(AİHS. m. 36, 37, 44) (4389 S. K. m. 14) (2577 S. K. m. 12, 28)
İKİNCİ BÖLÜM
(Başvuru no. 53138/09)
KARAR
(Esas hakkında)
STRAZBURG
7 Haziran 2016
İşbu karar, Sözleşmenin 44. maddesinin 2. paragrafında öngörülen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup, şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Knick / Türkiye davasında,
Başkan,
Julia Laffranque,
Yargıçlar,
Işıl Karakaş,
NebojsaVucinic,
Paul Lemmens,
KsenijaTurkovic,
JonFridrikKjolbro,
StephanieMourou-Vikström
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü StanleyNaismithin katılımıyla Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 17 Mayıs 2016 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakereler sonucunda, aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir.
USUL
1. Davanın temelinde, Alman vatandaşı DieterClausKnick tarafından, 24 Ağustos 2009 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM veya Mahkeme) yapılmış olan bir başvuru (no. 53138/09) bulunmaktadır.
2. Başvuran Ankarada görev yapmakta olan avukat J. Ertürk tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (Hükümet) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru 17 Ekim 2012 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiştir.
4. Sözleşmenin 36 § 1 maddesi ve İç Tüzüğün 44 § 1 (a) maddesi kapsamındaki bildirim uyarınca, Alman Hükümeti mevcut davada müdahil olma hakkını kullanmak istememiştir.
OLAYLAR
I.DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran 1960 doğumlu olup, Almanya BadDürkheimda ikamet etmektedir. Alman menkul kıymetler borsası vasıtasıyla, ilgili tarihte Türkiyenin beşinci en büyük özel bankası olan Demirbanktan 81.529 adet Türk ve 737 adet Alman hisse senedi satın almıştır.
A.Davanın geçmişi
6. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (bundan böyle Kurul olarak anılacaktır) 6 Aralık 2000 tarihli ve 123 sayılı kararıyla, Demirbankın yönetiminin ve kontrolünün, 4389 sayılı Bankalar Kanununun 14 (3) maddesi uyarınca Tasarruf Mevduat Sigorta Fonuna (bundan böyle TMSF olarak anılacaktır) devredilmesine karar vermiştir. Kurul verdiği kararda, Demirbankın varlıklarının taahhütlerini karşılamak için yeterli olmadığına ve bankanın faaliyetlerine devam etmesinin mali sistemin güvenliğini ve istikrarını tehdit edeceğine hükmetmiştir. Dolayısıyla, Demirbankın yönetimi, kontrolü ve temettüler hariç olmak üzere hissedarların imtiyazları TMSFye devredilmiştir. TMSF ayrıca Demirbanka ait tüm mallara el koymuştur.
7. 31 Ocak 2001 tarihinde, bankanın tüm öz kaynakları İstanbul Menkul Kıymetler Bankasındaki hesabından alınarak, TMSFnin hesabına aktarılmıştır. Sonrasında TMSF, 20 Eylül 2001 tarihinde, HSBC Bankla bir anlaşma yaparak, Demirbankı 350.000.000 Amerikan doları karşılığında HSBC Banka satmıştır. Sonuç olarak, 14 Aralık 2001 tarihinde, Demirbankın tüzel kişiliği feshedilmiş ve ticaret sicilinden silinmiştir.
B. Demirbankın temel hissedarları tarafından başlatılan işlemler
1.123 sayılı kararın iptal edilmesine ilişkin işlemler
8. Demirbankın temel hissedarı, Cıngıllı Holding A.Ş., 6 Aralık 2000 tarihli Demirbankın TMSFye devredilmesi kararının iptali istemiyle, 2 Şubat 2001 tarihinde Ankara İdare Mahkemesi önünde, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (bundan böyle Kurum olarak anılacaktır) hakkında idari işlem başlatmıştır.
9. Ankara İdare Mahkemesi görevsizlik kararı vermiş ve davayı Danıştaya havale etmiştir.
10. Davacı, Danıştay önünde dile getirdiği beyanlarında, mülkiyet haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Ayrıca, Bankalar Kanununun 14. maddesi kapsamında anayasaya aykırılık itirazında bulunmuştur. Şirket ayrıca, 2000 yılının Kasım ayı öncesinde Demirbankın herhangi bir önemli mali sorunla karşılaşmadığını belirtmiştir. Bankalar Kanununun 14 (2) maddesi uyarınca mali sıkıntılar yaşayan bir bankanın öncelikle mali yapısını düzeltmesi doğrultusunda uyarılması gerektiğini ve bankaya belirli tedbirleri alması için süre tanınması gerektiği belirtilmiştir. Ancak; somut davada bu tür bir uyarıda bulunulmamıştır. İkinci olarak Kurul, Demirbankın mali yapısının belirli tedbirler alınsa dahi güçlendirilemeyecek kadar zayıflamış olduğunu iddia etmemiştir. Son olarak şirket, bankanın TMSFye devredilmesinin ardından TMSF yetkililerinden oluşan bir Genel Kurulun, bankanın devredilmesiyle sonuçlanan olayda kusurları bulunmadığına hükmederek Demirbankın eski yöneticilerini akladığını beyan etmiştir.
11. Danıştay dosyayı inceledikten sonra, 3 Haziran 2003 tarihinde davayı reddetmiştir. Danıştay, bankanın TMSF tarafından devralınmasının Bankalar Kanununun 14 (3) maddesine uygun olarak gerçekleştiğine hükmetmiştir.
12. Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu 18 Aralık 2003 tarihinde, 3 Haziran 2003 tarihli kararı bozmaya karar vermiştir. Mahkeme kararında, Kurulun Demirbankın TMSFye devredilmesine karar vermesi öncesinde, bankanın mali durumuna ilişkin nesnel bir değerlendirme yapmış olması gerektiğine hükmetmiştir. Mahkeme ayrıca Kurulun, Bankalar Kanununun 14 (3) maddesini uygulamadan önce Kanunun 14 (2) maddesi gereğince Demirbanka belirli tedbirler alması talimatını vermiş olması gerektiği sonucuna varmıştır.
13. Bankalar Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından yapılan karar düzeltme talebi 29 Nisan 2004 tarihinde reddedilmiştir.
14. Dava dosyası, Danıştaya iade edilmiştir. Danıştay, 5 Kasım 2004 tarihinde davaya ilişkin karar vermiş ve Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulunun kararına uymuştur. Böylelikle, Demirbankın TMSFye devredilmesine ilişkin 6 Aralık 2000 tarihli Kurul kararını, söz konusu işlemin yasadışı olduğuna hükmederek iptal etmiştir. Bankalar Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından gerçekleştirilen itiraz ve karar düzeltme talebi sırasıyla 14 Nisan 2005 ve 15 Aralık 2005 tarihlerinde reddedilmiştir.
2.Demirbank ınHSBCye satılmasına dair anlaşmanın iptal edilmesine ilişkin işlemler
15. Cıngıllı Holding A.Ş.nin temel hissedarı olan S. Cıngıllıoğlu, Demirbankın HSBCye satılmasına dair anlaşmanın iptali istemiyle, 20 Eylül 2001 tarihinde, TMSF aleyhine Ankara İdare Mahkemesi önünde idari dava açmıştır.
16. Demirbankın TMSFye devredilmesinin Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu tarafından hukuka aykırı bulunmuş olması nedeniyle, Ankara İdare Mahkemesi 21 Nisan 2004 tarihinde, TMSF ve HSBC arasında 20 Eylül 2001 tarihinde imzalanan anlaşmayı iptal etmiştir. TMSF tarafından yapılan temyiz başvurusu ve düzeltme talebi sırasıyla 3 Haziran 2005 ve 24 Şubat 2006 tarihlerinde reddedilmiştir.
C.Başvuran tarafından açılan davalar
1.İlk dava
17. Demirbankın TMSFye devredilmesinin ardından başvuran tazminat istemiyle Kurula başvurmuştur. Ancak herhangi bir yanıt alamamıştır.
18. Sonrasında, 2002 yılının belirtilmeyen bir tarihinde, başvuran Danıştay önünde, Kurum aleyhine tazminat davası açmıştır. TMSFye devredilmesi nedeniyle Demirbanktaki hisselerini kaybettiğini ileri sürmüş ve Kurulun tazminat talebini reddetmesi anlamına gelen kararının bozulmasını talep etmiştir.
19. Danıştay 26 Haziran 2003 tarihinde başvuranın davasını reddetmiştir. Mahkeme 3 Haziran 2003 tarihinde vermiş olduğu eski bir kararı temelinde (bk. yukarıdaki 11. paragraf), bankanın TMSF tarafından devralınmasının Bankacılık Kanununun 14 (3). maddesine uygun olduğunu tespit etmiştir.
20. Başvuran bu karara itiraz etmiştir.
21. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, 21 Ekim 2004 tarihinde kararı bozmaya karar vermiştir. Sonraki kararın temelini teşkil eden 3 Haziran 2003 tarihli eski kararın 18 Aralık 2003 tarihinde bozulduğunu belirtmiştir (bk. yukarıdaki 12. paragraf).
22. Kurum tarafından gerçekleştirilen düzeltme talebi 26 Mayıs 2005 tarihinde reddedilmiştir.
23. Başvuranın davasının yalnızca Kurul tarafından red anlamına gelen kararla ilgili olması ve bu hususun Ankara İdare Mahkemesi tarafından değerlendirilmesi gerektiği nedeniyle; Danıştay 19 Eylül 2005 tarihinde, konu bakımından yargı yetkisi bulunmadığına hükmetmiştir.
24. Ankara İdare Mahkemesi 29 Aralık 2005 tarihinde davanın süresi dışında açılmış olduğu gerekçesiyle davayı reddetmiştir. İdare Mahkemesi, başvuranın Demirbankın öz kaynaklarının TMSFnin Menkul Kıymetler Borsasındaki hesabına transfer edilmesinin ardından, diğer deyişle 31 Ocak2001 tarihinden itibaren altmış gün içerisinde işlem başlatması gerektiğine karar vermiştir (bk. yukarıdaki 7. paragraf).
25. Danıştay 12 Mart 2007 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
2.İkinci dava
26.Temel hissedarlar hakkında verilen iki kararın ardından (bk. yukarıdaki 8-16. paragraflar), başvuran 10 ve 11 Mayıs 2006 tarihlerinde sırasıyla Kuruma ve TMSFye başvurmuş ve hissedar olarak haklarının iadesini talep etmiştir. Restitutio in integrum (eski halin iadesi) ilkesine dayanarak, Danıştayın yukarıda bahsedilen kararlarının icra edilmesi ve Demirbankın hissedarı olarak haklarının iade edilmesi gerektiğini iddia etmiştir.
27. Kurum yasal süre sınırı içerisinde başvuranın talebine yanıt vermemiştir.
28. TMSF 15 Haziran 2006 tarihinde, iadenin hukuki olarak ve uygulamada olanaksız olduğunu ifade ederek başvuranın talebini reddetmiştir.
29. Sonrasında başvuran, Ankara İdare Mahkemesi önünde yeni bir dava açmış ve Kurumun yukarıda belirtilen kararları icra etmesi gerektiğini ve Demirbankın bir hissedarı olarak haklarının iade edilmesi gerektiğini iddia etmiştir. Bankanın HSBCye satılmasının ardından belirli bir miktarda varlığa sahip olduğunu ve bu nedenle iadenin belirli bir derecede mümkün olduğunu ileri sürmüştür. Ayrıca haklarının iade edilmemesi durumunda, hisselerinin kaybı nedeniyle kendisine tazminat ödenmesi gerektiğini iddia etmiştir.
30. Ankara İdare Mahkemesi 30 Kasım 2007 tarihinde, davayı reddetmiştir. İdare Yargılama Usul Kanununun 12 ve 28. maddeleri uyarınca, yalnızca ilgili kişilerin tam yargı davası açma hakkına sahip olduklarını belirtmiştir. Başvuranın temel hissedarlar tarafından açılan iptaldavalarına taraf olmaması nedeniyle ilgili kişi olarak değerlendirilemeyeceğini tespit etmiştir. Ayrıca iptal edilen idari işlemin düzenleyici işlem olması durumunda, ilgili kişiler kavramının, bu işlemden etkilenen herkes için geçerli olacağına; ancak bireysel işlem olması durumunda, iptal işlemlerine taraf olanlar bakımından uygulanabileceğine karar vermiştir. Mahkeme iptal edilen idari işlemlerin bireysel işlem olduğuna karar vererek, başvuranın iptal kararı bakımından ilgili kişi olmadığı kanısına varmıştır. Son olarak, başvuranın taleplerini reddeden Kurum ve TMSF kararlarının hukuka uygun olduğunu ve iadenin mümkün olmadığını belirtmiştir.
31. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 23 Ekim 2008 tarihinde kararı onamış ve 26 Şubat 2009 tarihinde başvuranın düzeltme talebini reddetmiştir.
II.İLGİLİ İÇ HUKUK KURALLARI
32. İç hukuk kurallarına ilişkin açıklamalar Reisner / Türkiye (no. 46815/09, § 34, 21 Temmuz 2015) kararında görülebilir.
,33. Ayrıca İdari Yargılama Usul Kanununun 12. maddesine göre, idari bir işlem neticesinde haklarının ihlal edildiğini iddia eden herkes, idare mahkemeleri önünde tam yargı davası açabilirler. Aynı zamanda, şikayet konusu işlemin iptal edilmesi amacıyla dava açabilirler veya istemeleri halinde, ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, iptal kararının tebliğ edildiği tarihten itibaren yasal süre sınırları içerisinde tam yargı davası açabilirler.
34. İdari Yargılama Usulü Kanununun 28 § 3 maddesine göre, kamu idaresinin idare mahkemeleri tarafından verilen kararların gerekliliklerini yerine getirmemesi durumunda; maddi ve manevi tazminat istemiyle davalar açılabilir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. HÜKÜMETİN MAHKEME İÇ TÜZÜĞÜNÜN 47. MADDESİTEMELİNDEKİ İTİRAZI
35. Hükümet başvuranın başvuru formunda mesleğini belirtmediğini ileri sürmüştür. Bu nedenle Mahkemenin İç Tüzüğün 47. maddesindeki gereklilikleri karşılamadığı gerekçesiyle başvuruyu reddetmesini talep etmiştir.
36. Mahkeme, ilgili tarihte yürürlükte olan versiyonuyla, İç Tüzüğün 47. maddesi uyarınca, Mahkeme aksi yönde karar vermedikçe, Sözleşmenin 34. maddesi kapsamında, Yazı İşleri Müdürlüğü tarafından gönderilen başvuru formu üzerinden başvuruda bulunulması gerektiğini kaydetmektedir. Başvuru formu, Mahkemenin başka belgelere başvurmasına gerek olmaksızın, başvurunun mahiyeti ve kapsamını belirlemesini sağlamak amacıyla, ilgili kısımlarında talep edilen tüm bilgileri içermelidir. Mahkeme başvuranın, olayları ve iddia edilen Sözleşme ihlallerini başvuru formunda açık bir şekilde ifade ettiğini gözlemlemektedir. Ayrıca, söz konusu gereklilik Sözleşmenin 35. maddesinde belirtilen kabul edilemezlik gerekçelerinden biri değildir. Bu nedenle, başvurunun Mahkemenin usul kurallarına uygun olmadığı gerekçesiyle reddedilememesi sebebiyle, Hükümetin ilk itirazı reddedilmelidir (bk. Reisner / Türkiye, no. 46815/09, § 36, 21 Temmuz 2015).
II. SÖZLEŞMEYE EK 1 NO.LU PROTOKOLÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
37. Başvuran, mülkiyetinin barışçıl bir şekilde korunması hakkının, Demirbanktaki hisselerinden kanuna aykırı bir şekilde yoksun kalması veyaşadığı kayba ilişkin olarak herhangi bir tazminat alamaması sebebiyle ihlal edilmiş olduğu konusunda şikâyette bulunmuştur. Başvuran bu bağlamda, Sözleşmeye Ek 1 No.lu Protokolün 1. maddesine dayanmıştır.
38. Hükümet başvuranın iddiasına itiraz etmiştir.
39. Sözleşmeye Ek 1 No.lu Protokolün 1. maddesi aşağıdaki gibidir:
Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.
A.Kabul edilebilirlik hakkında
40. Hükümet, başvuranın İdari Yargılama Usul Kanununun 12. maddesi ve Anayasanın 125. maddesi uyarınca, tazminat davası açmaması sebebiyle, bu şikâyetin iç hukuk yollarının tüketilmemesi sebebiyle reddedilmesi gerektiğini ifade etmiştir.
41. Mahkeme bir başvuranın, etkin ve yeterli olması muhtemel iç hukuk yollarını normal bir şekilde kullanması gerektiğini ve bir hukuk yolunun izlenmesi durumunda, aynı amaca sahip olan bir başka hukuk yolunun kullanılmasının gerekmediğini hatırlatır (bk. Kozacıoğlu / Türkiye (BD), no. 2334/03, § 40,19 Şubat 2009). Mevcut davada başvuran, mahkeme kararlarının icra edilmesini talep etmiştir; ancak, idari makamlar tarafından bu yönde herhangi bir adım atılmamıştır. Oysaki idari makamların, Demirbankın TMSFye kanuna aykırı olarak devredilmemesi durumunda, ortaya çıkacak olan fiili ve hukuki durumu eski haline getirmek amacıyla gereken tüm tedbirleri alma konusunda anayasal yükümlülükleri bulunmaktadır. Bu koşullar altında, başvuranın Devlete karşı başka davalaraçması beklenemez. Bu nedenle Mahkeme, başvuranın iç hukuk yollarının tüketilmesi şartını yerine getirdiği sonucuna varmıştır. Sonuç olarak, Hükümetin bu husustaki itirazını reddetmektedir (bk. yukarıda anılan Reisner kararı, § 41).
42. Mahkeme bu şikâyetin Sözleşmenin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Ayrıca kabul edilemezliğe ilişkin başka herhangi bir gerekçe de bulunmamaktadır. Bu nedenle kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
B.Esas hakkında
43. Başvuran, Devletin yasa dışı eylemlerinin bir sonucu olarak Demirbanktaki hisselerini kaybettiği ve kaybına ilişkin olarak tazminat alamadığı hususunda şikâyette bulunmuştur.
44. Hükümet ilk olarak, başvuranın küçük hissedar olarak, 1 No.lu Protokolün 1. maddesi anlamında mülkiyetinin bulunmadığını ileri sürmüştür. Ayrıca, söz konusu kararın icra edilmesinin hukuki ve fiili olarak imkânsız olduğunu, zira Demirbankın ticaret sicilinden silindiğini ve böylelikle tüzel kişiliğinin sonlandığını öne sürmüştür. Ayrıca, makamların bu hususta yetkilerinin bulunmaması nedeniyle Demirbankın veya hisselerinin yeniden ortaya çıkarılmasının imkânsız olduğunu beyan etmiştir.
45. Mahkeme benzer bir şikâyeti incelediğini ve Reisner davasında (yukarıda anılan, §§ 45-51), Sözleşmeye Ek 1 No.lu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğini tespit ettiğini kaydetmektedir. Mahkeme bu davada, borsa üzerinden satın alınan Demirbank hisselerinin ekonomik bir değere sahip olduğu ve bu nedenle 1 No.lu Protokolün 1. maddesi anlamında mülkiyet teşkil ettiği sonucuna varmıştır. Mahkeme söz konusu davada, yerel icra usulünün veya Devlet bütçe sisteminin karmaşıklığının, Devleti Sözleşme uyarınca bağlayıcı ve icra edilebilir yargı kararlarınınmakul bir süre içerisinde icra edilmesini herkes için sağlama yükümlülüğünden muaf tutamayacağını yinelemiştir. Fon ve diğer kaynak eksikliklerinin bir ilam harcının ödenmemesi için gerekçe gösterilmesi yolu, Devlet makamları için açık değildir (bk. Burdov / Rusya (no. 2), no. 33509/04, § 70, AİHM 2009, ve Süzer ve Eksen Holding A.Ş. / Türkiye, no. 6334/05, § 116, 23 Ekim 2012). Ayrıca, sonradan hukuka aykırı olduğu tespit edilen idari işlemler temelinde, hisseleri elinden alınan başvuranın, bu kaybına ilişkin olarak tazminat elde edemediğini ve orantısız bir yük taşımak zorunda bırakıldığını kaydetmiştir (bk. yukarıda anılan Reisner kararı, § 50).
46. Mahkeme mevcut davada, başvuranın da Demirbankın küçük bir hissedarı olduğunu gözlemlemektedir. Ancak yerel mahkemeler, farklı gerekçelerle, diğer deyişle, temel hissedarlar tarafından açılan iptal davalarına taraf olmaması nedeniyle ilgili kişi olarak değerlendirilemeyeceği gerekçesiyle başvuranın davasını reddetmiştir (bk. yukarıdaki 30. paragraf). Ancak Reisner davasında, yerel mahkemeler, başvuranın mahkeme kararlarından faydalanabilen bir ilgili kişi olup olmadığının üzerinde durmaksızın, Demirbankın HSBCye satılmasının ardından ticaret sicilinden silindiği gerekçesiyle, bir hissedar olarak başvuranın haklarının iadesinin hukuki açıdan olanaksız olduğuna karar vermişlerdir. Mahkeme, yerel mahkemelerin red kararına ilişkin olarak farklı gerekçeler öne sürmesine rağmen, her iki başvurunun da aynı konuyla ilgili olduğunu kaydetmektedir ve bu nedenle mevcut davada, Reisner kararında varılan sonuçtan farklı bir sonuca varmasını gerektiren özel bir koşul tespit edememektedir (yukarıda anılan, §§ 45-51).
47. Mahkeme özellikle, Demirbankın devralınması ve satılmasının hukuka aykırı olduğunun bildirildiği kararın, iptal davasına taraf olup olmadıklarına bakılmaksızın, hem temel hissedarlar hem de küçük hissedarlar bakımından bazı sonuçlar doğurduğunu kaydetmektedir. Başvuranın hisseleri ne kadar küçük olursa olsun maddi zarara maruzkaldığı açıktır. Yetkililer, başvuranın Danıştay tarafından sonradan hukuka aykırı olduğu bildirilen yasadışı idari işlemin sonucu olarak yaşadığı kaybını telafi etmekle yükümlüdür (bk. yukarıdaki 8-16. paragraflar). Başvuranın hisseleri, hukuka aykırı müdahale temelinde elinden alınmıştır; ancak başvuran bu kaybına ilişkin olarak herhangi bir tazminat alamamıştır ve orantısız bir yük taşımaya mecbur bırakılmıştır.
48. Mahkeme yukarıdaki görüşler ışığında, Sözleşmeye Ek 1 No.lu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
III.SÖZLEŞMENİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİA EDİLEN DİĞER MADDELERİ
49. Başvuran Sözleşmenin 6 § 1 ve 13. maddelerine dayanarak; ilk ve ikinci davayla ilgili diğer hususlar hakkında şikayette bulunmuştur.
50. Mahkeme elindeki bütün belgeleri dikkate alarak ve bu şikayetlerin yetki alanına girdiği ölçüde; bu hususta bu hükümlerde belirtilen hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğine yönelik herhangi bir bulgu tespit edememiştir. Başvurunun bu kısmının, Sözleşmenin 35 §§ 1, 3 ve 4. maddeleri uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmesi gereklidir.
IV. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
51. Sözleşmenin 41. maddesi şunu öngörmektedir:
Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarım ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.
52. Başvuran maddi zararı için tazminat talebinde bulunmuştur. Mali kaybını hesaplamak için, sonuçları farklılık gösteren üç ayrı hesaplama yöntemine başvurmuştur (sırasıyla 6.020,29 avro, 5.301,13 avro ve 3.038,12 avro). Ayrıca manevi tazminata ilişkin olarak 1.000 avro daha talep etmiştir.
53. Başvuran ayrıca avukatlık ücreti için 1.328,06 avro, masraf ve giderler için ise 1.621,87 avro talep etmiştir.
54. Hükümet bu taleplere karşı çıkmıştır.
55. Mahkeme mevcut davanın kendine özgü koşulları çerçevesinde, 41. maddenin uygulanması hususunun karar bakımından henüz hazır olmadığı kanısındadır. Davalı Devlet ve başvuran arasındaki anlaşmanın muhtemel olması dikkate alındığında, bu hususu saklı tutmak gereklidir (Mahkeme İç Tüzüğünün 75 §§ 1 ve 4. maddesi).
İŞBU GEREKÇELERLE MAHKEME OYBİRLİĞİYLE,
1. 1 No.lu Protokolün 1. maddesi kapsamındaki şikâyetin kabul edilebilir olduğuna ve başvurunun geri kalanının kabul edilemez olduğuna;
2. Sözleşmeye Ek 1 No.lu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Sözleşmenin 41. maddesi kapsamındaki adil tazmin hususunun karar bakımından henüz hazır olmadığına ve bu nedenle;
(a) söz konusu hususu bütünüyle saklı tutmaya;
(b) Hükümet ve başvuranı, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, Sözleşmenin 44 § 2 maddesi uyarınca, konu hakkında yazılı görüşlerini sunmaya ve varabilecekleri herhangi bir anlaşma hakkında Mahkemeyi bilgilendirmeye davet etmeye;
(c) İzlenecek usulleri saklı tutmaya ve ihtiyaç olması halinde, Daire Başkanına izlenecek usullerin belirlenmesi konusunda yetki tanımaya Karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş ve İç Tüzüğün 77 §§ 2 ve 3 maddeleri uyarınca 7 Haziran 2016 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy