(AİHS. m. 5, 35, 41) (5271 S. K. m. 141) (SUDAN VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (DERECİ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 47280/09)
KARAR
STRAZBURG
5 Mart 2013
İşbu karar kesindir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
Ekici v. Türkiye davasında,
Başkan
Peer Lorenzen,
Yargıçlar
Andras Sajo,
Nebojsa Vucinic,
ve Daire Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Françoise Elens-Passosun katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Dairesi) heyeti yapılan müzakereler sonrasında 12 Şubat 2013 tarihinde aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (47280/09 nolu) dava, Türk vatandaşı Emin Ekicinin (başvuran) 27 Temmuz 2009 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudan ibarettir.
2. Başvuran, Diyarbakırda görev yapan avukat N. Özdemir tarafından temsil edilmektedir. Türk Hükümeti (Hükümet) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmektedir.
3. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 29 Mart 2010 tarihinde başvuruyu Hükümete bildirmiştir.
OLAY VE OLGULAR DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran 1970 doğumlu olup, Adanada ikamet etmektedir.
5. Başvuran 18 Ocak 2000 tarihinde, yasadışı silahlı Hizbullah örgütüne yönelik yürütülen operasyon çerçevesinde yakalanmış; örgüte üyelik ve örgüt adına suç teşkil eden eylemlere katıldığı şüphesiyle 26 Ocak 2000 tarihinde tutuklanmıştır. Başvuran belirtilen nedenlerle suçlanmış ve başvuran hakkındaki dava Devlet Güvenlik Mahkemesinde görülmeye başlanmıştır. Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kaldırılmasından sonra, başvuranın davası İstanbul Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yürütülmüştür.
6. 31 Aralık 2010 tarihinde CMKnın tutukluluğun azami süresine ilişkin hükümlerin yürürlüğe girmesinin ardından, başvuran 4 Ocak 2011 tarihinde tahliye edilmiştir.
7. Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi 16 Şubat 2012 tarihinde başvuranın suçlu olduğuna karar vererek, ömür boyu hapis cezasına mahkûm etmiştir.
8. Bu karara karşı yapılan temyiz başvurusu halen derdesttir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMENİN 5. MADDESİNİN 3. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
9. Başvuran, tutukluluk süresinin Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrasına aykırı olduğunu ve bu maddenin ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Bu maddenin öngörüsü şu şekildedir:
İşbu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullar uyarınca yakalanan veya tutulan herkesin (
) makul bir süre içinde yargılanma ya da yargılama süresince serbest bırakılma hakkına sahiptir. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminat şartına bağlanabilir.
A. Kabul edilebilirlik hakkında
10. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmektedir. Hükümete göre, başvuranın öncelikle CMKnın 141. maddesi ile onu takip eden maddelerine dayanarak tazminat elde edebileceği iç hukuk yoluna başvurması gerekirdi.
11. AİHM, daha önce benzer bir itirazı inceleme fırsatı bulduğunu ve reddettiğini hatırlatmaktadır (bkz, diğerleri arasından, Sudan ve diğerleri v. Türkiye, no. 48846/07, 37741/08, 37466/09, 41803/09, 43598/09 ve 47269/09, § 20, 5 Nisan 2011). Başvuran hakkında yürütülen ceza yargılaması halen Yargıtayda derdest olduğundan (bkz, yukarıdaki 8. paragraf), başvuranın şu an CMKnın 141. maddesi ile öngörülen hukuk yoluna başvurma imkânı bulunmamaktadır. Esasen AİHM, söz konusu maddenin, uzun tutukluluk süresinden şikâyetçi olan kimselere yargılamanın sona ermesinden önce, hakkındaki kararın, karar kesinleşmeden evvel tazminat davası açma hakkı vermediğini zira ulusal düzeyde, söz konusu başvurunun kararın kesinlik kazanmasından sonra kabul edilebilir olduğunu kaydetmektedir. Dolayısıyla AİHM, söz konusu hukuk yolunun Sözleşmenin 35. maddesinin 1. fıkrası anlamında etkili olmadığını saptamakta ve Hükümetin itirazı reddetmektedir.
12. AİHM, başvurunun Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını tespit etmektedir. Bu nedenle başvurunun kabul edilebilir olduğunu açıklamak uygun olacaktır.
B. Esas hakkında
13. AİHM, başvuranın tutukluluk süresinin 18 Ocak 2000 tarihinde yakalanmasıyla başladığı ve 4 Ocak 2011 tarihinde tahliye edilmesiyle sona erdiğini tespit etmektedir (yukarıdaki 5-6 paragraflar). Dolayısıyla tutukluluk yaklaşık on bir yıl sürmüştür.
14. Mahkeme, benzer davaları daha önce de incelediğini ve birçok kez Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrasının ihlal edildiği sonucuna ulaştığını hatırlatmaktadır (bkz, diğer birçok karar arasından, Dereci v. Türkiye, no. 77845/01, §§ 34-41, 24 Mayıs 2005, Taciroğlu v. Türkiye, no. 25324/02, §§ 18-24, 2 Şubat 2006 ve Tunce ve diğerleri v. Türkiye, no. 2422/06, 3712/08, 3714/08, 3715/08, 3717/08, 3718/08, 3719/08, 3724/08, 3725/08, 3728/08, 3730/08, 3731/08, 3733/08, 3734/08, 3735/08, 3737/08, 3739/08, 3740/08, 3745/08 ve 3746/08, § 18, 13 Ekim 2009). Hükümet somut olayda, bu sonuçlardan farklı sonuca ulaşılmasına imkân verecek herhangi bir olay-olgu ya da iddia sunmadığından, AİHM, Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
I. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
15. Sözleşmenin 41. maddesi şunu öngörmektedir:
Eğer Mahkeme, bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.
A. Tazminat
16. Başvuran, manevi zararın telafisini talep etmekte ancak miktar belirtmemektedir. Başvuran tutuklandıktan çok kısa bir süre sonra, eşinin hayatını kaybettiğini ifade etmekte ve hastalığı sırasında eşinin ve dört çocuğunun yanında bulunamamaktan şikâyet etmektedir. Aynı zamanda, cezaevinde kendisiyle görüşmek için ailesinin yaptığı ulaşım masraflarının ve cezaevinde yaptığı kişisel harcamaların da ödenmesini talep etmektedir.
17. Hükümet, başvuranın taleplerini miktar olarak belirtmediğinin altını çizmektedir.
18. AİHM öncelikle, cezaevinde başvuranla görüşmek için ailesi tarafından yapılan ulaşım masrafları ile başvuranın cezaevindeki kişisel harcamalarının ödenmesinin maddi zararın telafisi olarak kabul edilebileceğini kaydetmektedir. Hakkaniyete uygun olarak, maruz kaldığı manevi ve maddi zararlar bağlamında başvurana 14 000 Avro ödenmesinin uygun olduğu kanısındadır.
B. Masraf ve giderler
19. Başvuran, masraf ve giderler için herhangi bir talepte bulunmamıştır. Dolayısıyla AİHM, başvurana bu bağlamda ödeme yapılmasına gerek olmadığı kanaatine varmaktadır.
C. Gecikme faizi
20. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranın uygun olduğu sonucuna varmaktadır.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM, OYBİRLİĞİ İLE,
1. Başvurun kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrasının ihlal edildiğine;
3. a) Davalı Devletin başvurana üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere, maddi ve manevi tazminat olarak 14 000 EUR (on dört bin Avro) ödemesine;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten başlayarak, ödemenin yapıldığı tarihe kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş; Sözleşmenin 77 §§ 2. ve 3. maddesi uyarınca 5 Mart 2013 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy