(AİHS. m. 3, 7, 34, 41) (ÜMİT GÜL - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru No. 52494/09)
KARAR
STRAZBURG
22 Temmuz 2014
İşbu karar Sözleşmenin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli bazı değişikliklere tabi tutulabilir.
Tüfekçi/Türkiye davasında,
Başkan
Guido Raimondi,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Andras Sajö,
Helen Keller,
Paul Lemmens,
Robert Spano,
Jon Fridrik Kjolbro
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Abel Campos un katılımıyla, Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 24 Haziran ve 1 Temmuz 2014 tarihinde gerçekleştirdiği müzakereler neticesinde, anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, bu devletin vatandaşı olan Abidin Aydın Tüfekçi nin (başvuran), 17 Eylül 2009 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu (52494/09 No.lu) başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuran, Ankarada görev yapan Avukat A. Sayılır tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (Hükümet) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru, 15 Eylül 2010 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran 1966 doğumlu olup, Ankarada ikamet etmektedir.
5. Kamu Emekçileri Sendikalar Konfederasyonu (KESK) ve Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) 20 Kasım 2008 tarihinde, Ankara Sıhhiyede işsizliğe, yoksulluğa ve zamlara karşı bir miting düzenlemişlerdir. Bu mitinge binlerce kişi katılmıştır.
6. Eğitim Sen üyesi ve öğretmen olan başvuran, söz konusu gösterinin sorunsuz bir şekilde yürütülmesinden sorumlu olan 50 kişilik bir grupta yer almıştır.
7. Arama noktalarının birinde arama yapıldığı sırada, güvenlik güçleri ile yaklaşık 100 gösterici arasında arbede çıkmıştır.
8. Bu olay sırasında başvuran, yüzüne isabet eden bir taşla yaralanmıştır.
9. Başvuranın ilk tedavisi, sevk edildiği Ankara Devlet Hastanesinde yapılmıştır.
10. İlgilinin, 29 Kasım ve 2 Aralık 2008 tarihlerinde düzenlenen sağlık raporlarına göre, burnunda kırık olduğu tespit edilmiş ve 7 günlük iş göremezlik raporu verilmiştir.
11. Başvuran 5 Aralık 2008 tarihinde, söz konusu mitingin güvenliğinden sorumlu polis memurları ve de bu polislere güç kullanılması emri veren üstleri hakkında şikayette bulunmuştur.
12. İlgili özellikle, polislerin son çare olarak güç kullanımına başvurmadığını ve de bu tür bir güç kullanımını gerektirmeyecek tedbirleri almadıklarını iddia etmektedir. İlgiliye göre güç kullanımından önce miting organizatörleri ile müzakere edilerek ortamın yatıştırılması mümkün olabilirdi. Bununla birlikte güvenlik güçleri, göstericiler üzerine gereksiz şekilde yoğun biber gazı sıkarak ve taş atarak, yasal olan bir mitinge müdahalede bulunmuşlardır.
13. Ankara Cumhuriyet Savcısı 5 Ocak 2009 tarihinde, polisler aleyhine ceza soruşturmasının başlatılmasına izin verilmesi için dosyayı Ankara Valiliğine sevk etmiştir.
14. Polis müfettişi H.A, 4 Şubat 2009 tarihinde, ön inceleme yapmak üzere görevlendirilmiştir.
15. Altı polis memuru hakkında ön inceleme başlatılmıştır. Polis memurlarının ve aynı zamanda başvuranın ifadeleri alınmıştır.
16. Müfettiş, raporunu 19 Şubat 2009 tarihinde sunmuştur. Müfettiş, suçlanan polis memurları hakkında ceza soruşturması açılmasına yer olmadığına kanaat getirmiştir.
17. Aynı tarihli karar ile - 19 Şubat 2009 tarihinde- Ankara Valisi, müfettişin hazırladığı rapora dayanarak, söz konusu polis memurları aleyhinde ceza soruşturması açılmasına gerek olmadığına karar vermiştir.
18. Bu karara karşı, idare mahkemeleri önünde itiraz edilebilmektedir.
19. Başvurana 9 Nisan 2009 tarihinde tebliğ edilen karar ile Ankara Cumhuriyet Savcısı, Valiliğin 19 Şubat 2009 tarihli kararına dayanarak konu ile ilgili takipsizlik kararı vermiştir. Bu kararın ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
(...) Ankara Valiliğine, 19 Şubat 2009 tarihinde teslim edilen rapor göz önüne alındığında, 4483 sayılı Kanunun 3. ve 6. maddeleri uyarınca:
- Sıhhiyede düzenlenen miting sırasında (...), pankart taşıyan bir grup gösterici üst araması yapılmasına razı olmamış ve taş ve sopalarla güvenlik güçlerine saldırmaya başlamıştır. (...) Bir başka grup gösterici ise Strazburg Caddesinde olaylara neden olmuş ve güvenlik güçlerine saldırılarda bulunmuştur. (Bu grup) özellikle, söküp kırmaya çalıştıkları caddedeki kaldırım taşları ile araçların ve binaların hasar görmesine neden olmuş ve güvenlik güçlerine saldırılarım devam ettirmiştir. Güvenlik güçlerinin gaz fişeği kullanmasına neden olan koşullar göz önüne alındığında bu eylem, 2559 sayılı Polisin Vazife ve Salahiyet Kanuna uygundur (...)
(Valinin) ilgililer aleyhinde soruşturma başlatılmasına izin vermeyen 19 Şubat 2009 tarihli kararım dikkate alarak:
Cumhuriyet Savcısı, söz konusu kararın tebliğ edilmesinin ardından ve ön inceleme raporu ile eklerini ve de ifade tutanaklarım göz önünde bulundurarak, söz konusu kararın, dosyadaki belgelerin içeriği ve dava koşullarıyla ilgili ve uygun olduğuna karar vermiştir. (Halihazırda), bu karara karşı herhangi bir itirazda bulunulmamıştır.
Yukarıda anlatılanlar ışığında Cumhuriyet Savcısı, (Valinin) soruşturma başlatılmasına izin vermeyen karan uyarınca davayı kapatma karan almıştır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMALARI
20. 2 Aralık 1999 tarihli, 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkındaki Kanun, kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri suçlardan dolayı ceza soruşturmasını açmakla yetkili kişileri belirtmekte ve de izlenecek usulü düzenlemektedir.
21. Söz konusu Kanuna göre, bir devlet memuru hakkında Cumhuriyet Savcısına şikayette bulunulduğunda, savcı ceza soruşturmasının açılmasına izin verilmesi amacıyla dosyayı yetkili idari mercilere göndermesi gerekir (ağır cezayı gerektiren suçüstü halleri dışında).
22. Ön inceleme, yetkili idari merci tarafından bizzat yapılabileceği gibi, idari merciin görevlendireceği bir denetim elemanı (müfettiş) veya çoğu zaman olduğu gibi, hakkında ön inceleme yapılacak memurun üstü konumundaki bir memur vasıtasıyla yapılabilir.
23. Ön incelemeyi yürütecek olan kişi (ön incelemeci) Bakanlık Müfettişleri ile kendilerini görevlendiren kişinin tüm yetkilerini haizdir.
Ön incelemeci gerekli tüm inceleme işlemlerini gerçekleştirir ve ön inceleme sonunda düzenlediği raporu yetkili merciye sunar.
24. Söz konusu raporun sonuçları doğrultusunda, yetkili idari merci, ceza soruşturmasının başlatılıp başlatılmayacağına karar verir. İdari merci, verdiği kararı gerekçelendirmelidir.
25. Yetkili idari mercilerin, şikayette bulunulan bir memur hakkında savcılıkların ceza soruşturması başlatılması yönündeki talebi üzerine almış oldukları kararlara on gün içinde itiraz edilebilir. Bu tür itirazlara bakmaya yetkili tek merci, idari (mahkemeler) yargı yerleri olup, verdikleri kararlar kesindir.
26. İtiraz kabul edilirse, dava dosyası, ceza soruşturması açan Cumhuriyet Savcısına doğrudan gönderilir. Bu durum, idarenin ceza soruşturması başlatılmasına izin veren kararına karşı herhangi bir itirazda bulunulmadığında da geçerlidir.
27. İtiraz reddedilirse savcılık için idari yargı hakimlerinin aldığı karar bağlayıcıdır ve takipsizlik kararı vermek zorundadır. Burada söz konusu olan, idari makamın kesinleşmiş kararını teyitten öteye geçmeyen usuli bir işlemdir.
28. Yukarıda belirtilen usul, 2 Ocak 2003 tarihli 4778 sayılı Kanun yürürlüğe girene kadar, (21. paragrafta da belirtilmiş olduğu üzere ağır hapis cezası gerektiren suçüstü yakalanma durumu hariç) kamu görevleri sırasında işlenen her türlü suça uygulanmıştır. Bu tarihten itibaren, 4483 sayılı Kanunun 2. maddesi gereğince, kötü muamele (eski Ceza Kanununun 243. maddesi ve 26 Eylül 2004 tarihli yeni Ceza Kanununun 94. ve 95. maddeleri) ve kamu görevlilerinin orantısız güç kullanması (eski Ceza Kanununun 245. maddesi ve yeni Ceza Kanununun 256. maddesi) ile ilgili soruşturmalar 4483 sayılı Kanunun uygulama alanından çıkarılmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLESMENİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
29. Başvuran, Sözleşmenin 2, 3, 6 ve 13. maddelerini ileri sürerek, miting yapıldığı sırada polis memurları tarafından şiddete maruz kaldığını iddia etmektedir. Başvurana göre, yetkililerin her türlü yasal gösteri için gereken tedbirleri almakla yükümlü olmalarına rağmen, güvenlik güçleri yasal olan bir gösteriye müdahalede bulunmuşlardır ve özellikle göstericilerin üzerlerine taş atarak gereksiz yere aşırı bir güç kullanmışlardır. Başvuran, iddiaları konusunda derinlemesine bir soruşturma yürütülmediğinden şikayet etmektedir. Başvuran özellikle, yetkili savcılığın, valilik tarafından yürütülen ön incelemeye dayanarak en ufak bir araştırma yapmadan şikayeti hakkında takipsizlik kararı vermiş olmasından şikayet etmektedir.
30. Hükümet, başvuranın iddialarına ve görüşlerine karşı çıkmaktadır.
31. Mahkeme, başvuranın ileri sürdüğü şikayetleri göz önüne aldığında söz konusu başvurunun Sözleşmenin sadece 3. maddesi açısından incelenmesinin uygun olacağı kanaatindedir. Söz konusu Sözleşme hükmü şu şekildedir:
Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz.
A. Hükümetin, iç hukuk yollarının tüketilmediği yönündeki iddiası hakkında
32. Hükümet 19 Şubat 2009 tarihinde, savcılık kararına karşı idari yargı mahkemeleri önünde yapılması gereken itiraz yolunun tüketilmediğini ileri sürmektedir.
33. Mahkeme daha önce, benzer davalarda benzer bir ilk itirazı, söz konusu idari itiraz yolunun esas hakkındaki sorunlara değinmeyip sadece usulü incelemeye yol açtığı ve soruşturmayı yürüten idari organların yürütme erkine karşı bağımsızlıkları konusunda Mahkeme tarafından müteaddit kereler dile getirilen tereddütleri gidermeye yetmediği gerekçesiyle ve bu haliyle uygun bir itiraz yolu olarak kabul edilemeyeceğini göz önüne alarak reddetmiştir (Uyan/Türkiye (No. 2), No. 15750/02, § 49, 21 Ekim 2008 ve özellikle buradaki referanslar; bk. aynı zamanda Sunal/Türkiye, No. 43918/98, § 60, 25 Ocak 2005; Kanlıbaş/Türkiye, No. 32444/96, § 50, 8 Aralık 2005; Nazif Yavuz /Türkiye, No. 69912/01, § 49, 12 Ocak 2006 ve Sultan Öner ve diğerleri/Türkiye, No.73792/01, § 143, 17 Ekim 2006). Somut olayda, daha önce verdiği kararlarda vardığı sonuçlardan farklı karar vermesini gerektirecek herhangi bir gerekçe bulunmadığından, Mahkeme, Hükümetin bu ilk itirazını reddetmektedir.
B. Sözleşmenin 3. maddesinin esas yönünden değerlendirilmesi
34. Başvuran, polislerin attığı taş nedeniyle burnundan yaralandığını yinelemiştir.
35. Hükümet, başvuranın ifade ettiği olayların oluş şekline itiraz etmektedir. Hükümet, polis memurlarının göstericiler üzerine taş atmadıklarını ve su tankları (TOMA) ve gaz fişekleri kullanmakla yetindiklerini ileri sürmektedir. Hükümet, saldırgan bir tutum sergileyen göstericileri yatıştırmak için güvenlik güçlerinin kanuna, yani 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanununun 16. maddesine uygun hareket ettiği kanaatindedir. Bu bağlamda Hükümet, bir grup göstericinin polis üzerine taş attığı sırada çekilen olay anı görüntülerine atıfta bulunmaktadır. Hükümet, gösteri sırasında çekilen fotoğraf ve video kayıtlarından, otobüs duraklarının camları, mağazaların vitrinleri ve kaldırımların sökülmüş olduğu taraftaki reklam panolarının göstericiler tarafından kırılmış olduklarının görüldüğünü belirtmektedir. Hükümet, olaylar sırasında 36 polisin de yaralandığını belirtmektedir. Hükümete göre başvuran, söz konusu yaralanan polisler gibi göstericiler tarafından atılan taşla yaralanmıştır.
36. Mahkeme, Sözleşmenin 3. maddesine aykırı olan kötü muamelelere ilişkin iddiaların uygun delil unsurları ile desteklenmesi gerektiğine daha önce de hükmetmiştir (Martinez Sala ve diğerleri/İspanya, No. 58438/00, § 121, 2 Kasım 2004). Mahkeme, iddia edilen olayların tespiti için her türlü makul şüpheden uzak olma kıstasından yararlanmaktadır. Böylesi bir delil, yeterince ciddi, kesin ve birbiriyle uyumlu bir takım ipuçlarından veya aksi ispat edilemeyen karinelerden yola çıkılarak elde edilebilmektedir (İrlanda/Birleşik Krallık, 18 Ocak 1978 tarihli karar, § 161 in fine, A serisi No. 25 ve Labita / İtalya (BD), No. 26772/95, § 121, AİHM 2000-IV).
37. Somut olayda Mahkeme, başvuranın yüzüne kimin taş attığı konusunda, tarafların ifadelerinin birbirinden farklı olduğunu tespit etmektedir.
38. Mitingin kamera kaydı görüntülerinden, göstericilerin, tazyikli su sıkan TOMA lara ve gaz fişekleri kullanan güvenlik güçlerine doğru taş ve kaldırım taşları attıkları gözlenebilmektedir.
39. Her ne kadar Hükümet başvuranın sağlık raporunun gerçekliği ve tespit edilen yaralanma konusunda itirazda bulunmasa da, Mahkeme, başvuranın polisler tarafından yaralanmış olduğu sonucuna varmak için ilgilinin yeterli delil unsurlarını sunmadığı kanaatindedir.
40. Mahkeme, başvuranın şikayetinin Sözleşmenin 3. maddesinin esası bakımından açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşmenin 35. maddesinin 3. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerektiği sonuncuna varmaktadır.
C. Yürütülen Soruşturmaların Etkinliği Hakkında
41. Başvuran, iç hukukta yürütülen soruşturmanın, Sözleşmenin 3. maddesinin gerekliliklerini karşılamadığını iddia etmektedir.
42. Hükümet ise, yetkililerin, başvuranın iddialarına ivedi ve etkin bir şekilde cevap verdikleri kanısındadır. Yetkililer, tüm delilleri toplayarak ve bütün usuli güvenceleri uygulayarak, ulusal düzenlemelere ve Sözleşmenin 3. maddesinin gerekliliklerine uygun bir soruşturma yürütmüşlerdir.
43. Mahkeme, Sözleşmenin 3. maddesinin usul yönüne ilişkin şikayetin, Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesinin bulunmadığını tespit ederek, bu şikayetin kabul edilebilir olduğunu belirtmektedir.
44. Mahkeme, bir bireyin, polis veya Devletin benzer diğer görevlileri tarafından Sözleşmenin 3. maddesine aykırı muamelelere maruz kaldığını savunulabilir bir şekilde ileri sürdüğü durumlarda, söz konusu hükmün, etkili ve resmi bir soruşturma yapılmasını gerektirdiğini hatırlatmaktadır (Assenov ve diğerleri/Bulgaristan, 28 Ekim 2008, § 102, Karar ve Hüküm Derlemeleri 1998-VIII).
45. Mevcut davada Mahkeme, başvuranın yaralanma nedenine dair bazı karışıklıkların olduğunu; takdirine sunulan unsurlar dikkate alındığında, söz konusu yaralanmaya polislerin neden olup olmadığının kesin bir şekilde belirlenmesinin mümkün olmadığı kanısındadır. Bununla birlikte, Mahkeme, başvuranın, katıldığı gösteri esnasında Ankara Devlet Hastanesine kaldırıldığını, doktorun ilgilinin burnundan yaralandığını tespit ettiğini, ilgiliye burun kırığı sebebiyle uygun tedaviyi uyguladığını ve ilgiliye bir haftalık iş göremezlik raporu verildiğini saptamaktadır. Ayrıca Mahkeme, başvuranın 5 Aralık 2008 tarihinde, polis memurları hakkında şikayette bulunduğunu tespit etmektedir.
Cumhuriyet Savcısı, polis memurları hakkında ceza soruşturmalarının açılmasına izin verilmesi amacıyla dosyayı Ankara Valiliğine iletmiştir. Böylelikle, Vali, polis memurları ile aynı hiyerarşiye bağlı olan bir müfettişi görevlendirmiştir ve bu müfettiş söz konusu polis memurları hakkında soruşturma yürütmüştür. Vali, müfettiş raporunda varılan sonuca uygun olarak, suçlanan polis memurları aleyhine ceza soruşturmasının açılmasına izin verilmemesine karar vermiştir. Herhangi bir ceza soruşturması yürütülememiştir.
46. Suçlanan polis memurlarına karşı ceza soruşturmalarının açılmasına izni verilmesi için Cumhuriyet Savcısı tarafından yetkili valiye yöneltilen talep ile ilgili olarak Mahkeme, 4778 sayılı ve 4483 sayılı kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunun 2 Ocak 2003 tarihinde yürürlüğe girmesiyle birlikte, kamu görevlileri tarafından kötü muamele uygulanması ve aşırı güce başvurulmasıyla ilgili ceza soruşturmalarının genel hükümlere tabi olduğunu kaydetmektedir (yukarıdaki 28. paragraf). Gerçekten de, mevcut dava koşullarında, ihtilaflı olay ve eylemlerin 20 Kasım 2008 tarihinde meydana gelmesi sebebiyle, soruşturma açılması doğrudan Cumhuriyet Savcılarının yetki alanına girmekteydi.
47. Mahkeme, 4483 sayılı Kanunda yapılan değişikliğin göz ardı edilmesinin, başvuranın Sözleşmenin 3. maddesine aykırı bir muameleye maruz kaldığını ileri sürdüğü gerçek koşulların ortaya konulmasını engellediği kanısındadır (bk. örneğin, İşeri ve diğerleri/Türkiye, No. 29283/07, § 42, 9 Ekim 2012 ve Karahan/Türkiye, No. 11117/07, § 45, 25 Mart 2014).
48. Bu bağlamda Mahkeme, suçlananlarla aynı hiyerarşiye bağlı olan idari organlar tarafından polis memurlarına karşı mevcut davadakilere benzer koşullarda yürütülen soruşturmanın, bağımsız bir organ tarafından yürütülen bir soruşturma olarak değerlendirilemeyeceği yönündeki yerleşik içtihadını hatırlatmaktadır (bk. örneğin, anılan Nazif Yavuz, § 49 ve Ümit Gül/Türkiye, No. 7880/02, §§ 53-57, 29 Eylül 2009).
49. Dolayısıyla somut olayda yürütülen soruşturmanın, bu koşullarda Sözleşmenin 3. maddesi anlamında etkin olduğunun kabul edilmesi mümkün değildir. Bu nedenle Mahkeme, bu hükmün usul yönünden ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
II. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
50. Sözleşmenin 41. maddesi uyarınca,
Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarım ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.
51. Başvuran, herhangi bir adil tazmin talebinde bulunmamıştır. Dolayısıyla Mahkeme, başvurana bu bağlamda herhangi bir meblağ ödenmesinin gerekli olmadığı kanaatindedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun, Sözleşmenin 3. maddesinin usul yönüne ilişkin başvuranın şikayeti bakımından kabul edilebilir olduğuna ve geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna;
2. Sözleşmenin 3. maddesinin usul yönünden ihlal edildiğine; karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup; içtüzüğün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca, 22 Temmuz 2014 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy