tarafından imzalanan Nihat Karşinin üst arama tutanağında, diğerlerinin yanısıra aşağıda yer alan eşyalara el konulduğu ifade edilmiştir. Bu eşyalar arasında, bir adet peçe, bir adet cep telefonu, bir adet çakmak, bir adet ayakkabı bağı, ve bir adet kimlik belgesi bulunmaktaydı.
17. 21 Ağustos 2007 tarihinde saat 17.00da düzenlenen tutanakta, şu hususlar belirtilmiştir: jandarmaya ait araca binildiği esnada, yakalanan kişilerden, - tıbbi muayeneye sevk edilmesi gereken Yusuf Salin ve Nihat Karşin - Biji Apo, Yaşasın Kürdistan, Kahrolsun faşistler! şeklinde slogan atmışlar, jandarma görevlilerine karşı direnmişler, ardından, güvenlik güçlerinin ihtarlarına rağmen slogan atmaya devam etmişler ve araca binmeyi reddetmişler; söz konusu jandarma görevlileri, ilgililerin susturulması için yeterli, orantılı bir güç kullanmış, bunun akabinde, aralarında arbede yaşanmış ve güç kullanarak ilgili şahısları araca bindirmişlerdir.
18. Başvuran ve avukatı tarafından imzalanan ve iki jandarma tarafından 21 Ağustos 2007 tarihinde, saat 20.27de düzenlenen Nihat Karşinin ifade tutanağında, ilgilinin sessiz kalma hakkını kullandığı; saat 20.10da, ilgili avukatın müvekkilinin gözaltı işlemi sırasında kötü muamelelere maruz kaldığını beyan ettiği ve Cumhuriyet savcısına suç duyurusunda bulunmak istediği yönündeki hususlar yer almaktadır.
19. Büyükçekmece Devlet Hastanesi tarafından 21 Ağustos 2007 tarihinde düzenlenen ilk tıbbi raporda, Nihat Karşinin bedeninde darp ve cebir izlerinin bulunmadığı belirtilmiştir.
20. Aynı gün aynı hastanede düzenlenen ikinci tıbbi raporda, Nihat Karşinin dirseklerinin üzerinde kabuk bağlayan yaraların mevcut olduğu ifade edilmiştir.
21. İnönü Sağlık Ocağı tarafından 22 Ağustos 2007 tarihinde düzenlenen tıbbi raporda, Nihat Karşinin ellerinde ekimozların, sağ dirseğinde eski bir yaranın (dokuların zedelenmesi) mevcut olduğu, ve ilgilinin bedeninde başka herhangi bir darp veya cebir izinin saptanmadığı ifade edilmiştir. Söz konusu raporda, ilgilinin copla tecavüze uğradığını beyan ettiği ancak bu iddianın açıklık kazanmadığı belirtilmiştir.
22. Büyükçekmece Cumhuriyet savcısının talebi üzerine, Nihat Karşin, Devlet Hastanesi ve sağlık ocağı tarafından sırasıyla tanzim edilen tıbbi raporlar dikkate alınarak, aynı bölgenin Adli Tıp Kurumunda 22 Ağustos 2007 tarihinde saat 14.45de muayeneden geçmiştir. Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen tıbbi rapora göre, Nihat Karşin, gözaltında bulunduğu sırada, kalçalarının iç kısmına, kollarının ön kısmına ve başına copla vurulduğunu, testis ve penisine baskı uygulandığını ancak cinsel şiddete maruz kalmadığını beyan etmiştir. Yapılan sağlık muayenesinde, başvuranda aşağıda belirtilen lezyonların mevcut olduğu tespit edilmiştir: bu lezyonlar, sol kolunun ön kısmında 8-11 cm uzunluğunda ve 0,3 cm genişliğinde peteşial kanama alanları, birbirini izleyen çizgisel şekilde ve sert bir cismin kullanılmasından kaynaklanan ekimozlar; sağ ön kolunun iç kısmında, sol ön kolunda saptananlarla benzer olan, 0,5x12 cm uzunluğunda ve 0,3 cm genişliğinde ekimotik alanlar; sağ dirseğinde, 1x1,5 cmlik kabuk bağlayan bir yara; sol kürek kemiği üzerinde, 1x1 cmlik kabuk bağlayan bir yaradır. Öte yandan, muayenede, skrotum ve penis çevresinde travmatik lezyona rastlanmadığı, anal mukoza ve sfinkter tonusunun normal bulunduğu tespit edilmiştir. Tıbbi raporda, ilgilin basit bir tıbbi müdahale ile tedavi edilebileceği ve anal tecavüze dair maddi delillerin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
B. Başvuranların Cumhuriyet Savcısı Tarafından Dinlenmesi
23. Başvuranların avukatı, 23 Ağustos 2007 tarihinde, gerçeği yansıtmamaları nedeniyle 22 Ağustos 2007 tarihinde düzenlenen tıbbi raporlara itiraz etmiştir. Başvuranların avukatı, müvekkillerinin Adli Tıp Kurumu Şube Müdürlüğü tarafından muayeneye tabi tutulmalarını talep etmiştir. Aynı gün, bütün tıbbı raporların bir nüshası avukata iletilmiştir.
24. Cumhuriyet savcısının talebi üzerine 23 Ağustos 2007 tarihinde düzenlenen tutanakta, 20 Ağustos 2007 tarihli üst arama tutanaklarında daha önce suç unsuru olduğu tespit edilen eşyaların yanı sıra;
- Nihat Karşinin üzerinde bulunan bir adet siyah peçe ve
- Yusuf Salinin üzerinde bulunan ağzı açık bir adet siyah kadın çorabına el konulduğu belirtilmektedir.
25Yine, Yusuf Şalin, 23 Ağustos 2007 tarihinde, bir avukatın yardımından faydalanarak, Cumhuriyet savcısı tarafından dinlenmiştir. Yusuf Şalin şu hususları beyan etmiştir: İlgili, 20 Ağustos 2007 tarihinde, saat 22.00 sularında, Esenyurtta bulunan bir sokakta beklediği sırada, iki gruptan oluşan kişiler arasında gerçekleşen kovalamacaya tanık olmuş; bir şahıs başvurana doğru yaklaşarak kendisine hakarette bulunmuş; dolayısıyla başvuran bu şahsa konuşmasına dikkat etmesini ve hakarette bulunmamasını söylemiş ancak söz konusu kişi başvuranı darp etmeye başlamış; arbede yaşanmış, akabinde, başvuran kaçmayı başarmış; kaçtığı sırada; bu şahıs jandarma olduğunu ve üzerine ateş edeceğini söyleyerek kendisine dur ihtarında bulunmuş, ardından, başvuran, bu kişiye hangi sebeple jandarma olduğunu kendisine hemen söylemediğini sormuş; ardından, ilgili zorla (manu militari) jandarma karakoluna götürülmüştür. Ayrıca başvuran, PKK terör örgütüne her türlü üyeliği kabul etmemiş ve molotof kokteyller veya bulunan benzin hakkında bilgisinin olmadığını belirtmiştir.
26. Öte yandan Yusuf Şalin, dekorasyon işlerinde çalıştığını, göz ve yüzünü korumak için siyah kadın çorabından yapılan bir çeşit örtü kullandığını beyan etmiştir. İlgili, kendisine atfedilen olaylara, olay yeri inceleme tutanaklarına, yakalama ve el koyma tutanaklarına itiraz etmiştir. Yusuf Şalin, gözaltında bulunduğu sırada, gözleri bağlı iken işkenceye uğradığını savunmuştur. Başvuranın üzerinde bulunan kıyafetlerin tamamı beş kişi tarafından çıkarılmıştır: başvuranın cinsel organına vurulmuş, iki şahıs kendisini masaya eğdirerek, makatına cop sokmaya çalışmış; bir şahıs, kendisiyle cinsel ilişkiye girmek isteyen varsa bunu yapabileceğini beyan etmiştir.
27. Ayrıca Yusuf Şalin, 22 Ağustos 2007 tarihinde gerçekleşen sağlık muayenesine ve avukatı ile görüşmesini müteakip, jandarma görevlilerinin kendisine hareket ettiğini belirtmiştir. Avukat, 21 Ağustos 2007 tarihinde, saat 17.00 sularında, nöbetçi Cumhuriyet savcısından başvuranın muayene edilmesini talep ettiğini ancak ilgilinin 22 Ağustos 2007 tarihinde saat 16.00da muayene edildiğini ve lezyonların zamanla yok olduğunu belirtmiştir. Avukat, tanzim edilen raporlara itiraz etmiş ve başvuranın Adli Tıp Kurumu tarafından muayeneye tabi tutulmasını talep etmiştir. Son olarak, avukat tarafından, ifade tutanağına, gözaltı sırasında müvekkiliyle hangi koşullarda görüştüğüne dair yaptığı açıklamanın yer almadığı yönünde el yazısıyla yazılan bir ibare eklenmiştir.
28. Nihat Karşin, 23 Ağustos 2007 tarihinde, bir müdafiin yardımından yararlanarak, Cumhuriyet savcısı tarafından dinlenmiştir. Nihat Karşin, yakalanmış olduğu adreste ikamet ettiğini belirtmiştir. Nihat Karşin, şu hususları beyan etmiştir: Yakalandığı gün, saat 22.00 sularında, ilgili sigara paketi satın almaya gitmiş ve dönüşünde, Y.K.yı görmüş; Y.K. ile konuştuğu sırada, jandarma görevlileri koşmaya başlamış; jandarma görevlilerinden biri yere yatmalarını isteyerek kendilerine doğru silah dayamış, jandarmanın söylediğini yerine getirmişler ve jandarma karakoluna götürülmüşlerdir. Öte yandan Nihat Karşin, sevk edildiği ve gözaltında bulunduğu sırada darp edildiğini beyan etmiştir. Nihat Karşin akabinde, kendisine işkence uygulandığını eklemiştir: ilgili, ayrı bir odaya alındığını, cinsel organına copla vurulduğunu ve bir kişinin elleriyle cinsel organını çektiğini de ifade etmiştir. Başvuran, her türlü terör örgütüne üyeliği kabul etmemiş, yakalanan kişilerden oluşan grupla beraber hareket etmediğini ve patlayıcı madde hazırlamadığını da belirtmiştir. Avukat, 21 Ağustos 2007 tarihinde, saat 17.00 sularında, nöbetçi Cumhuriyet savcısından başvuranın muayeneye tabi tutulmasını talep ettiğini ancak ilgilinin sadece 22 Ağustos 2007 tarihinde muayene edildiğini ve zamanla lezyonların kaybolduğunu belirtmiştir. İlgili avukat, düzenlenen rapora itiraz etmiş ve başvuranın Adli Tıp Kurumu tarafından muayeneye tabi tutulmasını talep etmiştir.
29. Yusuf Şalin, 23 Ağustos 2007 tarihinde, saat 10.35de, İstanbul Beşiktaş Adli Tıp Kurumu Şube Müdürlüğünde muayeneye tabi tutulmuştur. Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen raporda, başvuranın jandarma karakoluna sevk edildiği esnada, akabinde, gözaltında bulunduğu sırada darp edildiğini beyan ettiği belirtilmiştir: ilgilinin makatına cop sokulmuş ve burnuna yumruk atılmıştır. Muayene raporunda, başvuranın burun tabanının orta kısmında 0,5 cmlik kabuk bağlayan bir sıyrık, burnunda ve gözlerinin altında üç veya dört gün öncesine ait olan mor ekimozlar, ödem ve bunun yanı sıra, küçük sıyrıklar, sırt ve sağ omuz üzerinde ekimotik alanlar mevcut olduğu belirtilmiştir. Adli Tıp Kurumu, nihai tıbbi raporun düzenlenmesi amacıyla makat bölgesi için ek muayene yapılmasını ve burun röntgeni çekilmesini talep etmiştir.
30. İstanbul Beşiktaş Adli Tıp Kurumu şube Müdürlüğü tarafından, 23 Ağustos 2007 tarihinde, saat 11.03de, Nihat Karşinin muayenesi yapılmıştır. Başvuran, Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen raporda, gözaltında bulunduğu sırada copla darp edildiğini ve işkenceye tabi tutulduğunu beyan etmiştir. Raporda, aşağıda belirtilen lezyonların, başvuranda mevcut olduğu belirtilmiştir: bu lezyonlar, ilgilinin bileklerinden dirseklerine uzanan, kollarının ön kısmında 1 cm genişliğinde hiperemi; sağ dirseğinin üzerinde 2 cmlik kabuk bağlayan bir yara; 1 cmlik kabuk bağlayan bir yara ve sol dirseğinin üzerinde eski bir yara izidir. Tıbbi raporda, Büyükçekmece Devlet Hastanesinde yapılan tıbbi muayenelerin başvuranın bedeninde yeni darp ve yara izlerinin bulunmadığı belirtilmiştir.
31. İstanbul Cumhuriyet savcısının talebi üzerine, 23 Ağustos 2007 tarihinde, saat 18.30da, Nihat Karşin İstanbul Adli Tıp Kurumunda muayeneye tabi tutulmuştur. Tıbbi raporda, aşağıda belirtilen yaraların başvuranda mevcut olduğu belirtilmiştir: bu yaralar, ilgilinin sol kürek kemiği üzerinde 1 x 1 cmlik bir sıyrık; sol dirseğinin iç kısmında 0,5x1 cmlik ekimotik lezyon; bu lezyonun hemen altında, 1,5 cmlik eski bir yara ve bu yaraya 3 cm aralıkta olan 0,3 cmlik kabuk bağlayan eski bir yara; sol kolunun iç kısmında, birbirini izleyen çizgisel şekilde 6 ve 10 cmlık kırmızı renkte ekimozlar; sol bileğinin iç kısmında, 0,5x2 cmlik kırmızı renkte ekimoz; sağ dirseğinin diş kısmında, 1x2 cmlik kabuk bağlayan bir yara; sağ bileğinin dış kısmında, 2 x 6 cmlik ekimoz; sağ bacağının ön kısmında 0,5 cmlik bir sıyrıktır. Tıbbi raporda, penis ve skrotumda herhangi bir özelliğe rastlanmadığı belirtilmiştir.
32. İstanbul Cumhuriyet savcısının talebi üzerine, 23 Ağustos 2007 tarihinde, saat 18.59da, Yusuf Şalin İstanbul Adli Tıp Kurumunda muayeneye tabi tutulmuştur. Tıbbi raporda, aşağıda belirtilen lezyonların ilgilide mevcut olduğu belirtilmiştir. İlgilide bulunan lezyonlar, 2 x 2 cmlik hafif bir ödem, kafa derisinde hassasiyet; göz çevresinde, sol tarafta 2 x 5 cmlik ekimoz ve sağ tarafta, 3x5 cmlik ekimoz; burun tabanına yakın, 1,5x2 cmlik kabuk bağlayan ekimoz; burun üzerinde, mor, kahverengi renkte ekimoz ve yoğun hassasiyet; kürek kemiklerinin arasında ve üst kısmında, yatay seyirli 0,5x6 cm ve 1x6 cm boyutlarında ray şeklinde ekimozlar ve 1,5 cmlik yeşil renkte olan ekimoz; bu bölgenin üst kısmında, 0,5x3 cm ve 0,5x2 cm boyutlarında ekimoz; bu bölgenin alt kısmında, 0,5x3 cmlik mor renkte olan ekimoz; sağ omuzun alt kısmında, 0,5x1 cmlik ekimoz; sağ kolun arka kısmında, 6x8 cmlik yeşil, mor renkte olan ekimoz; sol el ve ilk üç parmağın üzerinde ekimoz ve ödemler; sol dizin iç kısmında, 1x1 cmlik bir ekimoz; ayak bileğin dış kısmında (sol tarafta 5x6 cmlik ve sağ tarafta 4x5 cmlik) ekimoz ve ödemlerdir. Tıbbi raporda, başvuranın bir Kulak Burun Boğaz uzmanı tarafından muayene edilmesi gerektiği belirtilmiştir.
C. Ağır Ceza Mahkemesi Hakimi Tarafından Başvuranların Dinlenmesi
33. Ağır Ceza Mahkemesinde görev yapan bir hakim, 23 Ağustos 2007 tarihinde, başvuranları ve yakalanan diğer dört kişiyi dinlemiştir. Yusuf Şalin Cumhuriyet savcısı önünde verdiği ifadeyi yinelemiştir.
34. Aynı şekilde, Nihat Karşin Cumhuriyet savcısı önünde verdiği ifadeyi yinelemiştir. Öte yandan Nihat Karşin, göz altında bulunduğu sırada, üç kişi tarafından işkenceye maruz kaldığını, kalçalarına, ellerine, başına cop darbeleri aldığını beyan etmiştir. İlgili, Büyükçekmece Hastanesinde görev yapan doktorun kendisini düzgün şekilde muayene ettiğini ancak kendisini muayene eden diğer iki doktor açısından durumun böyle olmadığını belirtmiştir.
35. İlgili hakim, başvuranların tutuklanmalarına karar vermiştir.
36. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 13 Eylül 2007 tarihinde, başvuranların tutukluluk hallerinin devam etmesine karar vermiştir.
37. 2007 yılının Eylül ayında Büyükçekmeçe Jandarma Komutanlığı tarafından düzenlenen tutanakta, Emniyet Müdürlüğüne bağlı Kriminal İnceleme Laboratuvarı tarafından 4 Eylül 2007 tarihinde hazırlanan iki bilirkişi raporuna atıfta bulunularak, olayın meydana geldiği gün el konulan eşyalar üzerinde tespit edilen parmak izlerinin başvuranlarınkine uygun düştüğü ve bir afiş üzerinde bulunan parmak izlerinin Nihat Karşine ait olduğu belirtilmiştir.
D. Kötü Muamele Hakkında Jandarma Görevlileri Aleyhinde Yapılan Suç Duyurusu
38. Başvuranların avukatı, 21 Ağustos 2007 tarihinde, müvekkillerinin maruz kaldıklarını iddia ettikleri işkence ile ilgili olarak İstanbul Cumhuriyet savcısına suç duyurusunda bulunmuştur. Avukat, Yusuf Şalinin, diğerlerinin yanı sıra, copla vurulduğunu, burnunun kırıldığını, testislerinin sıkıldığını ve copla tecavüz edildiğini belirtmiştir. Söz konusu avukat, Yusuf Salini gördüğü sırada ilginin üzerinde sadece bir şort bulunduğunu, bedeninin çürükler içinde olduğunu ve kendisine, bir süre sonra yeni bir sorguya tabi tutulacağını ve işkenceye uğrayacağının söylendiğini belirtmiştir. Avukat, Nihat Karşin ile ilgili olarak, el ve kollarının kızardığını, cop darbe izlerinin bulunduğunu, teslislerinin de sıkıldığını ve copla tecavüz edilip edilmediği kendisine sorulduğunda ilgilinin ağlamaya başladığını belirtmiştir. Avukat, şikayet dilekçesinde, müvekkilinin İstanbul Adli Tıp Kurumunda genital muayeneden geçmesini ve işkence iddiaları hakkında soruşturma açılmasını talep etmiştir.
39. H.Z.Ç. isimli jandarma personeli, 9 Kasım 2007 tarihinde, Cumhuriyet savcısı tarafından dinlenmiştir. Söz konusu jandarma personeli aşağıda belirtilen hususları beyan etmiştir: olayın meydana geldiği gün, PKK terör örgütü üyelerinin belediye otobüslerini ateşe vermeye yönelik eylemde bulunacağına dair bilgi edinmiş; ilgili jandarma görevlisi ekibi ile birlikte olay yerine intikal etmiş; yakalamak istedikleri kişilerin kaçmaları sebebiyle jandarma görevlileri bu kişileri takip etmiş, akabinde, jandarma görevlileri, görevleri çerçevesinde, zor kullanarak ilgilileri yakalamış ve jandarma karakolunda gözaltına almış; ilgililerin üzerinde molotof kokteyl bulunmuş; H.Z.Ç. kendisi gözaltına alınan bireylerin hiçbirini darp etmemiştir.
40. C.Ç.B. ve T.S. isimli jandarma görevlileri, Cumhuriyet savcısı tarafından 9 Kasım 2007 tarihinde dinlenmiştir. İlgili jandarma görevlileri, H.Z.Ç.nin vermiş olduğu ifadeyi doğrulamışlardır.
41. Büyükçekmece Cumhuriyet savcısı, 2 Ocak 2008 tarihli kararıyla, gerekçeli takipsizlik kararı vermiştir. Bu kararda (başvuranların) otobüsleri ateşe vermeyi (planlayan) yasadışı PKK terör örgütü üyelerinin eylemlerine karşı yürütülen bir operasyon sırasında yakalandıkları; yakalama sırasında güvenlik güçlerine direndikleri, güvenlik güçlerinin 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanununa uygun olarak güce başvurdukları, direnerek (başvuranların) yaralandıkları; başvuranların yaralarının basit bir tıbbi müdahale ile tedavi edilebileceği; güvenlik güçleri tarafından kullanılan gücün (başvuranların) kullandığı güce nazaran sınırı aşmadığı; güvenlik güçlerine atfedilen suça delil teşkil eden başka unsur bulunmadığı şeklindeki hususlar yer almaktadır.
42. Başvuranlar, 24 Temmuz 2008 tarihinde, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi önünde kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı itiraz etmişlerdir. Başvuranlar, uygulanabilir ulusal kanunlara ve Sözleşmenin 3. maddesine atıfta bulunarak, Cumhuriyet savcısının yeterli ve uygun bir soruşturma yürütmediğini savunmuşlardır söz konusu savcı, başvuranların itirazlarını destekleyecek nitelikte bir nüshasını sundukları ve tanzim edilen tıbbi raporların işkenceye maruz kaldıklarını kanıtlamasına rağmen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir.
43. Ağır Ceza Mahkemesi, 18 Şubat 2009 tarihinde, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın gerekçesine, toplanan delil unsurlarına ve dosyanın içeriğine dayanarak, başvuranlar tarafından yapılan itiraz başvurusunu reddetmiştir.
E. Başvuranlara Karşı Açılan Ceza Davası
44. Cumhuriyet savcısı, 10 Eylül 2007 tarihinde, silahlı terör örgütüne üye olma ve yasaya aykırı olarak patlayıcı madde veya benzeri madde bulundurma suçundan diğer şahıslar arasında, başvuranlar hakkında ceza davası açmıştır. İlgili savcı, iddianamesinde, - PKKnın silahlı mücadeleye başlamasının yıldönümü olan - 15 Ağustos münasebetiyle, söz konusu terör örgütünün molotof kokteyl kullanarak İstanbul Büyükşehir Belediyesine ait otobüslerin ateşe verilmesine yönelik eylemde bulunmaya karar verdiğini belirtmiştir.
45. İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi, 30 Aralık 2009 tarihli kararıyla, başvuranları, patlayıcı madde bulundurma veya patlayıcı madde ya da benzeri maddeler kullanma suçundan üç yıl dokuz ay hapis cezasına ve beş bin Türk lirası adli para cezasına mahkûm etmiştir. Öte yandan İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi, silahlı terör örgütü PKK adına suç işlemeleri nedeniyle başvuranları altı yıl üç ay hapis cezasına mahkûm etmiştir.
46. Dosya, yargılamanın devamı hakkında bilgi içermemektedir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI
47. 4 Temmuz 1934 tarihinde kabul edilen ve 14 Temmuz 1934 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanan 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanununun 25. maddesinde, ulusal polis teşkilatının bulunmadığı yerlerde jandarmanın bu kanunda verilen yetkileri kullanacağı öngörülmektedir (Ülüfer/Türkiye, No. 23038/07, § 38, 5 Haziran 2012).
48. Somut olayda 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanununun 13. maddesinin ilgili kısımları aşağıdaki şekildedir:
Yakalanan kişilerin kaçması veya saldırıda bulunmasının önlenmesi bakımından kişinin sağlığına zarar vermeyecek şekilde her türlü tedbir alınabilir.
(...)
Zor kullanılarak yakalananların yakalanma anındaki sağlık durumları tabip raporuyla tespit edilir.
(...)
49. Somut olayda aynı Kanunun 16. maddesinin ilgili kısımları aşağıdaki şekildedir:
Polis, görevini yaparken direnişle karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor kullanmaya yetkilidir.
Zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmenin mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde kademeli olarak artan nispette bedeni kuvvet, maddi güç ve kanuni şartlan gerçekleştiğinde silah kullanılabilir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMENİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
50. Başvuranlar, gözaltında bulundukları sırada jandarma görevlileri tarafından maruz kaldıkları kötü muamelelerden ve Cumhuriyet savcısı tarafından yürütülen soruşturmanın yetersizliğinden şikayet etmektedirler. Başvuranlar, Sözleşmenin 3. ve 13. maddelerini ileri sürmektedirler.
51. Mahkeme, başvuranların şikayetlerini dile getirdiği şeklini dikkate alarak ve davaya ilişkin olay ve olguların hukuki değerlendirilmesi konusunda takdir yetkisine sahip olup, başvuranların olaylara atfettiği nitelendirme ile bağlı değildir (bk. diğer kararlar arasında, Guerra ve diğerleri/ İtalya, 19 Şubat 1998, § 44, Karar ve Hükümler Derlemesi 1998-I ve Scoppola/İtalya (no.2) (BD), No. 10249/03, § 48, 17 Eylül 2009).Bu nedenle Mahkeme, başvuranların şikayetlerinin sadece Sözleşmenin 3. maddesi açısından incelenmesine karar vermiştir (Mimtaş/Türkiye, No. 23698/07, § 31, 19 Mart 2013). Sözleşmenin 3. maddesi aşağıdaki şekildedir:
Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
52. Hükümet, iki açıdan, iç hukuk yollarının tüketilmemesine ilişkin kabul edilemezlik itirazı ileri sürmektedir. Başvuranlar öncelikle, Anayasanın 125. maddesine uygun olarak, idare mahkemeleri önünde idareye karşı tazminat davası açabilme imkanına sahiplerdi. Akabinde başvuranlar, somut olayda, Borçlar Kanununun ilgili kısımlarına dayanarak, iddia edilen maddi ve manevi zararlar için hukuk mahkemeleri önünde tazminat davası açabilirlerdi.
53. Başvuranlar, Hükümetin iki açıdan ileri sürdüğü kabul edilemezlik itirazını kabul etmemektedirler.
54. Mahkeme, daha önce, mevcut dava koşullarına benzer koşulların bulunduğu davalarda, bu türden itirazı reddettiğini hatırlatmaktadır (bk. diğer kararlar arasında, İlhan/Türkiye (BD), No. 22277/93, §§61-62, AİHM 2000-VII, Karayiğit/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 63181/00, 20 Eylül 2005 ve Mecail Özel/Türkiye, No. 16816/03, § 31, 14 Nisan 2009).Mevcut davayı inceleyen Mahkeme, Hükümetin, farklı bir sonuca ulaştıracak herhangi bir olgu ya da ikna edici bir gerekçe sunmadığı kanısındadır. Dolayısıyla, Mahkeme bu itirazı reddetmektedir.
55. Mahkeme, başvurunun, Sözleşmenin 35. maddesinin 3 a) bendi anlamında, açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve öte yandan, herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit ederek, kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
B. Esas Hakkında
1. Tarafların İddiaları
56. Başvuranlar, iddialarını yenilemekte ve Hükümetin iddialarını kabul etmemektedirler. Başvuranlar, gözaltında bulundukları sırada maruz kaldıklarını iddia ettikleri kötü muamelelerden dolayı şikayetçi olmaktadırlar. Başvuranlar, yetkilileri yakalama tutanağında gözaltı sırasında yaralandıklarını belirtmemeleri nedeniyle suçlamaktadırlar. Başvuranlar, yakalanmalarının ardından iki buçuk saat sonra bir hekim tarafından muayene edildiklerini ve art arda düzenlenen tıbbi raporlarda, gözaltında bulundukları sırada maruz kaldıkları işkencelerden bahsedildiğini ifade etmektedirler. Başvuranlar, jandarma görevlileri tarafından kendi kendilerini yaraladıkları ve sloganlar attıkları yönünde tutanaklar düzenlendiğini ve bu tutanaklarda yanlış bilgilerin söz konusu olabileceğini belirtmektedirler. Başvuranlar, aynı şekilde, avukatlarının Yusuf Salini sadece bir şort giymiş halde gördüğünü belirtmesinin ardından jandarma görevlileri tarafından bir başka tutanağın hazırlandığını iddia etmektedirler.
57. Hükümet, dosyada yer alan belgelerden, başvuranların belediye otobüslerine molotof kokteylleri atmak üzere oldukları, yakalanacakları sırada kaçtıkları, jandarma görevlilerinin ihtarlarına uymayarak onlara karşı direndikleri ve jandarma görevlilerinin kendilerini yakalamak için orantılı güce başvurmak zorunda kaldıklarının anlaşıldığını ifade etmektedir. Hükümet, başvuranların jandarma karakolunda kendi kendilerini yaraladıklarını ileri sürmektedir. Hükümet, başvuranların kendilerini Adli Tıp Kurumuna götürmesi gereken araca binmeyi reddettiklerini ve jandarma görevlilerinin kendilerini araca bindirmek için orantılı güç kullanmak zorunda kaldıklarını eklemektedir. Hükümete göre, başvuranlara kasten herhangi bir kötü muamele uygulanmamıştır.
58. Tıbbi raporlara ilişkin olarak, Hükümet, başvuranların gözaltında bulundukları sırada tıbbi muayeneye tabi tutulduklarını, gözaltı süresinin sonunda Adli Tıp Kurumu tarafından muayene edildiklerini, Nihat Karşinin bedeninde herhangi bir darp ya da yara izine rastlanmadığını ve Yusuf Salinin bedeninde tespit edilen izlerin çok küçük olduğunu ifade etmektedir. Hükümet, tıbbi muayenelerin başvuranların tecavüz iddialarını doğrulamadığını belirtmektedir. Hükümet, başvuranların bedeninde tespit edilen ekimozların, yakalanmaları sırasında yaşanan kovalamaca esnasında meydana geldiğini ve hekimlerin ilgililere geçici iş göremezlik raporu vermediklerini ifade etmektedir.
59. Hükümet, PKK terör örgütü üyelerinin, yakalanmaları sırasında kötü muamelelere maruz kaldıkları yönünde iddialarda bulunmayı alışkanlık haline getirdiklerini, ardından bu koşullarda güvenlik güçlerinin kendilerini kasten yaraladıklarını ileri sürdüklerini ve böylelikle tazminat elde edebilmek için Mahkemeye başvurmak amacıyla bu yönde davrandıklarını belirtmektedir. Diğer yandan, Hükümet, mevcut davadakinden farklı olarak, bir diğer bağlamda, kişilerin otobüse molotof kokteylleri attıklarını ve 2009 yılında genç bir kızın ölümüne sebep olduklarını eklemektedir.
2. Mahkemenin Değerlendirmesi
a) Kötü Muamele İddiaları Hakkında
i. İlgili Genel İlkeler
60. Mahkeme, bir bireyin özgürlüğünden yoksun bırakıldığı veya daha genel olarak güvenlik güçleriyle karşı karşıya kaldığı durumlarda, örneğin yakalanması sırasında, davranışı bakımından mutlak gerekli olmamasına rağmen kendisine karşı fiziksel güç kullanımının, Sözleşmenin 3. maddesi ile getirilen yasağın mutlak olması ve teröre, organize suçlara karşı mücadele, hatta ulusal güvenliği tehdit eden kamusal tehlike durumu gibi en zor koşullarda bile geçerli olması nedeniyle (bk. Selmouni/Fransa (BD), No. 25803/94, § 95, AİHM 1999 V), ilke olarak, 3. madde ile güvence altına alınan hakkın ihlalini teşkil ettiğini hatırlatmaktadır (bk. Labita/İtalya (GC), No. 26772/95, § 120, AİHM 2000 IV).
61. Mahkeme, daha önce, fiziksel bir direniş veya denetime tabi tutulan kişilerin şiddet davranışı sergileme riski söz konusu olduğunda, güvenlik güçleri tarafından uygulanan şiddet biçiminin ispatlandığını kabul etmiştir(bk. başka birçok karar arasında, Klaas/Almanya, 22 Eylül 1993, § 30, A serisi no. 269, Sarigiannis/İtalya, No. 14569/05, § 61, 5 Nisan 2011).Mahkeme, bir ihtara pasif direniş" (bk. Milan/Fransa, No. 7549/03, § 59, 24 Ocak 2008), kamu gücü karşısında kaçma teşebbüsünde bulunma (bk. Caloc/Fransa, No. 33951/96, §§ 100-101, AİHM 2000-IX) veya bir tutuklunun aramayı reddetmesi (bk. Borodin/Rusya, No. 41867/04, §§ 119-121, 6 Kasım 2012) durumlarında, aynı sonuçlara varmıştır. Bu tür durumlarda, kullanılan gücün izlenen amaçla orantılı olup olmadığını araştırma görevi Mahkemeye aittir. Bu bağlamda, Mahkeme, müdahaleden etkilenen kişilerde meydana gelen yaralanmalara ve bu yaralanmaların meydana geldiği koşullara özel bir önem atfetmektedir (bk. diğer kararlar arasında, yukarıda anılan Klaas, §§ 26-30, Rehbock/Slovenya, No. 29462/95, § 72, AİHM 2000-XII, RL. ve M.-J.D./Fransa, No.44568/98, §
68, 19 Mayıs 2004 ve Perrillat-Bottonet/İsviçre, No. 66773/13, § 41, 20 Kasım 2014).
62. Mahkeme aynı zamanda, - örneğin polisiye veya askeri operasyonlar sırasında - devlet makamları ya da görevlilerinin denetimi altında bulundukları sırada yaralanan kişilerin durumunda, ispat yükünün davalı Hükümete ait olduğunu hatırlatmaktadır; böylelikle, daha ziyade (a fortiori) söz konusu makamlar ya da görevlilerin, bir yandan, ihtilaf konusu olayların gerçek seyrini bilen ve diğer yandan, bu tür iddiaları tam olarak doğrulayacak ya da çürütecek nitelikteki bilgilere erişebilen tek kişiler oldukları varsayıldığında, kendisi hakkında ileri sürülen iddiaları uygun ve ikna edici delillerle çürütme görevi davalı Hükümete aittir (bk. yukarıda anılan, Mimtaş, § 51).
ii. Somut olayda Bu İlkelerin Uygulanması
63. Her şeyden önce, Mahkeme, ilk olarak 2009 yılında mevcut davadakine benzer bir olay sırasında bir genç kızın ölümü konusunda Hükümet tarafından iletilen bilgileri dikkate almaktadır. Mahkeme bununla birlikte, görevinin davaya özgü koşulları değerlendirmekle sınırlı olduğunu belirtmektedir (bk. mutatis mutandis, Kudla/Polonya (BD), No. 30210/96, § 152, AGHM 2000-XI, Sadak ve diğerleri/Türkiye (No. 1), No. 29900/96, No. 29901/96, No. 29902/96 ve 29903/96, § 38, AGHM 2001-VIII, Lutz/Fransa (No. 1), No. 48215/99, § 20, 26 Mart 2002 ve Karkın/Türkiye, No. 43928/98, § 43, 23 Eylül 2003).
64. Somut olayda, Mahkeme, tarafların kendilerine özgü anlatım şekillerinin, başvuranların vücudunda tespit edilen lezyonların meydana geldiği zaman bakımından farklılık gösterdiğini ortaya koymaktadır. Özellikle, Hükümet, Cumhuriyet savcısı tarafından yürütülen ceza soruşturmasına ve dosyaya sunulan belgelere dayanarak, bu lezyonların kovalamacanın ardından başvuranların yakalanması sırasında meydana geldiğini iddia etmektedir. Başvuranlar ise jandarma görevlileri tarafından kötü muamelelere maruz kaldıklarını ve dolayısıyla gözaltında bulundukları sırada yaralandıklarını ileri sürmektedirler.
65. Bununla birlikte, Mahkeme, davaya özgü koşulların tamamını dikkate aldığında, başvuranların gözaltında bulundukları sırada, - yani ihtilaf konusu olayın ardından - ve gözaltı süresinin sonunda düzenlenen tıbbi raporlarda, her halükarda, ilgililerin bedeninde tespit edilen en küçük lezyon ya da sekellerin, Sözleşmenin 3. maddesi kapsamına girmesi için gereken asgari ağırlık eşiğine ulaştığının belirtildiğini saptamaktadır.
66. Sonuç olarak, Mahkeme, tarafların görüşleri ve dosyaya sunulan belgeler aşığında başvuranların iddialarını inceleyecektir. Bu bağlamda, Mahkeme, gözaltında iken yetkililerin denetimine tabi tutulan kişilerin durumunda olduğu gibi, söz konusu olayların tamamının ya da büyük bir kısmının yalnızca yetkililerin bilgisi dahilinde olması halinde, gözaltı süreci boyunca meydana gelen her türlü yaralanmanın güçlü fiili karinelere yol açtığını birçok defa vurgulamıştır (bk. Salman/Türkiye(BD), No. 21986/93, § 100, AGHM 2000-VII ve Ahmet Engin Şatır/Türkiye, No. 17879/04, § 40, 1 Aralık 2009). Mahkeme, mağdurun iddiaları hakkında şüphe uyandıran olay ve olguları ortaya koyan delilleri sunmanın Hükümetin görevi olduğunu hatırlatmaktadır (bk. Turan Çakır/Belçika, No. 44256/06, § 54, 10 Mart 2009 ve Sonkaya/Türkiye, No. 11261/03, § 25, 12 şubat 2008).
67. Mahkeme, öncelikle Hükümetin, başvuranların vücudunda saptanan lezyonların, - söz konusu yakalama işlemini gerçekleştirmek amacıyla orantılı güç kullanan - jandarma görevlilerine karşı direnmeleri sebebiyle yakalanmaları sırasında meydana geldiği yönündeki gerekçesinin, dosyada yer alan delil unsurlarına dayanmadığını tespit etmektedir. Böylelikle, başvuranların kendilerini savunmak ya da jandarma görevlilerine saldırmak amacıyla güvenlik güçlerini darp ettikleri ya da şiddet uyguladıkları varsayıldığında, Mahkeme, örneğin, yakalanmaları sırasında jandarma görevlilerine karşı direnmek için başvuranlar tarafından kullanılan güç sebebiyle söz konusu görevlilerin vücutlarında meydana gelen sekelleri belirten ve bu görevliler adına düzenlenen herhangi bir tıbbi raporun bulunmadığını kaydetmektedir.
68. Mahkeme akabinde, jandarma görevlileri tarafından 20 Ağustos 2007 ve 21 Ağustos 2007 tarihlerinde düzenlenen yakalama tutanaklarında (sırasıyla yukarıda 6. ve 9. paragraflar), başvuranların yakalanmaları sırasında jandarma görevlilerine karşı direndiklerinin ya da saldırdıklarının belirtilmediğini tespit etmektedir. Mahkeme aynı zamanda, taraflarca sunulan tıbbi raporların tamamından, başvuranların vücudunda tespit edilen lezyon ya da yaralanmaların, bir yandan 20 Ağustos 2007 tarihinde jandarma görevlileri tarafından yürütülen operasyon sırasında, ihtilaf konusu olayın ardından ilgililerin yakalanmaları sırasında ve diğer yandan, 22 Ağustos 2007 tarihinde sona eren gözaltı süresi boyunca meydana geldiğinin anlaşıldığını gözlemlemektedir. Bu tespitler, çeşitli sağlık kuruluşlarının hekimleri tarafından tanzim edilen farklı tıbbi raporlar ile doğrulanmaktadır. Yine aynı raporlar aşığında, - Hükümetin ileri sürdüğü gibi - ilgililerin jandarma görevlilerine karşı direndikleri varsayıldığında bile, Mahkeme, başvuranların bedeninde ciddi izler ile birçok lezyon ya da yaralanmanın tespit edildiğini kaydetmektedir. Oysa yaklaşık üç günlük bir zaman dilimi içinde farklı hekimler tarafından art arda düzenlenen çeşitli tıbbi raporlarda yer alan bu iz ve lezyonlar, aynı şekilde anlatılmamaktadır. Dahası, yaraların ciddiyetinin günden güne arttığı görülmektedir. Üstelik sırasıyla birbirini izleyen tarihlerde elde edilen tıbbi raporlarda, iki başvuran açısından ilk tıbbi raporlarda belirtilmeyen lezyonlardan bahsedilmektedir. Bu bağlamda, örneğin 22 Ağustos 2007 tarihinde başvuran Nihat Karşin adına hazırlanan tıbbi raporda, ilgilinin vücudunun farklı kısımlarında birçok sekelin bulunduğunun belirtilmesine rağmen, aynı başvuran hakkında 21 Ağustos 2007 tarihinde düzenlenen ilk tıbbi raporda, ilgilinin vücudunda herhangi bir darp ya da şiddet izinin bulunmadığının belirtildiğini vurgulamak gerekmektedir.
69. Son olarak, Hükümet tarafından sunulan ve ihtilaf konusu yakalama olayının yaşandığı sokağın ve jandarma karakolundaki nezarethanelerin güvenlik kameraları kayıtlarını içeren CDden, bir yandan, başvuranların kendi kendilerini yaralamadıkları ve diğer yandan, ilgililerin yakalanmaları esnasında ya da gözaltında bulundukları sırada, jandarma görevlilerini darp etmedikleri ya da şiddet uygulamadıkları anlaşılmaktadır. Bu nedenle, Mahkeme, Hükümetin olayların seyrine ilişkin iddialarının (bk. yukarıda 56. paragraf) başvuranların, yakalanmaları esnasında ya da gözaltında bulundukları sırada jandarma görevlilerine gerçekten şiddetle saldırdıklarını (bk. aynı anlamda, Kaçak ve Ebinç/Türkiye, No. 54916/08, § 43, 7 Ocak 2014 ve aksi yönde, Oyğur/Türkiye, No. 6649/10, § 43, 5 Mart 2013) ya da ilgililerin kendi kendilerini yaraladıklarını (bk. yukarıda 57. paragraf) doğrulamaya imkan vermediği kanısına varmaktadır. Bu bağlamda, jandarma görevlileri, 15 Ağustos münasebetiyle, PKK (yasadışı silahlı örgüt) üyeleri tarafından yapılması düşünülen ve İstanbul Belediyesi otobüslerinin yanmasından ibaret olan eylemi önlemeyi amaçlamıştır. Bu koşullarda, yetkililerin, bu eylem sırasında yaşanabilecek muhtemel her türlü taşkınlığı önlemek ve PKKnın potansiyel üyelerine veya söz konusu eyleme katılabilecek olan bu örgütün sempatizanlarına karşı bu operasyona katılması gereken jandarma görevlileri tarafından her türlü güç kullanımını sınırlamak amacıyla gereken tedbirleri almaları gerekirdi.
70. Sonuç olarak, Mahkeme, başvuranların bedeninde tespit edilen sekellerin sebebi konusunda Hükümet tarafından sunulan açıklamalarla ikna olmamıştır; her halükarda, Mahkeme, bu açıklamaların yetersiz ve eksik olduğu kanaatindedir. Bu bağlamda, Cumhuriyet savcısı tarafından 2 Ocak 2008 tarihinde verilen ve başvuranların bedeninde tespit edilen yaralanmaların yakalanmaları sırasında jandarma kuvvetlerine karşı direnmeleri neticesinde meydana geldiği yönündeki kovuşturmaya yer olmadığına dair karara ilişkin olarak, Mahkeme, söz konusu savcının kendi incelemesine sunulan farklı tıbbi raporlardan çıkardığı sonuçları kabul etmemektedir; Mahkeme, söz konusu tıbbi raporların gereken tüm özen ve dikkat gösterilerek incelenmediği sonucuna varmaktadır.
71. Bu değerlendirmeler ışığında, Mahkeme, gözaltında bulundukları sırada başvuranlar tarafından maruz kalınan kötü muamelelere ilişkin iddialar konusunda soruşturma yürütmekle görevli yetkili ulusal makamların, yeni tespit edilen tutarsızlıkları açıklamadıklarını saptamaktadır. Hükümet tarafından ileri sürülen gerekçeler de bu tutarsızlıkları izah etmeye imkan vermemektedir.
72. Dolayısıyla Mahkeme, gözaltı sırasında meydana gelen, başvuranların bedeninde saptanan yaraları dikkate alarak ve bu bağlamda Hükümet tarafından getirilen makul bir açıklama yokluğunda, Sözleşmenin 3. maddesinin esas yönden ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
b) Yürütülen Soruşturmaların Etkin Niteliği Hakkında
i. Tarafların İddiaları
73. Başvuranlar, Cumhuriyet savcısının kovuşturmaya yer olmadığına dair kararında ileri sürdüğü gerekçelere atıfta bulunarak, söz konusu savcının etkin ve yeterli bir soruşturma yürütmediğini savunmaktadırlar. Bu bağlamda başvuranlar, kendilerinin ya da olaya karışan jandarma görevlilerinin dinlenmediğini, jandarma karakolunun iç ve dış güvenlik kamera kayıtlarının izlenmediğini ve jandarma görevlileriyle yüzleştirme yapılmadığını da belirtmektedirler. Son olarak, başvuranlar, Cumhuriyet savcısının çeşitli tıbbi raporları göz önünde bulundurmadığı ve bu raporların içeriğine ilişkin olarak uygun sonuç çıkarmadığı görüşündedirler.
74. Hükümet, başvuranların suç duyurusunda bulunmasını müteakip, Cumhuriyet savcısı tarafından bir ceza soruşturması yürütüldüğünü belirtmektedir. Hükümet aşağıda belirtilen hususları ifade etmiştir: Başvuranlar ve jandarma görevlileri dinlenmiştir, jandarma görevlileri başvuranları durdurmak için güce başvurmak zorunda kaldıklarını, ancak hiçbir zaman kendilerine karşı kötü muamelede bulunmadıklarını belirtmişlerdir; Yusuf Salin, jandarma görevlilerinin ihtarına uymadığını ve görevlilerle biraz tartıştığını beyan etmiştir; Nihat Karşin de benzer beyanlarda bulunmuştur. Hükümet, Cumhuriyet savcısının, başvuranlara karşı kullanılan gücün yasallığı ve gerekliliği konusunda bir soruşturma yürüttüğünü ve jandarma görevlilerinin 2559 sayılı Kanuna uygun olarak güç kullanımına başvurduklarını eklemektedir.
ii. İlgili Genel İlkeler
75. Mahkeme, bir kişi, polisin veya Devletin farklı birimlerinin gözetimi altındayken Sözleşmenin 3. maddesine aykırı yasadışı ağır istismarlara uğradığını iddia ederse, Mahkeme, (...) yetki alan(ı) içinde bulunan herkesin, bu Sözleşme(de) açıklanan hak ve özgürlüklerden yararlanmalarını sağlayan Sözleşmenin 1. maddesi tarafından Devlete yüklenen genel sorumlulukla birlikte değerlendirilen 3. maddenin, dolaylı olarak resmi ve etkin bir soruşturma yapılmasını gerektirdiğini hatırlatmaktadır (bk. Assenov ve diğerleri/Bulgaristan, 28 Ekim 1998, §§ 102-103, Karar ve Hükümler Derlemesi 1998-VIII, Ay/Türkiye, No. 30951/96, § 59-60, 22 Mart 2005, El-Masri/Eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti (BD), No. 39630/09, § 182, AGHM 2012 ve Mocanu ve diğerleri/Romanya (BD), No. 10865/09, No. 45886/07, No. 32431/08, § 317, AGHM 2014 (özetler)).Bu soruşturma, Sözleşmenin 2. maddesinin de gerektirdiği gibi, sorumluların belirlenmesine ve cezalandırılmasına olanak sağlayabilmelidir. Şayet durum bu şekilde ilerlemezse, hukuki olarak genel işkence ve insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağı, temel önemine rağmen, uygulamada etkisiz olacaktır ve bazı durumlarda, yetkililerin, neredeyse bir dokunulmazlıktan istifade ederek, kendi denetimleri altında tutulan kişilerin haklarını ihlal etmeleri mümkün olacaktır(bk. yukarıda anılan Labita, § 131 ve bu kararda yer alan atıflar ve yukarıda anılan El-Masri, § 182).
76. Mahkeme, yetkililerin kendi denetimleri altındaki kişilerle ilgili sorumluluğunu hatırlatarak, nerdeyse dokunulmazlığa benzer bir durumun, Sözleşmenin 3. maddesi bakımından, devletin, kötü muamele mağdurları tarafından suçlanan muhtemel sorumluların beraatını (bk. diğer kararlar arasında, Esen/ Türkiye, No. 29484/95, § 28, 22 Temmuz 2003) ya da örneğin terörle ya da organize suçlarla mücadeleye bağlı zorlukları (Aksoy/Türkiye, 18 Aralık 1996, § 62, Derleme 1996-VI ve Mete ve diğerleri/Türkiye, No. 294/08, § 122, 4 Ekim 2011) haklı olarak ileri sürmeksizin, zayıf bir durumda olan ve güvenlik güçlerine ya da cezaevine teslim edilen herkesi koruma yükümlülüğünü yerine getirmemesine bağlı olduğunun altını çizmektedir.
iii. Somut olayda Bu İlkelerin Uygulanması
77. Somut olayda Mahkeme, başvuranların yaptığı şikayetin ardından, söz konusu iki şahsın jandarma görevlileri tarafından maruz kaldıklarını iddia ettikleri kötü muameleler hakkında Cumhuriyet savcısı tarafından soruşturma başlatıldığını tespit etmektedir. Mahkeme, soruşturma çerçevesinde, Cumhuriyet savcısının başvuran ve jandarma görevlilerini dinlediğini ve kötü muamele iddiaları hakkında başvuranlara ek bir tıbbi muayenenin yapılmasına karar verdiğini kaydetmektedir. Ancak, Mahkeme, dosyanın eksik olduğunu ve Hükümetin başvuranların iddialarını çürütmek için delil unsurları sunmadığını tespit etmektedir. Böylelikle, dava dosyasında, başvuran Yusuf Salin ile ilgili olarak (bk. yukarıda 29. ve 32. paragraflar), Adli Tıp Kurumu tarafından yapılmasına karar verilen ek incelemeler hakkında bilgi yani burun röntgenine ve Kulak Burun Boğaz uzmanının muayenesine ilişkin bilgiler bulunmamaktadır.
78. Mahkeme ardından, Cumhuriyet savcısının tıbbi raporları gereken tüm özen ve dikkati göstererek incelemediğini ve ayrıca, bununla birlikte kesin koşulları tespit etmeksizin, başvuranların güvenlik güçlerine karşı direndikleri kanaatine vardığını kaydetmektedir. Jandarma görevlilerinin
2559 sayılı Kanuna uygun olarak güç kullanmaları gerektiği aşikar olsa da, Mahkeme, savcıların soruşturmaların yürütülmesinde oynadıkları anahtar rol nedeniyle, kendilerinden haklı olarak, ihtilaf konusu müdahalenin konuya ilişkin yürürlükte olan yasal gerekliliklerin tamamına uygun olup olmadığını denetlemelerinin beklendiğini hatırlatmaktadır (bk. Kop/Türkiye, No. 12728/05, §§ 38-39, 20 Ekim 2009). Özellikle, somut olayda, Cumhuriyet savcısı ya da Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranların jandarmaya karşı direnme şekli hakkında açıklamada bulunmaya çalışmamıştır. Öte yandan, Cumhuriyet savcısı, başvuranlara karşı kullanılan gücün orantılı olup olmadığını incelemeden, 2559 sayılı Kanunun hükümlerine atıfta bulunmakla yetinmiştir (bk. Serkan Yılmaz ve diğerleri/Türkiye, No. 25499/04, § 25, 13 Ekim 2009 ve yukarıda anılan Klaas, §§ 26-30).
79. Diğer taraftan Mahkeme, başvuranları muayene eden doktorların ilgililere geçici iş göremezlik raporu vermediği yönündeki Hükümetin iddiasını dikkate almıştır. Ancak, Mahkeme, Cumhuriyet savcısının bu delil unsurundan sonuç çıkarmadığını tespit etmektedir. Aynı şekilde, yine bu bağlamda, söz konusu jandarma görevlilerinin soruşturulmasına gerek olmadığı sonucuna varmak için, Cumhuriyet savcısı, jandarma görevlilerinin lehine, başvuranların yaralarının basit bir tıbbi müdahale ile tedavi edilebileceğini tespit etmiştir.
80. Son olarak, Mahkeme aynı zamanda, başvuranların yakalandığı sokağın ve gözaltına altında tutuldukları jandarma karakolundaki nezarethanelerin güvenlik kameraları kayıtlarını içeren bir CDnin Hükümet tarafından dosyaya sunulmasını dikkate almıştır. Dolayısıyla Mahkeme, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararında Cumhuriyet savcısının kamera kayıtlarının izlenmesine atıfta bulunmadığını tespit etmektedir. Ayrıca, Cumhuriyet savcısı tarafından verilen karardan, başvuranların kamera kayıtlarının içeriğini inceleyebildikleri veya bu kayıtların içeriğine itiraz edebildikleri anlaşılmamaktadır (bk. aksi yönde bir karar için, yukarıda anılan Oyğur, §45).
81. Bu unsurlar, Sözleşmenin 3. maddesine ilişkin usuli gerekliliklerin ihlal edildiği sonucuna varması için Mahkemeye yeterli gelmektedir.
II. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
82. Sözleşmenin 41. maddesi uyarınca,
Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.
A. Tazminat
83. Başvuranların her biri, maruz kaldıklarını iddia ettikleri manevi zarar bağlamında 50.000 avro (EUR) talep etmektedirler.
84. Hükümet, aşırı bulduğu bu iddiaları kabul etmemektedir.
85. Mahkeme, manevi zarar bağlamında, başvuranların her birine 10.000 avro tutarının ödenmesi gerektiği kanısındadır.
B. Masraf ve Giderler
86. Öte yandan başvuranlar, Mahkeme ile yazışma masrafları için 1.800 Yeni Türk Lirası ve temsilcilerini destekleyen avukatın yardımı için 1.200 Yeni Türk Lirası talep etmektedirler.
Başvuranlar, destekleyici nitelikte belge ibraz etmemektedirler. Ayrıca başvuranlar, avukatlarının bağlı olduğu baronun uyguladığı ücret tarifesine dayanarak, avukatlık ücretleri için 3.600 Yeni Türk lirası talep etmektedirler.
87. Hükümet, bu iddiaları kabul etmemektedir.
88. Mahkemenin içtihadına göre, bir başvurana, masraf ve giderlerin doğruluğunu, gerekliliğini ve ödenen miktarların makul olduğunu ispatlamak kaydıyla bu masraflar iade edilebilmektedir. Somut olayda, elinde bulunan belgeleri ve içtihadını göz önünde bulunduran Mahkeme, kendi önündeki yargılama için yapılan masraf ve giderler bağlamındaki talebi reddetmektedir.
C. Gecikme Faizi
89. Mahkeme, gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranı uygulamanın uygun olduğu sonucuna varmaktadır.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşmenin 3. maddesinin esas yönünden ihlal edildiğine;
3. Sözleşmenin 3. maddesinin usul yönünden ihlal edildiğine;
4. a) Sözleşmenin 44. maddesinin 2. fıkrasına uygun olarak, manevi tazminat olarak, davalı Devletin başvuranların her birine kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere ve her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere 10.000 avro (on bin avro) ödemekle yükümlü olduğuna;
b) Söz konusu miktara, belirtilen sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş; içtüzüğün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca, 23 Haziran 2015 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy