(AİHS m. 5, 6, 34, 35, 41) (5271 S. K. m. 100) (LABITA - İTALYA DAVASI) (DERECİ - TÜRKİYE DAVASI) (TACİROĞLU - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 47359/09)
KARAR
STRAZBURG
24 Eylül 2013
İşbu karar nihaidir. Bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Murat Aktaş / Türkiye Davasında,
Başkan
Dragoljube Popovic,
Yargıçlar
Paulo Pinto de Albuquerque,
Helen Keller,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Vekili Atilla Nalbantın katımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölümü) komite olarak, 3 Eylül 2013 tarihinde yapılan müzakerelerin ardından, aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (47359/09 no.lu) davanın temelinde, Türk vatandaşı Murat Aktaşın (başvuran) 26 Ağustos 2009 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuran, 11 Haziran 2013 tarihine kadar avukatı tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (Hükümet) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru, Hükümete 12 Nisan 2010 tarihinde tebliğ edilmiştir.
OLAY VE OLGULAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran, 1974 doğumlu olup, Tekirdağ Cezaevinde tutuklu bulunmaktadır.
5. Başvuran, TKEP-L (Türkiye Komünist Emek Partisi/ Leninist) yasa dışı örgütüne mensup olduğu ve bu örgüt adına düzenlenen eylemlere katıldığı şüphesiyle 23 Kasım 2004 tarihinde yakalanmıştır.
6. Başvuran, 26 Kasım 2004 tarihinde tutuklanmıştır.
7. Başvuran, 30 Kasım 2004 tarihinde Anayasal düzeni bozmaya teşebbüs etmekle suçlanmış ve İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi (Ağır Ceza Mahkemesi) önünde yargılanmaya başlanmıştır.
8. Ağır Ceza Mahkemesi önünde yapılan duruşmalar sonunda, atılı suçun niteliğine, mevcut delillerin durumuna, dosya içeriğine, tutuklu olarak geçirilen süreye ve çekilen cezaya dayanarak, mahkeme, başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
9. Başvuranın temsilcisi, 7 Temmuz 2009 tarihinde, 30 Haziran 2009 tarihli duruşma sonucunda verilen tutukluluk halinin devamına ilişkin karara itiraz etmiştir.
10. Ağır Ceza Mahkemesi, 17 Temmuz 2009 tarihinde bu itirazı dosya üzerinden karara bağlayarak atılı suçun türü ve niteliğini, mevcut delillerin durumunu dikkate alarak reddetmiştir.
11. Ağır Ceza Mahkemesi, 5 Ocak 2011 tarihinde gerçekleşen on dokuzuncu duruşma sonunda başvuranın tahliye talebini reddetmiş ve ilgili aleyhinde kuvvetli şüphelerin varlığını ve Ceza Muhakemesi Kanununun 100. maddesinin 3. fıkrası tarafından öngörülen bir suçtan bahsedildiğini dikkate alarak tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
12. Dosyada yer alan unsurlara göre, dava halen Ağır Ceza Mahkemesi önünde derdesttir ve başvuranın tutukluluğu devam etmektedir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI
13. Davayla ilgili iç hukuk ve uygulaması için bakınız Altınok / Türkiye Davası, no. 31610/08, §§ 28-32, 29 Kasım 2011.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMENİN 5 § 3 HÜKMÜNÜN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
14. Başvuran, tutukluluk süresinin uzunluğundan ve masumiyet karinesi ilkesinin tanınmamasından şikayet etmektedir. Başvuran, Sözleşmenin 5 § 3 ve 6 § 2 hükümlerini ileri sürmektedir.
15. AİHM, başvuranın bu şikayetinin, Sözleşmenin 5 § 3 hükmü açısından incelenmesinin uygun olduğu kanısındadır. Bu fıkranın ilgili kısımları aşağıdaki şekilde hükmetmektedir:
"3. Bu maddenin 1 c) fıkrasında öngörülen koşullara uyarınca yakalanan veya tutuklu durumda bulunan herkesin (
) makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir."
16. AİHM, bu şikayetin, Sözleşmenin 35 / 3 hükmü anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve diğer taraftan herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit etmektedir. Dolayısıyla şikayetin kabul edilebilir olduğuna karar verilmiştir.
17. AİHM, bir davada tutukluluk süresinin makul bir süreyi aşıp aşmadığının öncelikle yerel mahkemeler tarafından değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır. Dolayısıyla, ulusal yargı organlarının, masumiyet karinesi bağlamında kişisel özgürlüğe riayet kuralına bir istisna yapılmasını haklı gösterecek, gerçek bir kamu yararının varlığını bertaraf edecek veya bu varlığı tespit edecek nitelikteki bütün koşulları incelemeleri ve bu durumu, tahliye taleplerini reddettikleri kararlarda dikkate almaları gerekmektedir. AİHM, özellikle söz konusu kararlarda yer alan gerekçelerin ve ilgilinin başvurularında belirtilen tartışmasız olayların temeli hakkında, Sözleşmenin 5 / 3 hükmünün ihlal edilip edilmediğini belirlemelidir (Assenov vd. / Bulgaristan, 28 Ekim 1998, § 154, Hüküm ve Kararların Derlemesi 1998-VIII). Bir suç işlediği gerekçesiyle yakalanan kişinin, suçu işlediğine dair makul şüphelerin sürmesi, tutukluluğun devamı için olmazsa olmaz (sine qua non) bir koşuldur ancak belirli bir süre geçtikten sonra yeterli değildir. Mahkeme bu gibi durumlarda, tutukluluğun devamını haklı kılmak için yargı makamları tarafından başka gerekçeler gösterilip gösterilmediğini belirlemelidir. Mahkeme, bu gerekçelerin ilgili ve yeterli olması halinde, yetkili ulusal makamların yargılamanın takibinde farklı bir özen gösterip göstermediklerini tespit etmeye çalışmaktadır (Labita / İtalya (BD), no. 26772/95, § 153, AİHM 2000-IV).
18. Somut olayda dikkate alınacak süre, başvuranın tutuklandığı 23 Kasım 2004 tarihinde başlamış ve elde edilen bilgilere göre henüz sonlanmamıştır. Dolayısıyla başvuran, ilk derece mahkemesi tarafından verilmiş nihai bir karar bulunmaksızın halen tutuklu bulundurulmaktadır. Kararın kabul edildiği güne kadar yargılama, zaten sekiz yıl, yedi ay sürmüştür.
19. AİHM, daha önce de benzer davalar incelediğini ve Sözleşmenin 5 / 3 hükmünün ihlal edildiğine dair birçok defa karar vermiş olduğunu hatırlatmaktadır (diğer birçok karar arasında bk. Dereci / Türkiye, no. 77845/01, §§ 34-41, 24 Mayıs 2005 ve Taciroğlu / Türkiye, no. 25324/02, §§ 18-24, 2 Şubat 2006). Hükümet, somut olayın sonuçlarından uzaklaşmaya imkan verecek herhangi bir olgu veya gerekçe sunmamıştır.
20. Dolayısıyla, Sözleşmenin 5 / 3 hükmü ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞMENİN 5 / 4 HÜKMÜNÜN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
21. Başvuran Sözleşmenin 5 / 4, 6 / 3 hükümleri ve 13. maddesini ileri sürerek, tutuklu bulundurulmasına itiraz edebileceği etkin bir başvuru yolunun bulunmamasından şikayet etmektedir.
22. AİHM, bu şikayetleri Sözleşmenin 5 / 4 hükmü açısından incelemenin gerekli olduğu kanısındadır. Bu hüküm aşağıdaki şekilde kaleme alınmıştır:
"Yakalama veya tutuklu durumda bulunma nedeniyle özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, özgürlük kısıtlamasının yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar vermesi ve yasaya aykırı görülmesi halinde kendisini serbest bırakması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir."
23. Başvuran, Ağır Ceza Mahkemesini, tutukluluk durumunu duruşma yapmaksızın incelemekle suçlamaktadır; burada ne kendisi ne de avukatı dinlenmemiştir. Bu nedenle, silahların eşitliği ilkesine riayet edilmediğini iddia etmektedir.
24. AİHM, Sözleşmenin 5 / 4 hükmünden doğan birinci güvencenin, bir tutukluluğa itiraz edildiğinde, başvurulan hakim tarafından dinlenilme hakkı olduğunu hatırlatmaktadır. Sözleşmenin 5 / 1 c) hükmünde açıklanan koşullarda tutuklu bulundurulan kişiler için, Sözleşmenin 5 / 4 hükmü, ilkesel olarak bir duruşma yapılmasını gerektirmektedir (Nikolova / Bulgaristan (BD), no. 31195/96, § 58, AİHM 1999-II, Reinprecht / Avustuya, no. 67175/01, § 31, AİHM 2005-XII ve Wtoch / Polonya, no. 27785/95, § 126, AİHM 2000-XI).
25. Ancak AİHM, tutuklunun, tutuklu bulundurulmasına itiraz etmek için ilk derece mahkemesinde hakim karşısına çıkarıldığı durumlarda, itirazın incelenmesi sırasında hakim karşısına çıkarılmamanın, Sözleşmenin 5 / 4 hükmünü kendi içerisinde ihlal etmediğini, en azından bu koşulun silahların eşitliği ilkesine ihlal teşkil etmediğini daha önce de kabul etmiştir (Bk. daha önce anılan Altınok, § 54, 29 Kasım 2011 ve atıfta bulunulan davalar, özellikle Saghinadze ve diğerleri / Gürcistan, no. 18768/05, § 150, 27 Mayıs 2010). Bu bağlamda AİHM, itirazın incelendiği tarihten sadece birkaç gün önce ilgilinin ilk derece mahkemesi hakimi önüne çıkarıldığını da dikkate almıştır (daha önce anılan Altınok, 55. parag.).
26. AİHM, mevcut davada da durumun aynı şekilde olduğunu dikkate almaktadır.
27. Somut olayda, başvuran tarafından tutukluluk halinin devamı kararına karşı yapılan itiraz, dosyanın incelenmesinin ardından, 17 Temmuz 2009 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmiştir. Halbuki başvuranın bir hakim karşısına son defa çıkarılması, Ağır Ceza Mahkemesinin itiraz yolunu incelemesinden en az üç hafta önceye yani 30 Haziran 2009 tarihli duruşmaya dayanmaktadır (yukarıdaki 9.-10. parag.). Ayrıca AİHM, davanın kendine özgü koşullarında, 17 Temmuz 2009 tarihinde söz konusu itirazın incelenmesi sırasında bir duruşma gerçekleştirilmesi gerekmediği kanaatindedir. Taraflardan herhangi birinin itiraz davasına katılmamış olmasından dolayı, bu koşulun kendi içerisinde silahların eşitliği ilkesini ihlal etmediğini belirtmek uygundur (daha önce anılan Altınok, 55. parag.).
28. Dolayısıyla, bu şikayet açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşmenin 35 / 3 (a) hükmü ve aynı maddenin 4. fıkrasının uygulanmasıyla reddedilmesi gerekmektedir.
III. SÖZLEŞMENİN 6 / 1 HÜKMÜNÜN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
29. Başvuran, yargılama süresinin, "makul süre" ilkesini Sözleşmenin 6 / 1 hükmü tarafından öngörüldüğü şekilde tanımadığını iddia etmektedir. Bu hüküm aşağıdaki şekildedir:
"Herkes, (
) cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan (
) mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, (
) görülmesini istemek hakkına sahiptir."
30. AİHM, dikkate alınması gereken dönemin, 23 Kasım 2004 tarihinde başvuranın tutuklanmasıyla başladığını ve halen sonlanmadığını tespit etmektedir. Söz konusu yargılama, kararın kabul edildiği tarih itibariyle zaten sekiz yıl, yedi aydan daha fazla sürmüştür.
31. AİHM, bir yargılamanın makul süre niteliğinin, davanın kendine özgü koşullarına göre ve AİHM içtihatlarınca belirlenen kıstaslar, özellikle davanın karmaşıklığı ve başvuran ile yetkili makamların tutumu bağlamında değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (Bk. Pélissier ve Sassi / Fransa (BD), no. 25444/94, § 67, AİHM 1999-II).
32. AİHM, daha önce de birçok defa somut olaya benzer sorunlardan doğan davaları incelemiştir ve Sözleşmenin 6 / 1 hükmünün ihlal edildiğini tespit etmiştir (Bk. Pélissier ve Sassi).
33. AİHM, kendisine sunulan tüm unsurları inceledikten sonra, konuyla ilgili içtihadını dikkate alarak, somut olayda ihtilaflı yargılamanın süresinin aşırı uzun olduğu ve bu sürenin, " davanın makul bir süre içerisinde görülmesi hakkı" gerekliğine cevap vermediği kanaatine varmıştır.
34. Dolayısıyla, Sözleşmenin 6 / 1 hükmü ihlal edilmiştir.
IV. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
35. Sözleşmenin 41. maddesine göre;
Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder."
A. Tazminat
36. Başvuran, maruz kaldığı maddi zarar karşılığında 58 000 TL ((TRY), yaklaşık olarak 26 000 Avro (EUR)) ve manevi zarar karşılığında 50 000 TL ((TRY), yaklaşık olarak 22 000 Avro (EUR)) tazminat talep etmektedir.
37. Hükümet bu miktarlara itiraz etmektedir.
38. AİHM, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında nedensellik bağı bulunmadığını değerlendirerek bu talebi reddetmektedir. Buna karşılık olarak, hakkaniyete uygun olması için, AİHM başvurana manevi tazminat olarak 8 400 Avro (EUR) ödenmesi gerektiği kanaatindedir.
B. Yargılama Masraf ve Giderleri
39. Başvuran ayrıca, masraf ve giderleri için 44 700 TRY (yaklaşık olarak 20 000 EUR) talep etmektedir. Bu masraf ve giderleri kanıtlayıcı belge olarak, posta masraflarına ve avukatlık hizmeti saat ücretlerine ilişkin makbuzları sunmaktadır.
40. Hükümet bu miktara itiraz etmektedir.
41. AİHM içtihatlarına göre, bir başvurana ancak, masraf ve giderlerinin gerçekliğini, gerekliliklerini ve bu ödemelerin oranlarının makul niteliğini ispat etmesi halinde geri ödeme yapılabilmektedir. AİHM, somut olayda, kendisine sunulan belgeleri ve içtihatlarını dikkate aldığında, başvurana masraf ve giderlerinin hepsinin karşılığında başvurana 500 Avro (EUR) ödenmesine karar vermiştir.
C. Gecikme Faizi
42. AİHM, gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek miktarın başvurana ödenmesinin uygun olduğu sonucuna varmaktadır.
AİHM, BU GEREKÇELERE DAYANARAK, OYBİRLİĞİYLE
1. Sözleşmenin 5 / 3 ve 6 / 1 hükümlerine ilişkin şikayetlerin kabul edilebilir ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna;
2. Sözleşmenin 5 / 3 hükmünün ihlal edildiğine;
3. Sözleşmenin 6 / 1 hükmünün ihlal edildiğine;
4. a) Davalı Devletin başvurana, kararın kesinleştiği tarihten başlamak üzere üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere aşağıdaki miktarları ödemekle yükümlü olduğuna;
i) manevi tazminata karşılık olarak her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere 8 400 Avro (EUR) (sekiz bin dört yüz Avro), ii) yargılama gider ve masrafları karşılığında her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere 500 Avro (EUR) (beş yüz Avro) ödenmesine;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren, ödemenin yapıldığı tarihe kadar, bu miktarlara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Başvurunun geri kalan kısmı için adil tazmin taleplerinin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilerek, AİHM İçtüzüğünün 77 // 2 ve 3 hükümleri uyarınca, 24 Eylül 2013 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy